"İşte büyük an geldi."
"Evet."
"Evet."
Biz Astronomi Kulübü üyeleri, boş bir sınıfın önünde duruyorduk. Sayımız az ve ölçeğimiz küçük olduğu için oyunumuzu spor salonunda değil, bu boş sınıfta sergileyecektik.
Sınıfın içine baktığımda, yaklaşık otuz seyircinin koltuklarında oturmuş oyunun başlamasını beklediğini gördüm. Kalabalığa dikkatli bakınca Toshiya, Teruno, Kaho-san, Runa-san, ayrıca annem ve Shimizu-san'ın annesi gibi tanıdık pek çok yüzü seçebildim.
"Başlamasına son on dakika. Herkes hazır mı?"
Ai-san dışındaki dördümüz başımızı salladık.
"Güzel, herkes hazır gibi. O zaman hadi, çember oluşturalım!"
"Ne alaka şimdi?"
"Birlik hissi verir işte, fena mı! Hem ben bunu hep denemek istemiştim. Hadi, yuvarlak olun çabuk!"
Ai-san'ın üstelemesiyle beşimiz bir çember oluşturduk.
"Tamamdır, şimdi yanınızdakinin omzuna kolunuzu atın."
"Ne yapalım, mecbur."
"Anlaşıldı."
Beşimiz de yanımızdakinin omzuna kolumuzu attık.
"Slogan atma işi de Daiki-kun'da!"
"B-Ben mi?!"
Bu ani görevlendirme karşısında şaşkınlığımı gizleyemedim ama madem seçilmiştim, yapmaktan başka çarem yoktu.
"Arkadaşlar, bence bugüne kadar hepimiz canla başla çalıştık! O yüzden şimdi her şeyimizi ortaya koyalım ve harika bir oyun sergileyelim! Başlıyoruz!"
"Oley!"
Benim dışımdaki dört ses birleşti. Kısa bir süre sonra çemberi bozduk.
"Harika! İşte gençlik tam olarak bu!"
"Güzel konuşmaydı, Hondo-kun."
"Teşekkür ederim."
"O zaman süre dolana kadar serbestsiniz! Herkes kendini oyuna hazırlasın."
"Tamam!"
Bu sözlerin ardından herkes geçici olarak dağıldı. Nedense içimde bir huzursuzluk vardı, etrafı süzdüm.
Seto-san senaryoyu son kez gözden geçiriyor, Ai-san üstünü başını düzeltiyor, Yosuke-san ise derin nefesler alıyordu. Gözlerimi Shimizu-san'a çevirdiğimde, onun da beklendiği gibi heyecandan yerinde duramadığını fark ettim.
"Shimizu-san, heyecanlı mısın?"
"Hiç de bile... demek isterdim ama galiba biraz var."
"Haklısın. Benim de kalbim güm güm atıyor."
"Heyecanlanmamak elde değil ki. Neyse, yapacağız artık bir şekilde."
"Öyle."
"...Bana söylemek istediğin bir şey var mı?"
"Ne bileyim... Orihime kostümü sana çok yakışmış falan mı desem?"
Shimizu-san'ın giydiği, Orihime'yi simgeleyen kimono ona gerçekten çok yakışmıştı.
"O-O anlamda demedim!"
"Öyle mi?"
"Fazla rahatsın. Neyse, benim sana söylemek istediğim bir şey var."
Shimizu-san önce gözlerini sıkıca yumdu, ardından kararlı bir şekilde açıp dik dik baktı.
"Son sahnede tüm gücümü sana yansıtacağım. O yüzden sen de hiç çekinmeden tüm gücünle karşılık ver!"
Aramızda bir sessizlik oldu.
"B-Bir şey söylesene!"
"...Ah, afedersin. Bir an düşündüm de. Haklısın, anlaştık. Şimdiye kadar da kendimi tuttuğumu sanmıyorum ama son sahnede tüm hislerimi sana aktaracağım, Shimizu-san."
Gözlerimi doğrudan Shimizu-san'a diktim. O da bakışlarını kaçırmadan benimle göz göze geldi.
"Herkes toplansın, zamanı geldi!"
Şimdi, bu beş kişinin ilk ve son oyunu başlamak üzereydi.
