Yerimden fırladığım gibi bedenimi çepeçevre sarıp sarmaladı mana.
Agrona oturduğu yerden elini yatıştırır bir edayla kaldırdı. Gözlerinde ise sert bir ifade vardı. "Sana bunu söylediğimde inanmayabilirsin ama ebeveynlerine dokunulmadıysa, ben öyle istediğim içindir."
"Son olarak... Asuralar liderlerinizle irtibatı kesti, değil mi?" Cevap vermemi beklemedi. Bağımın bedenini ele geçiren asura, zarafetinden ödün vermeden ayağa kalktı. "Sebebi basit. Aldir ve Windsom'ın da aralarında bulunduğu birkaç asura, ordularım bölünmüşken beni öldürebilme umuduyla Alacrya'daki kaleme sızmaya çalıştı."
Yüreğim ağzıma geldi. "Çalıştı mı? Yani başarısız mı oldular?" diye karşılık verdim. "Bu durum antlaşmanın bozulduğu anlamına gelmiyor mu?"
Agrona başını iki yana salladı. "Hayır. Ne benim tarafım ne de Epheotus'taki asuralar bunu istiyor. Fakat antlaşmayı ihlal etmelerinin bir bedeli olmalıydı. Biz de başka bir anlaşma yaptık."
Sormaya korkuyordum ama yine de dilimin ucuna geldi. "Nasıl bir anlaşma?"
Bana doğru birkaç adım yaklaştı. "Epheotus'taki asuralar bu savaş boyunca size hiçbir şekilde yardım edemeyecek. Windsom, Aldir ve tanıştığın diğer tüm asuralar seni de Dicathen'i de kaderine terk etti."
Bu haber karşısında kılımı bile kıpırdatmadığımı, gayet soğukkanlı karşıladığımı söylemek isterdim fakat bu koca bir yalan olurdu. Zihnimin içinde, içimde köpüren o çaresizliği ve paniği bastırmak için bildiğim bütün lanetleri savuruyordum.
Sözcükleri yeniden bir araya getirecek kadar toparlandığımda nihayet konuşabildim. "Bütün bunları bana neden anlatıyorsun?"
"Sana ulaşmak için elbette. Eninde sonunda kendi rızanla benim tarafıma geçmeni sağlamaya çalışıyorum, unuttun mu?" Agrona göz kırptı. "Açıkçası o asuralara olan sadakatinin kaynağını anlayamıyorum. Kezess ve seni eğiten diğerleri, bunu sadece kendi çıkarları için yaptı. Sen de sevdiklerini korumak, güçlenmek için onlara katandın. Bana kalırsa bu dostluktan ziyade bir iş anlaşması."
Başımı salladım. "Öyle olsa bile... Bu savaşta temkinli davrandığını söylüyorsun ama sen ne kadar medeni görünmeye çalışırsan çalış, adamların askerleri katletmekten zevk aldı."
Agrona parmaklarını şıklattı. "Tam da dediğin gibi. Askerleri. Ayrıca... Sizin tarafınız benim adamlarıma sanki çok farklı davrandı da bunu yüzüme vuruyorsun, hiç adil değil. Zavallı Jagrette'imi dondurup cesedini soylularınızın önünde bir ganimet gibi sergilemeniz, onun ya da diğer askerlerimin yaptıklarından daha masum değildi."
Diyecek söz bulamadım. Agrona'nın elinde bu kadar ayrıntılı bilgi olmasına şaşırmamalıydım ama kalede yaşananları, sanki oradaymış da gözleriyle görmüş gibi anlatmasını sindirmek zordu. Bizim onun hamlelerinden haberimiz yokken, o bizim her adımımızı avucunun içi gibi biliyordu.
Aramıza çöken sessizlik, etrafımızda uğuldayan rüzgarın sesini daha belirgin kıldı.
Nihayet, "Bugün konuştuğumuz şeyler birkaç dakikada sindirilebilecek türden değil," diyerek sessizliği bozdu. "Sana her şeyi düşünmen için biraz zaman vereceğim. Zaten Sylvie de uykusundan uyanıyor gibi. İyice düşündükten sonra, bana cevabını iletebilmek için bu büyüyü Sylvie'ye oku."
Zihinsel aktarımla hafızama yabancı kelimelerden oluşan bir dize kazıdı. Zihnime kazınan kelimelerin ardından devam etti: "Yine de kararını yakın zamanda versen iyi edersin. Az önce de belirttiğim gibi, bu savaşta bir sonraki aşamaya geçiyoruz ve emin ol bu sizin lehinizize olmayacak. Sana bu teklifi sunmuş olmam, reddettiğin veya cevabını geciktirdiğin takdirde sana zarar gelmeyeceği anlamına gelmez, bu konuda bağışıklığın yok."
"Bekle!" diye seslendim. "Az önce söylediğin şey... Bu kıtada ilgini çeken tek kişinin ben olduğumu söylemiştin. Nedenini asla açıklamadın."
"Söylemekten bir zarar gelmez herhalde." Agrona işaret parmağını çenesine vurup bir an düşündü. "Şöyle diyelim... Eski bir dostunla sohbet etmekten oldukça keyif aldım, Kral Grey."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.