"Deniz!"
Trende saatlerce sallandıktan sonra, biz astronomi kulübü üyeleri kampın ilk durağı olan plaja vardık. Etrafa şöyle bir bakındığımda, bugün hafta içi olmasına rağmen plajın oldukça kalabalık olduğunu gördüm. Muhtemelen sadece liseler değil, üniversiteler de yaz tatiline girdiği içindi.
— Daha en baştan böyle tam gaz gidersen geceye enerjin kalmaz.
— Hiç merak etme! Öyle bir şey olmasın diye dün gece sekizde yattım!
— Çok erken değil mi be?
— Ee, buradan sonra ne yapıyoruz?
— Önce mayolarımızı giyelim! Giyinme işi bitince tekrar burada toplanalım!
— Haklısın. Herkes için uygun mu?
— Evet.
— Ahah, olur.
Seto-san da sessizce başını sallar.
— Tamamdır, o zaman karar verildi! Beyler, biz "Havalı Güzeller" üçlüsünün peşine birileri takılmasın diye erkenden gelip bizi bekleyin ha!
— Sende havalı bir yan mı var ki?
— Hiç de bile! Konuşursam tatlı, susarsam havalı olduğumu söylerler bir kere!
— Kim dedi bilmiyorum ama bir an için bunun gerçek olduğunu varsaysak bile, çeneni tutamadığın sürece ne yaparsan yap asla havalı olamazsın.
— Evet, Ai Senpai'ye havalı olmak hiç yakışmıyor.
— Mio-chan, sen de mi o taraftasın?!
Ai-san o kadar şoke olmuştu ki ağzını eliyle kapatıyordu. O sırada Ai-san ile göz göze geldik.
— Da-Daiki-kun, sen benim havalı olduğumu düşünüyorsun, değil mi?
— Şey...
— Hondo'nun şu anki boş boş bakan cevabı her şeyi açıklıyor zaten.
— Olamaz...
Ai-san'ın bakışları bu sefer Yosuke-san'a yöneldi.
— Yosuke... Yalan da olsa lütfen benim havalı, temiz, sevimli ve güzel olduğumu söyle.
— İsteklerin de çokmuş.
— Boş ver şimdi, çabuk söyle lütfen!
— Tamam, tamam. Ai havalı, temiz, sevimli ve güzel.
— Hiç içten söylemedin!
— Yalan da olsa söyle dedin ya...
— Öyle dedim ama... Böyle gidersen gelecekte harika bir oyuncu olamazsın!
— Öyle bir niyetim de planım da yok zaten, o yüzden sorun değil.
— Hıh...
Ai-san memnuniyetsiz bir şekilde yanaklarını şişirdi.
— Madem öyle, mayomu giyip geleceğim ve Yosuke'ye kalpten bir şekilde "havalı" dedirteceğim! Hadi kızlar, gidiyoruz!
— Hey, kolumu çekiştirme!
— ...Gücün biraz fazla.
Dirençleri boşa çıktı; Shimizu-san ve Seto-san, Ai-san tarafından kollarından tutulup sürüklendiler.
— ...Biz de giyinmeye gidelim mi?
— Evet.
Bir adım geriden, ben ve Yosuke-san da soyunma kabinlerine doğru yöneldik.
— Ai ve diğerleri hala gelmedi.
— Haklısınız.
Buluşma noktasına dönmemizin üzerinden kaç dakika geçmişti acaba? Astronomi kulübünün kadın üyeleri hala ortalıkta yoktu.
— O kadar acele etmemize gerek yokmuş demek ki.
— Hey, millet!
Sesin geldiği yöne döndüğümde, Ai-san ve diğerlerinin bize doğru yürüdüğünü gördüm.
— Beklediğimden uzun sürdü.
— Kusura bakmayın, güneş kremi falan sürerken geç kaldık. Ee, Yosuke-san, bana söyleyeceğin bir şey yok mu?
— Söyleyecek bir şey mi? Ne hakkında?
— Yeni mayosunu giymiş olan bu ultra tatlı kıza diyecek bir kelamın yok mudur diye soruyorum efendim.
Demek mesele buydu. Ai-san, fırfırlı ve açık renkli bir mayo giymişti. Muhtemelen Yosuke-san'ın kendisini övmesini istiyordu.
— ...Fena olmamış işte.
Yosuke-san bunu söyledikten sonra gözlerini kaçırdı. Dikkatli bakınca, yüzünün hafifçe kızardığını fark ettim. Bunun sadece yaz sıcağından kaynaklanmadığına emindim.
— Hıh, Yosuke'nin kelime dağarcığında "fena olmamış"tan başka laf yok mu yani!
Görünüşe göre Ai-san, Yosuke-san'ın utandığının farkında değildi.
— ...Tamam, daha düzgün düşüneceğim, biraz zaman ver bana.
— Hay hay! O zaman Daiki-kun!
— E-evet!
Aniden adım söylenince dürüst olmak gerekirse irkildim. Neden bu durumda top bana atılmıştı ki?
— Yosuke'nin düşünme süresi boyunca, Kei'nin mayosu hakkındaki yorumlarını alalım!
— Ne?
— A-aniden ne saçmalıyorsun sen!
Shimizu-san bu duruma benden daha çok şaşırmış ve sarsılmış görünüyordu.
— Daiki-kun övgü konusunda çok iyidir. Yosuke de Daiki-kun'un Kei'yi nasıl övdüğünü izleyip bir kız nasıl övülür öğrensin bakalım!
— Neden övülen kişi benim ki! Sen ya da Seto da olabilirdi!
— Bana uyar ama Kei, sen gerçekten istiyor musun?
Ai-san pis pis sırıtarak Shimizu-san'a bakıyordu. Shimizu-san ona sert bakışlar atsa da bunun hiçbir etkisi yoktu.
— Ben...
— Eğer Shimizu-san pek istekli değilse, onun yerine ben geçebilirim.
— Seto, sen de mi!
Seto-san'ın ifadesinden, her zamanki gibi ne düşündüğünü kestirmek imkansızdı.
— Bak bak, böyle gidersen Daiki-kun Mio-chan'ı övmek zorunda kalacak?
— Hrrr...
