"İşin mi çıktı?"
"Evet. Az önceki telefonda arkadaşımla buluşup oynamaya karar verdik de."
Oyun salonundan çıktıktan sonra, alışveriş merkezinin içindeki yemek katında mola vermiştik. Üçümüzün de elinde az önce aldığımız içecekler duruyordu.
"O zaman burada böyle aylaklık etmen sorun olmasın?"
"Konuşurken birazdan burada buluşmaya karar verdik, o yüzden sıkıntı yok."
"İyi bari, o zaman bugünlük burada mı dağılıyoruz?"
Doğal olan akış buydu. Shimizu kardeşlerle karşılaşınca planladığımdan daha uzun süre burada kalmıştık. Teruno beklemekten ağaç olmuş mudur diye endişeleniyordum ama durumu anlatırsam muhtemelen anlayışla karşılayacaktır.
"Benim için öyle ama sizin için değil."
"Ha?"
"Efendim?"
"Madem beraber eğlendik, eve de beraber dönelim!"
"Senin bizimle dönmene gerek yoktu ki."
"Ben de işim bitince hemen dönecektim zaten."
Yemek katındaki konuşmamızın üzerinden biraz zaman geçmişti, şimdi Shimizu-san ile birlikte trenin içindeydik.
Sonuç olarak Ai-san arkadaşlarıyla eğlenmeye gitmiş, ben ve Shimizu-san ise eve dönmeye karar vermiştik. Ai-san'dan Shimizu ailesinin aşağı yukarı nerede oturduğunu öğrenince, aslında benim evimle Shimizu-san'ın evinin birbirine epey yakın olduğunu fark etmiştim.
"Shimizu-san, başka yapmak istediğin bir şey yok muydu?"
"Yok. Zaten kalabalık yerleri pek sevmem."
"O zaman alışveriş merkezine gelmen de yoksa Ai-san'ın ısrarı yüzünden miydi?"
"He ya. İşim olup olmadığını sordu, yok deyince de 'Hadi beraber kıyafet almaya gidelim' diyerek beni kolumdan tutup getirdi."
"Demek öyle oldu."
Ai-san'ın gerçekten de böyle şeyler yapacak enerjik bir izlenimi vardı.
"Her zaman böyle zorbadır o."
Shimizu-san içini çekti. Birilerinin peşinde sürüklenen bir Shimizu-san görmek nadir rastlanan bir durumdu.
"Aranız bayağı iyiymiş."
Shimizu-san sanki hakarete uğramış gibi bir ifade takındı.
"Yani, 'her zaman' dediğin için sık sık vakit geçirdiğinizi düşündüm. Bu aranızın iyi olduğunun kanıtı değil mi?"
"O kafasına göre odama damlıyor sadece."
"Ai-san seni çok seviyor demek ki."
"İstediğini de."
Shimizu-san başını başka yöne çevirdi. Görünüşe göre itiraz etmekten vazgeçmişti.
"Sahi, senin bir kız kardeşin yok muydu?"
"Hı-hı, var."
"Senin kardeşinle aran nasıl?"
"Diğer kardeş ilişkilerini pek bilmediğim için kesin konuşamam ama sanırım bizimki bayağı iyi. Birlikte oyun oynuyoruz, anime izliyoruz falan."
"Hiç şikayetin yok mu?"
Teruno'ya dair şikayetlerim mi?
Sebze sevmemesi veya üşengeçliği gibi ufak tefek şeyler vardı ama genel toplama bakarsak...
"Biraz fazla bencil olması beni düşündürüyor sanırım."
"Senin bile ailen hakkında böyle şeyler düşündüğün oluyormuş demek."
"Öyle büyük bir şikayet değil aslında ama ileride Teruno'nun başı ağrıyabilir diye korkuyorum."
"O ne demek?"
"Bana çok fazla bel bağlarsa, yarın öbür gün üniversite veya iş yüzünden evden ayrıldığımda Teruno kendi başına kalınca zorlanır."
Şu an annemle babam gelene kadar yemekleri ve diğer ev işlerini ben yapıyorum ama ben evden gidersem Teruno'nun ev işi yaptığı bir senaryoyu hayal bile edemiyorum.
