Yaz Esintisi ve Beyaz Elbise

"Daiki, sınavın nasıl geçti?"

Dönem sonu sınavlarının nihayet bittiği günün okul çıkışında, yarı zamanlı işim de tatil olduğu için kulüp odasına gitmeyi düşünürken Toshiya bana seslendi.

"Kötü değildi sanırım. Senin nasıl?"

"En azından zayıfım yoktur."

Toshiya böyle diyorsa öyledir. Sınav sıralaması her zaman en üstlerde olduğu için onun adına pek endişelenmiyorum.

"Peki, bir maruzatın mı vardı? Sadece sınavı sormaya gelmiş olamazsın, değil mi?"

"Keskinsin. Daiki, bugün işin yoktu değil mi?"

"Evet."

"Benim de kulüp tatil. Şöyle uzun bir aradan sonra biraz aşk meşşk konuşalım mı?"

Ben yarı zamanlı iş, Toshiya ise kulüp faaliyetleri yüzünden çok yoğun olduğumuzdan son zamanlarda baş başa konuşacak vakit bulamamıştık. Bu süre zarfında Toshiya'nın aşk konularını deşme arzusu körelmiştir diye düşünmüştüm ama yanılmışım.

"Olur da, yer değiştirsek mi?"

Sınıfta hâlâ epey insan vardı. Burada böyle konular açarsak birilerinin kulağına gidecek gibi hissediyorum. Toshiya ile bu konuyu konuşursak laf yüzde yüz Seto-san'a gelecekti. Kızlar arasında popüler olan Toshiya'nın sevdiği kızın kim olduğu ortaya çıkarsa ortalık karışırdı. Bunu ne yapıp edip önlemem lazım.

"Haklısın. Nereye gidelim?"

"Ben harika bir yer biliyorum."

Tanıdık bir sesin geldiği yöne döndüğümde karşımda Ai-san duruyordu.

"Ai-san? Senin burada ne işin var?"

"Ai-san! Merhaba!"

"Toshiya-kun, ne güzel bir selam bu! Şimdi Daiki-kun'un sorusunu cevaplayayım. Bugün ne Öğrenci Konseyi ne de işim var, boş boş oturuyordum. Ben de Kei'yi almaya geldim."

"Ha? Ama bugün Shimizu-san..."

Shimizu-san'ın sırasına baktım ama o zaten çoktan gitmişti.

"Evet, tam sırasına bakınca fark ettim, bugün Kei'nin iş günüydü. Tamamen aklımdan çıkmış!"

Ai-san elini hafifçe kafasına vurup göz kırptı.

"Anladım, Shimizu-san'ın sırasının yanında bizi konuşurken görünce kulak misafiri oldunuz yani."

"Aynen öyle!"

Ai-san parmağıyla Toshiya'yı işaret etti.

"Peki dediğiniz o güzel yer neresi?"

"Hehe, tabii ki bizim kulüp odamız!"

Doğru, Astronomi Kulübü'nün odasında başkalarına aldırış etmeden okul kapanış saatine kadar rahatça konuşabilirdik.

"Astronomi Kulübü'nün odasına gelmemin bir sakıncası yok mu?"

"Olur mu hiç! Toshiya-kun, hem Mio-chan'ın hem de Daiki-kun'un arkadaşı sonuçta!"

"Öyleyse zaten öteden beri merak ediyordum, gelmek isterim!"

"Güzel cevap! Haydi o zaman, düşündüm peşime!"

"Tamam!"

"Ta-tamam."

Eşyalarımı alıp ikisinin peşinden sınıftan çıktım.

Birkaç dakika sonra üçümüz Astronomi Kulübü'nün odasındaydık. Yolda Ai-san'dan öğrendiğime göre Yosuke-san ve Seto-san'ın da bugün işi varmış. Bu yüzden odanın beklenmedik bir anda birileri tarafından basılma ihtimali yok gibiydi.

"Ee, Toshiya-kun, bugünkü aşk sohbetimizin teması nedir?"

"Bugünkü temamız tam olarak şu: Yazın karşı cinste görmeyi en çok sevdiğiniz kıyafet tarzı!"

"Karşı cinsin kıyafeti mi?"

"Evet. Yaz yaklaştıkça hava ısınıyor ve herkesin giyimi değişiyor değil mi? Üstelik yazın çok fazla etkinlik var, bu sayede farklı kıyafetler de görebiliyoruz."

"Deniz veya havuza gidildiğindeki mayolardan ya da festivallerdeki Yukatalardan bahsediyorsun!"

"Aynen öyle! İşte bu kadar çok yazlık kıyafet seçeneği arasından, karşı cins giydiğinde kalbinizi güm güm attıracak olanı duymak istiyorum."

"Harika bir konu! Tam bir aşk muhabbeti ustasısın!"

"Teşekkürler!"

Toshiya ve Ai-san birbirlerine çak bir beşlik yaptılar. Çok sık bir araya gelmeseler de aslında birbirlerine epey uyumlular gibi.

