"Hüloğ, ablacığın teşrif etti! Herkes yolu açsın!"
Hondo ve ablasıyla alışveriş merkezinde karşılaştığımız günün gecesinde, odamda manga okurken ev kıyafetleri içindeki Ai içeri daldı.
"Sana her zaman birinin odasına girmeden önce kapıyı vurup seslenmen gerektiğini söylüyorum, değil mi?"
"Onlar sonraki iş! Sen asıl şu dönüş yolunda neler olduğunu anlat bakayım!"
Ai'nin işaret parmağı doğrudan beni hedef almıştı. Odaya girerken kapı vurmayacaksa ne zaman vuracaktı acaba?
"Neden bu kadar tepeden bakıyorsun bana?"
"Çünkü gerçekten de tepedeyim. Öğrenci Konseyi Başkan Yardımcısını hafife alma!"
"Evde öz kardeşine karşı makamınla hava atma bari."
"Gelecek sefer dikkat ederim. Ee, Daiki-kun'la o işten sonra ne oldu?"
Konuyu saptırma konusunda üstüne kimseyi tanımam ama saptırmadan önceki asıl mevzuyu da unutmamış anlaşılan.
"Ne olacak işte, normalce eve döndük o kadar."
"Hımm..."
Ai şüphe dolu gözlerle beni süzmeye başladı.
"Ne, ne var?"
"Kei-san, ben her şeyi biliyorum, biliyorsun değil mi?"
"Neyi?"
"Siz ikinizin döndüğü saatlerde yağmur yağıyordu. Ve sen Kei-san, yanına şemsiye almamıştın. Şemsiyen bile yokken nasıl ıslanmadan eve kadar gelebildin acaba?"
"Höh..."
Neden böyle zamanlarda Ai'nin hafızası gereksiz yere bu kadar iyi çalışıyordu ki? Keşke bu hafızasını biraz da derslerine yansıtsa.
"Annemler gelmeden hemen önce dönmüşsün gibi görünüyor, yani tam yağmurun ortasında yoldaydın. Ama ne kıyafetlerin ne de çantan ıslanmıştı. Bu durumda tek bir hipotez kalıyor geriye."
"...Lafı dolandırma da söyle."
"Pekala, doğrudan söylüyorum. Sen, Daiki-kun'un şemsiyesine girdin, değil mi?"
Gerçekten, neden sadece böyle anlarda Ai'nin sezgileri bu kadar keskinleşiyordu?
"Nasıl Kei-san? Hipotezimde bir yanlışlık var mı?"
"...Yok."
Hipotezinin yanlış olduğunu söylesem bile, nasılsa bir yerde açık verecektim ve gerçek ortaya çıkacaktı. Öyleyse en baştan kabul etmek daha az yorucu olurdu.
"Ooo! Gerçek aydınlandı! Aynı şemsiye altında yürümek ha, fena değilsin Kei!"
Kabul etsem de pek yorulmadığım söylenemezdi aslında.
"Abartılacak bir şey değil."
"Bal gibi de abartılacak bir şey! Kim teklif etti?"
"...Benden çıktı."
İlk başta şemsiyesini ödünç vermeyi teklif eden Hondo'ydu ama aynı şemsiye altına girmemize sebep olan benim sözlerimdi.
"Kei'den mi gelmiş... O pasif Kei'den mi?"
"Ne var yani! Islanmak istemedim işte!"
Özel bir durum falan yoktu, hepsi bu kadardı. Buna rağmen Ai sırıtmaya başladı.
"Tabii ya. Övülen elbisen ve sana kazandığı şu peluş oyuncak... İkisi de senin için çok değerli olduğu için ıslansınlar istemedin, değil mi?"
"Öyle bir şey demedim!"
"Ama öyle, değil mi?"
"...Öyle olmadığını da söylemedim."
Ai hâlâ o yılışık gülümsemesiyle, sanki her şeyi anlıyormuş gibi bana bakıyordu.
"Tamamdır, Kei'nin o nadir utangaç anını da kayda geçtik!"
"Çok konuşma da git artık."
Kapıyı işaret ettim ama Ai 'Yine başladık' der gibi bir yüz ifadesi takındı.
"Gece daha yeni başlıyor be? Hem şu şemsiye mevzusunu daha detaylı anlatmadın."
"Detaylısı metaylısı yok, Hondo'yla beraber döndük işte, başka bilgi yok."
"Hadi oradan. Neler konuşarak döndünüz? Ablana anlat bakayım."
Bugün dönüş yolundaki konuşmaları hatırlamaya çalıştım. Hondo'nun geçmişiyle ilgili olanları anlatmasam iyi olurdu, onun dışında konuştuğumuz...
"Benimle olmanın eğlenceli olduğunu, normalden farklı hallerimi gördüğü için mutlu olduğunu ve aynı şemsiye altında olmanın onu gerdiğini falan söyledi."
"Daiki-kun sandığımdan daha girişkenmiş! Bu çocuk kesin sana karşı boş değil!"
