"...İşte bu yüzden Yosuke ve ben sonunda sevgili olduk!"
Yaz kampından birkaç gün sonra, bir öğleden sonra, Kafe Usagi'de bana her zaman destek olan Kaho-san'a kampta olan biten her şeyi anlatıyordum.
"Söyleyecek çok şeyim var ama öncelikle tebrikler, Ai."
"Çok teşekkür ederim! Kaho-san, senin beni cesaretlendirmen sayesinde oldu!"
"Yok canım, sen elinden geleni yapıp çabaladığın için oldu. Ama sanki bu kampta en çok çaba sarf eden Yosuke-kun'muş gibi hissediyorum."
"...Haklısın. Yosuke bana itiraf ettiği için sevgili olabildik sonuçta."
Yosuke'nin kişiliğini bildiğimden, o itirafa giden yolda ne kadar çok kafa yorduğunu tahmin edebiliyordum. Buna rağmen duygularını bana bu kadar dürüstçe aktarmış olması beni hâlâ çok mutlu ediyordu.
"Dürüst olmak gerekirse kamp sırasında itiraf edeceğini hiç düşünmemiştim, anlattıklarını duyunca şaşırdım doğrusu. Yosuke-kun'un benim bilmediğim yerlerde büyümesi beni fazlasıyla mutlu ediyor."
Kaho-san keyifle gülümsedi. Yosuke bunu duysa muhtemelen yüzünü ekşitirdi. Kei kadar olmasa da Yosuke'nin de Kaho-san'a karşı hafif bir çekingenliği vardı.
"Yosuke hâlâ büyüme çağında sonuçta!"
"Ne kadar güven verici. Tam da Astronomi Kulübü'nden beklenecek bir delikanlı."
"Astronomi Kulübü'nün erkekleri çok kalitelidir! Gerçi kızları da birbirinden güzeldir!"
"Öyleler. Tatlı Ai, havalı Mio-chan ve sevimli Kei-chan. Tarzlarınız farklı olsa da hepiniz harika birer çiçek gibi açıyorsunuz."
"Şey... Utandığım için acaba kendi kendime böyle şeyler söylemememi rica edebilir miyim?"
"Neden ki? Astronomi Kulübü'ndeki kızların, sen de dahil olmak üzere, hepsinin dünya tatlısı olduğu bir gerçek değil mi?"
Kaho-san meraklı bir ifadeyle bakıyordu. Bu tarz şeyleri çok doğalmış gibi söylediği için lise yıllarında kızlar arasında bu kadar popüler olmuş olmalıydı.
"Kei ya da Yosuke olsa hemen 'Kendi kendine böyle şeyler söyleme' derlerdi..."
"O ikisinin de senin çok tatlı olduğunu düşündüğüne eminim."
"Kaho-san, sanki benimle uğraşmaktan zevk alıyorsun gibi?"
"Hiç de bile. Sadece bugün de pek çok farklı ifade sergilediğini düşünüyordum."
"Kesinlikle eğleniyorsun bence..."
Kaç yıl geçerse geçsin, Kaho-san'la asla aşık atamayacağımı hissediyordum.
"Seninle vakit geçirmekten zevk aldığım bir gerçek. Neyse, konumuza dönelim. Senin kamptaki maceralarını dinledim ama Kei-chan ne alemdeydi?"
"Kei mi?"
"Evet, kamptan önce onunla da konuşmuştum, merak ettim."
"Bunu doğrudan ona sorsan daha iyi olmaz mı?"
"Tabii ki Kei-chan'la da sonra konuşacağım. Ama olayları bir de onun dışındaki birinden duymak istedim."
"Anladım..."
Hafızamdaki kamp anılarını tazeledim. Övüldüğünde utanan Kei, kışkırtıldığında sinirlenen Kei, kulüpteki herkesle kampın tadını çıkaran Kei. Gerçekten de Kei nerede olursa olsun çok tatlıydı... Ah, Kaho-san'ın duymak istediği şey muhtemelen bu değildi.
"Tekrar sorayım; senin gözünden kamptaki Kei-chan nasıldı?"
"Şey, sanırım Daiki-kun'a karşı normalden daha fazla hamle yapmaya çalışıyordu."
