Işıkları Altındaki İlk Karşılaşma

Kültür Festivali etkinliğimizi bir tiyatro oyunu olarak belirlememizden birkaç gün sonraydı. Üniformalı Shimizu-san ile birlikte Astronomi Kulübü odasına doğru yürüyorduk.

"Bugün tanışacağımız kişi nasıl biridir acaba?"

Yaz tatilinde olmamıza rağmen okula gelme sebebimiz Ai-san tarafından çağrılmamızdı. Nedenini sorduğumda, görünüşe göre senaryoyu yazacak olan kişi bizimle tanışmak istemişti.

"Bilmiyorum. Laf anlatabileceğimiz biri olsa bari."

"O kadarı da olur herhalde ama..."

Kendi yazdığı senaryoya dayanarak bir oyun sergilenmesi için ilan asacak kadar girişken biri olduğuna göre, kesinlikle hareketli biri olmalıydı.

Öyle böyle derken Astronomi Kulübü odasının önüne vardık. Kapıyı tıklatıp içeri girdik.

"Ooo, ikinizi de bekliyordum!"

Kulüp odasında bizi buraya çağıran asıl suçlu Ai-san'ın yanında, gözlüklü bir kız daha oturuyordu. Bizim lisenin üniformasını giymişti ve saçları omuzlarına kadar geliyordu.

"Merhaba. Ai-san, yanındaki kişi kim?"

"Bu kız..."

"Ben Tiyatro Kulübü'nden on birinci sınıf öğrencisi, Himejima Runa! Lütfen bana sadece Runa deyin!"

Bu gür sesin baskınlığı karşısında bir an donup kaldım, cevabım boğazıma düğümlendi.

"Ai ile kafa yapısı uyuşacak birine benziyor."

Yanımdaki Shimizu-san'ın yüzüne baktığımda, bıkkınlıktan ruhu çekilmiş gibi görünüyordu.

"Övgünüz için çok teşekkür ederim!"

"Övmedim!"

"Neyse, neyse. Hadi Kei, Daiki-kun, gelin oturun. Şöyle güzelce bir kaynaşalım!"

Shimizu-san ile boş koltuklara oturduk.

"Şimdi, bizimle tanışmak isteyen tip bu mu yani?"

Shimizu-san parmağıyla Himejima-san'ı işaret etti.

"Evet, öyle!"

"Aynı sınıftayız, resmi konuşmana gerek yok."

"Bu biraz alışkanlık gibi bir şey, o yüzden lütfen aldırmayın!"

Himejima-san ellerini masaya dayadı ve yüzünü iyice Shimizu-san'a yaklaştırdı.

"An-anladım. Himejima..."

"Runa deyin lütfen!"

Himejima-san, yüzünü önündeki Shimizu-san'a daha da yaklaştırdı. Buna karşılık Shimizu-san geriye doğru kaykılarak araya mesafe koymaya çalışıyordu. Shimizu-san'ın Ai-san dışında biri tarafından bu kadar köşeye sıkıştırıldığını görmek nadir rastlanan bir durumdu.

"Peki Runa, senin Tiyatro Kulübü'ndeki işlerin ne olacak? Onlar da Kültür Festivali'nde oyun sergileyecek, değil mi?"

"Bunda hiçbir sorun yok! Tiyatro Kulübü'nün oyun senaryosu zaten ana hatlarıyla tamamlandı. Bundan sonra üzerinde düzeltmeler yapılabilir belki ama senaryodan sorumlu Senpailerim olduğu için her şey yolunda!"

"Ö-öyle mi..."

Himejima-san kendisi sorun yok diyorsa öyledir herhalde. Yine de aklıma takılan bir şeyi sormaya karar verdim.

"Himejima-san..."

"Runa deyin lütfen!"

Himejima-san, daha doğrusu Runa-san, ismiyle hitap edilmesinden hoşlanıyor gibiydi.

"Şey, Runa-san, neden Kültür Festivali'nde oyun sergileyecek gruplar arıyordun ki?"

"Çünkü kendi yazdığım bir senaryoya dayanan bir oyunu bir an önce izlemek istedim!"

Anlattığına göre Runa-san, tiyatro senaryoları yazmak istediği için Tiyatro Kulübü'ne girmişti. Fakat kulüpte Kültür Festivali oyunlarını genelde on ikinci sınıflar merkezli bir ekip yazdığı için, tek başına bir senaryo yazmasına izin verilmemişti. Bu yüzden kendi kaleminden çıkan bir oyunu izlemek isteyen Runa-san, bir ilan hazırlayıp Kültür Festivali'nde oyun oynamak isteyen bir topluluk aramaya başlamıştı.

