"Bugün burada toplandığınız için hepinize teşekkür ederim!"
İkinci dönemin eli kulağında olduğu bir gündü. Ben, Shimizu-san ve Seto-san; Runa-san ile birlikte tiyatro kulübünün odasındaydık. Ai-san aracılığıyla Runa-san’dan bugün buraya gelmemiz rica edilmişti.
"Gelmesine geldik de, tiyatro kulübünün odasını kafana göre kullanman sorun olmayacak mı?"
"Önceden izin aldım, o yüzden hiç endişelenmeyin!"
"Pekala, madem öyle diyorsun. Ee, bizi bugün buraya neden çağırdın?"
"Şöyle ki..."
"Lafı dolandırıp durma da çabuk söyle."
"Sizlerin şu anki ifade yeteneğini görmek istiyorum!"
"İfade yeteneği mi?"
Oyunculuk kabiliyeti gibi bir şeyden mi bahsediyordu acaba? Ben bunu düşünürken Shimizu-san’ın yanındaki Seto-san hafifçe elini kaldırdı.
"Himejima-san, bir şey sorabilir miyim?"
"Lütfen bana Runa deyin!"
"...Runa-san, ben sadece anlatıcıyım, benim de ifade yeteneğimi göstermem gerekiyor mu?"
"Elbette! Anlatıcılık demek sadece senaryoyu öylece okumak demek değildir. İfade yeteneğinin kişisel olarak vazgeçilmez olduğunu düşünüyorum."
"Peki, anladım."
"Aslında üçüncü sınıflardan o ikisini de çağırmak istiyordum ama Kültür Festivali yaklaştığı için Öğrenci Konseyi faaliyetleriyle çok meşgul olduklarını söylediler. Bu yüzden bugün burada bulunanların ifade yeteneğini görmek istiyorum."
Demek bu yüzden bugün Ai-san ve Yosuke-abi burada değildi.
"Peki, bu ifade yeteneğini göstermek için ne yapmamız gerekiyor?"
"Bunu ölçmenin pek çok yolu olsa da, bu seferlik bir doğaçlama tiyatro yapmanızı isteyeceğim!"
"Doğaçlama tiyatro mu?"
"Adı üstünde, hazırlıksız yapılan bir oyun! Önceden bir senaryo hazırlamadan, oyuncuların o anki duruma göre sahneleri ve replikleri düşünerek oynamasıdır!"
Duyduklarıma bakılırsa zorluk seviyesi epey yüksek gibiydi, acaba altından kalkabilecek miydik?
"Bizim gibi amatörler öyle pat diye yapabilir mi ki?"
Görünüşe göre Shimizu-san da benimle aynı şeyi düşünüyordu.
"Hemen mükemmel olmayabilir. Ama bir kez denerseniz oyunculuğun ne kadar eğlenceli olduğunu anlayacağınızı düşünüyorum! Gelin, beni kırmayın da bir deneyin, ne dersiniz?"
Anladım, yani en baştan harika oynamaya çalışmamıza gerek yoktu. Doğrusu çıtayı kendi kafamda fazla yükseltmiş olabilirim.
"Yani... madem buralara kadar geldik, hiçbir şey yapmadan dönmek de olmaz. Elden bir şey gelmez, yapalım bari."
"Teşekkürler, Kei-san!"
"Ben de denemek isterim."
"Daiki-san, sen de mi!"
Herkesin bakışları Seto-san’a çevrildi.
"Seto-san, hazır buradayken, eğer senin için de mahzuru yoksa sen de doğaçlamaya katılır mısın?"
"...Eğer o ikisi de benimleyse, olur."
Runa-san’ın endişeli yüzü bir anda aydınlandı.
"Hepinize çok teşekkür ederim! O zaman doğaçlama hazırlıklarına başlıyoruz!"
Bunun ardından Runa-san hızlıca hazırlıklara girişti.
"Peki, bu doğaçlamaya nasıl başlayacağız? Harbiden hiçbir şeyi kararlaştırmadan mı giriyoruz konuya?"
"Bu seferlik, hangi rolleri üstleneceğinizi önceden belirleyelim!"
Runa-san ne ara hazırladıysa, elinde kartondan yapılmış kare bir kutu tutuyordu. Kutunun üstünde yuvarlak bir delik vardı ve yan tarafında "Modern Lise Öğrencisi - Kız" yazıyordu.
"Bu da ne?"