"Sonuç yine kız kardeşin için endişelenmeye çıktı yani. Sen biraz kız kardeş takıntılı —siscon— falan mısın?"
"O... Kız kardeşi olan herkes az çok kardeşi için endişelenmez mi zaten?"
Özne grubunu çok geniş tuttuğum zavallıca bir bahane gibi gelmişti kulağıma ama söylediklerimde yalan yoktu.
"Abarttın. En azından Ai'nin benim için endişelendiği falan yok."
"Öyle değildir. Ai-san da kesinlikle senin için endişeleniyordur."
"Nereden biliyorsun ki bunu?"
Çünkü aile restoranında Shimizu-san yokken Ai-san ile konuşmuştum... Ama bunu söyleyemezdim.
Ai-san o zamanki konuşmamızın gizli kalmasını istiyor gibiydi, o yüzden ağzımı açamazdım.
"Aynı şekilde kız kardeşi olan birinin sezgisi diyelim."
"Ne saçmalıyorsun be?"
Shimizu-san bıkkın bir ifadeyle bana bakıyordu. Kendi bile anlamlandıramadığım bir dayanağım olduğu için bu tepkiyi vermesi doğaldı.
"Her neyse, bence Ai-san da her zaman seni düşünüyor."
"...Pekala, madem sen öyle diyorsun, öyle olsun bakalım."
Shimizu-san tam ikna olmasa da en azından anlayış göstermişti.
"Yine de, bugün ilk kez tanışmamıza rağmen Ai-san'ın harika bir abla olduğunu düşündüm."
"Öyle mi? Sadece canı ne isterse onu yapıyor."
Ailesinden biri olduğu için mi bilmem ama Shimizu-san'ın Ai-san'a karşı değerlendirmeleri biraz sertti.
"Arzularına sadık biri olduğu doğru ama çevresini de iyi gözlemliyor bence. İlk kez karşılaştığı bana bile rahatça yaklaştı, sohbeti de çok keyifliydi. Onunla konuşurken eğlendim."
"Hmph..."
A? Shimizu-san neden biraz bozulmuş gibi duruyordu?
"Ai evdeyken çok daha uyuşuktur."
"Evde olduğu için kendini kasmıyor olabilir."
"...Sınavlardan önce hep 'dersleri anlamıyorum' diye kıyameti koparır."
"Sınavlar için elinden geleni yapıyor demek ki."
Aniden Shimizu-san'dan Ai-san'a dair ifşa maratonu başlamıştı. Galiba aile restoranında Ai-san'ın onun çocukluk anılarını anlatmasının intikamını alıyordu.
"Shimizu-san, neden Ai-san'ın zayıf yönlerini bana anlatıyorsun?"
"Çünkü sen... Hep Ai'yi övüp duruyorsun..."
Tam anlayamasam da Shimizu-san sadece Ai-san'ın takdir edilmesinden pek hoşlanmamış gibiydi. O halde ne yapacağım belliydi.
"O zaman, senin hangi yönlerini övmemi istersin?"
"Ha? Ne diyorsun be birdenbire?"
"Sadece Ai-san'ın övülmesinden hoşlanmıyorsun, değil mi? O zaman seni de översem sorun çözülür diye düşündüm."
Kendimce harika bir fikirdi. İnsanları övmek insana iyi hissettirirdi, övülen kişi de muhtemelen bundan rahatsız olmazdı.
"Ne-ne saçmalıyorsun, istemez. Hem benim övülecek bir yanım falan yok."
Shimizu-san'ın öz değerlendirmesi sandığımdan çok daha düşüktü. Görünüşe göre ona kendi iyi yönlerini öğretmem gerekiyordu.
"Hiç de bile. Bak şimdi, senin iyi bulduğum yönlerini saymaya başlıyorum. Birincisi, nazik olman. Geçen günkü yemek dersinde, malzemeleri doğrayacak benden başka kimse yokken öne çıkıp bana yardım etmiştin. O zaman da söylemiştim sanırım, gerçekten çok mutlu olmuştum. İkincisi, çok çalışkan olman. Bana bento verdiğin zaman, parmaklarını yara bantlarıyla dolduracak kadar yemek pratiği yapmıştın ya, ne kadar çabaladığını fark etmiştim. Bu kadar azimli olman gerçekten muazzam. Üçüncüsü ise..."