"Bu iyiye işaret."
"Değil mi! Üstelik dönerken bundan sonra daha atak olacağını da söyledi!"
"Kei-chan kendi kendine harekete geçmeye başlarsa, Hondo-kun ile olan ilişkisi de hızla ilerleyecektir."
Ben de öyle düşünüyordum. Kei sadece biraz pasifti, aslında çok çalışkan bir kızdı.
"Kei de büyüme çağında sanırım! Tabii ki ben de ona her zamankinden daha fazla destek olacağım!"
"Ai, biraz bakar mısın?"
Kaho-san'ın ifadesi bir an için ciddileşti.
"Efendim?"
"Belki söylememe bile gerek yok ama Kei-chan'ı desteklemek ne kadar önemliyse, kendini de ihmal etmemen o kadar önemli."
"Nasıl yani?"
"Kamp sayesinde Yosuke-kun ile sevgili oldun. Bence bu bir son değil, yeni bir başlangıç. Eskiye göre biraz değişen bu yeni günlük hayata alışana kadar, kendine her zamankinden daha fazla değer vermeni istiyorum."
"Anlıyorum?"
Görünüşe göre Kaho-san, Yosuke ile sevgili olmamın günlük hayatımda bazı değişikliklere yol açacağını düşünüyordu.
"Gerçi senin gibi biri bu ufak değişikliklerin bile tadını çıkaracaktır. Sorularımı yanıtladığın için teşekkürler. Sırada ne konuşalım?"
Kaho-san ile olan kız kıza sohbetimiz akşam vaktine kadar sürdü.
Eve döndüğümde akıllı telefonumu kontrol edince Yosuke'den mesaj geldiğini fark ettim. "Ne oldu?" diye bir mesaj gönderdim. Bir dakika bile geçmeden "Müsait misin?" diye sordu, "Evet" diye cevapladım. Birkaç saniye sonra Yosuke beni aradı.
"Alo, vaktin var mıydı Ai?"
"Müsaitim."
"Güzel o zaman. Asıl meseleye geleyim; önümüzdeki pazar bir planın var mı?"
"Önümüzdeki pazar mı? Bir saniye bekle."
Takvimimi kontrol ettim. Pazar kısmı bomboştu.
"Şu an için boş görünüyorum."
"Ö-öyle mi."
Ses tonundan Yosuke'nin biraz rahatladığını hissettim.
"Pazar günü bir şey mi var?"
"Şey... Eğer istersen, pazar günü benimle lunaparka gitmek ister misin?"
Yosuke'nin bu sözleri içimde bir şok dalgası yarattı.
"Bu... ilk randevu daveti mi?!"
"S-sen de, insan aklından geçeni böyle çat diye yüzüne söyler mi!"
"Ama senin beni davet edeceğini hiç düşünmemiştim, o yüzden çok sevindim!"
"...Eee, ne diyorsun? Geliyor musun, gelmiyor mu?"
"Tabii ki geliyorum!"
Yosuke beni randevuya çağırmıştı. Neresi olursa olsun kesinlikle gidecektim.
"Tamam, o zaman sonra pazar gününün kabaca programını yollarım, kontrol edersin."
"Tamamdır! Ay, çok heyecanlıyım!"
"Lunaparka daha önce arkadaşlarınla defalarca gitmedin mi?"
"Arkadaşlar her zaman olur ama... bir sevgiliyle gitmek ilk kez olacak..."
Bütün kanın yüzüme toplandığını hissettim. Yosuke telefonun ucunda değil de yanımda olsaydı, muhtemelen ona hafifçe vururdum.
"O-o yüzden pazar günü bana düzgünce eşlik etmeni bekliyorum!"
"Elimden geleni yapacağım."
"Sana güveniyorum Yosuke-san! Hadi, görüşürüz!"
"Görüşürüz..."
Sözünü bitirmesine izin vermeden telefonu kapattım. Acaba heyecanımı Yosuke'ye belli etmiş miydim? Aynaya baktım. Aynadaki kendim, aptalca bir sırıtışla gevşek bir ifade takınmıştı.