Anlaşılan kimi öveceğimi seçme hakkım yoktu. Tam bunları düşünürken Shimizu-san ile göz göze geldik.
— Hey, Hondo.
— Efendim?
— Seto'yu değil de...
Sesi o kadar kısıktı ki son kısmını tam duyamadım.
— Özür dilerim Shimizu-san. Duyamadım, bir daha söyler misin?
Shimizu-san bana birkaç saniye dik dik baktıktan sonra ağzını kocaman açtı.
— Seto'yu değil, beni öv!
Bunu bağıran Shimizu-san'ın yüzü, kim bakarsa baksın görebileceği kadar kıpkırmızı olmuştu.
— Tamam.
Refleksle başımı salladım. "Hayır" demek gibi bir seçenek aklımın ucundan bile geçmemişti.
— Madem Kei o kadar istiyor, elden bir şey gelmez. Mio-chan, senin için de sorun olmaz değil mi?
— Sorun değil. Zaten niyetim buydu.
Seto-san'ın az önceki teklifi pek de içten değilmiş demek ki.
— Seto, beni tuzağa düşürdün değil mi!
— Sadece çok çekingendiniz, biraz sırtından iteyim dedim.
— Mio-chan'ın mayosunu da sonra Toshiya-kun över artık. Hadi, gülümseyin!
Bu sesle birlikte deklanşör sesi duyuldu. Ai-san, yanında getirdiği akıllı telefonuyla Seto-san'ın fotoğrafını çekmişti.
— Ooo! Harika çıkmış! Bakın millet!
Telefonun ekranında, tek parça bir mayo giymiş ve zafer işareti yapan Seto-san'ın görüntüsü net bir şekilde duruyordu. Aniden çekilmiş bir fotoğraf olmasına rağmen Seto-san nasıl bu kadar hazırlıklı olabilmişti acaba?
— Bu fotoğrafı Matsuoka-kun'a mı göndereceksin?
— Evet, sonra diğer fotoğraflarla birlikte atarım. Toshiya-kun kesin sevinçten havalara uçar!
Gerçekten de Toshiya olsa, abartısız sevinçten ağlardı.
— Anlıyorum...
— A-a? Yoksa istemiyor musun Mio-chan? Eğer öyleyse göndermem.
— İstemediğimden değil. Ama nasıl desem... Biraz utanç verici...
Bunu duyar duymaz Ai-san, Seto-san'a var gücüyle sarıldı.
— Mio-chan utanıyor! Bu çok tatlı ama!
— Ai Senpai, nefes alamıyorum.
Seto-san ifadesiz bir şekilde Ai-san'ı kendinden uzaklaştırdı.
— Oh be! Mio-chan o kadar tatlıydı ki bir an kendimi kaybettim!
— Konu saptı. Hondo'nun kafası karıştı iyice.
— Doğru ya! Kei de bir an önce Daiki-kun tarafından övülmek istiyor değil mi! Hadi, şu denizci tişörtünü çıkar bakalım.
— Ha?
— Ne demek "ha?"! O üstündekini çıkarmazsan altındaki mayoyu nasıl göreceğiz!
Ai-san haklıydı; Shimizu-san üzerinde uzun kollu bir denizci tişörtü giyiyordu ve ilk bakışta içinde mayo olup olmadığı bile belli olmuyordu.
"……Birlikte mayo almaya gitmiştik, bu yüzden çıkarmasam bile Hondo ne aldığımı biliyordur zaten."
"Daiki-kun başlangıçta bizimleydi ama bir süre sonra kendi mayosunu almaya gitti, yani Kei, senin nasıl bir şey aldığını sonuna kadar görmedi!"
"……Gerçekten şu denizci tişörtünü çıkarmak zorunda mıyım?"
"Tabii ki! Daiki-kun da Kei'nin mayosunu bir an önce görmek istiyordur, değil mi!"
"Şey……"
"Hondo-kun bir bacak fetişisti. Bu yüzden şu anki haliyle bile onun için sorun olmaz."
"Seto-san!?"
Hiç beklenmedik bir yerden, hiç beklenmedik bir çıkış gelmişti.
"Mio-chan, Daiki-kun'un bacak fetişisti olduğunu nereden biliyorsun?"
Bacak fetişim ne ara astronomi kulübünün ortak bilgisi haline gelmişti? Ama doğrusu, Seto-san'ın neden benim hakkımda böyle düşündüğünü ben de merak ediyordum.
"Matsuoka-kun daha önce söylemişti."
"Toshiya……"
Muhtemelen kötü bir niyeti yoktu ama daha fazla etrafa yaymaması için onu sonra uyarmam gerekecekti. Bakışlarımı tekrar Shimizu-san'a çevirdim. Üstündeki tişört vücudunu kapattığı için, altından uzanan o ince ve pürüzsüz bacaklar daha çok göze çarpıyordu. Bakışlarımı fark etmiş olacak ki, Shimizu-san bacaklarını gizlemek istercesine olduğu yere çömeldi.
"Sen, ten göründüğü sürece neresi olduğu fark etmez mi diyorsun yani!"
Bu plajda bizden başka insanlar da vardı, bu yüzden mümkünse yanlış anlaşılmaya müsait ifadelerden kaçınmasını istiyordum.
"Öyle bir şey değil! Sırf Kei'nin bacakları olduğu için bakıyordu, değil mi?"
Bu soruya "evet" desem de "hayır" desem de sanki çok değerli bir şeyleri kaybedecekmişim gibi hissediyordum.
"Öyle mi, Hondo?"
Bana aşağıdan yukarıya doğru bakarak sorduğunda kalbim güm güm atmaya başladı. Ancak altıncı hissim, burada yanlış bir cevap verirsem işlerin çok sarpa saracağını fısıldıyordu. Kararımı vermeliydim.
"……Shimizu-san, bacaklarınız çok karizmatik göründüğü için elimde olmadan baktım. Özür dilerim."
Yapabileceğim tek şey tüm samimiyetimle özür dilemekti.
Shimizu-san bana birkaç kez kaçamak bakışlar attıktan sonra yavaşça ayağa kalktı.
"Neyse, bakınca aşınacak hali yok ya, sorun değil. Ama başka birinin bacaklarına bakarsan seni uçururum, haberin olsun……"
"Tamam, anladım."