"Kes şunu."
"E, neden? Daha yeni başlamıştım."
"Yeter. Mesaj yerine ulaştı."
Shimizu-san'ın ağız kısmı ayıcık pelüşünün arkasına gizlendiği için yüz ifadesini okuyamıyordum.
"Çekinmene gerek yok, daha söyleyecek çok şeyim var."
"Çekindiğim falan yok. Uzatma işte, istasyona varana kadar biraz sessiz ol."
Öyle diyen Shimizu-san'a dikkatli baktığımda, kulaklarının kıpkırmızı olduğunu fark ettim. Anlaşılan fena halde utanmıştı.
"Peki, tamam."
Ben ve Shimizu-san, en yakın istasyona varana kadar koltuklarda hiç konuşmadan oturduk.
"Yağmur yağıyor."
"Hı-hı."
İstasyondan çıkmaya yeltendiğimiz anda yağmur başlamıştı.
Önce çiseleyerek başlayan yağmur, kısa sürede şiddetini artırdı ve sağanağa dönüştü.
"Shimizu-san, şemsiyen var mı?"
"Yanımda yok. Senin var mı?"
"Evet. Katlanabilir şemsiye ama iş görür."
Omuz çantamdan katlanabilir şemsiyeyi çıkarıp Shimizu-san'a gösterdim.
"Varsa sorun yok. Bugünlük burada ayrılıyoruz o zaman."
"Benim için uyar ama sen ne yapacaksın Shimizu-san?"
"Ailemi çağıracağım."
Bunu diyen Shimizu-san, çantasından akıllı telefonunu çıkarıp bana gösterdi.
"O zaman sorun yok sanırım."
"Hı-hı, hadi sen ikile."
"Peki. Okulda görüşürüz."
"Görüşürüz."
Shimizu-san'a arkamı dönüp istasyondan ayrıldım.
(...Ne yapacağım ben?)
Hondo gittikten bir süre sonra, olduğum yerden kımıldamadan istasyonun içinden yağmurlu gökyüzünü seyretmeye başladım.
Hondo'ya ailemi çağıracağımı söylemiştim ama annemle babam bugün dışarı çıkmışlardı ve geceye kadar dönmeyeceklerdi. Ai'nin yanında şemsiyesi var mı bilmiyordum, hem zaten arkadaşlarıyla vakit geçirirken onu rahatsız etmek istemiyordum.
Bu durumda kendi başıma eve dönmekten başka çarem kalmıyordu ama yağmur şiddetini artırmaya devam ediyordu; hiç dinecek gibi de durmuyordu. Resmen köşeye sıkışmıştım.
Doğrusu bu yağmurda şemsiyesiz koşarak eve dönmeye kalksam kesin şifayı kapardım, hepsinden önemlisi elbisem ve pelüş oyuncağım sırılsıklam olurdu.
Farkında olmadan kendi sağlığım yerine elbiseyi ve oyuncağı önceliğe koyduğumu fark edince bir an nefesim kesildi.
(Ne düşünüyorum ben ya...)
O herif bir kez elbisemi övdü diye ne oluyordu ki?
O, Ai'yi de övüyordu, giydiğim diğer kıyafetleri de övmüştü. Ama bu elbiseyi övdüğü andaki suratı, diğer seferlerden biraz farklı gibiydi sanki. Nasıl desem, sanki büyülenmiş gibi bakmıştı...
Kafamı iki yana hızla salladım. O herifin böyle bir tepki vermesine imkân yoktu. O odun herif, ne kadar belli etmeye çalışırsam çalışayım duygularımı bir türlü fark etmiyordu. Yine de tepkisiz de sayılmazdı; görmesini istediğim kısımları görüyordu...
Kafamı tekrar hızla salladım. O herifin ne tepki verdiği umurumda bile değildi. Hem bu pelüş oyuncak da neyin nesiydi ki? Her yerde bulabileceğiniz sıradan bir ayı oyuncağıydı işte. Ama bu, onun benim için aldığı özel bir...
