Noel Mucizeleri ve Beyaz Yalanlar

Güneş tamamen batmadan hemen önce Itsuki ve Chitose, Amane’nin apartman dairesinden ayrıldı.

Eve dönerken yol üstündeki yılbaşı ışıklandırmalarına bakacaklarını, geç kalırlarsa ailelerinin kızacağını söylediler.

Amane, az önce kendisiyle dalga geçmelerine rağmen şimdi el ele romantik bir randevuya giden arkadaşlarına bakıp kendi kendine söylendi.

Misafirler gittikten sonra Amane ve Mahiru, her zamanki rutinlerine dönüp akşam yemeğini hazırlamak için işe koyuldular. Normalden biraz daha lüks bir sofrada karınlarını doyurduktan sonra, koltukta yan yana, rahat bir tavırla oturdular. Ancak havada pek de öyle Noel ruhu falan yoktu.

Sıradan bir günden tek farkı; etrafa astıkları süsler, o özel yemek ve televizyondaki Noel programlarıydı.

“Televizyon bile Noel diye bas bas bağırıyor,” diye mırıldandı Amane.

Ekranda farklı yaşlardaki kadın ve erkeklerin hediye olarak neleri seçtiğini gösteren özel bir şov vardı ve fonda Noel şarkıları çalınıyordu.

Sokak anketlerine dayanarak hediyelerin popülerlik sıralamasını tahmin etmeye çalışan yarışmacıların olduğu bir varyete programıydı bu; doğru tahmin eden puan alıyordu. Amane, bunun sadece yayın saatini doldurmak için yapıldığını hemen anlamıştı.

“E ne de olsa mevsimlik içerik üretmek kolay ve halk arasında da popüler,” diye karşılık verdi Mahiru. “Özellikle Noel civarında büyük bir ticari rekabet dönüyor, reklam yapmaları çok doğal değil mi?”

“Yine de Noel arifesinde yapılacak iş değil.”

“Heh heh... Peki, sence insanlar Noel’de ne konuşmalı?”

“Ne bileyim; Noel Baba ne zaman gelecek, ne hediyeler getirecek falan işte.”

“Bu çok sevimliymiş.”

“Noel hakkında soru sordun, benim aklıma gelen de bu.”

Mahiru, erkek arkadaşına o her zamanki zarif gülümsemesiyle sıcacık baktı.

Bakışlarından bu sözlerin içten olduğu belliydi. Amane, kafasını şöyle bir kaşıdı; Mahiru’nun aklından neler geçebileceğini az çok tahmin ederek konuşmaya devam etti.

“...Şunu da şimdiden söyleyeyim; ilkokulun sonlarına doğru hediyeleri getirenin ailem olduğunu zaten anlamıştım.”

“Noel Baba’ya o yaşa kadar inandın mı?”

“Şey... Yani... Babam sorularıma her zaman gülümseyerek, gayet rahat cevaplar verirdi. Sanırım onun o zekice yalanlarına kandım.”

Amane gerçeği fark etmekte geç kaldığını kabul ediyordu ama bunun bir sebebi vardı.

Babası Shuuto, doğaçlama konusunda tam bir dahiydi.

“Sorularına mı?”

“Mesela, Noel Baba nasıl oluyor da dünyadaki tüm çocuklara tek başına hediye dağıtabiliyor? Ya da neden bu kadar hediyeyi veriyor? Parayı nereden buluyor? Bunun gibi şeyler.”

“Oldukça zor sorularmış. Daha çocukken bile böyle şüphe duyman tam sana göre Amane... Peki, baban ne cevap uydurdu?”

“Bana Noel Baba’nın aslında tüm hediyeleri tek başına dağıtmadığını söylemişti. Finlandiya’da ‘Noel Baba’ adıyla bilinen, dünya çapında şubeleri olan devasa bir vakıf varmış. Dünyadaki tüm çocuklara, zengin ya da fakir ayrımı yapmadan hediye vererek gelecek nesillerin kalbini koruyorlarmış; böylece çocukların mutluluk seviyesi artıyor ve dünya barışı sağlanıyormuş. Parayı da çocukların sağlıklı büyümesini ve huzurlu yaşamasını isteyen yetişkinlerden ve şirketlerden bağış toplayarak buluyorlarmış.”