"İçinde çeşitli rollerin yazılı olduğu kağıtlar var! Bunlardan birini çekmenizi ve çıkan role bürünerek doğaçlama yapmanızı istiyorum! Ah, Daiki-san, senin için erkeklere özel başka bir kutu var, merak etme!"
"Yani şimdilik sadece bir kağıt mı çekeceğiz?"
"Evet!"
Runa-san kutuyu Shimizu-san’ın önüne uzattı. Shimizu-san çekinerek elini kutuya daldırdı ve bir kağıt çıkardı.
"Ne yazıyor?"
"Bir dakika... Hey, Runa!"
"Efendim?"
Shimizu-san elindeki kağıdı açıp Runa-san’ın suratına doğru tuttu.
"Üvey kız kardeş de ne demek! Kimin kardeşi bu!"
Runa-san parmağını gözlüğünün çerçevesine yerleştirdi. Bir an için gözlük camlarının parladığını sanmıştım.
"Güzel bir rol çektiniz. Kimin üvey kardeşi olacağınıza siz karar verin Kei-san. Daiki-san mı, Mio-san mı, yoksa başka biri mi? Tamamen özgürsünüz."
"...Neyse, diğerlerinin rollerini görünce karar veririm."
"Olur, öyle de yapabiliriz. Sıradaki sensin Mio-san, lütfen çek."
Seto-san elini kutuya atıp bir kağıt aldı.
"...Benim rolüm çocukluk arkadaşı. Bunun da kimin arkadaşı olduğu fark etmiyor mu?"
"Kesinlikle! Geriye sadece Daiki-san kaldı! Daiki-san, sen de şu kutudan çek lütfen!"
Runa-san üzerinde "Modern Lise Öğrencisi - Erkek" yazan kutuyu eline aldı. Elimi içine daldırıp bir kağıt çıkardım.
Katlanmış kağıdı açtım. Üzerinde "Nazik Ağabey" yazıyordu.
"Sende ne yazıyor?"
"...Nazik ağabey yazıyor."
"Neden sadece senin rolünde bu kadar detay var ki!"
"Bu, hazırlayan kişinin zevkiyle alakalı sanırım."
"Yani senin zevkin!"
"Hayır! Bu kutu, tiyatro kulübünün normalde doğaçlama yaparken kullandığı soru kutusu, o yüzden hazırlayan ben değilim!"
Acaba bu kutuyu kim hazırlamıştı? Merak etmiyor değildim ama sormamak en iyisi gibi geliyordu.
"Üçünüz de rollerinizi seçtiğinize göre, şimdi doğaçlamaya nasıl başlayacağız?"
"Bu seferlik mekanı ben belirleyeceğim, siz de o mekana ve rollerinize göre hareket edeceksiniz. Süreniz on dakika olsun. Süre dolduğunda size sesleneceğim."
"Anlaşıldı."
"Mekan, Daiki-san’ın odası olsun. Başka bir sorunuz yoksa başlıyoruz?"
"Benim yok."
"Benim de."
"Benim için de uygun."
"Güzel. Arada takılsanız bile panik yapmanıza gerek yok. Hadi bakalım, doğaçlama başlasın!"
Runa-san’ın bu komutuyla birlikte, biz Astronomi Kulübü ikinci sınıf öğrencilerinin ilk doğaçlama tiyatrosu perdesini açtı.
Önce Shimizu-san ve Seto-san’ın durumuna baktım. İkisi de tıpkı benim gibi diğerlerinin ne yapacağını kollar gibiydi. Nasıl başlamanın doğru olacağını bilmiyordum ama böyle giderse kimse konuşmayacak ve bu bir doğaçlama olmayacaktı. En iyisi konuya girmekti.
"Shimizu-san, bugünkü ödevlerini bitirdin mi?"
"Ödev mi? ...Ah, evet, bitirdim."
Shimizu-san bir anlığına şaşırsa da niyetimi hemen kavradı.
"Güzel o zaman."
"Bitirmeseydim burada böyle yayılıyor olmazdım herhalde."
"Seto-san, senin bugünkü ödevlerde anlamadığın bir yer var mıydı?"
"...Sorun yok."
Seto-san’ın ifadesinde bir değişiklik yoktu. Ancak ilk doğaçlaması olduğu için miydi bilmem, konuşma tarzı her zamankinden biraz daha tutuk geliyordu.