"Böylece Orihime ve Hikoboshi birbirlerinden koparılmışlar."
Seto-san'ın dış sesiyle birlikte sahne bir anlığına karardı.
Oyun zaten yarılanmıştı. Şimdiye kadar hiçbir sorun çıkmadan ilerlemişti.
"O günden sonra birbirlerini göremediler, her gün birbirlerini düşünerek işlerini yapmaya devam ettiler."
Runa-san'ın yazdığı senaryoda, Orihime ve Hikoboshi ne kadar dürüst çalışırlarsa çalışsınlar birbirleriyle görüşmelerine izin verilmiyordu.
"Orihime derin bir keder içindeydi ama hemen pes edecek biri değildi."
Sahne yeniden aydınlandı. Orada Orihime kostümüyle Shimizu-san duruyordu.
"Bu kadarcık şeyle pes edeceğimi mi sandınız!"
"Böylece Orihime gündüzleri canla başla dokuma yaparken, geceleri ise Hikoboshi'ye tekrar nasıl kavuşabileceğini düşünmeye başladı."
"Ne yapsam ki..."
"Günler günleri kovaladı, mevsimler değişti ve sonunda Orihime'nin aklına bir fikir geldi."
"Buldum! Samanyolu'na bir köprü kurarsam ona ulaşabilirim!"
Seyirciler arasında bir fısıldaşma koptu. Hikayeyi bilmeyenler için şaşırtıcı bir gelişmeydi tabii.
"Bunun üzerine Orihime köprüyü kurmaya girişti. Ancak daha önce hiç köprü yapmamıştı, üstelik el çabukluğu da hiç yoktu, oldukça sakardı."
"Sakarlıkla ne alakası var şimdi!"
Seyircilerin kıkırdamaları duyuldu.
"Yine de Orihime pes etmedi. Gündüzleri dokuma yaptı, geceleri ise yorgunluktan bitap düşene kadar köprü yapımını çalıştı. Mevsimler döndü dolaştı ve Orihime sonunda köprüyü inşa etmeye başladı."
Shimizu-san elindeki çekiçle çivi çakıyormuş gibi yaptı.
"Fakat dediğim gibi, el çabukluğu olmadığı için köprüyü düzgün yapamıyordu. Yaptığı köprü defalarca yarıda yıkılıyor, o ise her seferinde yılmadan baştan başlıyordu."
"Asla pes etmeyeceğim!"
"Yine de vazgeçmedi. Yaptı yıkıldı, yaptı yıkıldı... Kaç kez en başa dönmek zorunda kalırsa kalsın, Orihime'nin lügatında vazgeçmek yoktu."
Tam bu anda, köprü yapmaya çalışan Orihime ile Shimizu-san'ın silüetleri gözümde birleşti.
Shimizu-san ile olan tüm anılarım zihnimde canlandı. Yemek yapmayı hiç beceremediği halde yemek pişirme dersinde elinden geleni ardına koymayan Shimizu-san. Sırf hep birlikte gökyüzünü gözlemleyebilelim diye derslerine deli gibi çalışan Shimizu-san. Hep beraber kampa gidebilmemiz için hiç alışık olmadığı o yarı zamanlı işte canını dişine takan Shimizu-san.
Shimizu-san her zaman başkaları için en iyisini yapmaya çalışan biri olmuştu.
"Bu çabalarının sonucunda, Orihime yavaş yavaş köprü yapımında ustalaştı. İlk başladığı günden bu yana ne kadar zaman geçti bilinmez ama Orihime nihayet Samanyolu'nun yarısına kadar köprü kurmayı başardı."
"Yarısı kaldı demek. A, o da ne?"
"Orihime'nin şaşırması çok doğaldı. Çünkü karşı taraftan da birinin köprü inşa ettiğini gördü."
"...Olamaz."
"Orihime o andan itibaren canını dişine takarak köprüyü örmeye devam etti. Sonunda karşıdan gelen yarım köprüyle birleşti ve Samanyolu'nun üzerine köprü kurulmuş oldu."
Sahneye doğru yürümeye başladım.
"...Senin ne işin var burada?"
"Sanırım seninle aynı sebepten ötürü buradayım."