“Bir çocuğu buna inandırmak zor gibi ama yetişkin kulağına fazla mantıklı geliyor. Yine de iyi fikirmiş. Detaylar işi inandırıcı kılıyor, dürüst olmak gerekirse.”

“Bir an durup düşününce aslında tam bir felaket senaryosu gibi geliyor. Bir bilgi sızıntısı olsa, insanların aile bilgileri, özel ilgi alanları ve adresleri falan hep tehlikeye girer, değil mi?”

Şimdi büyümüş haliyle babasının o açıklamalarını derinlemesine düşündüğünde, bunun imkansız bir organizasyon olduğunu görebiliyordu. Ancak yalan söylemeyen ve sözünden dönmeyen o dürüst babası, her şeyi sakinlikle ve hiç duraksamadan anlattığı için, o zamanki saf çocuk haliyle Amane bunun gerçek olduğuna inanmıştı.

Zaten her şey de yalan değildi. Noel Baba tek bir kişi değildi ve belki ‘Noel Baba Vakfı’ diye bir yer yoktu ama Finlandiya’da Noel Baba Köyü diye bir yer gerçekten mevcuttu. İşin içine gerçek kırıntıları serpiştirilince babasının yalanı çok daha inandırıcı olmuş, Amane de buna balıklama atlamıştı.

“Beni kandırırken ya da sorulardan kaçarken yarım yamalak iş yapmadı. Gerçekten böyle bir yerin olduğuna beni ikna etti. Küçükken ona inanırdım. O zamanlar şimdikinden çok daha aptal ve saftım işte...”

“Bu çok tat—”

“Tatlı falan değil. Ve bana öyle hayal kırıklığına uğramış gibi bakma.”

“En azından lafımı bitirmeme izin verebilirdin.”

Mahiru’nun ne tepki vereceği zaten gün gibi ortadaydı, bu yüzden Amane daha o kelimeler ağzından çıkmadan sözünü kesmişti. Mahiru da buna karşılık beklenen bir hamleyle dudak büker gibi yaparak yanaklarını şişirdi.

Öyle çok sevimli ve tuhaf bir şekilde çocuksu görünüyordu ki, Amane düşünmeden elini uzatıp onun başını okşadı.

Mahiru, fısıldar gibi bir sesle, “Ben de şefkat gösteren tarafın ben olduğumu sanıyordum,” diyerek memnuniyetsizliğini dile getirdi. Amane de orta yolu bulmak için Mahiru’nun uzanan elinin kendi başını okşamasına izin verdi.

“Evet, ailem bana gerçekten hiç yalan söylemezdi... Sanırım o hikaye özel bir istisnaydı.”

“Kızdın mı peki?”

“Yok canım.”

Anne baba tarafından kandırılmak bir çocuğun dünyasında büyük yaralar açabilirdi ama Amane yalanı fark ettiğinde artık belli bir olgunluğa erişmişti ve arkasındaki mantığı anlayacak yaştaydı.

“Yani, gerçeği anladığımda bir an şok olmuştum ama eminim sadece diğer çocuklar gibi hayal kurmamı istemişlerdi. İnsan bir rüyadan elbet uyanıyor ama birinin başından aşağı soğuk su döküp seni sarsarak uyandırmasındansa, her şeyi kendi başına idrak edip o defteri kapatmak daha iyi bir his.”

Amane yalandan haz etmezdi. Kendisi de asla yalan söylemezdi ama doğruları öylece insanların yüzüne vurmanın da her zaman iyi sonuç vermediğini öğrenmişti.

Bir çocuğa daha en başından gerçeği söylemek, yani Noel Baba’nın aslında olmadığını ve hediyeleri anne babasının paketlediğini açıklamak daha mı iyiydi?