"Shimizu-san."
Hep onu düşündüğüm için artık gaipten sesler duymaya başlamıştım. Ben bu kadar zayıf biri miydim?
Liseye geçtiğimden beri insanları kendimden uzak tutmaya, zayıf noktalarımı kimseye göstermemeye çalışmıştım. Buna rağmen o herif hep dibimde bitiyor ve beni yavaş yavaş savunmasız bırakıyordu.
"Shimizu-san?"
Birinin yüzü tam önümde beliriverdi.
"Oha!"
Bu ani durum karşısında kendimi toparlayamadım, hiç de hoş olmayan bir ses çıkararak geriye doğru sıçradım.
Az önce durduğum yerde, sanki çok normal bir şeymiş gibi, Hondo elinde şemsiyeyle dikiliyordu.
"Hondo, senin ne işin var burada?"
"Ne demek ne işin var? Eve giderken geri döndüm işte."
"Onu anladık da neden döndüğünü soruyorum herhalde."
"Öylesine herhalde."
"Ha?"
Shimizu-san, olan bitene zerre anlam veremiyormuş gibi bir ifadeye büründü.
Gerçi bu tepkisinde haklıydı, ben de verdiğim cevabın pek mantıklı olmadığını biliyordum.
"Sanki hala buradaymışsın gibi hissettim. Eve dönerken geldi bu his aklıma. Sen nazik biri olduğun için, ben rahatça gideyim diye yalan söylemiş olabileceğini düşündüm."
"Ya ben çoktan eve gitmiş olsaydım ne yapacaktın?"
"O zaman da 'boşuna kuruntu yapmışım' deyip tekrar dönerdim eve."
"Sen var ya..."
Shimizu-san'ın yüzü hem bıkkın görünüyor hem de sanki başka şeyler düşünüyormuş gibi bir hal alıyordu.
"Neyse, buradaymışsın ya, o önemli. Burada olduğuna göre dönecek bir yolun yok, değil mi?"
"Evet... Bunu sorduğuna göre bir çözümün mü var?"
"Şey... Aslında..."
"Ne diye lafı ağzında geveliyorsun?"
"Şemsiyemi kullan."
"Ha?"
Shimizu-san, aşağı yukarı tahmin ettiğim o tepkiyi verdi.
"Yakındaki marketlere baktım ama şeffaf şemsiyelerin hepsi tükenmiş. O yüzden sana verebileceğim tek şemsiye kendiminki."
"Peki o zaman sen nasıl döneceksin?"
"Bilmem, belki Kino'yu ararım beni almaya gelir."
Kino ne kadar uyuşuk biri olsa da başım dertteyse mutlaka yardımıma koşardı.
"...Yarısı."
"Efendim?"
"Şemsiyenin yarısını bana ver."
"Yani aynı şemsiyenin altına mı girelim diyorsun?"
"Özellikle üzerine basa basa söylemene gerek yok! Ee, ne diyorsun?"
"Senin için sorun olmaz mı?"
"Senin şemsiyen olmasına rağmen senin kullanmaman saçma olur. Ama elbisemin ve oyuncağın da ıslanmasını istemiyorum. O yüzden... Beni şemsiyene al."
Shimizu-san, kelimeleri ağzından zorla dökerek niyetini belli etti.
"Tamam, o zaman şemsiyeye gelmek ister misin?"
"O-olur."
Shimizu-san ürkek adımlarla şemsiyenin altına girdi. Böylece ikimiz istasyondan ayrılıp eve doğru yürümeye başladık.
"Yağmur hiç dinmiyor."
"Öyle görünüyor."
İstasyondan çıkalı birkaç dakika olmuştu, yağmurlu gökyüzünün altında yürüyorduk.
"Shimizu-san, çok mu hızlı yürüyorum?"
"Hayır, iyi."
"Sevindim o zaman."
Sohbet ilerlemiyordu. Az öncesine kadar normalce konuşabiliyorduk ama şimdi neden böyle olmuştu? Pek alışık olduğum bir durum değildi, o yüzden ne yapacağımı bilemiyordum.