"İnanılır gibi değil, gerçekten..."
Avuçlarımı yanaklarıma yasladım. Eskiden de duygularım bu kadar yüzüme yansır mıydı? Yosuke ile bir sonraki görüşmemize kadar yüz kaslarımı eğitmem gerekiyordu sanırım. Gerçi Öğrenci Konseyi faaliyetleri yüzünden onunla yarın da karşılaşacaktım.
Ertesi gün, Öğrenci Konseyi'ndeki hizmetli kouhai kızla birlikte, yaz tatili sonrası yapılacak Kültür Festivali için okulun demirbaşlarını kontrol ediyorduk. İşler sorunsuz ilerliyordu ve uygun bir noktada bir mola vermeye karar verdik.
"Ai-san, bir şey sorabilir miyim?"
"Tabii, ne oldu?"
"Son zamanlarda, Başkan ile sevgili olmanız dışında aranızda başka bir şey geçti mi?"
"Hı? Neden böyle düşündün?"
Kouhai'ye Yosuke ile sevgili olduğumuzu söylemiştim ama pazar günü randevuya çıkacağımızdan henüz bahsetmemiştim.
"Çünkü bugünkü Ai-san, her zamankinden tamamen farklıydı."
"...Mesela ne gibi bir fark vardı?"
"Bugünkü Ai-san, nasıl desem, sanki Başkan'ı gereğinden fazla önemsiyor gibiydi..."
"...Ciddi misin?"
"Hem de çok ciddiyim."
Bunun hiç farkında değildim. Acaba Öğrenci Konseyi'ndeki diğer çocuklar da böyle mi düşünüyordu?
"Eee, Başkan'la aranızda bir şey mi geçti?"
"Aslında... Önümüzdeki pazar günü Yosuke ile lunaparka gitmeye karar verdik..."
"Bu, Başkan'la randevuya çıkacağınız anlamına mı geliyor!"
"Öyle oluyor sanırım..."
"Tebrik ederim! Peki, kim teklif etti?"
"...Yosuke teklif etti."
"Ooo! Başkan hızlı çıktı!"
Kouhai-chan'ı bu kadar heyecanlı görmek nadir bir durumdu. Yosuke görse herhalde küçük dilini yutardı.
"Başkan'la randevun nasıl geçti, sonra bana da anlat mutlaka!"
"Anlaşıldı!"
Yine de bugünkü halim her zamankinden o kadar farklı mıydı gerçekten? Yosuke ile randevulaşmak beni mutlu ettiği için ayaklarım yerden kesilmiş olabilir. Biraz kendimi toplamam gerekecek gibi görünüyor.
Ancak bu kararlılığım boşa çıktı; her fırsatta arkadaşlarımdan ve tanıdıklarımdan Yosuke ile aramda bir şey olup olmadığına dair sorular aldığım günler birbirini izledi ve sonunda o pazar günü gelip çattı.
"Kei~, aç kapıyı~"
Kei'nin odasının kapısını defalarca vurdum. Yaklaşık on saniye sonra kapı yavaşça açıldı.
"Ne var be, bugün Yosuke ile dışarı çıkmayacak mıydın sen?"
"O iş öyle de, biraz Kei-sama'nın yardımına ihtiyacım var..."
"Para falan borç vermem, ona göre."
"Seninle benim aramda şimdiye kadar neredeyse hiç para alışverişi olmadı ki zaten!? Her neyse, bırak şimdi bunu da benim odama gel!"
"Hey, bıraksana be!"
Direnen Kei'nin kolunu iki elimle kavrayıp kendi odama doğru çekiştirdim.
"Sen... Bu odaya hırsız falan mı girdi?"
Kei'nin böyle düşünmesi çok doğaldı. Şu an odamdaki yatağın üzeri ve yerler kıyafetlerle dolup taşmıştı.
"Bugün giyeceğim kıyafeti seçeyim derken işler biraz çığırından çıktı. Tehe!"
"Hiç şirinlik yapma, yemezler. Yosuke olsa, ne giyersen giy sana yakıştığını söyler zaten."
"İşte sorun da orada! Ben Yosuke'den 'güzel olmuş' dışında bir övgü duymak istiyorum! O yüzden Kei, kıyafet seçmeme yardım etmeni istiyorum!"
