Mahiru’nun doğum gününden birkaç gün sonra, aralık ayının başında girdikleri vize sınavlarının sonuçları açıklandı.
Lise ikinci sınıfın ikinci dönemindeydiler. Geleceklerini gerçekten şekillendirecek olan asıl sınavlara doğru ilerlerken, okuldaki atmosferin yavaş yavaş gerilmeye başlaması yakındı. Karneler dağıtıldığında, sınıfın içi sonuçlarından memnun olanların neşeli çığlıkları ve hayal kırıklığına uğrayanların sızlanmalarıyla çalkalanmaya başladı.
Amane, yeni başladığı yarı zamanlı iş yüzünden notlarının düşmesinden endişeleniyordu; ancak puanlarına baktığında hissettiği tek şey büyük bir rahatlama oldu.
Mahiru ve iş arkadaşı Miyamoto ders çalışmasına yardım etmişlerdi. Eğer ipin ucunu kaçırıp notlarını düşürseydi, hem kendine olan saygısını yitirecek hem de onlara karşı mahcubiyetinden yüzlerine bakamayacak kadar suçluluk duyacaktı. Neyse ki böyle bir sorun kalmamıştı.
Itsuki masasına doğru eğildi.
“Nasıl geçti bakalım, Amane Hazretleri?”
Amane bir iç çeker ve masasındaki sınav kağıdını ters çevirdi.
“Gözün kendi kağıdında olsun. Bu kadar merak ediyorsan panoya astıkları sıralamaya bakarsın.”
Aslında Itsuki’nin kağıdına gizlice bakmaya çalışmadığını biliyordu, arkadaşının notlarını görmesinden de çekinecek değildi; ama yine de adet yerini bulsun diye onu tersledi.
“Ah, doğru ya, toplam puanları ve sıralamaları asmışlardı değil mi? Senin sıran geçen seferkine göre yükselmiş, öyle değil mi?”
“Şükür ki öyle.”
“Bayağı asıldın desene… Bir de üstüne işe girmedin mi sen?”
“Girdim, işte tam da bu yüzden ikisini bir arada yürütebilmek için her gün canımı dişime taktım. Ders çalışmaya daha az vaktim kaldığı için çalıştığım süreyi daha verimli kullanmak zorunda kaldım.”
Amane, özellikle sınıf arkadaşlarının da notlarını ciddiye almaya başlayacağı bu dönemde boşvermişlik yapma lüksü olmadığını biliyordu.
Eğer dürüst olması gerekirse, bir şeyleri hızlı kavradığını itiraf edebilirdi ama akranlarının ders çalışmak için çok daha fazla vakti vardı.
Boş zamanlarında çalışmayı seçen kendisiydi, bu yüzden iş hayatının okul başarısını gölgelemesine izin vermeye niyeti yoktu. Yine de ders çalışma vaktinin azaldığı bir gerçekti; bu durumda mesele şuna geliyordu: Bu açığı nasıl kapatırım?
“Yani diyorsun ki, hiç kasmadan notlarımı yükseltiverdim?”
“Senin için de aynısı geçerli, dostum.”
Itsuki, takılmasına rağmen kendisi de ilerleme kaydetmişti. Amane, onun ismini panodaki sıralamada daha önce hiç görmediği kadar yüksek bir noktada fark etmişti.
Itsuki dışarıdan her ne kadar sürekli şaka yapan, dalga geçen biri gibi görünse de, Amane’nin bildiği gerçek Itsuki, aslında özünde düşünceli ve dürüst biriydi.
Amane, arkadaşının bu sorumsuz ve alaycı tavırlarının, ailesine karşı bir tür başkaldırı yöntemi olduğunu düşünürdü. Gerçek her ne olursa olsun, en azından Itsuki’nin son derece zeki biri olduğunun farkındaydı.
“Sorma ya. Peder bey kafa ütülemeye başladı, artık geleceğime odaklanmam gerektiğini söyleyip duruyor.”