"Güzel, o zaman hadi şu tişörtü hemen çıkaralım!"
"Konu oraya gelmemişti ama!"
"Tam da oraya gelmişti. Hem bakınca aşınmaz diyen sen değil miydin, Kei-san? Hadi, topla cesaretini!"
"Uuu……"
"Bu kadar zorlamasanız mı? Tişörtü çıkarmasa da olur sanki."
Duruma dayanamayan Yosuke-san, Shimizu-san'a yardım eli uzattı.
"Yosuke, sen benim mayom hakkında ne diyeceğini düşün!"
Ai-san bu yardım elini anında geri çevirdi. O sırada Shimizu-san ile tekrar göz göze geldik.
"……Sen benim mayomu görmek istiyor musun?"
Daha dikkatli bakınca, Shimizu-san'ın yanaklarının hafifçe kızardığını fark ettim.
"Eğer senin için bir sakıncası yoksa."
Gözlerimi kaçırmadan ona cevap verdim. Shimizu-san yaklaşık on saniye tereddüt eder gibi göründükten sonra, sanki bir karara varmışçasına üzerindeki tişörtü tek hamlede çıkarıp attı.
"……Nasıl olmuş?"
Shimizu-san'ın altındaki mayo lacivert bir bikiniydi. Hâlâ utandığından olsa gerek, gözlerimin içine bakamıyordu. Bir yorum yapabilmek için onu inceledim. Bu mayo, Shimizu-san'ın fiziğinin güzelliğini tam anlamıyla ortaya çıkarmıştı.
"Daiki-kun, artık Kei'ye bir şeyler söylesen diyorum."
Nefesi kesilir. Farkında olmadan Shimizu-san'a olması gerekenden biraz daha uzun bakmıştım.
"Shimizu-san, bu mayo sana çok yakışmış, bence harika görünüyor."
"……Yalan söylüyorsan bozuşuruz."
"Yalan söylemiyorum. Bu mayo senin her zamankinden farklı bir karizmanı ortaya çıkarmış, gerçekten çok güzel olduğunu düşündüm."
"N-ne, o kadarını söylemene gerek yoktu!"
Shimizu-san'ın sadece yanakları değil, tüm yüzü kıpkırmızı olmuştu.
"Vay be, böyle kelimelerin doğal bir şekilde dökülmesi…… Senden beklenildiği gibi, Hondo-kun……"
"Hayran hayran bakmayı bırak da sıra sende Yosuke! Benim mayom nasıl!"
Sahi ya, benim Shimizu-san'ın mayosu hakkında yorum yapmamın asıl sebebi, Yosuke-san'ın Ai-san'ı övecek kelimeler bulması için zaman kazandırmaktı.
"……O mayo sana çok yakışmış, yani şey, nasıl desem…… Bence çok tatlı olmuşsun."
"A-anladım…… Ş-şey, Yosuke için fena bir çaba sayılmaz sanırım."
Ai-san sevinçten gülümsememek için kendini zor tutuyor gibiydi.
"Sen de hiç dürüst değilsin ha."
"Ö-öyle bir şey yok! Hadi millet, acele edin! Deniz bizi bekliyor!"
Bunu söyler söylemez Ai-san denize doğru tek başına koşmaya başladı.
"Konuyu geçiştirdi."
"Evet, Ai-senpai geçiştirdi."
"Hey Ai, koşma! Birine çarparsan ne yapacaksın!"
Koşup giden Ai-san'ın peşinden biz de denize doğru ilerledik.
"Oh be, bayağı eğlendik!"
"Öyle, ama şimdiden her yerim ağrımaya başladı……"
Deniz topu oynayıp yüzerek denizin tadını çıkardıktan sonra mola vermek için plaj evinin yakınına gelmiştik.
"A, şurada neden insanlar toplanmış öyle?"
Ai-san'ın işaret ettiği tarafa baktığımda, küçük ama kalabalık bir grubun toplandığını gördüm.
"Bir etkinlik mi var acaba?"
"Bilmem ki. Daha önce baktığımda bugün için özel bir etkinlik yazmıyordu sanki."
"Eğlenceli bir şeye benziyor, hadi gidelim!"
Ai-san'ın peşine takılarak kalabalığa doğru yöneldik.
"Mmm, yeni misafirlerimiz de gelmiş gibi görünüyor! Ortam iyice şenleniyor!"
Kalabalığın önünde elinde mikrofon tutan, mayolu bir abla duruyordu. Ben tanımıyordum ama belki de ünlü biriydi.
"Ai, şu kişi ünlü biri mi?"
"En azından ben tanımıyorum."
Ai-san tanımıyorsa o kadar da ünlü biri olmasa gerekti.
Konuşmamızı duydu mu bilmiyorum ama abla bize bakarak gülümsedi.
"O zaman aramıza yeni katılan misafirlerimiz için tekrar açıklama yapayım. Şu an burada plaj evinin düzenlediği 'En İyi Çift Yarışması'nı gerçekleştiriyoruz! Önceden duyurusu yapılmamış, sürpriz bir etkinlik!"
"N-ne dedin!"
Anlaşılan sürpriz bir etkinlik olduğu için Yosuke-san araştırdığında karşısına çıkmamıştı.
"Çift olan herkes katılabilir! Soracağım birkaç soruya cevap vereceksiniz ve beni en çok etkileyen çift birinci olacak. En İyi Çift Yarışması'nın ödülü ise plaj evinde kullanabileceğiniz, bugüne özel 'Efsane Tatlı Bedava Çeki'!"
"Harika görünüyor!"
Ai-san'ın gözleri her zamankinden daha çok parlıyordu.
"Hey Ai, sakın bana……"
"Katılalım Yosuke! Efsane tatlı bizi bekliyor!"
"A-ama biz çift değiliz ki!"
"Bunu burada bizden başka kimse bilmiyor. Ağzımızı sıkı tutarsak kimse anlamaz. Hadi çabuk!"
Ai-san, Yosuke-san'ın koluna yapışmış onu ablaya doğru çekiştiriyordu.
"Yosuke, boşuna uğraşma. Biz burada bekliyoruz, sen git orada döktür."
"Neden sanki başkasının meselesiymiş gibi konuşuyorsun? Kei ve Daiki-kun, siz de katılıyorsunuz!"