Ai heyecanını gizleyemiyordu. Ai dışında bir örneğim olmadığı için bilemiyorum ama insanlar başkalarının aşk hayatı hakkında bu kadar coşabiliyor muydu gerçekten?
"O çocuk o anlamda söylememiştir."
Yalan söylemiyordum belki ama Hondo'nun bana romantik bir gözle bakıp bakmadığı konusu oldukça şüpheliydi.
"Öyle mi dersin? İnsan ilgi duymadığı bir kıza 'güzelsin' demez, oyuncak hediye etmez ya da aynı şemsiye altındayken heyecanlandığını söylemez bence."
"O söyler işte! Sana da kıyafet seçerken 'tatlı' falan demişti ya!"
Nedenini bilmiyorum ama o çocuğun başka kızlara 'güzelsin' dediğini hayal edince içim bir hoş oldu.
"Bugün gördüğüm kadarıyla Daiki-kun öyle biri değilmiş gibi geldi bana. Keşke hazır fırsat bulmuşken 'Kei'ye bir kız olarak ilgi duyuyor musun' diye sorsaydım."
"Ne korkunç işler çevirmeye kalkıyorsun sen!"
Sadece hayal etmesi bile tüylerimi ürpertiyordu.
"Şaka yapıyorum canım. Peki sonuç olarak Daiki-kun seni eve kadar bıraktı mı?"
"...Hayır."
"Ha? Ama kapıda yabancı bir şemsiye de görmedim, yani önce onun evine gidip ondan şemsiye ödünç alıp gelmedin değil mi?"
Neden, neden sadece böyle zamanlarda bu kadar keskin çıkarımlar yapıyordu ki?
"Yolda yağmur dindi, o yüzden döndüm."
"Nasıl yani?"
"Beraber dönerken yağmur dindi, ben de tek başıma koşarak eve geldim."
"Why? Neden böyle oldu 'pretty girl'?"
"Elden ne gelir! Benim için bugün çok fazla şey oldu, artık sınırıma gelmiştim!"
Beklenmedik karşılaşmayla başlayan bugün, Hondo ile geçirdiğim bu süre benim için fazlasıyla yoğundu.
"Seni saf aşık! Ele geçen o kadar fırsatı tepmek olur mu hiç?"
"Kim saf aşıkmış be."
Ama yine de tesadüfen yakaladığım o fırsatları değerlendiremediğim hissine kapılmıyor değildim. Biraz moralimin bozulduğunu fark etmiş olacak ki Ai elimi omzuma koydu.
"Neyse, biraz sert konuştum ama kıyafet hakkındaki fikrini sorman, fotoğraf çekilirken ona yakınlaşman, şemsiye altına girmeyi teklif etmen... Senin gibi biri için gayet iyi çabaydı."
"Ne oldu şimdi birden?"
"Ben övgüyle insanı geliştiren tipimdir de ondan."
"Bunu da ilk defa duyuyorum."
Ai'den şimdiye kadar bir şeyler öğreneceğim pek bir fırsat olmadığı için bunu bilmiyordum.
"Öyle mi? Neyse, bundan sonra da kendi temponla ilerleyebilirsin bence."
"Ai..."
"Öyleyse şimdi şu şemsiye meselesini en ince ayrıntısına kadar anlat bakalım!"
"Ha?"
Ai'nin gözleri merak duygusuyla ışıl ışıl parlıyordu.
"Fuu..."
Pazartesi günü, her zamanki saatimde okula vardığımda küçük bir esneme bıraktım. O geceden sonra Ai, Hondo ile şemsiye altında geçirdiğimiz her anı didik didik edene kadar beni sorguya çekmişti. Sorgu bittiğinde saat on ikiyi çoktan geçmişti ve erkenci biri olduğum için uykumu tam alamamıştım.
Uykumla savaşarak ayakkabı dolabımı açtım.
"Olamaz..."
Ağzımdan istemsizce bir ses döküldü. Dolabın içinde ayakkabılarım dışında bir şey daha vardı.
"Hey Daiki. Uyuyor musun?"
"Ha? Evet, sorun yok."
Öğle arası biraz dalgınca düşüncelere daldığım sırada, elinde bento kutusuyla Toshiya yanıma geldi.
"Neden öyle dalgın bakıyorsun?"
"Biraz geçen tatil gününü düşünüyordum da."
"Tatilde bir şey mi oldu?"
Bunu söylerken Toshiya önümdeki boş olan Konno-kun'un sırasına oturdu.
"Alışveriş merkezine gittiğimde tesadüf eseri Shimizu-san ile karşılaştım."
"Shimizu-san ile mi?"
"Evet. Ablası da yanındaydı."
"Shimizu-san'ın ablası mı dedin? Yani Shimizu Ai-san mı?"
"Toshiya, sen Ai-san'ı tanıyor musun?"