"Senin de ödevlerini aksatmamış olman çok güzel."
"Teşekkür ederim..."
Eyvah, hiçbir şey planlamadan bodoslama daldığım için şimdi ne yapacağımı hiç düşünmemiştim.
"Hayırdır, neden öyle dik dik Hondo’ya bakıyorsun?"
Shimizu-san’ın sözleri üzerine bakışlarımı Seto-san’a çevirdim. Gerçekten de Seto-san gözlerini dikmiş, doğrudan bana bakıyordu.
"Uzun zamandır merak ettiğim bir şeyi söyleyebilir miyim?"
"Tabii."
"Neden ikiniz artık aile olduğunuz halde birbirinize hala soyadınızla hitap ediyorsunuz?"
"Ne! Pat diye ne diyorsun sen öyle!"
Ben ve Shimizu-san’ın aile olması mı? Birkaç saniye sonra rollerimizi hatırladım.
"Ona ismiyle hitap etmek... henüz biraz utandırıyor da."
"S-sen bile neler saçmalıyorsun böyle!"
Görünüşe göre Shimizu-san olayı henüz tam olarak kavrayamamıştı.
"Çünkü abi kardeş olalı daha sadece bir ay geçti. Henüz aile olduğumuz hissi pek oturmadı, biliyorsun."
"Anlıyorum... Doğru ya, üvey kız kardeşiydin değil mi?"
Evet, benim rolüm nazik bir abi, Shimizu-san’ın rolü ise üvey kız kardeşti. Seto-san ikimizin rollerini harmanlamış ve bize üvey kardeşlik şeklinde bir arka plan kurgulamıştı. Seto-san’ın az önceki o tutuk oyunculuğu, muhtemelen kafasında bu kurguyu oturtmaya çalıştığı içindi.
"Hondo-kun, isminle hitap etmenin seni biraz utandırdığını anladım. Kei, senin için de mi öyle?"
"Neden birden ismimle hitap etmeye başladın ki?"
"Ne diyorsun? Ben seni eskiden beri Kei diye çağırıyorum zaten."
"Sen... Benim çocukluk arkadaşım mısın yoksa!"
Doğru ya, Seto-san’ın rolü çocukluk arkadaşıydı. Görünüşe göre Seto-san, kendisini Shimizu-san’ın çocukluk arkadaşı olarak konumlandırmıştı.
"Eee, peki Kei? Sen neden Hondo-kun’a ismiyle hitap etmiyorsun?"
"Iııı... Şey..."
"Bana öyle dik dik bakman hiçbir şeyi değiştirmez."
"Pekala, pekala. Hitap şeklini bu kadar aceleyle değiştirmemize gerek yok bence, ha?"
"Ama Kei artık bir Hondo olduğuna göre, ona 'Shimizu-san' demeyi bırakman gerektiğini düşünüyorum."
Bu sefer Seto-san’ın hedefi doğrudan bana döndü.
"Üvey de olsa o senin kardeşin, o yüzden lütfen Kei’ye ismiyle hitap et."
"Şey... Şey o zaman..."
Bakışlarımı Shimizu-san’a çevirdim. Bir an için göz göze geldik ama hemen bakışlarını kaçırdı.
"Sadece 'Kei' demen yeterli. Hadi, söyle bakayım."
Aslında o kadar zor bir şey değildi. Yine de içimde bir şeyler buna engel oluyordu.
"Seto-san, kardeş olmamıza rağmen birbirimize soyadımızla hitap etmemizi garip buluyorsun, değil mi?"
"Evet, öyle düşünüyorum."
"O zaman... 'Kei-chan' desem olmaz mı?"
"Ne!"
"Kei-chan mı?"
"Evet, bir takma ad gibi. Soyadı olmadığı için böyle daha uygun olur diye düşündüm."
"Hm... Olabilir aslında."
Güzel, eğer reddedilseydim ne yapardım bilmiyorum.
"Reddediyorum! Ne demek 'Kei-chan' be!"
Tam rahatlamıştım ki asıl muhatabı tarafından reddedildim.
"Peki o zaman Kei, Hondo-kun’un sana aniden isminle hitap etmesinden rahatsız olmayacak mısın?"
"O... Şey..."
"Yoksa Hondo-kun’un sana 'Kei-chan' diye seslenmesini hiç mi istemiyorsun?"
"Öğğ..."
Shimizu-san’ın gözleri sağa sola fır dönmeye başladı.