“Gelecek yılı düşünmek bile istemiyorum.”
Chitose, elinde sınav kağıdıyla solmuş bir çiçek gibi boynunu bükerek sohbete dahil oldu. Hemen arkasında Mahiru, endişeyle kaşlarını çatmış olsa da hafifçe gülümsüyordu.
Mahiru, her zamanki gibi birinciliği kimseye kaptırmamıştı. Amane zaten bunun böyle olacağını tahmin ediyordu. Ne de olsa her an onun yanındaydı ve ne kadar sıkı çalıştığını bizzat görüyordu.
Chitose notundan dolayı bir hayli mutsuz görünüyor, yüzünde mahcup bir ifadeyle sınav kağıdını Itsuki’ye uzatıyordu. Itsuki kağıttaki rakamları incelerken Chitose daha da melankolik bir hal aldı.
“Chi, sen… Hmm, yani en kötü senaryodan yırtmışsın diyelim. Özellikle iyi olduğun bir alanda kaybettiğin puanları toparlamışsın.”
“Of, bir dahaki sefere daha çok çalışacağım.”
O sırada Mahiru araya girdi: “Yine de genel puanın geçen seferkinden daha iyi ve bence soruları yanıtlama yöntemini de çözmüşsün. Bu bir ilerlemedir.”
“Mahiruuu!”
Chitose, arkadaşının bu yorumuyla derinden etkilenmiş gibiydi. Kollarını Mahiru’nun boynuna dolayıp ona sıkıca sarıldı. Mahiru ise bu duygusal arkadaşının dilediğini yapmasına izin vererek öylece durdu.
Aslında, Mahiru’nun kaçacak yeri kalmamıştı demek daha doğru olurdu.
Yakın arkadaşlarına karşı son derece şefkatli olan Mahiru, Chitose’nin notlarını şöyle bir tarttıktan sonra yüzünde eşsiz bir gülümseme belirdi.
Bu gülümseme o kadar parlaktı ki Chitose gayriihtiyari bir adım geri çekildi.
“M-Mahiru?”
“Sorun yok. Daha önümüzde bir yıl var. Tek yapman gereken sıkı çalışmak. Her şey senin azmine ve hedeflerine bağlı, Chitose. Ben de bu süreçte hep yanında olacağım, birlikte tekrar yaparız.”
“…Hep yanımda mı olacaksın?”
“Elbette. Her şeyi bir günde halledemezsin. Süreklilik şart. Her gün düzenli olarak beynine kazıyana kadar çalışacağız.”
“Bu ders çalışmak değil ki, bildiğin bağımlılık…”
“Sınav hazırlıkları başladığında zaten herkes bu yoldan geçecek. Hadi, gayret edelim, tamam mı?”
“Aaaah!”
Bu sefer Chitose küçük bir çığlık attı ama Mahiru buna aldırış etmedi. Kimsenin hayır diyemeyeceği kadar tatlı bir tebessümle, inatla Chitose’nin elini tutmaya devam etti.
Chitose elini çekmedi. Gidişat böyle devam ederse istediği üniversiteye giremeyeceğinin o da farkındaydı. Yine de kurtuluş umuduyla Amane’ye baktı; ancak hem Amane hem de Itsuki aynı anda kafalarını çevirip bakışlarını kaçırdılar.
Onu kendi kaderine terk etmiyorlardı. Bu, Chitose için kaçınılmaz bir sondu. Çocuğunu zorluklara karşı eğitmek gibiydi; geçmesi gereken zorlu ama inkar edilemez bir imtihandı bu, acı gerçek buydu.
“…Mahiru, sevdiklerine karşı ne kadar da katı olabiliyormuş.”
“İnsanları şımartmanın onlara bir faydası olmayacağını bildiği içindir.”
“Bunu en iyi ben bilirim.”
“Öyle mi? Shiina Hanım’ın üzerine titrediği sen mi söylüyorsun bunu?”