Yosuke uzmanı olan bana göre, Yosuke'nin kıyafetlerime bakıp yüzde doksan dokuz ihtimalle "güzel olmuş" deme olasılığı vardı. Bu artık dünyanın değişmez bir kanunu gibi bir şeydi. Ama ben bu kanunu yıkmak istiyordum. Somut bir örnek vermek gerekirse, kamptaki yukatayı giydiğim zamanki gibi, Yosuke'nin farklı kelimeler kullanarak beni övmesini arzuluyordum.
"Nasıl bir tepki vereceği Yosuke'ye kalmış bir şey. Hangi kıyafeti giyersen giy, değişen bir şey olmaz."
"Hiç de bile! Yosuke'nin kalbini on ikiden vuracak bir şey giyersem, tepkisi kesinlikle değişir!"
Gözlerimi Kei'ye diktim. Birkaç saniye sonra Kei yüzüme bakıp içini çekti.
"...Tamam be, el mahkum yardım edeceğim. Ama Yosuke yine sadece 'güzel olmuş' derse sakın benden bilme."
"Kei!"
Bu iyiliği karşısında duygulanıp Kei'ye sıkıca sarıldım.
"Hava sıcak zaten, sarılıp durma! Vaktin az değil mi senin, hadi çabuk seçelim şu kıyafetleri!"
Ondan sonra yaklaşık bir saat boyunca Kei ile birlikte bugün giyeceğim kıyafetleri seçtik.
"Yosuke gelir mi dersin artık?"
"O çocuk zaman konusunda titizdir, birazdan damlar."
Bugün Yosuke beni evden almaya geleceği için girişte Kei ile birlikte onu bekliyordum. Beş dakika kadar bekledikten sonra zil çaldı, hemen kapıyı açtım.
"Yosuke!"
"Ai, seni almaya geldim."
"...Ha?"
O an, Yosuke'nin bakış açısından hareketlerim tamamen donup kalmış olmalıydı.
"Ne oldu Ai?"
Yosuke meraklı bir ifadeyle bana bakıyordu. Öncelikle o saçları; her zamankinden farklı olarak şekillendirilmişti. Ayrıca dünkünden birkaç milimetre daha kısaydı. Muhtemelen kuaföre gidip düzelttirmişti. Sonra yüzü; her zaman taktığı gözlükleri yoktu. Muhtemelen lens takıyordu. Son olarak kıyafetleri; genelde benimle seçtiği şeyleri giyerken bugün daha önce hiç görmediğim bir kombin yapmıştı. Galiba kendisi seçip almıştı. Genel olarak özetlemek gerekirse, karşımda tanımadığım bir Yosuke duruyordu.
"Sen... Fazla yakışıklı olmuşsun! Sen kesin sahte Yosuke'sin!"
"Ha?"
Sahte Yosuke'nin yanağını çekiştirmeye başladım.
"Ne yapıyorsun... Acıyor! Acıyor diyorum!"
Ancak ne kadar çekersem çekeyim, karşısındaki kişi sadece acı çekiyordu.
"...Yoksa gerçekten Yosuke misin?"
"Durup dururken birinin yanağını asılıp da ağzından çıkan ilk cümle bu mu yani!"
"Ama Yosuke için fazla yakışıklı olduğundan şüphelendim bir an."
"İlk randevumuz diye özendim işte!"
Bu sözleri duyunca kalbim pır pır etti. Yosuke benimle olan ilk randevumuz için bu kadar çaba mı sarf etmişti?
"...Yanağını çektiğim için özür dilerim."
"Sakın benden başkasına yapma bunu."
"Yani benden başkasına bakma mı demek istiyorsun!"
"Sen gerçekten pişman mısın, değil misin?"
Benim erkek arkadaşım diye demiyorum ama lafı gediğine oturtmakta üstüne yoktu. Ben de eski halime dönmüş gibi hissediyordum.
"Siz ikiniz niye kapının önünde komedi dükkanı çeviriyorsunuz?"
Arkamı döndüğümde Kei oradaydı. Yosuke ile kapının önünde konuştuğumuzu görüp içeriden çıkmış olmalıydı.