"Az çok anladım ama Tiyatro Kulübü'ndeki Sensei veya diğer üyelerle bu konuyu konuştun mu?"

"Evet! Herkes beni büyük bir memnuniyetle uğurladı!"

"Bu işte bir terslik olmasın? Kulüpteki elemanlar senden kurtulmaya çalışıyor olmasınlar?"

"Kei-san, çok ilginç şeyler söylüyorsunuz! Mizah anlayışınız da harikaymış!"

Runa-san gülüyordu ama Shimizu-san'ın pek de şaka yapıyor gibi bir hali yoktu.

"Her neyse, benim için endişelenmenize gerek yok! Astronomi Kulübü üyeleri için şimdi tüm yeteneğimi ortaya koyup en iyi senaryoyu yazacağım!"

Gözleri sanki savaşçı bir ruhla alev alev yanıyor gibiydi.

"Runa-chan, biz de elimizden gelenin en iyisini sergileyeceğiz!"

Ai-san elini Runa-san'a doğru uzattı.

"Teşekkür ederim, Ai-san!"

Runa-san, Ai-san'ın elini sıkıca kavradı.

"Biz burada ne izliyoruz ya..."

Shimizu-san biraz soğuk bakışlarla ikisinin el sıkışmasını izliyordu.

"Şey, hevesinizi kırmak istemem ama Runa-san, bizi bugün neden buraya çağırdın?"

Runa-san'ın neden grup aradığını anlamıştım ancak ben ve Shimizu-san ile neden özellikle tanışmak istediği hala bir gizemdi.

"Sahi, onu daha söylemedim değil mi!"

"Saçma sapan bir nedense çekip giderim, ona göre."

Shimizu-san söz konusu olunca, neden yeterince tatmin edici değilse gerçekten de gidip yatabilirdi.

"Bugün ikinizi çağırma sebebim, sizin gerçekte nasıl insanlar olduğunuzu kendi gözlerimle görmek istemem!"

Bu sözü duyduğu an Shimizu-san ayağa kalktı.

"Nereye?"

"Gidiyorum."

"Nereye dedik?"

"Eve be!"

"Neden ki?"

"Ai, sen de başlama!"

Böyle giderse başını yana eğmiş Ai-san ile Runa-san'ı burada bırakıp Shimizu-san gerçekten çekip gidecekti.

"Shimizu-san, şimdilik Runa-san'ın açıklamasını sonuna kadar dinlesek mi?"

"...Elimden bir şey gelmez, peki."

Shimizu-san tekrar yanımdaki koltuğa oturdu. Güzel, en azından şimdilik dinlemeye ikna olmuştu.

"Peki Runa-san, neden beni ve Shimizu-san'ı bizzat görmek istedin?"

"Bu oyunun başrol oyuncuları Shimizu-san ve Daiki-san, yani siz ikinizsiniz! Sizin nasıl kişiler olduğunuzu bilmeden bir senaryo yazmam imkansız!"

"Ai'den bizim hakkımızda genel bilgileri alamaz mıydın?"

"O zaman olaylara sadece Ai-san'ın gözünden bakmış olurdum, bu da gerçek kişiliğinizle aranızda farklar doğurabilirdi."

"...Anlıyorum."

Ai-san, Shimizu-san'ı çok iyi tanıyor olsa da sadece onun anlatacakları tek taraflı kalabilirdi. Runa-san, bizi kendi gözleriyle görüp ne tür insanlar olduğumuzu teyit etmek istemiş olmalıydı.

"Senin durumunu anladım ama sonuç olarak bizim ne yapmamız gerekiyor?"

"Sizden tek bir şey istiyorum!"

"Neymiş o?"

"Her zamanki halinizi gözlemlememe izin verin!"

"Ne demek istiyorsun?"

"Sizin nasıl insanlar olduğunuzu ve birbirinizle nasıl bir ilişkiniz olduğunu doğrudan görüp anlamak istiyorum! Bunları bir kavrarsam, ilhamın su gibi akıp geleceğine eminim!"

Öyle konuşan Runa-san'ın gözleri parıl parıl parlıyordu.

"Yani Kei ve Daiki-kun, her zamanki halinizde takılsanız yeter, okey!"

"Aynen öyle!"

Ai-san ve Runa-san aynı anda bize doğru başparmaklarını kaldırdı.

"Siz de iyice senkronize oldunuz ha."

"Çünkü biz ruh ikiziyiz! Henüz tanışalı bir ay bile olmadı ama! Eee, Runa-chan'ın günlük hayatınızı gözlemlemesi sizin için sorun olur mu çocuklar?"

"...Yani, sadece bu kadarsa benim için sorun yok."

Üçünün bakışları aynı anda bana döndü. Cevabım zaten belliydi.