"Hey."
"Efendim, Shimizu-san?"
"Beraber yanaş."
"Aniden ne oldu ki?"
"Omzun ıslanıyor. Şifayı kapacaksın."
Şemsiyeyi tuttuğum tarafın aksi yönündeki omzumun ıslandığını fark etmiş ve bunu dert etmişti herhalde.
"Sorun değil ya, bu kadardan bir şey olmaz."
"Şemsiyeni kullanıyorum, bir de senin hasta olmana göz yumamam. Hadi, yanaş biraz daha."
"Dar olacak ama sorun olmaz mı?"
Katlanabilir bir model olduğu için bu şemsiye pek geniş sayılmazdı. Islanmamak için omuz omuza gelecek kadar yakınlaşmamız gerekiyordu.
"Olmaz. O yüzden gel buraya."
O kadar ısrar ettiğine göre reddetmek için bir sebebim yoktu. Omuzlarımızın birbirine değip değmeyeceği o ince sınıra kadar Shimizu-san'a yanaştım.
"İ-işte böyle daha iyi."
"Teşekkürler Shimizu-san."
"Şemsiye senin zaten, teşekkür etmene gerek yok."
Hafifçe gülerim
"Neye gülüyorsun be?"
Shimizu-san bana ters bir bakış fırlattı. Eyvah, elimde olmadan gülmüştüm.
"Shimizu-san, gerçekten nazik biri olduğunu düşünüyordum da."
"Ha? Nereden çıktı şimdi bu?"
"Yok bir şey, kendi kendime konuşuyorum."
"Onu diyeceğine, burada olup olmadığı bile belli olmayan biri için istasyona geri dönen senin kadar iyilik budalası var mı acaba?"
"Ben sadece... Sonradan pişman olmamak için hareket ediyorum."
"Bunu daha önce de söylemiştin. Ne demek istiyorsun? Bir sebebi mi var?"
Sahi, bunu ona daha önce söylemiş miydim? Hatırlamıyordum.
"Pek bir sebebi sayılmaz aslında ama eskiden çok pişman olduğum bir şey yaşamıştım. Sadece bir daha aynı duyguyu tatmak istemiyorum."
"Ne olmuştu ki?"
Buna ilgi duyacağını hiç tahmin etmemiştim. Anlatıp anlatmamakta kararsız kalsam da saklanacak bir şey de yoktu.
"Küçükken olan bir şey. Yu-kun adında bir arkadaşım vardı. Nerede oturduğunu bilmezdim ama hep parkta olurdu. Beraber oynarken zamanla çok yakın arkadaş olmuştuk."
Shimizu-san sessizce beni dinliyordu.
"Her gün mahalledeki parkta oynardık ama bir yıl kadar geçtikten sonra, bizden büyük çocuklar gelmeye başladı parka..."
"Eee, sonra?"
"O çocuklar benimle ve Yu-kun'la dalga geçmeye başladılar. Ben onları görmezden geliyordum, Yu-kun da hiç tepki vermiyordu; bu yüzden pek umursamadığını sanmıştım. Ama durum farklıymış. Yu-kun o günden sonra bir anda parka gelmeyi kesti."
Shimizu-san hiçbir şey demiyordu. Hikâyenin devamını anlatmamı bekliyor gibiydi.
"Ondan sonra parka kaç kez gidersem gideyim Yu-kun orada yoktu. O zaman çok pişman olmuştum. Eğer o gün 'Dalga geçmeyin!' diyebilseydim belki de Yu-kun gitmeyecekti. Bu yüzden o zamandan beri pişmanlık duymamak için harekete geçmeye çalışıyorum."
Anlatıp bitirince kulağa pek de önemli bir meseleymiş gibi gelmedi.
İnsanın neşesini yerine getirecek eğlenceli bir hikâye değildi sonuçta.
Ne benim ne de Shimizu-san'ın söyleyecek başka sözü kalmıştı; sadece yağmurun sesi net bir şekilde duyuluyordu.
"...Kusura bakma."
"Efendim?"
Sessizliği ilk bozan Shimizu-san oldu.