"Kei, sen de mi buradaydın?"
"Öyle sayılır. Yosuke, sen Ai'nin erkek arkadaşı değil misin? Yapman gereken bir şey yok mu?"
"Yapmam gereken mi?"
"Ai'nin kıyafeti hakkında yorum yap. Sabahın köründen beri seçmek için bana eşlik ettirdi."
"Kei-san!?"
Bu hanım kız, kapıdan çıkar çıkmaz ne biçim şeyler söylüyordu böyle.
Yosuke'nin bakışlarını tüm vücudumda hissettim. Nasıl desem, birazcık, sadece çok azıcık utanmış olabilirim.
"Ai, konu buraya geldi madem, düşündüklerimi söyleyebilir miyim?"
"Tabii, söyle bakalım!"
"Öncelikle o turuncu bluzun; yazın renklerini yansıtıyor ve sana çok yakışmış. Beyaz çiçekli dantel eteğin ise çok ferah ve olgun bir hava katmış. Genel olarak hem cıvıl cıvıl, aydınlık bir halin var hem de aynı zamanda zarif görünüyorsun. Dürüst olmak gerekirse kalbimi güm güm attırdın."
Yakışmış, ferah, olgun, aydınlık, zarif, kalbi güm güm atmış... Beklemediğim bu bilgi yoğunluğu karşısında beynim yanacak gibi oldu.
"Nihehe..."
Dayan yüz kaslarım. Dağılmak için henüz çok erken.
"Yosuke, bakıyorum da döktürmüşsün. 'Güzel olmuş' dışında bir şeyler diyebiliyormuşsun demek."
"Siz ikiniz sürekli başımın etini yiyince, ben de bir şeyler yapayım dedim artık!"
Bunu söyledikten sonra Yosuke elimi tuttu.
"Hadi gidelim Ai."
"Hı-hı, gidelim."
Yosuke'nin bizzat elimi tutması... Bugünkü Yosuke sadece dış görünüşüyle değil, içten içe de düne göre biraz farklıydı sanki.
"Görüşürüz Kei."
"Kıyafetin beğenildiğine göre sorun yok. Hadi iyi eğlenceler."
Giriş kapısını kapatmadan hemen önce, Kei'nin bir anlığına gülümsediğini görür gibi oldum.
"Gidelim mi Yosuke?"
"Gidelim."
Yosuke ile el ele tutuşup tren istasyonuna doğru yürümeye başladık.
"Bayağı kalabalıkmış."
"Tahmin ettiğimden de fazla."
Lunapark hem yaz tatili hem de pazar günü olmasından dolayı iğne atsan yere düşmeyecek kadar kalabalıktı.
"Ai, önce hangisine binmek istersin?"
"Ben mi karar vereyim?"
"Evet, özel bir isteğin yoksa ben seçerim ama..."
"Bir saniye bekle, düşünüyorum!"
Dönme dolap, atlıkarınca, hız treni, go-kart... İlgi çekici bir sürü ünite vardı ama ilk deneyimlemek istediğim şey...
"Önce bunu yapalım!"
Elimdeki broşürün bir kısmını işaret ettim.
"Bununla mı başlıyoruz..."
İşaret ettiğim yerde küçük harflerle 'Korku Evi' yazıyordu.
"Bayağı sıra var."
"Yaz mevsimi olduğu için popülerdir herhalde!"
Gideceğimiz yeri seçtikten birkaç dakika sonra Yosuke ile korku evinin önüne gelmiştik. Kapıda uzun bir kuyruk oluşmuştu ve en arkadaki görevlinin tuttuğu tabelada bekleme süresinin otuz dakika olduğu yazılıydı.
"Otuz dakika bekleyebilir misin?"
"Bugün hangi üniteye gitsek bu kadar kalabalıktır zaten! Hadi, hemen sıraya girelim!"
Yosuke’nin kolunu kavrayıp onu sıraya doğru çekiştirdim.
"Geliyorum işte, çekiştirip durma!"
Yosuke’nin kolunu bırakıp ikimiz birlikte kuyruğun en sonuna geçtik.