“Valla hiç acımaz. Başlarda bana karşı aşırı sertti.”
“Hayal bile edemiyorum.”
Itsuki, omuzları sarsılarak kahkahayı patlattı. Bilmesi imkansızdı ama Mahiru’nun başlarda Amane’ye karşı gerçekten soğuk olduğu bir gerçekti.
Onun tüm zayıf yönlerini görmüş, güvenilmez ve pasaklı biri olduğuna kanaat getirmişti. Amane, kızın o zamanlar ona karşı nasıl tetikte olduğunu hatırlıyordu. Aralarındaki buzlar biraz eridikten sonra bile, Mahiru onun disiplinsizliğini açıkça yüzüne vurmaktan çekinmemişti. Eleştirmesi gayet doğaldı.
Hatta Amane, onu azarlamakta bu kadar ısrarcı olduğu için Mahiru’nun nezaketini ve sabrını takdir etmesi gerektiğini düşünüyordu.
“Çoğu kişiye böyle davranacağını sanmam. Tüm o lafları beni önemsediği için söylüyordu, üstelik argümanları da o kadar sağlamdı ki kendimi savunacak tek bir söz bile bulamıyordum.”
“Senin bu kadar sünepe olduğuna inanmak güç.”
“Kes sesini. Şimdi gayet iyiyim.”
Amane, katettiği yoldan dolayı kendisiyle gurur duyuyordu.
Şu anki haliyle bir yıl önceki hali arasında dünyalar kadar fark vardı ve Mahiru’nun da bunun farkında olduğundan emindi.
Artık evini tertemiz tutuyor, yerlere çöp atmıyordu; herkes kadar iyi yemek yapmayı öğrenmişti ve görünüşü eskisinden çok daha derli topluydu. Derslerine asılıyor, spor yapıyordu. Eskiden bir deri bir kemikti, şimdiyse geliştirdiği kaslarını göstermekten çekinmezdi. Bir yıl önceki Amane tüm bunları duysaydı, şaşkınlıktan olduğu yere yığılırdı.
“Hepsi yengemiz sayesinde… Ama eminim artık sana karşı çok daha yumuşaktır.”
“Onun neden bu kadar katı olduğunu anlayıp kendimi düzeltmeye başladığımdan beri, o beni azarlamak zorunda kalmadan düzeni sağlayabiliyorum diye düşünmek istiyorum. Bir insan olgunlaştıktan sonra ona sert davranmaya gerek kalmaz, hem zaten…”
“Hem zaten?”
“Bence ona daha fazla yaslanmamı istiyor. Yani, sanırım biraz fazla bağımsız oldum. Zaman zaman bu yüzden bana tavır alıyor.”
Mahiru onu pohpohlamak, şımartmak istiyordu ama Amane elbette tüm ev işlerini onun üzerine yıkamazdı.
İşi yüzünden yemek işini zaten büyük oranda ona bırakıyordu, bu yüzden tatil günlerinde mutfağa Amane giriyordu. Boş zamanlarında apartman dairesinin işlerini hallediyordu; bunun yapılması gereken doğal bir şey olduğunu düşünse de, Mahiru bu durumdan pek hoşnut görünmüyordu.
“Ah, anlaşıldı. İhtiyaç duyulmak istiyor.”
“Aynı evde yaşıyorsak yükü paylaşmalıyız, zaten çalıştığım için birçok şeyi ona bırakıyorum. Boş olduğumda elimden gelen her yardımı yapmak istiyorum. Ayaklarını uzatıp dinlensin istiyorum ama o zaman da biraz dudak büküyor.”
“Hmm.”
“Niye öyle sırıttın?”
“Hiç. Sadece bir yanda dünya tatlısı bir eş, diğer yanda beklenmedik derecede becerikli bir koca; onu düşünüyordum.”
“‘Beklenmedik derecede’ ne demek lan?”
“Sadece bir gözlem diyelim.”
Amane, dirseğiyle Itsuki’yi dürttü.