"Ha?"
"Efendim?"
Az önce Ai-san'ın ağzından çok tehlikeli bir şey çıktığını duyar gibi oldum.
"Neden ben ve Hondo da katılmak zorundayız ki!"
"Çünkü sayı ne kadar çok olursa kazanma şansımız o kadar artar, değil mi? Ben bugüne özel o spesifik tatlıyı yemek istiyorum! Bunun için her şeyi yaparım!"
Ai-san bunu Yosuke-san’a kendini göstermek için bir fırsat olarak mı görüyordu, yoksa gerçekten o tatlıyı mı yemek istiyordu emin değildim. Umarım ilki geçerlidir.
"Sadece Yosuke’yi alet et bu işe. Ne dersen de, ben katılmıyorum."
"Ah, öyle mi?"
"Ne, ne oldu?"
"Kei kaybetmekten korkuyor. Eh, elden bir şey gelmez tabii. Sonuçta ablasını geçebilen bir kız kardeş henüz dünyaya gelmedi!"
Ai-san yüzünde kötücül bir gülümsemeyle konuşuyordu. Shimizu-san’ı bu şekilde kışkırtırsa...
"...Geliyorum be."
"Efendim? Sesin o kadar kısık çıkıyor ki duyamıyorum."
"Katılıyorum diyorum! Seni bir anda yerle bir edeceğim!"
"Shimizu-san..."
Yine beklenen oldu. Bir kez şalterleri atan Shimizu-san’ı durdurmanın hiçbir yolu yoktu. Böylece ben ve Shimizu-san, Yosuke-san ve Ai-san’la birlikte iki ayrı çift olarak "En İyi Çift Yarışması"na katılmak zorunda kaldık.
"Sıradaki çiftimiz, lütfen buraya buyurun!"
"Geliyoruz!"
Ai-san, neşeli bir cevapla Yosuke-san’ı peşinden sürükleyerek sunucu ablanın yanına gitti. Abla ikisine de birer mikrofon uzattı.
"Ne kadar taze bir çift! Önce isimlerinizi öğrenebilir miyiz?"
"Shimizu Ai!"
"Sakata Yosuke."
"Ne kadar enerjik bir hanımefendi!"
"Teşekkür ederiz!"
"O halde sorulara geçiyorum. İlk ne zaman tanıştınız?"
"Anaokulundayken."
Yosuke-san, sunucu ablanın sorusuna dümdüz, duygusuz bir sesle cevap verdi.
"Yani siz çocukluk arkadaşısınız!"
"Evet! Ben ve Yosuke anaokulundan beri hep beraberiz, çocukluk arkadaşıyız!"
"Ooo! Harika, çocukluk aşkı yani!"
Ai-san’ı bir kenara bırakırsak, sunucu ablanın bile çocukluk arkadaşı olduklarını duyduğu andan itibaren heyecanı gözle görülür şekilde artmıştı.
"Peki, bu çocukluk arkadaşlığınız ne zamandır bir ilişki içinde? Ne kadardır birliktesiniz?"
"Yaklaşık bir yıldır."
Cevabı Ai-san verdi. Muhtemelen gelecek soruları önceden tahmin edip cevapları kararlaştırmışlardı.
"Peki, ilk kim itiraf etti?"
"Şey, o..."
Görünüşe göre bu detayı planlamayı unutmuşlardı.
"Bendim."
Ai-san’ın gözleri fal taşı gibi açıldı. Olayın buraya geleceğini hiç tahmin etmemiş gibiydi.
"Demek beyefendiden geldi! Peki nasıl bir itiraftı?"
"...Seni seviyorum. Lütfen benimle çıkar mısın, dedim."
"Sade ama çok şık bir itiraf! Bunu duyunca siz neler hissettiniz hanımefendi?"
"Şey... Çok mutlu oldum, içimi sıcacık bir duygu kapladı."
Ai-san, sanki Yosuke-san ona gerçekten bunları söylemiş gibi yüzünde yumuşacık bir gülümsemeyle konuşuyordu.
"Tam bir gençlik masalı! Şimdi de birbirinizin en sevdiğiniz yönlerini söyleyin lütfen. Önce beyefendi başlasın."
"...Gülümsemesiyle etrafındaki her yeri her zaman aydınlatması."
Yosuke-san’ın bu sözlerini duyan Ai-san’ın yüzü kıpkırmızı oldu. Yosuke-san hiç duraksamadan cevap verdiği için, gerçekten böyle düşündüğünü hissedebiliyordum.
"Hanımefendinin gülüşü gerçekten çok hoş zaten! Peki ya siz, beyefendinin en çok nesini seviyorsunuz?"
"Sürekli bir şeyler gevelese de, başım ne zaman sıkışsa her zaman bana elini uzatmasını."
Ai-san da öylesine konuşuyor gibi görünmüyordu.
"Çok nazik bir beyefendiymiş! Sıradaki soru biraz zor olabilir ama, birbirinizin kusuru olarak gördüğünüz bir şey var mı?"
"Var!"
Ai-san hevesle elini kaldırdı.
"O halde önce hanımefendiden alalım."
"Beni normalde pek fazla övmemesi!"
"Duyduğunuz gibi beyefendi, ne diyeceksiniz?"
Sunucu abla gülerek Yosuke-san’ı köşeye sıkıştırdı.
"...Elimden geleni yapacağım."
"Utangaç bir beyefendi galiba. Peki, sizin hanımefendide kusur olarak gördüğünüz bir şey var mı?"
Yosuke-san bir an düşünür gibi yaptı, sonra nedense hafifçe gülümsedi.
"Özellikle bir şey yok."
"Hiç mi yok?"
"Evet. Başkalarıyla kıyaslandığında eksik yanları olabilir ama ben o yanlarının da Ai’nin karizması olduğunu düşünüyorum."
Yosuke-san sözünü bitirir bitirmez kalabalıktan bir alkış koptu.
"Günün en büyük tepkisi! Hanımefendi, gerçekten çok seviliyorsunuz!"
"Ehe-he."
Ai-san da ağzı kulaklarında, sevincini gizleyemiyordu.
"O halde şimdi rastgele bir soru seçelim. Hanımefendi, bir ile yirmi arasında bir sayı seçer misiniz?"