"Hadi o zaman Daiki, senin aklına bir şey geldi mi?"

Kalbi güm güm attıracak, sevdiğin birinin yazlık kıyafeti ha... Düşünsem de hemen bir cevap bulamıyorum.

"Hmm, henüz bulamadım."

"Anlıyorum. Benimkini söyleyeyim o zaman; ben Seto-san'ı Yukata içinde görmek istiyorum!"

Toshiya'nın bu itirafı karşısında nutkum tutuldu. Seto-san'dan hoşlandığının bilinmesini pek dert etmediğini daha önce söylemişti ama Ai-san'ın önünde hiç tereddüt etmeden dile getirmesini beklemiyordum.

Ai-san, Toshiya'nın sözlerini duyunca sırıttı.

"Mio-chan ve Yukata mı? Zevklisin Toshiya-kun, gözünden de bir şey kaçmıyor."

"Yukata'nın Seto-san'a kesinlikle çok yakışacağını düşünüyorum. Daiki, sen de öyle düşünmüyor musun?"

Seto-san'ı Yukata içinde hayal ettim. Gerçekten de onun o soğukkanlı imajına çok yakışacak gibiydi.

"Doğru. Seto-san'ın havasıyla uyumlu olabilir."

"Beni anlıyorsun değil mi Daiki! Yukata giyen kızlar bir başka oluyor!"

"Evet. Nasıl desem, yaz sıcağına rağmen serin bir hava veren, asil bir duruşları oluyor."

"İşte benim dostum! İşten anlıyorsun!"

Bir süredir bu konuları konuşmadığımızdan mıdır nedir, Toshiya her zamankinden daha heyecanlı görünüyor.

Bir ara merak edip Ai-san'a baktığımda, onun akıllı telefonuyla uğraştığını gördüm.

"Ai-san? Bir sorun mu var?"

"Ah, kusura bakmayın. Sadece biraz not alıyordum."

"Not mu?"

"Erkeklerin bu konulardaki düşüncelerini pek duyma şansım olmuyor. Kendime referans alayım dedim."

Gerçekten de ben de Seto-san ile konuşana kadar bir kızla bu tarz mevzuları pek konuşmamıştım. Çevresi geniş olan Ai-san için bile karşı cinsle böyle sohbet etmek nadir bir durum muydu acaba?

"Sizin konuşmalarınızı dinlerken aklıma harika bir fikir geldi!"

"Nedir o fikir?"

"Kamp sırasında yaz festivaline giderken herkes Yukata giysin!"

Yaz kampı planları netleşmeye başlamıştı ve ikinci günün akşamı hep birlikte festivale gitme planımız vardı.

"Astronomi Kulübü'nde Yukata giydirmeyi bilen biri var mı?"

Evden giyip çıkamayacağımıza göre, en azından bir kişinin bu işten anlaması gerekiyordu.

"Yosuke'nin el çabukluğu iyidir, o becerir! Ben de kampa kadar öğrenirim zaten. Herkesin Yukatayla gitmesi çok daha eğlenceli olur!"

Eğer öyleyse, yükümüz artacak olsa da festivale Yukatayla gitmek imkansız görünmüyordu.

"Vay be, Seto-san'ı Yukata içinde görme hayalim gerçek mi oluyor... Ah, kesinlikle orada olmalıyım!"

"Öyleyse ben Mio-chan'ın Yukatalı fotoğraflarını çeker sana getiririm!"

"Ciddi misiniz!"

"Hem de çok ciddiyim. Mio-chan'ın bende emeği çok, bu kadarcık şeyi bana bırakın!"

Seto-san'ın haberi olmadan konu nerelere geldi ama neyse... Ai-san herhalde ona durumu uygun bir dille açıklar.

"Gerçekten çok teşekkür ederim!"

Toshiya, Ai-san'a resmen bir tanrıçaymış gibi tapınıyordu.

"Tamam tamam, hadi sohbete devam edelim!"

Doğru ya, konuşurken konudan sapmıştık.

"Haklısınız. Daiki, senin aklına geldi mi o sevdiğin yazlık tarz?"

"Yok, hâlâ bulamadım."

"Daiki-kun, belki de çok karmaşık düşünüyorsun. Önce yakınındaki bir kızı düşünerek başlasana?"

"Anlıyorum..."

Yakınımdaki kız denince aklıma ilk gelen isim Shimizu-san oldu. Shimizu-san giydiğinde beni mutlu edecek bir yazlık kıyafet mi... Fiziği çok düzgün olduğu için ne giyse yakışır gerçi. Bir süre düşündükten sonra bir aday buldum.

"Yazlık sayılır mı tam emin değilim ama beyaz bir elbise sanırım hoşuma giderdi."

"O geçen gün alışveriş merkezinde karşılaştığımızda Kei'nin aldığı elbise mi?"

"Haklısınız."