Anne babanın bizzat kendisinin, çocuğun resimli kitaplarda okuduğu o ideali ve Noel Baba varlığını yok etmesi doğru muydu?

Ve eninde sonunda o gün gelip de çocuk bunun bir hayal ürünü olduğunu anladığında, bu gerçeğin başkası tarafından berbat edilmesi iyi bir şey miydi?

Amane, ailesinden ikisinin de buna gönlünün razı olmayacağından emindi.

Babası bu hayali, oğlu bir gün gerçeği kendi başına kabullenip sindirebilsin diye özenle korumuş olmalıydı.

“Üstelik her zaman beni düşünüp yastığımın kenarına bir hediye bıraktılar. Bu gerçek hiç değişmedi. Onlara asla kızamazdım.”

Hediyeleri hazırlayanlar onlar olsa bile, hiçbir şey olmamış gibi davranıp Noel Baba’dan hediye geldiği için mutlu olan oğullarıyla birlikte kutlama yapmışlardı. Sevgilerinden ve samimiyetlerinden şüphe edilemezdi.

Bu yüzden Amane yalan söylendiği için öfkeli olmasa da, hayatı boyunca hediyelerini açarken ailesinin onu keyifle izlediğini fark edince biraz utanmış ve bozulmuştu; yine de bunu sevimli buluyordu.

“Gerçekten harika ebeveynlerin var.”

“Öyleler. Onlarla gurur duyuyorum. Onları her yere... Aslında üçümüz dışarı çıktığımızda beni biraz utandırıyorlar sanırım.”

Mahiru için Shihoko ve Shuuto ideal ebeveynler gibi görünse de, oğulları onların toplum içindeki o aşırı sevgi gösterilerini biraz törpülemelerini diliyordu.

“Heh heh, gerçekten çok tatlı bir çiftler. Onlara bakarken benim bile yüzüm kızarıyor.”

“Eğer rahatsız olursan, onlara takılmaktan çekinme.”

“Ah, o kadar iyi anlaşıyorlar ki keyiflerini kaçırmak istemem. Bence bu çok güzel bir şey, sen de öyle düşünmüyor musun?”

“Evet ama...”

“Amane, sen böyle şeylerden hoşlanmıyor musun?”

Mahiru bir şekilde gergin görünüyordu.

Utangaç, meraklı ve hafif bir korku taşıyan gözlerle ona baktı. Amane yavaşça başını salladı.

“Hoşlanmadığımdan değil. Sadece, onların oğlu olduğum için bunu herkesin içinde yapmasalar daha iyi olur diye düşünüyorum.”

“Kendi adıma konuşmam gerekirse, aşırıya kaçmadığı sürece insanların birbirine olan yakınlığını göstermesini takdir ediyorum. Ebeveynlerin sürekli tartışması bir çocuğun duygusal gelişimi için hiç iyi değil. Onlardaki asıl mesele, her ikisinin de birbirine saygı duyması ve değer vermesi.”

“Sanırım haklısın.”

Amane, Mahiru’nun o an ne düşündüğünü, zihninde hangi hatıraların canlandığını merak etti. Onları kimlerle kıyaslıyordu?

Sormasına gerek yoktu.

Ama anladığını belli ederse bu durum Mahiru’yu sadece daha çok üzerdi; bu yüzden o her zamanki ifadesini korudu ve omuz silkti.

Artık Mahiru gerçeklerin farkındaydı ve kendi ailesine karşı rasyonel bir bakış açısı geliştirmişti. Tavırlarında ne bir korku ne de bir keder kırıntısı vardı. Amane onda sadece bir gıpta etme duygusu seziyordu, bu yüzden endişesini dile getirmesine gerek kalmamıştı.

“Yani demek istediğim, dışarıdayken bu kadar fingirdeşmemeliler. İnsanları rahatsız ediyorlar. Dürüst olmak gerekirse babam böyle şeyleri fark etmeden yapan biri. Hatta belki de bilerek yapıyordur.”

“Doğru...”

“Neden hemen onayladın ki?”

“Yok, boş ver.”

Mahiru bakışlarını kaçırıp bilmemezlikten geldi.