"Şanslı yedim olsun, yedi!"
"Peki, yedi numara. Bakalım neymiş... Bize ilk öpücüğünüzden bahseder misiniz?"
"Ha?"
"Tekrar ediyorum. İlk öpücüğünüzün anısını bizimle paylaşır mısınız?"
Ai-san soruyu duymamış değildi. Sadece hiç beklemediği bir yerden geldiği için donup kalmıştı. Yüzü nar gibi kızarırken çaresiz gözlerle Yosuke-san’a bakıyordu. Yosuke-san da sanki biraz huzursuzlanmış gibiydi.
"Şey... Eğer cevaplaması zorsa pas geçebilirsiniz..."
"H-Hayır, sorun değil!"
Bunu söylerken Ai-san hiç de "sorun değilmiş" gibi görünmüyordu.
"Öyle mi? O halde soruyorum. İlk öpücük nerede gerçekleşti?"
"D-Dönme dolapta."
"Ooo, çok romantik! Dönme dolaptaki o ana kadar olan biteni lütfen olabildiğince detaylı anlatın."
"Şey... O şöyleydi..."
"Kız artık sınırına geldi."
Yanımda duran Shimizu-san kısık sesle mırıldandı. Haklıydı, dışarıdan bakınca bile patlamaya hazır olduğu belliydi.
"Gerisini ben anlatayım."
Tam o sırada Yosuke-san tekrar söze girdi.
"Hanımefendi o anı hatırlayınca biraz utandı galiba. Buyurun beyefendi, sizi dinliyoruz."
"Yer, lunaparktaki dönme dolaptı. Sevgili olduktan sonraki ilk randevumuzun sonunda beraber bindik. Gondol en tepeye ulaştığında... Ai’yi ben öptüm."
Çevreden bir hayranlık nidası yükseldi.
"Harika... O kadar güzel ki başka söz bulamıyorum."
Ai-san’a baktığımda, Yosuke-san’a karşı derin, hayranlık dolu bakışlar fırlattığını gördüm.
"Daha çok dinlemek isterdik ama süremizin sonuna geldik. Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?"
"Yosuke’nin beni bu kadar çok övmesi çok hoşuma gitti! En İyi Çift Yarışması harika!"
"Bunu duyduğumuza sevindik! O halde ikinize de teşekkürler!"
Yosuke-san ve Ai-san mikrofonları ablaya geri verip yanımıza döndüler.
"Oh be, çok heyecanlıydı!"
"Dışarıdan bakınca her zamanki halin gibiydin."
"Öyle mi? Neyse, sıra Kei ve Daiki-kun’da. Rahat olun, hadi bakalım!"
Ai-san benim ve Shimizu-san’ın sırtına hafifçe vurdu.
"Sıradaki çiftimiz! Lütfen buraya buyurun!"
Shimizu-san ile göz göze geldik ve birbirimize Başımızı salladık. Adımlarımızı uydurarak yavaşça sunucu ablanın yanına yürüdük.
"Öncelikle isimlerinizi öğrenebilir miyiz?"
"Hondo Daiki."
"...Shimizu Kei."
"A, eğer hafızam beni yanıltmıyorsa az önceki genç hanımın soyadı da Shimizu’ydu. Yoksa kardeş misiniz?"
"...Sayılır."
Ai-san el sallıyordu ama Shimizu-san onu tamamen görmezden geliyordu.
"Anladım, iki kardeş de yanlarına partnerlerini alıp denize gelmişler demek! Yani buna o meşhur çift randevusu mu deniyor?"
"...Peki, öyle olsun."
Shimizu-san reddederse konunun uzayacağını düşünmüş olacak ki, kaşlarını hafifçe çatarak başını salladı.
"Harika! Tüh, konu dağılıverdi. O zaman sorulara geçiyorum. Siz ikiniz ilk kez ne zaman tanıştınız?"
"Şey, ortaokuldayken."
Ben Shimizu-san ile ilk kez lise birinci sınıfta tanıştığımı sanıyordum ama birkaç ay önce spor salonunun arkasında konuştuğumuzda, aslında ortaokuldayken zaten tanışmış olduğumuzu hatırlamıştım.
"Aynı sınıfta mıydınız? Yoksa kulüp arkadaşı mı?"
"Hiçbiri değildi."
"Öyle mi? Peki nasıl tanıştınız?"
Nasıl cevap vermeliydim? Ben ve Shimizu-san ortaokulda ne sınıf arkadaşıydık ne de aynı kulüpteydik.
Nasıl anlatacağımı kara kara düşünürken yanımda duran Shimizu-san’ın dudaklarının aralandığını gördüm.
"...Zor durumda olduğum bir anda ortaya çıktı ve bana yardım etti."
"Demek ilk tanıştığınız andan itibaren erkek arkadaşınız sizin için bir kahramandı!"
Shimizu-san ne doğruladı ne de yalanladı. Başını başka yöne çevirdiği için yüzünün nasıl bir hal aldığını göremiyordum. Sadece kulaklarının kıpkırmızı kesildiğini fark edebilmiştim.
"Peki bu güzel çiftimiz ne kadardır birlikte?"
"Üç aydır."
Bunu daha önceden ikimiz konuşup kararlaştırmıştık.
"Henüz çiçeği burnunda bir çiftsiniz demek! İlk kim itirafta bulundu?"
"Ben."
"Demek erkek arkadaşımızdan geldi! Sakıncası yoksa nasıl bir itirafta bulunduğunuzu anlatır mısınız?"
Az önce Yosuke-san ve Ai-san’a sorulan soruları duyduğum için bu sorunun bize de geleceğini biliyordum. Ancak önceden bunun üzerine çalışmadığımız için, itiraf sözlerini tam şu anda uydurmam gerekiyordu. Beynimi tam kapasite çalıştırdığımda, zihnimde bir anı canlanıverdi.
"Shimizu-san’ı duvara kıstırdım, elimle duvara güm diye vurdum ve 'Seni kimseye vermeye niyetim yok. Hep benim yanımda kal' dedim."
"Sen, bu dediğin..."
Shimizu-san olayın farkına varmış gibiydi. Evet, bu daha önce astronomi kulübü üyeleriyle kral oyunu oynarken Shimizu-san’a söylediğim replikti. Sakin kafayla düşününce ne kadar fena bir sözmüş meğer.