Birkaç ay önce Shimizu-san ve Ai-san ile alışveriş merkezinde tesadüfen karşılaşmıştık. O zaman gördüğüm, Shimizu-san’ın o bembeyaz elbiseyi giymiş hali hâlâ hafızamda tazeliğini koruyordu.

"Ben de hatırlıyorum. O günkü Kei her zamankinden bile daha harikaydı!"

"Beyaz elbise demek. Daiki'nin seveceği türden bir şey olduğu belli zaten."

Toshiya’nın bu kadar çabuk ikna olmasının sebebi, daha önce ona hanım hanımcık kızlardan hoşlandığımı söylemiş olmamdı.

"Kei o günden beri o elbiseyi hiç giymedi. Onun elbise giydiğini bir kez daha görmeyi çok isterdim. Daiki-kun, sen de istersin değil mi?"

Shimizu-san’ın o elbiseyi giydiği halini hayal ediyorum. Öylesine zarif ve öylesine...

"Daiki-kun?"

Ai-san’ın sesiyle nefesim kesilir. Düşündüğümden daha uzun bir süre dalıp gitmişim.

"Evet. Shimizu-san'a çok yakışmıştı, o yüzden o beyaz elbiseyi giydiğini ben de görmek isterim."

"Değil mi!"

"Elbise ha... Acaba Seto-san da giyer mi?"

"Geçen yaz gezmeye gittiğimizde Mio-chan giymişti sanki."

"Gerçekten mi! Seto-san elbise içindeyken de çok tatlıdır herhalde..."

"Elbise, Mio-chan'ın o havalı duruşunu iyice ön plana çıkarıyordu!"

Sonrasında ben, Toshiya ve Ai-san arasındaki bu aşk meşki muhabbeti okul çıkış saatine kadar devam etti.

"...chan... kalk artık."

Birinin sesiyle gözlerimi açtım. Aynı anda vücudumun sarsıldığını hissettim.

"...Biraz daha uyumama izin ver."

Yüzümü futona gömdüm. Bugün tatildi ve yarı zamanlı işim de yoktu diye hatırlıyorum. Hiçbir işim yoksa biraz daha uyumak istiyordum.

"Abiciğim! Kalk artık!"

"...Teruno?"

Dikkatle dinleyince sesin sahibinin Teruno olduğunu anladım. Gözlerimi ovuşturarak futondan kafamı çıkardım.

"Günaydın, ne oldu?"

"Nihayet uyandın. Bugün abiciğim için bir görev var."

"Görev mi? Benden yapmamı istediğin bir şey mi var?"

Sanki daha önce de böyle bir şey olmuştu.

"Evet, alışveriş merkezine gidene kadar bana eşlik etmeni istiyorum."

"Eşlik etmemi istediğine göre sen de mi geliyorsun?"

Evden çıkmayı sevmeyen Teruno’nun kendi isteğiyle kalabalık bir yere gitmeye çalışması nadir görülen bir durumdu.

"E-evet. Olmaz mı?"

Teruno biraz endişeli görünüyordu. Onu korkutmamak için başını olabildiğince nazikçe okşadım.

"Olur tabii. Birlikte gidelim o zaman."

"Yaşasın!"

Teruno’nun yüzü bir anda aydınlandı.

"O zaman geç kalmamak için sen de çabuk hazırlan abiciğim!"

Bunu deyip odamdan çıktı. Geç kalmak mı? Alışveriş merkezinde bir etkinlik falan mı vardı acaba?

Bir saat sonra Teruno ile alışveriş merkezindeydik. Buraya gelene kadar ona birkaç kez amacını sormuştum ama sadece alışveriş yapacağını söyleyip kestirip atmıştı.

"Teruno, geldik işte. Ne yapmak istiyorsun? Artık söylesen mi?"

"Birazcık daha bekle."

Teruno böyle deyip akıllı telefonuyla uğraşmaya başladı.

Yapacak bir işim olmadığı için vakit geçirmek adına etrafa göz gezdirirken çok iyi tanıdığım birini gördüm.

"Shimizu-san?"

"H-Hondo?"

Orada, üzerinde beyaz bir elbise olan Shimizu-san duruyordu.

"Ooo! Ne büyük tesadüf, Daiki-kun ve Teruno-chan ile böyle bir yerde karşılaşmak!"

Sesin geldiği yöne döndüğümde yazlık kıyafetler içindeki Ai-san’ı gördüm. Görünüşe göre o da yanındaydı. Nedense Ai-san’ın sözleri her zamankinden daha yapmacık, sanki bir tiyatro sahnesindeymiş gibi geliyordu.

"Ne tesadüfü be! Resmen tezgah kurmuşsun!"

"A-asla, neden bahsettiğini hiç anlamıyorum."

Ai-san’ın telaşı her halinden belli oluyordu.

"Sen az önce telefonla uğraşırken ya Hondo ile ya da Teruno ile mesajlaşıyordun değil mi!"

Sahi, az önce Teruno da telefonuyla uğraşıyordu. Bakışlarımı Teruno’ya çevirdim.

"Teruno?"