“...Bu arada Mahiru, ailem hakkında ne düşünüyorsun?”

“Ne mi düşünüyorum?”

“Yani... Nasıl desem? Onları seviyorsun, değil mi? Dışarıdan birine nasıl göründüklerini merak ediyorum.”

“Çok tatlı ve uyumlu bir çift gibi görünüyorlar.”

Bu muhtemelen onun gerçek fikriydi.

Mahiru, Shihoko ile çok samimiydi ve sık sık ona ya da Amane’nin babasına hayranlık dolu gözlerle bakıyordu. Amane, onun bu ikiliyi ideal karı koca, ailesini ise ideal aile olarak gördüğünden emindi.

“Yani, sinirbilime göre,” diye devam etti Mahiru, “aşk duyguları hormonlarla bağlantılıdır ve bunlar birkaç yıl sonra sönebilir, değil mi?”

“Ah, bunu bana sorma.”

“Yine de ikisi her zaman birbirlerine, nasıl desem, aşık görünüyorlar. Eminim geçici duygular çoktan kalıcı bir şeye dönüşmüştür. Sevginin pek çok biçimi vardır ama onların arasında gördüğüm sevgi, benim de imrendiğim bir şey.”

Mahiru’nun ses tonu arzu doluydu. Kelimeleri, kalbinin derinliklerinden gelen içten bir isteği dışa vuruyor olmalıydı.

“Umarım bir gün biz de öyle oluruz. Sadece topluluk içinde aşırı samimiyet olmasın yeter,” dedi Amane.

“...Umarım.”

Amane, sanki bir alev yakmış gibi kızın solgun yanaklarına anında yayılan kırmızılığı gördü. Çok geçmeden, bu kadar sıradan bir şekilde ne kadar uçuk bir şey söylediğinin farkına vardı. Yine de söylediklerini düzeltme gereği duymadı.

Mahiru ne demek istediğini tam olarak anlamış gibi görünüyordu; ateş gibi yanan yanaklarını serinletmek için elleriyle kapattı. Ancak elleri sadece hafifçe serindi ve içindeki harareti düşürmeye pek bir faydası olmuyor gibiydi.

Bir an sonra Amane’nin de yüzü kızardı. Görünüşe göre bu durum her ikisi için de yakın zamanda dinecek gibi değildi.

İkili sürekli göz göze gelip, yüzleri pancar gibi kızararak bakışlarını kaçırırken, aradan zaman geçmiş ve Mahiru’nun normalde eve gitme saati gelip çatmıştı.

Doğal olarak kızarıklıklar geçmiş ve o garip atmosfer nihayet yerini sükunete bırakmıştı. Aksine Amane, Mahiru’nun gitmek istemediğini hissedebiliyordu. Sırf Noel olduğu için farklı bir şey yapmıyordu ama biraz daha onun yanında kalma arzusu gün gibi ortadaydı.

“Vay canına, saat zaten epey geç olmuş.”

“Evet.”

Mahiru da normalde kalkıp gitmesi gereken saatin geldiğini biliyor olmalıydı. Yine de yerinden kıpırdamadı.

Amane onun ne demeye çalıştığını anlıyordu. O kadar da anlayışsız değildi sonuçta. Ama kızı herhangi bir şeyle itham etmeye de niyetli değildi.

Emin olduğu tek şey, Mahiru’nun bu soğuk gecede sadece onun yanında kalıp birlikte vakit geçirmek istediğiydi.

“Şey, yani...”

Boğazı kurumuştu.

Zaten ciddi bir ilişkileri vardı ve daha önce birkaç kez birlikte gecemişlerdi; bu yüzden onu yatıya kalmaya davet etmek konusunda bu kadar gergin hissetmemesi gerekirdi. Noel arifesi olmasının, bu daveti yapma çıtasını bu kadar yükselteceğini tahmin etmemişti.

Amane konuşunca Mahiru şaşkınlıkla irkildi ve ürkekçe ona baktı.

“...Noel olmasının her zamanki birlikteliğimizi pek değiştirmeyeceğini biliyorum ama, şey...”