"Gerçek bir duvar vuruşu, yani kabedon! Erkek arkadaşımız sandığımdan çok daha girişken bir tipmiş?!"
Sunucu abla resmen soğukkanlılığını kaybetmişti. Hayatım boyunca söylediğim en 'itirafvari' sözün bu olduğunu düşünmüştüm ama galiba gerçekten tuhaftı.
"Peki erkek arkadaşından gelen bu tutkulu yaklaşım karşısında sen neler hissettin?"
"...Beynim tamamen durdu."
"Haklısınız! İnanılmaz doğrusu, şimdiki sevgililer ne hızlı böyle."
Sunucu ablanın bana bakışının bir an için değiştiğini hisseder gibi oldum.
"Affedersiniz, biraz kendimi kaybettim. Sıradaki soru; birbirinizin en sevdiğiniz yönü nedir? Önce erkek arkadaşımız başlasın!"
"Shimizu-san’ın en sevdiğim yönü; iyi bir dinleyici olması ve onunla konuşurken kendimi çok mutlu hissettirmesi, ayrıca çok azimli ve çalışkan olması, başkalarını her zaman gözetmesi ve..."
"Hey, dur artık!"
"E, daha bitirmemiştim ki?"
"Bu kadarı yeter! Bak, sunucu zor durumda kaldı!"
Sunucu ablaya baktığımda gerçekten de yüzünde acı acı bir gülümseme vardı.
"E-Erkek arkadaşımız kız arkadaşını gerçekten çok seviyor demek ki... Peki ya siz, erkek arkadaşınızın en çok hangi yönünü seviyorsunuz?"
Soru Shimizu-san’a geçti. Sessizlik dolu birkaç saniyenin ardından Shimizu-san konuştu.
"...Benim sadece dış görünüşüme değil, kişiliğime bakması."
"Gerçekten de kız arkadaşımız çok güzel sonuçta. Bu duyguyu anlayabiliyorum."
Sunucu abla da bu konuda hak veriyor gibiydi.
"Sıradaki soru. Partnerinizin kusur olarak gördüğünüz bir yönünü söyler misiniz? Bu sefer önce kız arkadaşımız!"
"...Herkese karşı nazik olması."
Bu da ne demekti şimdi? Herkese nazik davrandığımı pek düşünmüyordum ama herkese nazik olmak kötü bir şey miydi?
"Ah, erkek arkadaşımız gerçekten iyi birine benziyor... Yaşça büyük bir abla tavsiyesi olsun; lütfen biraz daha fazla sadece kız arkadaşına odaklan, olur mu?"
"P-Peki."
Gerçek düşüncesi miydi emin değildim ama eğer Shimizu-san’ın bende bir memnuniyetsizliği varsa bunu düzeltmek istiyordum.
"Erkek arkadaşımızın, partnerinde kusur olarak gördüğü bir şey var mı?"
"Var. Bana ve çevresindekilere biraz daha fazla güvenmesini, onlardan yardım istemesini isterdim."
"Yani?"
"Shimizu-san son zamanlarda bu konuda daha iyi olsa da, çoğu şeyi tek başına halletmeye çalışıyor. Bu yüzden bana ve çevresindeki herkese daha çok yaslanmasını istiyorum."
"Anlıyorum..."
"Eğer Shimizu-san için bir sakıncası yoksa, ben sonsuza dek onun yanında kalmak istiyorum. Bu yüzden Shimizu-san’ın istediği kadar bana ve çevresindekilere güvenmesini dilerim."
"Ne!"
Çevreden nedense bir uğultu yükseldi.
"Farkında olmadan yaptı resmen... Ne erkek ama..."
Neden bahsettiklerini anlamamıştım. Shimizu-san’a baktığımda ise yüzünü benden kaçırıyordu.
"Sırada rastgele soru var. Kız arkadaşımız, birden yirmiye kadar bir sayı seçebilir misiniz?"
"...On iki."
"On iki demek. On iki numara... Biraz ani olacak ama, lütfen birbirinize sarılın!"
"Ha?"
"Ne?"
"Lütfen bir kucaklaşma görelim!"
Duymadığımdan değil, olay çok ani geliştiği için beynim durumu işleyemiyordu sadece.
"Bu bir soru değil ki!"
"Aslında rastgele sorular dedik ama araya soru dışı şeyler de eklemiştik. Hadi bakalım, hanginizden gelirse gelsin, sıcak bir kucaklaşma bekliyoruz!"
Rastgele sorularda ne çıkacağını merak ediyordum ama bu kadarı benim de beklentilerimin dışındaydı. Shimizu-san’a baktığımda, daha hiçbir şey yapmamış olmamıza rağmen yüzünün kıpkırmızı olduğunu gördüm.
"Yoksa bu çiçeği burnunda çiftimiz için biraz zor mu geldi?"
"S-Sarılmak mı? Çocuk oyuncağı!"
Sunucu ablanın amacı Shimizu-san’ı kışkırtmak değildi sanırım ama Shimizu-san gaza gelmişti.
"Öyle mi? O zaman buyurun!"
Bakışlarımı Shimizu-san’a çevirdim. Kararını vermiş olacak ki, gözlerini sıkıca yumup kollarını iki yana açtı.
"G-Gel hadi!"
Kalabalığın tüm bakışlarının üzerimde toplandığını hissediyordum. Shimizu-san madem buna razı olmuştu, ben de karşılık vermeliydim. Yavaşça ona yaklaştım ve o bedeni kollarımın arasına aldım.
"Ooo!"
Kalp atışlarımın her zamankinden çok daha hızlı olduğunu hissedebiliyordum. İkimiz de mayolu olduğumuz için tenlerimiz birbirine tamamen temas ediyordu. Shimizu-san’ın vücudunun yumuşaklığını düşünmemek için kendimi zor tutuyordum.
"Nnh..."
Shimizu-san, yalvarırım şöyle etkileyici sesler çıkarma.
"Evet, izleyen bizlerin bile kalbini güm güm attıran bu kucaklaşma için teşekkürler!"