“Kendi utancını gizlemek için beni dürtmeyi bırakır mısın?”
“Hadi ama Amane, hemen şiddete başvurmamalısın,” diye araya girdi Chitose.
Mahiru ile olan sohbetini bitirmiş, ikisi birden Amane’yi azarlamak için yanlarına gelmişlerdi.
“Aynen öyle, aynen öyle!”
Amane’nin kötü bir niyeti olmadığı ortadaydı ama çevresindeki herkes tarafından ayıplanınca, mecburen geri adım atmak zorunda kaldı.
“Şey… Kusura bakma.”
“Aman, Itsuki seni çok fazla kışkırttığı için yapmışsındır herhalde. Klasik dalaşmalarınız işte.”
“Chi, sen benim tarafımı tutmayacak mısın?”
“Ben canım Mahiru’mun tarafındayım!”
Amane, bir an için kızın kendi erkek arkadaşının yanında durmamasının normal olup olmadığını düşündü; fakat Chitose onun zihnini okumuş gibiydi. “Itsuki çok fazla şaka yapıyor. Senin sadece nefsi müdafaa yaptığını biliyoruz,” dedi neşeli bir gülümsemeyle. Bu mantıklı yaklaşımıyla herkesi ne kadar iyi tanıdığını kanıtlayınca, Itsuki’nin sesi kesildi.
“Duyuyor musunuz, Bay Akazawa?” dedi Mahiru. “Amane ile çok fazla uğraşmamalısınız. Onun çocuklaşmasına sebep oluyorsunuz.”
“Mahiru, sen de mi benden yana değilsin?”
“Ben tarafsızım!”
“Hıh.”
Mahiru’nun, duygusal bir bağ söz konusu olmadığında genellikle tarafsız kaldığı doğruydu. Amane bunu anlıyordu; onun erkek arkadaşı olması, Mahiru’nun her durumda onu savunacağı anlamına gelmiyordu. Yine de, Itsuki ile yan yanayken çocuklaştığı yönündeki tespitine içten içe itiraz etmek istiyordu.
Sonuçta çocuksu olan Itsuki’ydi. En azından söylemek istediği buydu ama Mahiru azarlar gibi yanağını çimdikleyince tüm savunması bir anda eriyip gitti; dudaklarının arasından dökülen tek şey derin bir iç çekiş oldu.
Mahiru ile başa çıkamayacağının gayet farkındaydı, bu yüzden içinde kalan son huzursuzluk kırıntısını da defetmek için bir kez daha içini çekti. Yanı başında Itsuki’nin dişlerini göstererek güldüğünü fark etti.
Bu tepkiyi gördükten sonra, en azından bir tane yapıştırma hakkı olup olmadığını merak etmesi herhalde suç sayılmazdı.
“Her neyse… Mahiru, birinciliğini koruduğun için tebrikler.” Amane, Itsuki’ye her baktığında asabiyetinin yükseldiğini hissediyordu; bu yüzden gözden ırak olan gönülden de ırak olur diyerek yüzünü Mahiru’ya döndü. Mahiru hafifçe gülümsedi. “Çalışkanlığın her seferinde beni hayrete düşürüyor. Sana yetişebilir miyim hiç bilmiyorum. Gerçekten harikasın.”
“Çok teşekkür ederim. Ama sadece yeterli vakit ayırma meselesi, bir de konuları sizden önce öğrenmiştim zaten…”
“Mahiru, yakın olduğun birinden övgü alınca kabul etmeyi bir türlü beceremiyorsun, değil mi?” dedi Chitose.
“I-ıh.”
“Pek tanımadığın biri olsa sadece bir teşekkür edip gülümseyerek kabul edersin. Sana harika olduğunu söylüyoruz çünkü gerçekten öylesin.”