“Evet?”

“Bu gece birlikte uyusak nasıl olur?”

“......B-benim için sakıncası yok.”

Solgun yanaklarının anında kızarmasından Amane onun sözlerini nasıl yorumladığını anlayabiliyordu. Panikle elini hızla ileri geri salladı.

Son seferden bu yana çok meşgul olmuştu, kendini suçlu hissetmişti ve her şeyden önemlisi bu konudan utanmıştı; bu yüzden birbirlerini daha fazla keşfetmekten aşağı yukarı kaçınmışlardı. Ancak aşıkların birbirleriyle yakınlaştığı bir mevsim olan Noel'de olduğu için, kıza o minvalde bir şeyler hayal ettirmiş olması gerektiğini fark etti.

“Ö-öyle bir anlamda değil, tamam mı?! Sadece normal bir yatıya kalma! Hiçbir şey ima etmeye çalışmıyordum!”

“Bu kadar heyecanlanmana gerek yok! Sorun değil. Anladım!”

Anlaşılan Amane fazla telaşlı davranıyordu ki bu durum Mahiru’nun da ellerini aceleyle sallayarak ona karşılık vermesine neden oldu.

İkisinin de yüzü kıpkırmızıydı ve Amane her ikisinin de ne kadar sarsıldığını görünce kendini toplamak için durdu. Nedenini tam bilmiyordu ama tüm bu durum ona son derece komik geldi ve aniden kahkahayı bastı.

“...Mahiru.”

Uzun bir kahkaha nöbetinden sonra Amane her ikisinin de sakinleştiğinden emin oldu, ardından yumuşakça Mahiru’nun elini tuttu.

“Belki de yapmamalıyız,” diyerek geri adım attı.

Bu yükü asla Mahiru’nun omuzlarına bindirmeye niyeti yoktu ve eğer kız istemediğini söylerse geri çekilmeyi planlıyordu.

Düşünceleri Mahiru’ya ulaşmış olmalıydı çünkü hafifçe gülümsedi ve başını salladı.

“H-hayır, sorun değil. Bunu teklif ettiğin için mutluyum.”

“Sesin çok katı geliyor ama.”

“Y-yani, bütün gece çok rahattın... her zamanki gibi, değil mi? Bu yüzden kalmamı teklif edeceğini düşünmemiştim.”

“Gerçekten mi, hiç mi?”

“Şapşal.”

“Üzgünüm.”

Eğer onu çok fazla kızdırırsa Mahiru’nun intikamını alacağını biliyordu, bu yüzden o noktada uysalca özür dilerken gevşekçe tuttuğu elini bıraktı. Mahiru hafifçe dudak büktü.

“Aslında Amane, benim hayal ettiğim şeye de uygun olur muydun?”

“Ben her şeye uyardım... Her iki durumda da seni davet eden bendim.”

“İlahi.”

Kız onun üst koluna hafifçe vursa da, bu saldırı bir kınamadan ziyade sevgi dolu bir bıkkınlık gösterisiydi. Amane’nin dudakları eğlenerek kıvrıldı ve Mahiru’nun ağzından kendine yönelik o sevimli eleştiriyi duydu: “Şapşal.”

“Gerçekten, hiçbir şey yapmayacağım.”

Amane yatakta Mahiru’nun karşısına oturdu ve iki elini yavaşça havaya kaldırıp avuçlarını ona doğru çevirerek ne kadar zararsız olduğunu gösterdi.

İkisi de banyo yapmış ve pijamalarını giymişlerdi; artık uyuma vakti gelmişti ama Mahiru sadece tuvalet kıyafetiyle erkek arkadaşıyla yatağa girmek konusunda hala gergin görünüyordu. Amane onu rahatlatmasının iyi olacağını düşünerek masumiyeti konusunda elinden geldiğince ısrar etti.

Kış olduğu için kumaş biraz kalındı ama yine de Mahiru her zamanki kıyafetlerinden çok daha ince kumaştan yapılmış bir gecelik giymişti ve nedense Amane’ye hafifçe bıkkın bir ifadeyle bakıyordu.