Göz göze geldiğimizde Teruno alelacele bakışlarını kaçırdı.

"B-ben hiçbir şey bilmiyorum."

"Hiçbir şey bilmeyen biri bu kadar telaş yapmaz. Doğruyu söyle Teruno. Kızmayacağım."

"Gerçekten mi?"

"Yalan söyleyecek halim yok ya."

"...Ai-san, eğer abimi buraya getirirsem beni Kei ablamla buluşturacağını söyledi."

"Hey, Ai!"

Shimizu-san öfkeyle Ai-san’a baktı.

"Az önce kızmayacağınızı söylemiştiniz ama!"

"O Teruno içindi! Sana kızacağım tabii ki, ne sanıyordun!"

"Bu çok adaletsizce!"

Shimizu kardeşlerin ağız kavgasını ne zaman durdurmam gerektiğini düşünürken Teruno tişörtümü çekiştirmeye başladı.

"Ne oldu?"

"Seni kandırdığım için özür dilerim abiciğim."

Teruno suçluluk duyan bir ifade takınmıştı. Kötü bir şey yaptığını düşünüyordu herhalde.

"Önemli değil. Shimizu-san ve Ai-san ile karşılaşmak biraz sürpriz oldu sadece."

"Aynen öyle. Suçlu olan bu işi planlayan Ai."

"Aman canım. Alt tarafı küçük bir sürpriz yapayım dedim."

"Benim böyle heyecanlara ihtiyacım yok!"

"Bu sözünüz, 'Böyle bir yerde karşılaşmamız acaba kader mi?!' diye düşünüp kalbimin güm güm ettiğini itiraf etmek gibi bir şey ama."

"Öyle bir şey düşünmedim!"

Tepesi attığı için mi bilmiyorum ama Shimizu-san’ın yüzü her zamankinden daha kırmızıydı.

"Öyle mi? Neyse, her neyse. Hadi hep beraber bir yerlere gidelim o zaman."

"Nasıl oldu da konu dördümüzün bir yerlere gitmesine... Teruno, ne oldu?"

Ben başka yöne baktığım sırada Teruno, Shimizu-san’ın yanına sokulmuştu.

"Kei abla, benim ve abimin seninle olmamızdan rahatsız mı olursun?"

Teruno, mahzun bakışlarını yukarı dikerek Shimizu-san’a bakıyordu.

"R-rahatsız olmam da..."

"O zaman seninle kalmak istiyorum. Olmaz mı?"

"Öğğ..."

Shimizu-san, sanki karşısında çok parlak bir şeye bakıyormuş gibi gözlerini kısarak Teruno’ya bakıyordu.

"Kei abla, lütfen!"

"...Elden bir şey gelmez. Yine bir yerlere kaybolursan başımıza iş açılır. Gözümün önünde duracaksın, tamam mı?"

"Yaşasın, ablamı çok seviyorum!"

Teruno, Shimizu-san’ın boynuna sarıldı. Shimizu-san sanıldığının aksine kendinden küçüklere karşı oldukça yumuşak bir kalbe sahipti.

"Tamamdır, bu iş oldu. Ee, nereye gidiyoruz? Gitmek istediğiniz bir yer var mı?"

"Benim özel bir isteğim yok."

"Abim ve Kei ablam yanımda olsun, nereye gittiğimiz fark etmez."

Anlaşılan Teruno’nun asıl amacı burada Shimizu-san ile buluşmaktı.

"Anladım, Hondo kardeşlerin gitmek istediği özel bir yer yok. Peki ya sen, Kei?"

"Benim de yok."

"Hadi canım, gerçekten mi? Aslında gitmek istediğin bir yer vardır bence?"

"Neden sadece benden şüpheleniyorsun!"

"Kaho-san da sana karşı dürüst olman gerektiğini söylemişti ya. Bak işte, tam fırsatı!"

"Uuu..."

Bocalayan Shimizu-san ile bir an göz göze geldik.

"Hey, Hondo."

"Efendim, Shimizu-san?"

"...Benimle çık."

"Efendim?"

Az önce ne dedi o? Sözcükleri duymuştum ama olay o kadar ani gelişmişti ki beynim durumu işleyemiyordu.

"Alışverişe çık diyorum, benimle alışverişe eşlik et!"

"Ha, alışverişe... Anladım."

Sadece 'benimle çık' kısmını duyunca bir an paniklemiştim. Sakin kafayla düşününce Shimizu-san’ın bana burada çat diye itirafta bulunmasına imkan yoktu zaten.

"Neye rahatlamış gibi bakıyorsun be!"

"Pardon, ee ne almak istiyorsun?"

"Yukata. Yaz festivaline yukatayla gideceğiz ya. Bende hiç yukata olmadığı için almam gerekiyor."

Böylece Ai-san'ın fikri kabul edilmiş ve yaz festivaline herkesin yukatayla gitmesine resmen karar verilmişti.

"Harika! Ben de henüz yukata almadım, o yüzden bir tane istiyorum! Daiki-kun ve Teruno-chan, sizin için de uygun mu?"