"Evet, karşı kıyıdan köprüyü kuran kişi Hikoboshi'ydi. Aslında Hikoboshi de Orihime'ye kavuşabilmek için çok uzun zamandır tek başına köprü inşa ediyordu. İki aşık, uzun yılların ardından nihayet tekrar kavuşmuştu."
Shimizu-san ile göz göze geldik. Gözlerinde sarsılmaz bir kararlılık vardı.
"...Sana söylemek istediğim bir şey var."
"Benim de."
Aramızda derin bir sessizlik oldu. Son sahne başlamıştı.
"Seni seviyorum! Nerede olursan ol, kaç yaşında olursan ol, seni her zaman seveceğim!"
Shimizu-san'ın sesi tüm sınıfta yankılandı.
Bu sözleri duyduğumda, nihayet kendi hislerimin de farkına varabilmiştim.
"Ben de seni seviyorum. Çalışkanlığını seviyorum. Bir şeye karar verdiğinde sonuna kadar çabalamanı seviyorum. Başkaları için koşturmanı seviyorum. O sıcak gülüşünü seviyorum."
"Bu yüzden..."
Seslerimiz birbirine karıştı.
"Her zaman benimle kal!"
"Lütfen sonsuza dek benimle ol!"
Shimizu-san ile yeniden göz göze geliyoruz. Ona doğru yaklaştım ve var gücümle sarıldım.
"S-Sen..."
Seyirci koltuklarından bir uğultu, ardından bir alkış tufanı koptu.
"Böylece yeniden kavuşan iki aşık, bir daha asla ayrılmamak üzere sonsuza dek mutlu mesut yaşadılar."
Sahne yavaş yavaş karardı ve sonunda tamamen karanlığa gömüldü.
Böylece Astronomi Kulübü üyelerinin sergilediği Orihime ve Hikoboshi oyunu, büyük bir alkış yağmuru eşliğinde son buldu.
"Hondo-kun, biraz gelebilir misin?"
"Kaho-san."
Oyun bittikten sonra üstümü değiştirmek için soyunma odasına doğru giderken Kaho-san beni durdurdu.
"Oyunun başarılı geçmesine sevindim."
"Çok teşekkür ederim!"
"Bana daha önce danıştığın için son sahnede ben bile heyecanlandım."
"Şey, kusura bakmayın..."
"O kadarı işin tuzu biberi, eğlenceliydi yani, sorun değil. Ama görünüşe göre Kei-chan'a karşı hislerini nihayet anlamışsın, Hondo-kun."
"Evet! Gerçi Shimizu-san'a olan duygularımın farkına tam olarak oyunun ortasında varabildim."
"Demek öyle oldu. O halde tekrar netleştirmek için soruyorum, Hondo-kun, sen gerçekten Kei-chan hakkında ne hissediyorsun?"
Ne olur ne olmaz diye çevreye bakındım ama neyse ki yakınlarda bizden başka kimse yoktu.
"...Onu seviyorum. Shimizu-san'ı. Hem bir insan olarak hem de bir kadın olarak. Muhtemelen çok daha önceden beri seviyordum. Bunu bugün nihayet anlayabildim."
Evet, ben Shimizu-san'ı seviyordum. Ona ne zamandan beri romantik anlamda ilgi duyduğumu kestiremiyordum. Ama bir an gelmişti ki, elinden pek iş gelmeyen ama bir şeye karar verdiğinde de gözü kara bir şekilde onun peşinden giden o kıza gözlerimi dikmekten kendimi alamaz olmuştum.
"Yüzünde harika bir ifade var. Bunu duyduğuma sevindim."
"Sizin sayenizde kendi duygularımın farkına varabildim, Kaho-san. Çok teşekkür ederim!"
"Yok canım, sen olmasan da er ya da geç kendin fark ederdin zaten. Neyse, ben kaçıyorum. Yine bir şeye canın sıkılırsa bana senpai taslama fırsatı vermeyi unutma."
Kaho-san bunları söyledikten sonra her zamanki içtenliğiyle gülümseyip oradan uzaklaştı.
Soyunma odasına doğru adımlarken, bir sonraki karşılaşmamızda Shimizu-san ile eskisi gibi doğal bir şekilde konuşup konuşamayacağımı kara kara düşünmeye başlamıştum bile.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.