"Nazik abiciğinin sana 'Kei-chan' demesini gerçekten istemiyor musun?"
Seto-san’ın baskısı her zamankinden daha güçlüydü. Acaba çocukluk arkadaşı rolüne fazla mı kaptırmıştı?
"Tamam be, anladık! Nasıl istiyorsan öyle çağır!"
"Eee, Hondo-kun?"
İfadesi her zamanki gibiydi ama yaydığı baskı gerçekten inanılmazdı.
"O zaman tekrardan tanıştığımıza memnun oldum, Kei-chan."
"...Hıh, sağ ol."
"Hondo-kun hitabını değiştirdiğine göre şimdi sıra Kei’de."
"Ha?"
"Duyamadın mı? Aile olduğunuz halde soyadıyla hitap etmen çok tuhaf. Sen de değiştir."
"Hondo’ya ismiyle mi hitap etmemi istiyorsun yani!"
"Başka seçeneklerin de var aslında."
Acaba o da benim gibi bir takma ad kullanmasını mı kastediyordu?
"Nasıl seslenmemi bekliyorsun?"
"Üvey de olsa sen onun kız kardeşisin. Bunu kullanmalısın."
"Hey, yoksa bu..."
İşler garip bir noktaya gitmeye başlamıştı.
"Abiciğim, Abi, Ağabey... Bir sürü seçenek var."
"Asla söylemem!"
Benim gerçek kız kardeşim Teruno da bana "Abiciğim" derdi. Bunu hiç garip karşılamamıştım. Fakat Shimizu-san’ın bana böyle seslenmeye neden bu kadar direnç gösterdiğini anlayabiliyordum.
"Hımm..."
"Ne var be, bir şikayetin mi var!"
"Demek utanıyorsun, Kei. Eh, senin için imkansız tabii. Vazgeçiyorum o zaman."
Resmen damarına basıyordu. Seto-san’ın Shimizu-san’ı kışkırtması nadir görülen bir olaydı. Muhtemelen Ai-san’ın Shimizu-san’la sürekli uğraşmasını izlediği için onu taklit ediyordu.
"...Yapacağım."
"Duyamadım. Bir daha söyle."
"Yapacağım dedim işte! Alt tarafı bir kelime, çocuk oyuncağı!"
"Öyle mi? O zaman hadi Hondo-kun’un gözlerinin içine bakarak söyle."
Hem Shimizu-san’ın hem de Seto-san’ın bakışları bana döndü.
"Şey... Şey, nasıl desem..."
"Kei-chan, kendini zorlamana gerek yok."
"Söyleyeceğim işte, bekle biraz!"
Shimizu-san derin bir nefes alarak kendini hazırladı.
"Kei-chan?"
"...Bundan sonra da iyi anlaşalım, Abi."
Sadece bunu söyleyip kafasını başka yöne çevirdi.
"Biiiitmiiiiştir! Millet, on dakikalık doğaçlama tiyatro için hepinize teşekkürler!"
Runa-san’ın sesiyle, Astronomi Kulübü ikinci sınıflarının ilk doğaçlama performansı sona ermişti.
"On dakika geçmiş mi ya?"
"Evet! İlk doğaçlama deneyiminiz nasıldı peki?"
"Söyleyecek çok şeyim var ama... Doğaçlama tiyatro gerçekten böyle bir şey miydi?"
"Şahsi fikrimi sorarsanız, bence harikaydı."
Ben de biraz endişeliydim ama tiyatro kulübünden Runa-san "iyi" diyorsa herhalde öyledir.
"...Öyle mi? Peki senin gözünden biz nasıldık?"
"Tamamen kendi yorumumu yapacağım, uygun mudur?"
"Onu soruyoruz zaten."
Runa-san’ın bakışları bana ve Seto-san’a yöneldi.
"Daiki-san ve Mio-san, siz de duymak ister misiniz?"
"Bilmek isterim."
"Ben de."
"Pekala! Önce Daiki-san! En başta cesaretini toplayıp konuşmaya başlayan kişi olduğun için harikaydın! Sayende diğer ikisi de rollerine daha kolay ısınmış gibi göründü. On numarasın!"
Runa-san gülümseyerek bana "tamam" işareti yaptı.
"Doğru, ilk o başlayınca benim işim de kolaylaştı."
"Yani, konuşmanın akışını sağladığı bir gerçek."
"...Teşekkür ederim."