"Benim için sorun değil."

"Benim için de uygun. Kei Ablacığım, yukata seçmeme yardım eder misin?"

"Pekala, o kadarcık bir şeyi yaparım herhalde."

"O zaman karar verilmiştir! Doğru yukata reyonuna, hadi bakalım!"

Böylece hep birlikte yukata reyonuna doğru yöneldik.

"Ooo! Beklediğimden de büyükmüş!"

Yukata reyonu hayal ettiğimden daha geniş bir alana sahipti ve çeşit çeşit yukatalar yan yana dizilmişti. Deneme kabinleri de vardı, yani beğenilenleri giyip bakmak mümkündü.

"Tamamdır, reyona geldiğimize göre buradan itibaren ikişerli gruplara ayrılıp gezelim."

"Şaşırtıcı. Herkesin beraber hareket etmesini isteyeceğini sanıyordum."

"Bunu her şeyden çok isterim ama öyle yaparsak tempo biraz düşer. Öte yandan herkes tek başına aranırsa da bu dört kişinin beraber gelmesinin bir anlamı kalmaz. Bu yüzden ikişerli ayrılmanın tam kararında olacağını düşündüm. Siz üçünüz ne dersiniz?"

Kısa bir süre düşündüm ama Teruno'nun Shimizu-san veya Ai-san ile eşleşmesinde bir sorun göremedim. Öyleyse Ai-san'ın önerisine karşı çıkmak için bir sebebim yoktu.

"Benim için uygun."

"Bana fark etmez."

"Benim için de uygun."

"Karar verilmiştir o zaman! Grupları nasıl yapalım? Mümkünse alışılmışın dışında bir eşleşme olsun istiyorum."

Yani ben ve Teruno, Shimizu-san ve Ai-san ikilileri dışındaki eşleşmelerden bahsediyordu.

"O zaman ben, Kei Ablacığımla alışveriş yapmak istiyorum! Olur değil mi, Kei Ablacığım?"

"Pekala, Teruno madem bu kadar istiyor, benim için sorun yok."

"Yaşasın!"

Teruno çok mutlu görünüyordu. Shimizu-san da bu durumdan pek şikayetçi değil gibiydi.

"O halde önce ben ve Daiki-kun, sonra da Kei ve Teruno-chan eşleşsin. Bir süre geçtikten sonra da eşleri değiştiririz!"

"Önce benim yukatamı seçmemizde sorun yok mu?"

"Evet, ben henüz nasıl bir yukata alacağıma hiç karar vermedim."

"Öyle mi? Daiki-kun madem öyle diyor, o zaman önceliği ben alayım bari!"

Ai-san ile birlikte kadın yukatalarının sergilendiği köşeye geçtik. Yukata alanı oldukça geniş tutulmuştu. Aynı köşede olmaları gereken Shimizu-san ve Teruno ortalıkta görünmüyordu.

"Evet, Daiki-kun. Sence hangi yukata bana daha çok yakışır?"

"Efendim?"

Ai-san’a döndüğümde, nedense kollarını göğsünde kavuşturmuş duruyordu.

"Diyorum ki, Daiki-kun olarak sence hangi yukata bana yakışır?"

Dizili olan yukatalara göz gezdirdim. Sadece çevremizdekiler bile renk ve desen açısından muazzam bir çeşitliliğe sahipti. Hangisinin Ai-san’a yakışacağını düşünerek yukatalara bakarken üzerimde bir bakış hissettim.

"Ai-san?"

"Ne oldu?"

"Belki bana öyle gelmiştir ama az önce bana mı bakıyordunuz?"

"Hı-hı. Bakıyordum."

Bu kadar rahatça onaylayacağını hiç düşünmemiştim. Ben sadece fazla evham yapıyorum sanıyordum.

"Neden bana bakıyordunuz peki?"

Ai-san biraz düşünür gibi yaptıktan sonra yavaşça konuştu.

"Aslında yukata seçmeni bekleyecektim ama Daiki-kun beklediğimden çok daha ciddi bir şekilde düşünmeye başlayınca... İster istemez izlemeye daldım."

"Anladım demek."

"Anlatabildim mi? Ee Daiki-kun, güzel bir yukata buldun mu?"

"Hayır, henüz değil."

"Öyle mi? O zaman beraber bakınırken başka şeylerden konuşalım!"

"Olur."

Bakışlarımı tekrar yukatalara çevirdim. Acaba Ai-san’a ne renk bir yukata yakışırdı? Düşünürken aklıma bir soru takıldı.

"Bu arada, bugün Yousuke-san'ı çağırmadınız mı?"

"Çağırmadım, ama neden sordun?"

"Ai-san, Shimizu-san'ın yukata istediğini biliyordunuz, değil mi? Yanlış hatırlamıyorsam, Ai-san’ın kıyafet seçeceği zaman hep Yousuke-san'ı yanına aldığını duymuştum, yoksa yanlış mı biliyorum?"