"Benim için de sorun yok."

"Anlaştık o zaman! Öyleyse Runa-chan tarafından yürütülecek 'günlük hayat gözlemi' başlasın! Hadi bakalım, her zamanki gibi eğlenceli eğlenceli sohbet edin!"

"Çıtayı yükseltip durma! ...Neyse, öylesine konuşalım bari, Hondou."

"Olur. Shimizu-san, kamp bittiğinden beri nasılsın, keyfin yerinde mi?"

"...Ah, evet."

"Sevindim o zaman."

Konuşma orada kesildi. Bir tuhaflık vardı. Neden bilmiyorum ama her zamanki gibi lafın arkasını getiremiyordum.

"Sen ne yaptın?"

"Ben de iyiyim."

"Anladım..."

Sohbet yine tıkandı. Shimizu-san zahmet edip laf attığı halde devam ettiremiyordum. Bugün bana ne olmuştu böyle?

Shimizu-san'dan hoşlanıyor olabileceğimi fark ettiğimden beri onunla baş başa konuşma fırsatım olmamıştı. Yine de bu kadar beceriksizleşeceğimi tahmin etmemiştim.

"İyi misiniz gençler? Beni duvardaki bir tablo gibi görebilirsiniz, biliyorsunuz değil mi?"

"Ben de Duvar Numara İki'yim, çekinmeyin!"

"Kesin sesinizi! Duvar dediğin biraz sessiz olur, öylece izleyin işte!"

"Füfü!"

İstemeden güldüm. Refleksle Shimizu-san'a baktığımda, onun nedenini bilmediğim bir şekilde rahatlamış bir ifadesi olduğunu gördüm.

"Sonunda normal yüzüne dönebildin."

"Efendim?"

"Runa burada diye mi gerildin bilmiyorum ama demin suratın kaskatıydı."

Demek öyleydi. Hiç farkında değildim.

"Hondou-kun'u her zamanki gibi ne de güzel izliyorsun ama..."

"Baksalar herkes anlar herhalde! Ayrıca duvar dediğin konuşmaz, sussana!"

"Utanınca ne kadar da tatlı oluyor. Daiki-kun, sen de öyle düşünüyorsun değil mi?"

"Evet, öyle."

Utanan Shimizu-san'ın tatlılığı konusunda şüpheye yer yoktu.

"N-ne diyorsun be!"

Shimizu-san'ın yüzü anbean kızarmaya başladı.

"Kei'nin utanan yüzü dünyanın hazinesidir, bu genel bir kuraldır."

"Yeter artık! Seni o duvarın içine gömerim!"

"Ooo, korktum, korktum. Öyleyse ben yine Duvar Numara İki moduma döneyim."

Bunu söyleyen Ai-san tekrar ağzını kapattı.

"Eve gidince görüşürüz seninle..."

Shimizu-san, Ai-san'a ters ters baktı ama pek bir işe yaramış gibi görünmüyordu.

"Teşekkürler, Shimizu-san."

"Ne teşekkürü bu?"

İfadesine bakılırsa gerçekten nedenini anlamamıştı.

"Demin beni merak edip halimi hatırımı sordun ya, onun için."

"Teşekkür etmene gerek yok."

"Shimizu-san, sen gerçekten çok naziksin."

"Bunu bir tek sen söylüyorsun."

"Söylemeseler de öyle hisseden başkaları da vardır bence."

"Hemen de bir cevabın var zaten..."

Bir şekilde Shimizu-san ile her zamanki tempomuzu yakalamışız gibi hissediyordum.

"...Pek asil."

Sesin geldiği yöne baktığımda, duvar olması gereken Runa-san'ın nedense gözleri dolu dolu bir şekilde göğe baktığını gördüm.

"Sen ne yapıyorsun?"

"Ö-özür dilerim! Sizin hakkınızdaki her şeyi Ai-san'dan duymuştum ama beklediğimden de öte olduğu için duygularım kabardı."

Ai-san ona tam olarak ne anlatmıştı acaba?

"Pek anlamadım ama, Hondou'yla konuşmaya devam etmemiz gerekiyor mu hâlâ?"

"Evet, lütfen! Bu sefer gerçekten duvar olacağım, o yüzden devam edin!"

"Pekala. Hey Hondou, anlatacak bir şeyin var mı?"

"Bakalım... Ha, bu arada Teruno seni görmeyi çok istiyordu."

"Teruno-san da kim?"

Duvar olması gereken Runa-san, yine duvar olması gereken Ai-san'a fısıldadı.

"Daiki-kun'un kız kardeşi. Teruno-chan, Kei'ye çok düşkündür."

"Ne! Daiki-san'ın kız kardeşiyle tanışmak bir yana, araları bu kadar iyi mi yani!"