Açıkçası birinin beni yüzüme karşı böyle övmesi biraz utandırmıştı.
"Sıradaki, Mio-san! Sadece kendi rolünü değil, diğer ikisinin rollerini de besleyen oyunculuğun tek kelimeyle mükemmeldi! Bu doğaçlamadaki kurguyu kullanma şeklin çok iyiydi."
"...Teşekkürler."
Seto-san’ın ifadesi değişmemişti ama yanakları her zamankinden biraz daha kızarmış gibiydi. Belki de utanmıştı.
"Seto-san sayesinde oyunun ortasında tıkanıp kalmadık. Sağ ol."
"Gerçi üzerime çok iş yıktın ama..."
"Böylesinin daha eğlenceli olacağını düşündüm."
Seto-san’ın her zamankinden farklı bir yönünü görmüş gibi hissediyordum.
"Ve son olarak Kei-san! Duygularını oyuna en çok katan sendin! Her bir hareketine duygularını yansıtmanı izlemek çok keyifliydi!"
"Bu bir övgü, değil mi?"
"Elbette!"
"Doğal bir oyunculuk sergilediğini söylemek istedi herhalde."
"Shimizu-san’ın tepkileri çok iyiydi."
"Sen sadece benimle eğleniyordun be!"
"Hepinizin parladığı noktalar vardı, gerçekten çok iyi bir oyundu!"
Runa-san’ın yüzünde mutlu bir ifade vardı.
"Eee, doğaçlama bitti mi şimdi?"
"Hayır! Şimdi senaryoyu değiştirip bir kez daha yapalım!"
Runa-san bunu dedikten sonra az öncekinden farklı bir kutu getirdi. Kutunun yan tarafında "Fantastik / Kadın" yazıyordu.
"Bu kutudan bir kağıt çekin lütfen!"
"Az önce ilk Shimizu-san çekmişti, bu sefer ben çekebilir miyim?"
"Buyur!"
Seto-san kutudan bir kağıt çıkardı.
"Hangi rol çıktı?"
"...Cadı."
"Ooo! Cadı rolü mü? Fantastik türün en ilginç rollerinden biridir! Mio-san’ın cadı performansını merakla bekliyorum!"
Fantastik derken böyle bir yönü mü kastediyordu acaba? Başka ne tür roller var ki?
"Sıra bende mi?"
Shimizu-san, Runa-san'ın tuttuğu kutudan bir kağıt çekti.
"Hangi rol çıktı?"
Shimizu-san nedense tir tir titriyordu. Acaba nasıl bir rol çekmişti?
"Hey, 'Muhtemelen Prenses' de ne demek! Prenses miyim değil miyim, hangisi bu!"
Shimizu-san'ın uzattığı kağıda baktığımda, orada gerçekten de "Muhtemelen Prenses" yazıyordu.
"Sanırım bilerek 'muhtemelen' ibaresini ekleyerek sonsuz bir yorum alanı bırakmak istediler. Nasıl bir prensesi oynayacağınız tamamen size kalmış, Kei-san!"
"Yani işi tamamen bana kitlediniz öyle mi!"
Shimizu-san'ın böyle düşünmesine hak vermiyor değildim.
"Son olarak Daiki-san, lütfen bu kutudan çek!"
"Pekala."
Üzerinde "Fantastik - Erkek" yazan kutudan bir kağıt çektim. Kağıtta "Nazik ve Yakışıklı Bir Prens" yazıyordu. Bu da ne böyle?
"Hondou, ne yazıyor sende?"
Sessizce elimdeki kağıdı Shimizu-san'a gösterdim.
"Nazik ve Yakışıklı Bir Prens mi?! Bunu yazan kişiyle 'Nazik Abi' yazan kişi kesin aynı!"
"Harika! Nazik ve yakışıklı bir prens! Genç kızların çocukluk hayalidir bu!"
"Sadece prens olsa olmaz mı?"
Benim için sıradan bir prens rolü bile oldukça zorken bir de bu vardı.
"Olmaz, çünkü orada açıkça 'nazik ve yakışıklı' yazıyor. Kendi zihninizdeki nazik ve yakışıklı prensi canlandırmayı deneyin lütfen!"
"Anladım..."
"O zaman doğaçlama tiyatroya başlamadan önce, madem bu kadar zahmet ettik, hadi üstümüzü değiştirelim!"
"Neyle değiştireceğiz ki?"