Mahiru’nun övgüleri pek kabul etmemek gibi bir huyu vardı; özellikle de Amane’ye sürekli kendini yerip durmamasını söylediği düşünülürse, bu durum oldukça ilginçti. Genç kız, muhtemelen Amane’nin iltifatlarının ancak yüzde kırkını falan ciddiye alıyordu.
Elinden gelenin en iyisini yapmayı doğal karşılıyordu. Tam olarak bir mükemmeliyetçi sayılmazdı ama her zaman başarı için çabalıyor, çabalarının takdir edilmesi konusundaysa alçakgönüllü davranıyordu. Bu da bazen insanların yorumlarını olduğu gibi kabul etmekte zorlanması anlamına geliyordu. Görünüşe göre bunun daha fazla bilincinde olmaya çalışıyordu ama bazen ilk tepkisi galip geliyordu.
Chitose ne zaman böyle isabetli bir gözlem yapsa, Amane onun Mahiru’yu ne kadar iyi anladığını görüp etkileniyordu.
“…Böyle söylediğin için teşekkürler.”
“Hı-hı.”
“Neden bu kadar üsteledin ki Chi?”
“Çünkü onun en iyi arkadaşıyım?”
“Buna itiraz edemem herhalde.”
“Daha fazlasını da söyleyebilirsin Chitose.”
“Sen de başlama Amane.”
“Bana her zaman kendimi yerip durmamamı söylüyorsun, o yüzden senin de kendi değerini biraz daha bilmen gerektiğini düşünüyorum Mahiru.”
“…Aman be.”
Mahiru bu yorumları uysallıkla kabul edince Amane’nin şikayet edecek bir şeyi kalmamıştı. Yine de eğer iltifatları reddetmeye devam ederse, daha sonra ona uzun uzun methiyeler düzmeye karar verdi.
Mahiru bir an titrer gibi oldu; acaba Amane’nin planlarını gözlerinden mi okumuştu? Genç adam bunun bir sevinç titremesi olduğuna inanmayı seçti.
“Dördüncülük de harika Amane. Tebrikler dostum. Aşkın gücü gerçekten devasa, değil mi?”
“Sağ ol. Hâlâ kendimi geliştirebileceğim yerler var; sadece işe odaklanmayıp derslerimi de aksatmamam lazım. Okul sıralamam bir kayıt noktası gibi. Gelecek yılı düşünerek daha da çok çalışmalıyım.”
“Aşkın gücü boşa mı gitti yani?”
“Dalga geçmekten hiç mi yorulmuyorsun? Yine de aşkın gücü müdür bilmem ama notlarım için Mahiru’nun yardımına borçlu olduğum kesin. Bundan sonra daha da sıkı çalışmam gerekecek.”
“Cidden daha fazla dayanıklılık kazandın. Yani, bayağı kalıplandın.”
“Ee, antrenman yapıyorum sonuçta. Fiziksel güç olmayınca pek bir şeyin başarılamayacağını anladım. Bir de motivasyon ve irade meselesi tabii.”
Amane eskiden oldukça kayıtsız biriydi ve Mahiru onu bu kadar aktif olması için cesaretlendirmişti. Onun hayatındaki varlığına gerçekten minnettardı.
Antrenmana başlama kararı aldığında kendisine tavsiye vermekle kalmayıp zaman zaman ona katıldıkları için Yuuta ve Itsuki’ye de teşekkür borçluydu. Böyle harika arkadaşlara sahip olduğu için kendini gerçekten şanslı hissediyordu.
Itsuki’nin bitmek bilmeyen takılmalarına rağmen, Amane aslında arkadaşına değer veriyordu; bu yüzden arada bir ona ters ters cevap verirse arkadaşının onu affedeceğini umuyordu.
“Hâlâ genç olduğuma sevindim.”
“Aynı yaştayız…”
“Haberleri verdiğim için üzgünüm ama ben hâlâ bir yaş küçüğüm.”
Itsuki bir şubat bebeğiydi, bu da onu grubun en küçüğü yapıyordu. Kendi tabiriyle, bu durum onun gençlik enerjisiyle dolup taşmasını sağlıyordu.