"...Artık hiçbir şey demeyeceğim."

Shimizu-san, bu ikisinin bizim konuşmamızı sessizce izlemesinin imkansız olduğuna karar vermişti.

"Teruno, seni görmek istediği için Kültür Festivali'ne kesin geleceğini söylüyor. Geldiğinde onunla biraz ilgilenir misin?"

"Şey, yani, madem öyle istiyor, olur."

Dudak kenarlarının az öncesine göre daha yukarıda olduğunu gören tek kişi ben miydim?

"Pek bir mutlu oldunuz, Kei-san."

"Kei, Teruno-chan'ı çok sever çünkü!"

Görünüşe göre yanılmamıştım.

"Teşekkürler Shimizu-san. Teruno da çok sevinecek."

"Benimle görüşmek isteyen tek tuhaf o zaten."

"Ben de seninle vakit geçirmekten keyif alıyorum ama?"

"S-sen ve Teruno işte, sadece ikiniz!"

"...Muazzam. Hep böyle mi konuşuyorlar?"

"Kulüp odasında genelde böyledir. Daiki-kun'dan beklendiği gibi, Astronomi Kulübü'nün erkeği işte!"

Runa-san ve Ai-san tam olarak neyden bahsediyordu acaba?

Bundan sonra da Shimizu-san ile sohbete devam ettik. Yaz tatili ödevleri bitti mi, kamp bittiğinden beri neler yaptık gibi konulardan konuştuk. İzlendiğimizi tamamen unutup gerçekten de her zamanki halimize dönmüştük.

"A, saat ne ara bu kadar oldu?"

Zamana baktığımda, konuşmaya başlayalı bir saatten fazla geçtiğini fark ettim.

"İkiniz de hem zamanı hem de bizi unutup sohbete daldınız valla!"

"Siz de bir yerden sonra sesinizi kesince gerçekten varlığınızı unutturdunuz."

"Çünkü bugün ben ve Ai-san birer duvarız!"

"Bunu neden bu kadar gururla söylüyorsun ki? Neyse, bayağı bir konuştuk, Runa, tatmin oldun mu?"

"Evet! Hem de çok, çok, çok, çok, çok tatmin oldum!"

Başlangıç haricinde sadece her zamanki gibi konuştuğumuz için biraz endişeliydim ama Runa-san'ın yüzündeki ifadeden yalan söylemediği anlaşılıyordu.

"Runa-chan, güzel bir senaryo yazabilecek misin?"

"Elbette! Yaratıcılık damarlarım patlamak üzere!"

"O zaman müthiş bir senaryo bekliyoruz senden!"

"Bana güvenin!"

Ai-san ve Runa-san hararetli bir şekilde el sıkıştılar.

"Siz de dört gözle bekleyin!"

"Tamam, başarılar Runa-san."

"...İyi bir şey yaz bari."

"Sizden de bu desteği aldığıma göre artık elimden gelenin en iyisini yapmam şart oldu! Öyleyse ben senaryo yazımına başlamak üzere kaçıyorum. Ai-san, Kei-san ve Daiki-san, bugün için her şey için çok teşekkürler!"

Bunu söyledikten sonra Runa-san kapıya yöneldi.

"Ah."

Kapıyı açıp odadan çıkmak üzereyken bir şey hatırlamış gibi arkasına döndü.

"Ne var yine?"

"Kei-san, ben de sizi destekliyorum!"

"Ne!"

Runa-san yüzünde bir tebessümle bu sefer gerçekten odadan çıktı.

"Ne güzel, seni destekleyenlerin sayısı artıyor."

"O kızı bir dahaki görüşümde elimden çekeceği var!"

Ben pek anlamamıştım ama ikisi Runa-san'ın ne demek istediğini kavramış gibiydi.

"Runa-san'ın son sözü ne anlama geliyordu?"

"İlk kez bir oyunda başrol oynayacak olan Kei'ye moral veriyordu herhalde, değil mi?"

"Öyle mi dersin?"

Runa-san kendince bir incelik mi göstermişti? Öyle olsa bile Shimizu-san’ın tepkisi bir tuhaftı sanki.

— O kadını devireceğim.

Shimizu-san, kendisini saf bir niyetle destekleyen birine karşı normalde bu kadar tehlikeli kelimeler sarf etmezdi ama belki de bu onun utancını gizleme yöntemiydi.

— Korkma, Runa-chan bunu başkalarına yayacak biri değil.

— Nereye gitti o?

— Sakın onu bizzat silmeye falan kalkma!?

Sonuç olarak, kontrolden çıkan Shimizu-san’ı Ai-san’ın yatıştırması on dakikadan fazla sürecekti.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.