Aslında Yousuke-san değil de 'çocukluk arkadaşı' demişti diye hatırlıyorum ama Ai-san'ın hala görüştüğü erkek bir çocukluk arkadaşı olarak Yousuke-san dışında kimseyi duymamıştım.

"İyi hatırlıyorsun. Normalde hep Yousuke'yi çağırırım ama bu seferlik durum o mesele yüzünden farklı."

"O mesele derken?"

"Sürpriz!"

"Sürpriz mi?"

"Evet! Eğer yukatayı beraber seçersek, yaz festivalinde beni gördüğünde Yousuke'nin kalbi küt küt atmayabilir, değil mi? Bu yüzden bilerek Yousuke'yi bu sefer çağırmadım!"

Söyledikleri mantıklıydı ama beni asıl ilgilendiren başka bir şey vardı.

"Yousuke-san'ı çağırmama sebebinizi anladım da, bunu bu kadar açık söylemenizde bir sakınca yok mu?"

"Ha, yanlış bir şey mi dedim?"

"Yani... Bu resmen Ai-san’ın Yousuke-san'dan hoşlandığını söylemesi gibi bir şey oldu da..."

"Ah, o mesele."

Bunu söyleyen Ai-san’ın ifadesinde pek bir değişim olmadı.

"Sorun değil. Kaho-san’ın, benim Yousuke’den hoşlandığımı sana söylediğini zaten duymuştum."

Kaho-san'ın sonra özür dileyeceğini duymuştum ama Ai-san’a bu kadarını anlattığını bilmiyordum.

"Demek öyle."

"Evet. Ah, dert etmene gerek yok. Senin bilmende bir sakınca olmadığını düşünüyordum zaten."

Başkasına söylemeyeceğimi mi düşünüyordu acaba? Zaten kimseye söylemeye niyetim yoktu ama.

"Neyse, madem bir genç kızın aşkını öğrendin, Daiki-kun sen de bana yardım edeceksin artık!"

"Elimden gelen bir şey olursa yapmaya çalışırım!"

"O zaman önce şu yukata işi. Yousuke'nin kalbini fethedecek yukatayı bulacağız!"

"Tamam!"

"Peki bu nasıl?"

Deneme kabininin perdesi açıldı. Orada yukata giymiş haliyle Ai-san duruyordu.

"Bence açık renkli yukatalar size çok yakışıyor, o yüzden gayet iyi görünüyor."

"Anlıyorum..."

Ai-san için yukata seçmeye başlamamızın üzerinden yirmi dakika geçmişti ve hala bir aday bile belirleyememiştik.

"Daiki-kun, fazla mı güzel iltifat ediyorsun acaba?"

"Öyle olduğunu sanmıyorum ama..."

"Yok yok, hangi yukatayı giysem hemen iyi bir yanını bulup söylemek oldukça zor bir iş. Bu artık yetenek seviyesine ulaşmış diyebilirim."

İlk defa böyle övüldüğümü hissediyordum. Bence asıl iltifat konusunda iyi olan Ai-san’dı.

"Ai-san, şimdiye kadar baktıklarımız arasında sizin beğendiğiniz bir yukata olmadı mı hiç?"

"Birkaç tane var sanırım."

"O zaman onların arasından en sevdiğinizi seçseniz olmaz mı?"

"Hımm, ama benim sevdiğim yukata, Yousuke'nin zevkine uyacak diye bir kaide yok ki."

Ai-san’ın tek amacı, Yousuke-san'ın beğeneceği bir yukata bulmaktı.

"Öyle tabii ama... Kendi fikrimi söyleyebilir miyim?"

"Tabii ki! Hadi söyle!"

"Dürüst olmak gerekirse, Yousuke-san'ın ne tarz yukatalardan hoşlandığını bilmiyorum."

"Eh, seninle Yousuke ikiniz pek öyle şeyler konuşuyor gibi durmuyorsunuz zaten."

Doğru, Yousuke-san ile konuşsak bile karşı cinsin zevkleri hakkında pek sohbet etmezdik.

"Evet. Ama Yousuke-san'ın sevineceği bir şeyi biliyorum."

"Ooo! Neymiş o?"

"Ai-san’ın yürekten eğlenmesi."

"Ha? Nasıl yani?"

Ai-san ne demek istediğimi tam olarak kavrayamamış gibiydi.

"Yousuke-san, senin eğlendiğini gördüğünde yüzü yumuşacık oluyor Ai-san. Bence o, senin keyif aldığın anları izlemeyi seviyor."

"…Daiki-kun, insanları ne kadar da iyi gözlemliyorsun."

Ai-san’ın sesi kısık çıkmıştı. Yakından bakınca, yüzünün her zamankinden biraz daha fazla kızardığını fark ettim.

"İşte bu yüzden, eğer Ai-san kendi sevdiği bir yukatayla yaz festivalinin tadını çıkarırsa, Yousuke-san’ın gözlerini senden alamayacağını düşünüyorum."