“Pekâlâ, madem benden daha fazla gücün var, o zaman işe koyul.”
“Hemen hemen! Neredeyse aynı yaştayız!”
“Heh-heh.”
“Hâlâ o gençlik enerjisiyle dolup taşıyor musun diye sonra mutlaka kontrol edeceğim Itsuki. En azından deneme sınavları ve dönem sınavları bittiğine göre şimdi bir anlığına rahatlayabiliriz.”
“Yine de normal derslerimiz devam ediyor.”
Maalesef sınavların bitmesi, okuldan tamamen kurtuldukları anlamına gelmiyordu. Çok geçmeden gerçek üniversite sınavları için inekleme vakti gelecekti, bu yüzden dinlenmek ve rahatlamak için pek vakitleri olacak gibi görünmüyordu. Cevap kâğıtlarını geri aldıklarına göre artık sadece hatalarını gözden geçirip çözümleri incelemekle kalmayacaklar, aynı zamanda normal derslere de ayak uydurmaya çalışacaklardı. Yani tasasız günleri sona ermişti.
“Keşke bize biraz daha ara verselerdi.”
“Eminim herkes aynı şeyi hissediyordur.”
“Her neyse, Noel’e iki hafta kaldı. Siz ikinizin bir planı var mı?”
“Şey…”
Chitose konuyu açana kadar Amane bu bayramın varlığını tamamen unutmuştu.
Gerçekten de Mahiru’nun doğum günü aralık ayının başındaydı ve sınavlarla tamamen çakışmıştı; bu yüzden tüm dikkati o işlere yoğunlaşmıştı. Yılın sonu bayramlar ve kutlamalarla dopdoluydu.
Amane, Noel’in aslen farklı bir bayram olduğunu biliyordu ama artık dünya genelinde ailelerin bir arada olmayı kutladığı, sevgililerin ise aşklarını tazelediği bir güne dönüşmüştü ve o gün pek de uzak değildi.
Normalde Amane bu kadar büyük bir günü unutmazdı ama bunca telaş arasında aklından çıkıvermişti işte.
“Şey… Mahiru’nun partisine o kadar odaklanmıştım ki bunu tamamen unutmuşum.”
“Bir çift olarak ilk Noel’inizi unutmuş olamazsın herhalde.”
“H-hayır, gerçekten özür dilerim Mahiru. Hiçbir şey planlamadım.”
Kız arkadaşına çuvalladığını söylediği için kendini kötü hissetse de yalan söylemek daha kötü olurdu. Mahiru, hiç de rahatsız olmamış bir tavırla başını salladı.
“Ben de tamamen unutmuşum… Şey, son zamanlarda olup bitenlerden dolayı kafam başka yerlerdeydi.”
Görünüşe göre Mahiru da zaten bu gün için pek heyecanlı değildi. Amane rahatlamalı mıydı yoksa bir çift olarak eksik kaldıkları için endişelenmeli miydi bilemiyordu.
Ama en azından yüz ifadesinden hayal kırıklığına uğramadığını anlayabiliyordu, bu yüzden telafi girişiminin başarılı olacağını tahmin ediyordu.
“Bu yıl ne yapalım? Noel arifesini ve Noel gününü birlikte yayılıp dinlenerek mi geçirsek?”
Geçen yıl Itsuki ve Chitose, Amane’nin apartman dairesine kendilerini davet ettirip bir parti vermişlerdi. Çift, Amane ve Mahiru arasındaki ilişkiyi bu sayede keşfetmişti ama bu aynı zamanda aralarındaki bağın derinleşmesini de sağlamıştı; yani sonuç olarak olumlu bir deneyimdi.
Amane ve Mahiru birbirlerine baktılar, sonra bakışlarını endişeyle yere indirdiler.
“Hmm, yani, zaten ikimiz her zaman birlikteyiz, o yüzden…”
“Her zamankinden pek farklı olmayacak, değil mi?”