Aniden özür dileyeceğini hiç tahmin etmediğim için o an düzgün bir cevap veremedim.
"Senin için pek hatırlamak istemediğin bir şey olmalı."
Shimizu-san bana acı bir anıyı hatırlattığı için vicdan azabı çekiyor gibiydi.
"Bir daha görüşememek beni elbette üzmüştü ama yine de Yu-kun ile geçirdiğim zamanlardan kalma pek çok güzel anım var. O yüzden bunları hatırlamak o kadar da kötü değil."
"Kendini zorlamıyorsun ya?"
"İyiyim, ayrıca... mutlu oldum."
"Neye?"
"Shimizu-san'ın bana ilgi göstermesine."
"N-ne!"
Shimizu-san bir anda benden uzaklaşmaya çalışınca, ıslanmasın diye ben de panikle ona doğru kaydım.
"Aniden hareket etme Shimizu-san."
"S-sen aniden tuhaf şeyler söylediğin içindir o!"
Tuhaf bir şey söylediğimi düşünmüyordum aslında. Kelimelerim mi yetersiz kalmıştı acaba?
"Çünkü genelde Shimizu-san ile konuşmaya çalışan benim. Birinci sınıftayken Shimizu-san'ın bana bir şeyler sorduğu pek olmazdı. Bu yüzden şimdi olduğu gibi benim hakkımda sorular sorman, aramızdaki mesafe birazcık kısalmış gibi hissettiriyor ve bu beni mutlu ediyor."
"...Benim gibi biriyle yakınlaştığın için gerçekten mutlu musun?"
Shimizu-san duyulup duyulmayacak kadar kısık bir sesle mırıldandı.
"Mutluyum tabii ki."
"Ha? N-neden ki?"
"Neden mi... Çünkü Shimizu-san ile vakit geçirmek keyifli."
"Vakit geçirmek keyifli..."
"Evet. Seninle konuşurken her zaman eğleniyorum."
"...Zevksiz herif."
Shimizu-san başını öne eğdiği için yüz ifadesini seçemiyordum.
"Öyle mi dersin? Bence Shimizu-san çok iyi bir dinleyici ve konuşması da çok eğlenceli. Başkaları da seninle konuşsa bence onlar da keyif alırdı."
"Kendi kendine öyle düşünmeye devam et."
"Öyle yapacağım. Bu arada Shimizu-san, demin beri kulakların falan biraz kızarık, iyi misin?"
"Ha? Kızarık falan değilim."
Refleksle bana doğru döndü.
"Yüzün de biraz kızarık sanki. Üşüttün mü yoksa?"
"Üşütmedim. Senin yanlış anlaşılman."
"Umarım öyledir."
Eğer şifayı kaptıysa ne yaparım diye düşünüyordum, şimdilik bir semptom yoksa sorun yoktu.
"Shimizu-san, yoksa gergin misin?"
"Neden gerilmem gereksin ki?"
"Yok, bazı insanlar gerilince yüzleri kızarır ya, belki sende de öyle oluyordur diye düşündüm."
"G-gerilmiyorum!"
Görünüşe bakılırsa sebebi gerginlik de değildi.
O zaman yüzünün her zamankinden daha kırmızı görünmesi tamamen benim bir sanrımdı herhalde.
"Böyle şeyler dediğine göre asıl sen geriliyor olmayasın?"
Sıra benim sorgulanmama gelmişti. Gerçekten gergin olup olmadığımı bir düşündüm.
"...Öyle olabilir."
"Öyle olabilir ne demek, sen neye geriliyorsun ki?"
"Ee? Aynı şemsiyenin altında olmak insanı germez mi?"
"Ha? ...Haaa?"
"Ha?" ve "Haaa?" nidaları arasında Shimizu-san'ın yüz ifadesi büyük bir değişime uğradı.
Daha net konuşmak gerekirse, "Bu gerizekalı ne saçmalıyor?" der gibi bakan ifadesi, "Sen gerçekten böyle mi düşünüyordun?" diyen bir şaşkınlığa dönüştü.
"Pek de tuhaf bir şey söylemedim bence."
"Az önceye kadar gayet sakin görünüyordun."