"Korku evi için çok heyecanlıyım!"
"Ah, evet..."
"Aman, Yosuke-san, benziz mi sarardı ne? Enerjiniz de bir düşük sanki."
"Sa-Sana öyle gelmiştir."
"Yoksa Yosuke, sen korku evinden mi korkuyorsun?"
"Öyle bir şey olması imkansız. Henüz girmeden söylemek gibi olmasın ama kalitesi ne kadar yüksek olursa olsun, sonuçta her şey yapay. Yapay olduğunu bildikten sonra öyle aşırı korkmaya gerek yok."
Yosuke her zamankinin aksine çok hızlı konuşuyordu.
"Kendi kendini böyle ikna etmeye çalışıyorsun demek."
"Bu bir gerçek! Peki ya sen? Sen ne durumdasın?"
"Seninle berabersem eğlenceli olur diye düşünüyorum."
"Böyle söyleyince sanki yanımda ben yoksam eğlenmeyecekmişsin gibi tınlıyor."
"Eğlenmem değil de... biraz korkabilirim."
Küçükken ormanda tek başıma dalıp az kalsın kaybolduğum bir anım vardı. O zaman hava kararmış, o karanlıkta ağaçların hışırtısından ve hayvan seslerinden ürpererek bir süre tek başıma yürümüştüm. Belki de bu deneyim yüzünden hala karanlık yerlerde tek başıma kalmaktan pek hoşlanmam.
"Neden benimle olunca sorun olmuyor?"
"Çünkü ne olursa olsun Yosuke'nin yanımda kalacağını biliyorum."
Ormanda kaybolduğumda beni bulan kişi de Yosuke'ydi. Artık endişelenme diyerek beni o karanlık ormandan dışarı çıkarmıştı. Eğer Yosuke beni bulmasaydı, karanlık yerlerden muhtemelen çok daha fazla korkuyor olurdum.
"İşte bu yüzden, kazara gerçek bir hayalet saldıracak olursa canını dişine takıp beni koru tamam mı!"
"O 'işte bu yüzden' kısmını pek bağdaştıramadım ama öyle bir durum yaşanırsa seni hayaletten koruyabileceğimi pek sanmıyorum."
"Eee! Yosuke, hayalet kovma yöntemlerini falan hiç çalışmadın mı!"
"Sınav müfredatında öyle bir konu yok!"
Beklediğimiz süre boyunca Yosuke ile her zamanki gibi ne yardan ne serden geçen, havadan sudan muhabbetimize devam ettik.
"İçerisi bayağı karanlıkmış."
"...Öyleymiş."
Yaklaşık otuz dakikalık bekleyişin ardından sonunda sıra bize gelmişti ve korku evinin içindeydik. İçerisi loştu; sadece kırmızı florasan lambaların yaydığı ışıkla önümüzü zar zor görebiliyorduk.
"Yalnız tam bir terk edilmiş hastane havası var, değil mi?"
"...Öyleymiş."
Bu korku evi, doğaüstü olayların sıkça yaşandığı gece yarısı terk edilmiş bir hastane temasını işliyordu. Tesisin içinde hastanelere has o ilaç kokusu bile yapay olarak canlandırılmıştı.
"Çıkışa varmak ne kadar sürer acaba?"
"...Öyleymiş."
"Yosuke-san? Deminden beri 'öyleymiş' demekten başka bir şey yapmıyorsun, iyi misin?"
"...Öyleymiş."
"Eyvah, Yosuke-san devreleri yaktı..."
Son zamanlarda Yosuke ile pek korku filmi izlememiştik, bu yüzden onun bu kadar korkacağını tahmin etmemiştim.
"Eğer o kadar korkuyorsan pes edelim mi?"
Bu korku evinin birkaç noktasında yarıda bırakıp çıkabileceğiniz yerler vardı. Biraz daha yürürsek öyle bir yer karşımıza çıkmalıydı.
"...Hayır, sorun yok."
"Kendini zorlamana gerek yok, biliyorsun değil mi?"
"Senin eğlendiğin bir şeyden ben de seninle birlikte keyif almak istiyorum. Korktuğum bir gerçek ama denememe izin ver lütfen."