"Öğrenci Konseyi başkan yardımcısını herhalde ben de tanıyorum. Üstelik Ai-san, hem o bildiğimiz Shimizu-san'ın ablası olmasıyla hem de güzelliğiyle bayağı popülerdir, biliyor musun?"
Demek öyleymiş. Görünüşe göre Ai-san hakkında pek bir şey bilmeyen tek kişi bendim.
"Eee, peki onlarla karşılaşınca ne oldu?"
"Ai-san'ın davetiyle Shimizu-san ve ablasıyla birlikte alışveriş yaptık."
"İlginç bir gelişme. Daiki, senin Ai-san ile önceden bir tanışıklığın var mıydı?"
"Hayır, ilk kez o gün tanıştık. Ama Ai-san beni zaten tanıyordu."
Muhtemelen Shimizu-san benden ona daha önceden bahsetmişti.
"Anladım. Yine de ilk kez gördüğü Daiki'yi kendi alışverişlerine davet ettiğine göre Ai-san gerçekten de girişken biriymiş."
"Ben de şaşırdım zaten."
Ai-san'ın insanlarla arasındaki mesafeyi bu kadar çabuk kapatması beni de gerçekten hayrete düşürmüştü.
"Peki alışverişte ne aldınız?"
"Kıyafet bakıyorlardı."
"O zaman sen de seçim yapmalarına yardım ettin?"
"Pek yardımcı olduğum söylenemez. Sadece denedikleri kıyafetler hakkında fikrimi söyledim, o kadar."
Benden fikir istediklerini söylemişlerdi ama pek de faydalı bir yorum yapabildiğimi hatırlamıyordum.
"Kıyafet seçimine yardım etmek zaten böyle bir şey değil midir?"
"Öyle mi dersin?"
"Benim de kızlara kıyafet seçerken yardım etme tecrübem pek yok, o yüzden kesin konuşamam. Sonra ne yaptınız peki?"
"Oyun salonunda eğlendik. Sonrasında Ai-san'ın bir işi çıktı ve yanımızdan ayrıldı, ben ve Shimizu-san da bir yere kadar beraber döndük."
Kısaca özetlemek gerekirse olan biten buydu.
"He, anladım. Peki o tatil günü hakkında kafanı kurcalayan ne?"
"O sırada Ai-san'ın söylediği bir söz aklıma takıldı da..."
'Neden Kei'nin yanındasın?'
Bu soru nedense hala zihnimden çıkmıyordu.
Tam bunları düşünürken sınıfın arka kapısı büyük bir gürültüyle açıldı.
"Kei!"
Şaşkınlıkla sesin geldiği tarafa, arka kapıya döndüğümde Ai-san'ın telaşlı bir ifadeyle orada durduğunu gördüm.
"Toshiya, hemen dönüyorum."
"O-o tamam, dikkat et."
Durumun ciddi olduğunu sezerek hemen Ai-san'ın yanına koştum.
"Ai-san, ne oldu?"
"Daiki-kun! Burada olmana sevindim. Hemen sadede geleyim, Kei burada mı?"
"Burada değil. Shimizu-san öğle arası başlar başlamaz bir yere gitti..."
"Hadi ya..."
Ai-san sanki çok kötü bir şey duymuş gibi yüzünü ekşitti.
"Shimizu-san'a bir şey mi oldu?"
"Daha önce aile restoranında bahsetmiştim ya, Kei'nin başına bela olan bir çocuk vardı hani. O çocuk öğle arasından beri ortalıkta yokmuş. Arkadaşlarının dediğine göre bir işi olduğunu söyleyip gitmiş. İçime kötü bir doğdu, gelip bakayım dedim ama korktuğum başıma geldi; Kei de yok. Bir adım geride kalmışız..."
"Yani Shimizu-san o çocuk tarafından bir yere mi çağrıldı?"
"Öyle görünüyor. Burada olmadığına göre boş boş duramam. Kei'yi bulmam lazım."
Ai-san, daha önce de şahit olduğum o ciddi bakışlarını takınmıştı.
"Bekleyin. Ben de arayacağım."
"Olmaz. Seni bu işe karıştırıp zahmet veremem."
"Zahmet falan değil. Ben de Shimizu-san için endişeleniyorum. Lütfen yardım etmeme izin verin."
Gözlerimi Ai-san'ın gözlerine diktim. Birkaç saniye bakıştıktan sonra Ai-san ikna olmuş olacak ki, nadir görülen bir şekilde iç geçirdi.
"Sandığımdan daha inatçıymışsın Daiki-kun. Tamam, anlaştık. Ama sakın kendini tehlikeye atma."
"Anladım."
"Ah, doğru ya. Onu bulursak haberleşebilmemiz için bana numaranı ver. Benim bir çocukluk arkadaşım da onu arıyor, bir grup kuralım da bir şey olursa oradan haberleşiriz."
Ai-san ile iletişim bilgilerimizi paylaştık ve ikimiz de farklı yönlere doğru koşmaya başladık.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.