"Öyle mi? Belki de düşündüklerini yüzüne vurmayan tiplerdenimdir."
"Yine de ama..."
Kendim fark etmemiştim ama galiba poker suratlı bir yapım vardı.
"Ama gerildiğim yalan değil."
"Peki ne düşünüyordun da gerildin?"
"Söylersem benden soğumazsın değil mi?"
"İçeriğine bağlı."
Haklıydı belki ama söyledikten sonra benden soğuması hoşuma gitmezdi. Ben bunları düşünürken Shimizu-san hafifçe iç geçirdi.
"...Tamam. Soğumamaya çalışırım. Ee, ne düşünüyordun?"
"Normalde Shimizu-san ile bu kadar yakın mesafede olduğumuz hiç olmazdı, bu yüzden kalbim biraz güm güm ediyor."
"S-sen..."
Shimizu-san büyük bir hızla benden uzaklaşmaya çalışınca, elimde şemsiyeyle ben de panikle peşinden hareket ettim.
"Demin dedim ya Shimizu-san, aniden hareket etme! Hem hani soğumayacaktın!"
"Sadece çalışırım dedim! Ayrıca... sen böyle şeyler söylediğin için..."
Cümlenin devamı o kadar kısıktı ki duymakta zorlandım.
"Shimizu-san, sen alışık mısın? Daha önce birileriyle aynı şemsiyeyi paylaştığın oldu mu?"
"Benim etrafımdakiler ya şemsiyesi olmayıp benimle birlikte ıslanan ya da yedek şemsiyesi olup bana ödünç veren tiplerden oluşuyor."
"Ai-san'ın yanında şemsiye taşıyacağını pek sanmıyorum zaten."
"O salağın yağmur yağarken şemsiye taşımayı akıl etmesi mucize olurdu."
"Hafifçe güler"
Elimde olmadan güldüm. Şemsiye açmadan yağmurun altında var gücüyle koşan bir Ai-san'ı hayal etmek hiç de zor değildi.
"O zaman Ai-san bu yağmur dinene kadar eve dönemeyecek desene."
"Neyse ki o çıkana kadar yağmur diner herhalde."
"Umarım."
Sohbet yine kesildi. Yağmurun sesi az önceki kadar şiddetli gelmiyordu artık.
"Yine de senin için talihsizlik oldu. Ai'ye yakalanıp bize eşlik etmek zorunda kalmasaydın, yağmur başlamadan çoktan eve varmış olurdun."
"Öyle mi dersin? Ben bugün sizinle karşılaştığım için memnunum aslında."
"Neden ki?"
Shimizu-san nedenini anlamamış gibiydi. Oysa o kadar da karmaşık bir sebebi yoktu.
"Çünkü Shimizu-san'ın hiç bilmediğim yönlerini gördüm."
"N-ne!"
"Ai-san ile şakalaşan Shimizu-san, oyuna dalıp giden Shimizu-san... Okulda görmediğim taraflarını görmek beni mutlu etti."
"S-sen..."
Niyeyse Shimizu-san'ın yüzü az öncekinden bile daha çok kızarmıştı. Bunun farkına varmış olacak ki yüzünü başka yöne çevirdi ama artık çok geçti.
"...Tamam."
"Shimizu-san?"
"Şemsiye buraya kadarmış."
"Ama daha yağmur..."
Yağıyor diyecektim ki yağmur sesinin kesildiğini fark ettim. Gökyüzüne baktığımda bulutların arasından yer yer güneş ışıkları süzülüyordu.
"Yağmur dindi, artık şemsiyeye gerek yok."
"Yine başlayabilir ama... Hey, Shimizu-san?"
Yan tarafa baktığımda Shimizu-san artık orada değildi. Etrafıma bakındığımda, birkaç metre ötede uzaklaşan siluetini gördüm; aramızdaki mesafe gitgide açılıyordu. Anlaşılan yağmur tekrar başlamadan koşarak eve gitmeye karar vermişti.
"Okulda görüşürüz, Shimizu-san."
Artık beni duyamayacak kadar uzaklaşmış olan Shimizu-san'ın arkasından sessizce mırıldandım.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.