"Herkesin rolüne uygun kıyafetler giymesini sağlayacağız! Kei-san prenses gibi, Mio-san cadı gibi, Daiki-san da prens gibi giyinecek! Tiyatro kulübünde oyunlar için kullanılan pek çok kostüm var, rollerinize en uygun olanları size ödünç vereceğim!"
"Kafamıza göre giyinebilir miyiz gerçekten?"
"Önceden izin aldığım için sorun yok!"
İzin aldığına göre, başından beri kostümlü bir doğaçlama yaptırmayı planlıyordu demek.
"Gerçekten giymek zorunda mıyım?.."
Shimizu-san pek istekli görünmüyordu.
"Eğer istemiyorsanız zorlamam. Ancak Kei-san, Astronomi Kulübü'nün oyununda da kostüm giyme ihtimaliniz var. Burada alışmanız sizin için iyi olmaz mı?"
"Ih..."
"Ayrıca Daiki-san da sizin kostümlü halinizi görmek istiyordur diye düşünüyorum. Değil mi, Daiki-san?"
"Ha?"
Üçünün de bakışları üzerimde toplandı. Konunun bir anda bana dönmesini beklemediğimden garip bir ses çıkarmıştım.
"Gerçekten mi Hondou?"
Endişeli bir ifade takınan Shimizu-san'la göz göze geldim. İçimden geçenleri dürüstçe söylemeye karar verdim.
"Evet, eğer sen rahatsız olmayacaksan prenses kostümlü halini görmek isterim."
"...Pekala. Düzgün bir kostüm seç o zaman."
"Elbette! Hemen kostümleri getiriyorum, biraz bekleyin!"
Runa-san böyle diyerek tiyatro kulübünün odasından çıktı.
Üçü de birazdan gelir mi dersiniz?
Kostümümü giyip soyunma odasından döneli ne kadar olmuştu acaba? Tiyatro kulübünün odasında tek başımaydım. Bana verilen kostüm, beyaz ağırlıklı, Batı tarzı bir kıyafetti. Kostümün kalitesine içten içe şaşırırken kapının vurulduğunu duydum.
"Girebilir miyim?"
"Gelebilirsin."
İçeri giren Runa-san'dı. Shimizu-san ve Seto-san'a giyinirken yardım etmek için onlarla gitmişti.
"Ooo! Daiki-san, kostüm size çok yakışmış! Şimdiden nazik bir prens havası veriyorsunuz!"
"Teşekkürler. Shimizu-san ve Seto-san nerede?"
"İkisi de giyinmeyi bitirdi, birazdan gelirler."
Tam o sırada kapı tekrar açıldı. İçeri giren, kapkara bir elbiseye bürünmüş olan Seto-san'dı. Başında ise siyah, sivri bir şapka vardı.
"Hondou-kun, kostümün güzel olmuş."
"Teşekkürler. Senin cadı kostümün de sana çok yakışmış, Seto-san."
"Değil mi! Mio-san'ın soğukkanlı havasıyla simsiyah cadı kostümü birbirine tam oturdu!"
"...Teşekkürler."
Seto-san dışında biri bu cadı kostümünü giyseydi muhtemelen basit bir cosplay gibi dururdu. Ancak Seto-san'ın üzerinde gerçekten doğal duruyordu.
"İkiniz de harika görünüyorsunuz! Geriye sadece Kei-san'ı beklemek kaldı!"
"Sahi, Seto-san, Shimizu-san'la birlikte değil miydiniz?"
"Hayır, odanın önüne kadar beraber geldik."
"...Nasıl yani?"
Üçümüzün de bakışları kapıya kilitlendi. Dikkatli bakınca kapının hafifçe aralık olduğunu ve birinin içeriyi dikizlediğini fark ettim.
"Bir saniye."
Seto-san bunu söyleyip hızla kapıya yöneldi ve kapıyı bir hışımla açtı.
"......Ha?"
Orada, su mavisi bir elbise içinde olan Shimizu-san şaşkın bir ifadeyle dikiliyordu.
"Ne yapıyorsun Shimizu-san?"
"Şey, sadece... kendimi hazırlıyordum diyelim..."
"Onu soyunma odasında zaten defalarca yapmadın mı?"
"Ağzında bakla ıslanmıyor senin de!"
"Neyse ne, hadi içeri gir artık. Bu halde başkalarına yakalanmak mı istiyorsun?"