Bu sesle birlikte birbirimizden uzaklaştık. Tehlikeliydi; eğer biraz daha böyle kalsaydık sonumuz ne olurdu kestiremiyordum. Shimizu-san’a baktığımda bakışlarının buğulandığını gördüm.
"Sizinle daha çok konuşmak isterdik ama süremizin sonuna geldik. Son olarak söylemek istediğiniz bir şey varsa buyurun!"
"Shimizu-san hakkında daha fazla şey öğrenebildiğim için mutlu oldum. Teşekkür ederim."
Artık konuşmaz olan Shimizu-san'ı yanıma alarak sunucu ablanın yanından ayrıldım.
"Daiki-kun, sendeki bu cevher de neymiş böyle!"
"Teşekkürler... herhalde?"
Ardından En İyi Çift Yarışması devam etti ve sahil büyük bir coşkuyla çalkalandı.
"Biraz geç kaldık sanki."
"Beklenmedik bir etkinlik araya girince böyle oldu."
Yarışmayı bitirmiş, deniz evinin önünde duruyorduk. Yarışmayı maalesef kazanamamıştık ama sunucu abladan övgü dolu sözler almıştık.
Öğle vakti geçtiği için karnımız acıkmıştı, biz de biraz gecikmiş bir öğle yemeği yemeye karar verdik.
"Bakalım, boş yer var mı?"
Beklerken bizi fark eden bir görevli hızlı adımlarla yanımıza yaklaştı.
"Hoş geldiniz efendim, kaç kişiydiniz?"
"Beş kişiyiz."
"Şu an biraz kalabalık olduğumuz için beş kişinin aynı anda oturabileceği bir yerimiz yok. Sizi iki kişilik ve dört kişilik masalara ayrı ayrı alabiliriz, uygun mudur?"
"Biraz düşünebilir miyiz?"
"Tabii. Karar verdiğinizde lütfen seslenin."
Görevli bunu dedikten sonra telaşla uzaklaştı.
"Nasıl bölünelim? İki ve üç kişi olarak ayrılacağız değil mi?"
"Normal bir şekilde kızlar ve erkekler olarak ayrılsak olmaz mı?"
"O zaman bize asılanlar çıkabilir ama!"
"O halde ne yapalım?"
"Herkes aynı anda taş-kağıt-makas yapar gibi elini açsın, kızlı erkekli güzelce karışırsak öyle otururuz!"
"Bu en kestirme yol gibi görünüyor. Herkes için uygun mu?"
Ben de dahil olmak üzere ikinci sınıflardan üç kişi başını salladı.
"Tamam, anlaştık o zaman! Haydi, hooop!"
Sesle birlikte herkes elini ileri uzattı.
"Yine de ilginç bir eşleşme oldu."
"Kesinlikle."
"Öyle denebilir."
Gruplar; ben, Seto-san ve Ai-san; diğer tarafta ise Yosuke-san ve Shimizu-san şeklinde oluştu. İki kişilik masa bizim masamızdan epey uzaktaydı, bu yüzden onları görebiliyorduk ama seslerini hiç duyamıyorduk.
Siparişleri verdikten sonra üçümüz yemeklerin gelmesini beklemeye başladık.
"Madem bu üçlü bir araya geldi, bunda bir hikmet vardır. Siz ikiniz, benim biraz derdimi dinlemez misiniz?"
"Tabii ki dinlerim."
"Teşekkürler Mio-chan. Şey diyecektim, sizce Yosuke beni seviyor mudur?"
"Püff!"
Ağzımdaki suyu az kalsın püskürtüyordüum.
"Daiki-kun, iyi misin?"
"İ-iyiyim..."
"Birdenbire sorunca şaşırdın tabii."
Böyle bir zamanda böyle bir şey soracağını hiç düşünmediğim için dürüst olmak gerekirse bayağı şaşırmıştım.
"Neden böyle bir şey sordun ki?"
"Aslında şöyle... Ben Yosuke'den hoşlanıyorum."
"Bunu biliyorum."
"A, Mio-chan sana söylemiş miydim hiç?"
"Doğrudan söylemedin. Ama birinci sınıftan beri Ai-senpai ve Sakata-senpai'yi yakından izliyorum, o kadarını ben bile anlarım."
"Mio-chan bile biliyormuş demek. Hem utandım hem de sevindim..."
Ai-san iki elinin parmak uçlarını birleştirirken mahcup bir gülümseme sergiledi.
"Konu dağıldı. Az önceki soruyu sorma sebebim, aslında acele ediyor oluşum!"
"Acele etmek mi?"
"Liseye dair son birinci dönem bitti bile, bundan sonraki zaman sınav çalışmalarıyla falan göz açıp kapayıncaya kadar geçip gidecek. Bu gidişle Yosuke ile farklı üniversitelere gireceğiz ve tamamen kopacağız... Bunu istemediğim için Yosuke'nin bana itiraf etmesini bekliyorum!"
"Demek mesele buydu."
Sorunun amacını anlamıştım. Ancak kafama takılan bir şey vardı.
"Merak ettiğim bir şeyi sorabilir miyim?"
"Tabii, nedir?"
"Neden itirafı Ai-senpai kendisi yapmıyor?"
Ben de bunu merak ediyordum. Ai-san, itiraf beklemektense kendisi harekete geçecek biri gibi duruyordu çünkü. Seto-san'ın sorusu üzerine Ai-san'ın yüzü asıldı.
"O şeyden dolayı..."
"Neden?"
"Yosuke çok nazik olduğu için."
"Nasıl yani?"
Yosuke-san'ın nazik biri olduğunu biliyordum ama bunun Ai-san'ın ondan itiraf beklemesiyle ne ilgisi olabilirdi?
"Eğer ben itiraf edersem eminim Yosuke bunu kabul eder. Ama Yosuke o kadar nazik ki, beni sevmiyor olsa bile sırf beni kırmamak için teklifimi kabul eder diye korkuyorum. Yani bu tamamen benim bencilliğim ama itirafın Yosuke'den gelmesini istiyorum işte..."
Ai-san'ın ifadesi, daha önce hiç görmediğim kadar kederli bir hal almıştı.
"Acaba bir kız olarak karizmam mı yok..."
Tam o anda Seto-san, Ai-san'ın yanağını çimdikledi.
"Acyıyorrr!"