"Yosuke..."
Yosuke böyle bir anda bile benimle eğlenmeyi her şeyin önüne koyuyordu. Bu hali nazik olmanın da ötesindeydi sanki. Benim de onun için yapabileceğim bir şey yok muydu?
"Ah, harika bir fikir geldi aklıma!"
"Senin fikirlerin dürüst olmak gerekirse şu dandik hayaletlerden bile daha korkutucu oluyor genelde."
"Çok kabasın! Ver bakayım şu kolunu!"
Biraz zorla da olsa Yosuke’nin koluna girdim.
"Böyleyken korkmazsın, değil mi?"
"Bunun mantığı nedir?"
"Benimle kol kola giriyorsun. Aramızdaki mesafe her zamankinden daha yakın olduğu için kalbin küt küt atıyor. Korkuya odaklanamıyorsun. Böylece hiç korkmuyorsun. İspat tamamlanmıştır."
"Düşündüğümden daha aptalca bir ispat oldu."
"Ne dedin sen! Benimle kol kola girince kalbin küt küt atmıyor mu yani!"
"O... Atıyor ama..."
Şükür. Atmadığını söyleseydi herhalde orada şoktan bayılırdım.
"Peki ya sen? Senin kalbin küt küt atmıyor mu?"
"Benim mi?"
Durumu kafamda tekrar tarttım. Sevdiğim kişi olan Yosuke ile kol kola girmiş, ona yapışmış durumdayım. Nedenini bilmediğim bir şekilde, içeride klima çalışıyor olmasına rağmen ateş bastı. Hayır, nedenini aslında çok iyi biliyordum.
"...Atıyor galiba."
"...Anladım."
Ondan sonra Yosuke ile pes etmeden korku evini tamamlamayı başardık. Dürüst olmak gerekirse, aklım sürekli Yosuke'de olduğu için hangi hayaletlerin çıktığını pek hatırlayamıyordum.
"Hız treni harikaydı!"
"Bugünlük bu kadarı yetti ama, bir daha binebileceğimi sanmıyorum."
Akşamüstü, Yosuke ile bugün üçüncü kez bindiğimiz hız treninden inip yeryüzüne ayak basmıştık.
"Korku eviyle başladık; atlıkarınca, go-kart, kahve fincanları ve hız treni derken her şey çok eğlenceliydi!"
"Go-kart ve kahve fincanlarından sonra, direksiyonu bir daha asla senin eline vermemem gerektiğini anladım ama."
"Aşk olsun!"
Bence go-kartta da kahve fincanlarında da gayet usta bir sürüş sergilemiştim.
"Eee, ne yapıyoruz? Sırada ne var? Yoksa artık dönelim mi?"
Ben öyle sorunca Yosuke'nin yüzü biraz ciddileşti.
"Binmek istediğim bir ünite daha var, olur mu?"
"Olur tabii! Hangisine binmek istiyorsun?"
"Şuna binmek istiyorum."
Yosuke’nin işaret ettiği yer, lunaparkın en popüler ünitelerinden biri olan dönme dolaptı.
"Yosuke, sen eskiden beri yüksek yerleri sever miydin?"
"Pek sayılmaz ama burası şu an için en uygun yer."
"Hımm? Pek anlamadım ama gidelim bakalım!"
Neydi acaba, bir şeyi unutuyor gibiydim. Dönme dolaba binmek için kuyrukta beklerken Yosuke ile konuşurken bir yandan da hafızamı zorluyordum. Ve tam kabine binmek üzereyken o anı sonunda canlandı.
'Yer, lunaparktaki dönme dolap. Sevgili olduktan sonraki ilk randevumuzun sonunda birlikte bindik ve kabin en tepeye ulaştığında... Ai'yi öptüm.'
Evet, kamptayken katıldığımız 'En İyi Çift' yarışmasındaydı. Yosuke'ye ilk öpücüğü sorulduğunda böyle cevap vermişti.
"Ne oldu? İyi misin Ai?"
"Hya! İ-İyiyim!"
"Hiç öyle görünmüyorsun ama. Sıra bize geldi, binebilecek misin?"
"Tabii ki binebilirim!"