"Öğğ..."
Shimizu-san elden bir şey gelmez edasıyla odaya girdi.
"Madem buraya kadar geldin, neden kapının önünde bekledin?"
"O da..."
"Görülmekten utandığın için mi?"
"Bunu bilerek soruyorsun değil mi!"
Shimizu-san'ı inceledim. Omuzları açıkta bırakan, uçuk mavi tonlarında uzun bir elbise giymişti. Saçları özenle örülmüştü. Başında ise küçük bir taç parlıyordu. Bu haliyle tam olarak masallardaki prensesleri andırıyordu.
"Daiki-san?"
Bu sesi duyunca kendime geldim. Hassiktir, Shimizu-san'a bakmaya fazla dalmıştım.
"Ö-özür dilerim."
"Sorun değil. Ancak Kei-san'a bir yorum yapmanız iyi olurdu."
"İ-istemez! Hadi hemen başlayalım şu doğaçlamaya!"
"Olmaz, önce Hondou-kun fikrini söylesin."
"Senin ne yetkin var ki buna!"
Düşüncelerimi söyleyip söylememek arasında tereddüt etsem de pişman olmayacağım yolu seçmeye karar verdim. Kalbim her zamankinden hızlı çarpıyordu; derin bir nefes aldım.
"Shimizu-san, bir şey söyleyebilir miyim?"
"...Söyle."
"Bu kostüm sana gerçekten çok yakışmış, çok güzel görünüyorsun. Tıpkı gerçek bir prenses gibisin."
"...Bak, eğer bunları başkalarına da söylüyorsan seni mahvederim, anladın mı?"
Beni ters ters süzse de her zamanki sertliğini hissetmiyordum.
"Başka biri aynı kostümü giyse muhtemelen farklı bir şey söylerdim."
Üstelik ona bunu söylerken hissettiğim heyecanı başkasına karşı hissetmezdim.
"İnsan düzgünce teşekkür eder..."
"K-kes sesini!"
"Pekala, pekala. Hazırlıklar bittiğine göre ikinci doğaçlama oyunumuza geçelim mi?"
"İlkine göre bir değişiklik var mı?"
BAŞLIK: Sahne Işıkları Altındaki Sırlar
"Kıyafet değiştirmek beklediğimden uzun sürdüğü için burayı kiraladığımız süreyi göz önüne alarak, bu seferki süreyi beş dakikaya indirmek istiyorum. Bu beş dakika boyunca dilediğiniz gibi rol yapabilirsiniz. Başlamadan önce teyit etmek istediğiniz başka bir şey var mı?"
Shimizu-san ve Seto-san başlarını iki yana salladı. Benim de sormak istediğim özel bir şey yoktu.
"Başlayabiliriz."
"Anlaşıldı! Öyleyse ikinci doğaçlama oyun başlasın!"
Tiyatro kulübü odasına bir anlık sessizlik çöktü. Sessizliği bozan Seto-san oldu.
"Büyü başarılı oldu. Kıyafetlerin harika bir elbiseye dönüştü, artık bununla prensin yanına gidebilirsin. Kalbin hazır mı, Shimizuderella?"
"...Olamaz, Shimizuderella dediğin ben miyim?"
"Senden başka kim var ki?"
"Kulağa çok kötü geliyor be! Shimizuderella da ne demek!"
Muhtemelen Shimizu ve Sindirella isimlerini birleştirerek oluşturduğu bir isimdi. Sonuç olarak ortaya tuhaf bir isim çıkmıştı gerçi.
"Bu saatten sonra ismin için hayıflanmanın elden bir şey gelmez."
Seto-san, bu doğaçlama oyun boyunca onu Shimizuderella diye çağırmaya kararlı görünüyordu.
"İsmi koyan sensin zaten! ...Neyse, peki prensin yanına nasıl gideceğiz? At arabasıyla mı?"
"Buna gerek yok."
Bunu söyleyen Seto-san parmağını şıklattı.
"Ne yapıyorsun?"
"Geldik."
"Ha?"
"Prensin olduğu yere ulaştık. Benim için bir anlık iş."
"Sen, ışınlanabiliyor musun yani!"
Seto-san'ın canlandırdığı cadı karakteri, bir parmak şıklatmasıyla ışınlanabilme özelliğine sahipti anlaşılan.
"Şu anda prens odasında yalnız. Bu zamanlama sayesinde kimse bize engel olamaz."