Bu sesi duyduktan sonra Seto-san nihayet elini Ai-san'ın yanağından çekti.
"Neden yanağını çimdikledim biliyor musun?"
"Eee? Sıkıcı bir şey anlattığım için mi?"
"Hayır. Ai-senpai'yi aşağıladığın için."
"Ne demek istiyorsun?"
"Ai-senpai çok karizmatik biri. Sakata-senpai de kesinlikle böyle düşünüyor olmalı. Ai-senpai'yi aşağılayan kim olursa olsun, bu kendisi bile olsa affetmem."
Anlaşılan Seto-san, Ai-san'a kızmıştı.
"Ama az önce Mio-chan bile benim pek havalı olmadığımı söylemişti!"
"Çünkü o bir gerçekti."
"Çok acımasızsın!"
Seto-san'ın sözleriyle sarsılan Ai-san'ın yüzüne, çok geçmeden o her zamanki gülümsemesi geri döndü.
"Hiç acıman yok Mio-chan. Ama sayende kendime geldim!"
"Güzel. Ai-senpai neşeli olduğunda daha iyi oluyor."
"Çünkü benim karizmam bu! Bu moralle Yosuke'nin kalbini güm diye vurup avlayacağım!"
Bir an için işler nereye varacak diye düşünmüştüm ama neşesi yerine geldiği için sevindim.
"Beni dinlediğiniz için teşekkürler. Şimdi sıra bende, sizin dertlerinizi dinleyeyim! Sormak istediğiniz bir şey var mı?"
"...Biraz düşüneyim. Hondo-kun, sormak istediğin bir şey varsa önce sen sor."
"Daiki-kun, sen neyi merak ediyorsun?"
"Şey, Ai-san... Yosuke-san'ın en çok hangi yönünü... yani, seviyorsun?"
Ai-san, Yosuke-san'ın oturduğu tarafa bakarak gülümsedi.
"Yarışmada da söyledim ama Yosuke eskiden beri ne zaman başım sıkışsa söylense bile sonunda hep bana yardım etti. Sanırım yavaş yavaş bu yönüne vuruldum."
"Anlıyorum..."
Eskiden beri hep yan yana oldukları için Ai-san, Yosuke-san'ı zamanla sevmeye başlamıştı demek.
"Ben de bir soru sorabilir miyim?"
"Tabii ki!"
"Ai-senpai, sence birini sevmek ne demek?"
Ai-san'ın ifadesi tekrar ciddileşti.
"Zor bir soru... Benim için birini sevmek, o kişinin yanında sonsuza dek kalmak istemektir sanırım."
Sonsuza dek yanında kalmak istemek...
"Belki şu an size pek bir şey ifade etmiyordur. Sonuçta insan sayısı kadar sevgi biçimi vardır, siz de kendi sevginizi keşfedin! A, yemekler geldi galiba!"
Sonrasında önümdeki yakisobayı yerken, birini sevmenin ne demek olduğunu düşünmeye daldım.
"Deminden beri neden ikide bir onlara bakıp duruyorsun?"
"Ai'lerin sesi buraya kadar geliyor mu diye merak ettim de."
Kulak kabarttım ama bizimle Ai'lerin masası arasında epey mesafe olduğu için hiçbir şey duyulmuyordu.
"Duyulmuyor. Hem duyulsa ne olacak ki?"
"Şimdi konuşacaklarımızı Ai'nin duymasını istemiyorum da ondan."
"Ne anlatacaksın yine?"
"Daha anlatmadan hemen yüzünü asma lütfen."
Yousuke çaresizce gülümsedi. Görünüşe bakılırsa duygularım yüzüme yansımıştı.
"Pekâlâ, dökül bakalım."
"Kusura bakma. Konuşmak istediğim tek bir konu var. Kei, senden bir ricam olacak."
"Rica mı? Benden ne yapmamı istiyorsun?"
Yousuke'nin bana bel bağlaması nadir görülen bir durumdu. Haliyle bu aşamada ne isteyeceğini kestiremiyordum.
"Öyle karmaşık bir şey değil. Yarınki Yaz Festivali sırasında, Ai ile ikimizin baş başa kalabileceği bir fırsat yaratmanı istiyorum."
Yousuke'nin o ciddi yüz ifadesinden, yarın ne yapmayı planladığını anında anladım.
"Sen, Ai'ye itiraf mı edeceksin?"
"Tahmin etmen zor olmadı tabii."
Görünen o ki tahminim doğruydu.
"Az önceki çiftler yarışmasının etkisi mi?"
"İtiraf etmeye çok daha önce karar vermiştim."
"O zaman ne zamandan beri bu karardasın?"
"Ai'nin kampa gidelim dediği zamandan beri."
Yousuke, bu kadar önceden Ai'ye açılma kararını çoktan vermiş miydi yani?
"Peki neden tam şu an?"
"Bu kamp biter bitmez Kültür Festivali hazırlıkları ve sınav çalışmalarıyla çok meşgul olacağız. Ai'ye duygularımı iletmek için bu kampın son şans olduğunu düşündüm."
Daha önce Kaho da benzer bir şeyler söylemişti. Yousuke de lise hayatında Ai ile birlikte geçirebileceği vaktin artık o kadar da uzun olmadığının farkındaydı.
"Bir soru sorabilir miyim?"
"Tabii."
"Ai ile şu ana kadarki ilişkinizin bozulmasından korkmuyor musun?"
"Korkmuyorum dersem... Yalan olur. İtirafım ister başarılı olsun ister başarısız, bir daha eskisi gibi olamayız."
"O zaman neden..."
"Çünkü bundan sonra da Ai'nin yanında olmak istiyorum. Onun gülümsemesini sonsuza dek izlemek istiyorum."
Bunu net bir şekilde söyleyen Yousuke, gözüme her zamankinden daha karizmatik göründü.
"Anladım. Yarınki Yaz Festivali'nde ne yapıp edip seni Ai ile baş başa bırakacağım. O yüzden tek seferde bitir bu işi."
"Teşekkürler Kei."
"Teşekkürünü işi bitirdikten sonra edersin."
Yousuke cesaretini toplayıp dev bir adım atmak üzereydi. Acaba ben de bir gün benzer bir adımı atabilecek miydim?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.