"Öyleyse güzel, kendini hazırlasan iyi olur."
Kendimi hazırlamak mı!? Bu, ilk öpücük için hazırlık yapmam gerektiği anlamına mı geliyor!? Sakin ol Shimizu Ai. Yosuke'nin dönme dolapta kesinlikle öpüşmeye çalışacağına dair bir kanıt yok. O zamanki sözleri sadece bir yalandı. Ama mekan ve durum bu kadar benzerken, bunun sadece bir tesadüf olduğuna inanmak zor...
— Sıradaki misafirlerimiz, lütfen içeri buyurun.
"Gidiyoruz, Ai."
"I-I-Tamam."
Görevlinin yönlendirmesiyle Yosuke ile birlikte gondola bindik. Kapı dışarıdan kapandı. Böylece gondol, tekrar buraya dönene kadar dış dünyaya kapalı bir oda haline gelmişti.
"Ai, az önceden beri yerinde duramıyorsun, bir şey mi oldu?"
"S-Sakinim ben!"
Yalan. Sakin olmam imkansızdı. Bir gün Yosuke ile öpüşmek istiyordum, bunu hep düşünmüştüm. Ama fırsat böyle aniden ayağıma gelince beynim iflasın eşiğine gelmişti.
"...Anladım, sezgilerin kuvvetli olduğu için fark ettin demek."
Yosuke bir şeyleri sezmiş gibiydi.
"Ai, kısa bir süreliğine gözlerini kapatır mısın?"
"Hemen asıl meseleye mi geçiyoruz!?"
"Asıl mesele mi? Şey, öyle de denebilir."
"...Yosuke, bir ricam var."
"Nedir?"
"Lütfen nazik ol..."
Yavaşça gözlerimi kapattım. İlk seferimiz olacağı için dişlerimizin birbirine çarpıp canımızın yanması gibi durumlardan kaçınmak istiyordum.
"Tamam mı? Biraz gıdıklayabilir."
Gıdıklamak mı? Dediği gibi, Yosuke'nin eli ensemdeydi ve gerçekten de biraz gıdıklanıyordum.
"Gözlerini açabilirsin."
Hah? Dudaklarımda herhangi bir temas hissetmemiştim. Gözlerimi açtım.
"Bu da ne..."
Kontrol ettiğimde, az önce boynumda olmayan sade tasarımlı bir kolye duruyordu.
"İlk randevumuzun anısı. Zevkim hakkında pek yorum yapma lütfen. Sezgilerin kuvvetli olduğu için yakalanmamaya çok dikkat ettim ama."
"E-Ee, peki ya öpücük?"
"Öpücük mü? Neden bahsediyorsun sen?"
Görünüşe bakılırsa tamamen benim yanlış anlaşılmamdı. Yine de Yosuke'nin böyle bir sürpriz hazırlamış olması...
"Teşekkür ederim Yosuke! Gerçekten çok mutlu oldum!"
Karşımda oturan Yosuke'ye var gücümle sarıldım.
"Hey, tehlikeli, yerine dön! Sallanırsa ne yapacağız!"
"Bak sen şu utanmış hallere... Çok tatlısın!"
Böylece Yosuke ile ilk randevumuz en mükemmel şekilde sona ermişti.
"Hey Ai, orada mısın?"
"Buradayım!"
Gece, Yosuke'nin hediye ettiği kolyeyi hayranlıkla izlerken sevgili kız kardeşimin sesini duydum ve kapıyı açtım.
"Bir şey mi oldu?"
"Öylesine, olan biteni sormaya geldim."
"Mükemmel bir gündü!"
"Öyle mi, sevindim senin adına."
Merakını gidermiş olacak ki Kei kapıyı kapatmaya yeltendi, ben de zorla engel oldum.
"Hadi ama, sorsana en ince ayrıntısına kadar!"
"Gerek yok! Bu kadarı yetti!"
"Daiki-kun ile randevuya çıktığında işine yarayabilir ama!"
"H-Hondo'nun bununla ne alakası var be!"
Ardından Kei'yi zorla odama çektim ve bugünkü Yosuke ile olan randevumuzu bir bir anlattım.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.