“Yeminimi bozacak hiçbir şey yapmayacağıma söz veriyorum. Kesinlikle hayır. Eğer bu konuda endişeliysen ellerimi bile bağlayabilirsin?”

“Neden kendine bu kadar yükleniyorsun? Sana güveniyorum işte.”

“Keşke güvenmesen.”

“Nedenmiş o?!”

Amane’nin kendisi azami özeni gösterecekti ve bir hata yapsa bile niyeti Mahiru ile yaptığı sözden kesinlikle dönmemekti; ancak bu, Mahiru’nun tetikte olmayı bırakmasını istediği anlamına gelmiyordu.

Sözünü bozmayacak kadar birbirlerine dokunabilirlerdi ya da başka bir deyişle, belirli sınırlar dahilinde ve hava uygun olduğunda, Amane Mahiru’nun en gizli noktalarına dokunabilirdi.

Ancak bu, sadece Mahiru istediğinde yapacağı bir şeydi, Amane’nin ona zorla dayatacağı bir şey değil. Sırf sevgili oldukları için her şeyi kabul etmek zorunda değildi ve eğer Mahiru bir şeyden hoşlanmazsa, bunu ona söyleme ve reddetme hakkına sahipti.

Noel havasına kapılıp pişmanlık duyacağı bir şey yapmamak adına kendini dizginlemesi gerektiğini düşündüğü için bu noktayı Mahiru’ya özellikle belirtiyordu. Ama her nedense Mahiru’nun gözlerindeki bakış hala o bıkkın ifadeyi taşıyordu.

“...Bunu daha ne kadar yapmayı planlıyorsun?”

“Sen ikna olana kadar?”

“Tamam, ikna oldum, bu kadarı yeter... Aslında bana dokunmadığında daha çok endişeleniyorum, Amane.”

Mahiru elleri hala havada olan Amane’ye doğru uzandı.

Teslimiyet pozisyonunda olduğu için Amane hemen tepki veremedi ve kolayca Mahiru’nun kolları arasında kaldı.

Yakalanmaktan ziyade kucaklandığını söylemek daha doğru olurdu ama Amane’nin tavırlarından memnuniyetsiz görünen Mahiru, gözlerini aşağı dikip alnını Amane’nin göğsüne bastırırken hafifçe somurtuyor gibiydi.

“Hiçbir şey yapmayacağını söylüyorsun ama... bir öpücükten zarar gelmez, değil mi?”

“...Beni kışkırtma konusunda iyisin, küçük hanım.”

Amane iradesi parça parça çökerse ne olacağını merak etti; bunu düşündü ama Mahiru’yu hayal kırıklığına uğratmak istemiyordu. Bu yüzden içindeki dürtüleri daha da derinlere iterek kollarını onun beline doladı. Kızın kendi vücudundan çok farklı olan o yumuşak dolgunluğunu hissedebiliyordu.

Onun karamel rengi gözlerine baktığında, yukarı kalkmış yüzünde acı bir hoşnutsuzluk ve endişe zerresi gördü.

O gözlerin kısa süre sonra solgun göz kapakları tarafından gizlenmesine üzülerek, bu kadar tatlı kelimelerin döküldüğü o dudakların üzerine kendi dudaklarını yavaşça kapattı.

Kız hafifçe inledi.

Dudakları o kadar yumuşak, dolgun ve küçüktü ki, bunların kendi dudaklarıyla aynı şey olduğuna inanmak güçtü. Amane’nin dokunuşuyla ısındılar ve sanki her an eriyeceklermiş gibi daha da yumuşadılar.

Ağzındaki o tatlılığın kaynağını merak ederek diliyle acele etmeden keşfe çıktı ve bu kadarı bile kızın kendini bırakmasına, dudaklarının nazikçe gevşemesine yetti. Ardından, sanki kaskatı kesilmiş vücudundaki tüm güç çekilmiş gibi, Amane onun kendine daha fazla yaslandığını hissetti.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.