"Demek öyle! Kendi sevdiğim yukatayı giyip festivalin dibine vurursam, Yousuke bana sırılsıklam aşık olacak!"

"Sırılsıklam olur mu bilemem ama gözlerini senden ayırmayacağına eminim."

"Tamamdır, o zaman rota belli oldu! Geriye sadece seçenekler arasından seçim yapmak kaldı!"

"O zaman şuna artık gerek yok demektir."

"Ha?"

Sesin geldiği yöne döndüğümde, bir de baktım ki Shimizu-san ve Teruno ne ara geldilerse orada dikiliyorlardı.

"A, Kei, Teruno-chan. Yukata seçimi bitti mi?"

"Teruno için seçtik. Epey zaman geçti zaten, eşleri değiştirelim."

Ai-san saate baktı.

"Hakikaten, sandığımdan çok zaman geçmiş. O zaman bir sonraki eşleşme..."

"Eleme usulüyle; ben ve Hondo, sen ve Teruno."

"İstersen ben ve Kei, Daiki-kun ve Teruno-chan da olabiliriz?"

"O-O her zamanki halimiz zaten! Benim dediğim eşleşme daha iyi!"

"Öyle olsun bakalım."

"Ne sırıtıp duruyorsun be!"

"Hiç... Sadece Kaho-san’ın söylediklerini iyi değerlendirdiğini düşündüm. Daiki-kun, Teruno-chan, sizin için uygun mu?"

Gözlerimi Teruno’ya çevirdim. Teruno usulca başını salladı. Ai-san, benim bilmediğim bir yerde Teruno ile arayı iyi kurmuş gibiydi, bu yüzden endişelenmeye gerek yoktu.

"Benim için sorun yok."

"…Benim için de."

"Tamamdır! O zaman şimdi ben ve Teruno-chan, Kei ve Daiki-kun olarak alışverişe devam!"

Eşleri değiştirdikten birkaç dakika sonra, Shimizu-san ile erkek yukatalarının sergilendiği alana geçmiştik.

"Gerçekten benden başlamamız sorun değil mi? Shimizu-san, sen de henüz seçmedin, değil mi?"

"Önemli değil. Yakınlarda Ai varken dikkatim dağılıyor. Ben, Ai kendi yukatasını seçtikten sonra karar vereceğim."

"Peki, sen bilirsin."

Gözlerim Shimizu-san’a kaydı. Onu kar beyazı elbisesiyle ikinci kez görüyordum. Buna rağmen, hala bu görüntüsüne alışabilmiş değildim.

"Ne var? Ne dik dik bakıyorsun elbiseye?"

"Yok, sadece seni elbise içinde görmeyeli uzun zaman olmuştu da."

"Ai zorla giydirdi! Yoksa bu kadar kalabalık bir yere hayatta elbiseyle gelmezdim!"

Shimizu-san’ın yüzü öfkeden mi yoksa utançtan mı bilinmez, kıpkırmızı olmuştu.

"De-Demek öyle."

"Aynen öyle. Okuldan birilerine bu halde yakalansam kim bilir ne düşünürler..."

"Haklısın, normaldeki halinle aranda büyük bir fark olduğu için herkes çok şaşırabilir."

"…Yakışmadığını dürüstçe söylesene."

Suratını asarak bana ters ters baktı. Sanırım kendimi eksik ifade etmiştim.

"Öyle düşünmüyorum. Daha önce de söylemiştim ama o beyaz elbise bence sana çok yakışıyor. Elbise içindeyken gerçekten çok güzel görünüyorsun."

"N-Ne?.."

"Seni tekrar böyle görmek beni mutlu etti."

"T-Tamam, yeter! Hemen senin yukatanı seçiyoruz."

Bunu söylerken kulakları hala kıpkırmızıydı.

"Shimizu-san, sen nasıl bir yukata istiyorsun?"

Benim seçimimi bitirdikten sonra kadın yukatalarının olduğu bölüme geçmiştik.

"Fark etmez, giyilebilecek herhangi bir şey olur."

"Öylesine bir şey almak yazık olur ama."

"…O zaman seçmeme yardım et."

Shimizu-san’ın sesi nedense biraz endişeli geliyordu.

"Tabii, olur."

"Sonradan vazgeçmek falan yok ha!"

"Elbette."

"…O zaman birkaç tane getiriyorum, fikrini söyleyeceksin."

Birkaç dakika sonra, Shimizu-san elinde birkaç yukata olan sepetle geri döndü.

"Bak baştan söyleyeyim, saçma sapan bir şey dersen kızarım."

"Öyle bir şey yapmam."

"İyi o zaman, hadi deneme kabinine."

"Tamam."

Onu takip ederek deneme kabinlerinin olduğu yere gittim.

"Bu nasıl?"

Shimizu-san’ın ilk denediği, üzerinde turuncu japon balıklarının yüzdüğü su mavisi bir yukataydı.

"Parlak bir rengi var, çok şirin."