Öylece bakıp durmanın sırası değildi. Benim de doğaçlama oyuna katılmam gerekiyordu.
"Siz de kimsiniz? Burası benim odam, ne yapmaya geldiniz? Hem zaten, içeri nereden girdiniz?"
"Hey, şimdi ne yapacağız! Resmen haneye tecavüz ediyoruz şu an!"
"Endişelenme. Büyüyle bu odadaki seslerin dışarı sızmasını engelledim, ayrıca kapının da açılmamasını sağladım."
Refleksle o anda kapıyı açmaya çalışıyormuş gibi yaptım.
"Aaa, harbi açılmıyor."
"Duymak istediğim bu değil! Prens de şaşkına döndü işte!"
"Hazırlıklar tamam. Geriye sadece senin, yani Shimizuderella'nın, prensimize duygularını açması kaldı."
"Ne!"
Shimizu-san'ın yüzü aniden kıpkırmızı kesildi. Nereden bakılırsa bakılsın, fena halde sarsılmıştı.
"Hadi, yıllardır içinde biriktirdiğin hislerini prense anlat."
Seto-san bunu söyledikten sonra Shimizu-san'ın arkasına geçip onu sırtından itti. Shimizu-san tam önümde zorlukla durabildi.
"İyi misin?"
"Hı-hı..."
Konuşma kesildi. Böyle giderse doğaçlama oyun duracaktı. Kararımı verdim ve konuşmaya başladım.
"Seninle eskiden tanışmıştık, değil mi?"
Shimizu-san'la göz göze geldik. Bana ayak uydurmasını sessizce, bir baş selamıyla ona ilettim.
"A-ah, evet..."
Görünüşe göre niyetimi bir şekilde anlamıştı.
"Tahmin etmiştim. Büyüdüğün için seni hemen tanıyamadım."
"...Odana böyle aniden daldığımız için kızmadın mı?"
"Doğrusu ilk başta çok şaşırdım. Ama şu an seni tekrar gördüğüm için duyduğum sevinç çok daha ağır basıyor. Seninle geçirdiğimiz vakit çok uzun değildi belki ama gerçekten çok eğlenmiştim."
Tuhaf bir şekilde, kelimeler ağzımdan çok doğal dökülmüştü.
"Sen..."
"Peki, neden yanıma geldin?"
"O... o şeyden dolayı..."
"Eğer söylemesi zorsa anlatmak zorunda değilsin. Seni tekrar görmek bile beni mutlu etmeye yetti."
Shimizu-san birkaç saniyelik sessizliğin ardından elleriyle kendi yanaklarına hafifçe vurdu.
"Hayır, söyleyeceğim. Bunun için buradaki cadıya beni buraya getirmesini söyledim zaten."
Gözlerinde bir kararlılık parlıyordu.
"Pekala, o zaman buraya gelme sebebini söyle bana."
"Buraya geldim çünkü sana söylemek istediğim bir şey var. Ben seni..."
"Biiittiiii! Beş dakika doldu! Herkesin eline sağlık, ikinci doğaçlama oyunumuz sona ermiştir!"
O anda Shimizu-san olduğu yere yığılıverdi. Hemen yanına çömelip yüz ifadesini kontrol ettim. Biraz yorgun görünüyordu ama renginde bir solukluk yoktu.
"Shimizu-san, iyi misin?"
"...Sıkıntı yok. Sadece bir an enerjim boşaldı."
Shimizu-san yavaşça ayağa kalktı. Tansiyon düşmesi veya benzeri bir durum olmadığını anlayınca rahatladım.
"İkinci oyunda da hepiniz harikaydınız!"
"Güzel bir senaryo çıkacak mı?"
"Evet! Hemen yazmaya başlamak için sabırsızlanıyorum!"
Runa-san'ın yaratıcılık şevkinin artmış olması güzeldi.
"Zamanımız kalmadı herhalde. Hadi gidip üzerimizi değiştirelim."
Bunu söyleyen Shimizu-san tiyatro kulübü odasından çıktı. Seto-san ve Runa-san da onu takip ederek odadan ayrıldılar.
'Shimizu-san ikinci doğaçlama oyunun sonunda ne diyecekti acaba?'
Nedenini bilmediğim bir şekilde o an soramadığım bu sorunun cevabını verecek kimse kalmamıştı. Ben de kendi kıyafetlerimi giymek üzere odadan çıktım.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.