Açık konuşmak gerekirse, Amane ve Mahiru için baş başa kalmak o kadar da özel bir durum değildi. Elbette Amane’nin yatak odasında yalnız kalmaları farklı bir hikâyeydi ama genç adam tam da bu durumdan kaçınmak için elinden geleni yaptığını itiraf etmekten utanıyordu.
Yalnız kalırlarsa mutlaka bir şey yaşanacağı anlamına gelmiyordu bu, ama günü evde geçirirlerse Noel sıradan bir günden farksız hale gelebilirdi. En fazla şık bir yemek yerlerdi o kadar.
“Siz zaten resmen evli gibisiniz, değil mi?”
“Kes sesini,” diye çıkıştı Amane Itsuki’ye. “Mahiru, dışarıda bir yere gitmek ister misin? Ya da belki yapmak istediğin bir şey vardır?”
“Seninle olduğum sürece her yere gelirim Amane.”
“…Böyle şeyleri ne kadar da çabuk söyleyiveriyorsun.”
“O-ho-ho, yani tüm günü baş başa mı geçireceksiniz?”
“Bak şimdi—”
“Chitose, senin ve Itsuki’nin dışarı çıkma planı var mı?”
“Siz ikinizin ne yapacağını duyduktan sonra karar verecektik. Dürüst olmak gerekirse, gelecek yıl bu zamanlarda kesinlikle böyle rahat olamayacağız. Birlikte vakit de geçirebiliriz, sizinle parti de yapabiliriz; ben ikisine de varım.”
Chitose’nin sesindeki hafif hüzün tonu, ileride onları bekleyen süreci düşündüğü için melankolik hissettiğini gösteriyordu. Tüm grubun beraber takılabileceği çok az gün kalmıştı.
Gelecek yıl bu zamanlar, erken kabul alan öğrenciler dışındaki herkes sınav hazırlığının son düzlüğünde olacaktı; bu yüzden muhtemelen hiçbir endişe duymadan Noel için bir araya gelebilecekleri son sefer buydu.
Mahiru da bunu düşünmüş gibiydi. Birkaç an boyunca herkese göz gezdirdikten sonra yavaşça konuştu.
“…Eğer uygunsa, sanırım bayramı hep birlikte geçirmeyi tercih ederim. Tabii planladığınız bir randevu varsa ona öncelik verin mutlaka.”
“Diğerlerine de uyarsa ben varım,” diye onayladı Amane.
Amane de boş vakitleri tamamen yok olmadan önce, fırsatları varken birlikte takılmaları gerektiğini düşünüyordu; bu yüzden geçen yılki gibi dördünün bayramı beraber geçirmesi harika olurdu.
Sonuçta hem Noel arifesinde hem de Noel gününde okul yoktu; iki günden birinde Mahiru ile baş başa kalabildiği sürece bu ona yeterdi. Mahiru da Chitose ve Itsuki ile vakit geçirmekten keyif alıyor gibi görünüyordu, bu yüzden onun istediği şeye uymak istiyordu.
“Harika, o zaman parti yapıyoruz! Amane’nin yerinde!”
“Yani, tamam da, zaten her zaman benim yerimdeyiz.”
Parti fikri güzeldi ama mekân her seferinde Amane’nin apartman dairesi oluyordu.
Mahiru genelde onunla olsa da tek başına yaşıyordu. Evi genişti, bina yeterince ses yalıtımlıydı ve herkesin evine oldukça yakındı. Buranın en uygun konum olduğunu kabul etmek zorundaydı.
"Bakın şimdi, Itsuki’nin Mahiru’nun evine girmesi zaten başlı başına bir sorun olurdu. Mahiru da eminim bu durumdan rahatsızlık duyardı. Benim evim ise hem çok küçük hem de babamla ağabeyim kesin içeri dalıp huzurumuzu kaçırırlardır."
"Muhtemelen."