"Şi... Şey, evet, şirin bir yukata gerçekten. Teruno giyse yakışırdı belki."

"Bence sana da şirin yukatalar yakışır."

"B-Bak, kafana göre konuşursan uçururum seni!"

Öylesine söylememiştim ama Shimizu-san’ın damarına basmışım gibi görünüyordu.

"Aman neyse, sıradakine geçiyorum."

Perdeyi tekrar kapattı. Biraz bekledikten sonra içeriden seslendi:

"Geliyorum?"

"Hazırım."

"Bu nasıl peki?"

Bu kez üzerinde açık mavi çiçek desenleri olan beyaz bir yukata giymişti.

"…Ş-Şey, çok zarif ve güzel duruyor."

Nedenini bilmiyorum ama Ai-san’a fikir verirkenki rahatlığım yoktu, kelimeler boğazıma diziliyordu.

"Gü-Güzel demek... Yukata güzel tabii! Ama bu da beyaz olduğu için çok dikkat çekmiyor gibi..."

"Bir şey mi dedin?"

"Kendi kendime konuşuyorum. Bir de..."

Shimizu-san’ın sepetindeki yukatalar arasında, sabah sefası desenli koyu lacivert bir tane gözüme çarptı.

"Onu giymeni istiyorum."

Bir dakika, ben az önce ne dedim?

"S-Sen... Birden ne oldu sana?.."

"O yukatanın sana kesinlikle yakışacağını düşünüyorum. O yüzden yaz festivalinde o yukatayı giymeni istiyorum."

Nefesim kesildi. Bugün bende bir gariplik vardı. Bana ne oluyordu böyle?

"Özür dilerim Shimizu-san. Az önceki lafımı..."

"Geri alma."

"Ha?"

"Az önce söylediğini sakın geri alma."

Bu sözleri sanki yalvarıyormuş gibi çıkmıştı ağzından.

"T-Tamam."

"…Sen o kadar ısrar ediyorsan, festivalde bunu giyebilirim herhalde."

"Emin misin? Senin de giymek istediğin bir model vardır belki..."

"En başta ne olursa olsun dedim ya. O yüzden bu kalsın."

Shimizu-san bunu söyleyip deneme kabinini terk etti.

"Harika! Herkes kazasız belasız yukatasını aldı!"

Birkaç dakika sonra, Shimizu-san ile birlikte Ai-san ve Teruno’nun yanına dönmüştük.

Yine de, az önce bana ne olmuştu öyle? Kendimi ben bile anlayamıyordum.

"O zaman bir sonraki hedefimize gidelim mi?"

"Sonraki hedef mi?"

Ai-san’ın acele etmesinin sebebi demek ki başka bir şey daha alacak olmasıydı.

"Sırada ne var yine?"

"Yaz festivalinin yanı sıra denize de gideceğiz, unuttun mu? Ne alacağımızı tahmin ediyorsundur herhalde?"

Akla gelen tek bir seçenek kalmıştı.

"Şimdi mayo almaya gidiyoruz!"

"Şey... Ai-san, herhalde ben sizden ayrı takılacağım, değil mi?"

"Ne kadar da yabani konuşuyorsun öyle! Tabii ki Daiki-kun da mayo seçmemize yardım edecek!"

"Evet abiciğim!"

"Yapmayın ya..."

Ai-san ve Teruno’nun kolları arasında, 'mayo reyonu' denilen o tekinsiz diyara doğru sürüklenmeye başladım.

"Ne! Yani şimdi Kei, o kadar aldığı yukatayı Daiki-kun’un önünde denemedi mi?"

Eve döndükten sonra, odama sanki kendi yeriymiş gibi dalan Ai’nin sorgusuna çekiliyordum.

"Bir itirazın mı var?"

"Yok ama madem o kadar aldın, Daiki-kun'un önünde giyip ondan 'Sana çok yakışmış Kei...' lafını duymak istemez miydin?"

"...Bugün giymektense, yaz festivalinde giyip göstermek çok daha büyük bir etki yaratır."

Ai'ye baktığımda, nedense sırıtır bir ifadeyle bana dik dik bakıyordu.

"Ne var?"

"Yok bir şey, sadece kız kardeşlerin düşünce yapısı ne kadar da aynıymış diye düşündüm. Yaz festivalinde yukatalarımızı giyip o ikisinin yüreğini güm güm attıralım!"

Anlaşıldı, Ai'nin Yosuke'yi bugün neden çağırmadığı sonunda belli olmuştu.

"...Yaz festivaline kadar bana yukata bağlamayı öğret."

"Kei, bugün denediğine göre az çok kendin de giyinebilirsin, değil mi? Hem festival günü ben sana yardım ederim."

"Kendi başıma çok daha düzgün giyinip onu Hondo'ya göstermek istiyorum."

"...Hımm, anladım. Tamamdır!"

Yaz tatili kampına az bir zaman kalmıştı. Görünüşe göre kalan boş vaktimin tamamını yukata giymeyi öğrenmeye harcayacaktım.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.