Chitose’nin ailesi sürekli tartışıyor gibi görünse de aslında evin en küçüğü olduğu için üzerine titrerlerdi. Sevgilisinin ve arkadaş oldukları başka bir çiftin onlara geleceğini duydukları an, babasıyla ağabeyi neler olup bittiğini kontrol etmek için mutlaka damlarlardı. Amane, sadece Itsuki’ye eşlik etmek için bir keresinde Chitose’nin evine gitmişti ama o zaman bile soru yağmuruna tutulmuştu. Bu yüzden Chitose’nin neden bu fikre sıcak bakmadığını anlayabiliyordu.
Geriye tek ihtimal olarak Itsuki’nin evi kalıyordu ancak Amane onunla göz göze geldiğinde, Itsuki’nin gülümsemesinde bir huzursuzluk belirdi.
"Bizim eve gelince... Şey, nasıl anlatsam? Annemin bir itirazı olacağını sanmıyorum. Babam ortalıkta olmasa bize yer açardı ama o gün kesin evde olur, o yüzden..."
"Varlığım muhtemelen adamın asabını bozar."
"Chi—"
"Gerçekler bunlar."
Itsuki’nin babası Daiki ile Chitose’nin arası pek iyi sayılmazdı. Hatta Itsuki, babası ve bizzat Chitose’den duyduklarına bakılırsa, aralarında bir nevi soğuk savaş hüküm sürüyordu. Amane’nin bu konuda söyleyebileceği hiçbir şey yoktu.
Itsuki, Chitose’nin adını seslenirken sesi hem onu azarlar hem de onun için endişelenir gibi çıkmıştı. Chitose’nin sessizce, sakin bir ifadeyle kendisine baktığını fark edince sustu.
Bir an için Itsuki’nin gözlerinde bir kabulleniş belirdi; biraz boyun eğmiş ama tamamen de pes etmemiş bir bakıştı bu. Sonra Amane’yle bakışları kesişince o her zamanki şapşal sırıtışını yüzüne yerleştirdi.
"Kusura bakma ama bence senin yerin en iyisi, Amane."
Amane, Chitose’nin kişisel meselelerini deşmek istemiyordu. Zaten dışarıdan biri olarak bu işlere karışmaması gerektiğini de biliyordu. Bu yüzden, tam da Chitose’nin istediği gibi o her zamanki kabullenmiş ifadesini takındı ve başka çaresi olmadığını onayladı.
"Yani, benim için gerçekten sorun değil. Sizin için de bir sakıncası yoksa tabii."
"Ben Itsuki’mle olduğum sürece her yere gelirim!"
Chitose’nin az önceki kasvetli halinden eser kalmamıştı.
"Yalnız başkasının evinde yiyişmek yok, ona göre."
"Ne? Bunu neden şimdi söylüyorsun ki? Biz sizin yiyişmenize bir şey demiyoruz!"
"Başkalarının önünde kim öyle bir şey yapar ki?"
"Yani kimse yokken yapıyorsunuz, öyle mi?"
"...Kes sesini be. Sevgiliyiz biz, kendi evimde ne yaparsam yaparım, kime ne?"
"Ooo!"
"Heh heh!"
"Sizi eve almasam mı acaba?"
"Çok özür dilerim Amane Hazretleri, lütfen bizi affet!"
"Ayağınızı denk alsanız iyi olur."
"Ha ha!"
Chitose, abartılı bir alçakgönüllülükle yüksek sesle konuşurken, Mahiru da her zamanki nazik ifadesini bozmadan araya girdi.
"Ha ha, hepiniz ne kadar iyi arkadaşsınız."
"Sen de bize katılabilirsin Mahiru. Hatta Amane seni obinden tutup fırıl fırıl döndürsün."
"Döndürmek mi...?"
"Öyle bir şey yapmayacağız. Ayrıca beni kötü bir zorba gibi göstermeyi de kes. Mahiru’ya ya da kimonosuna asla kaba davranmam."
Chitose, eski dönem dizilerindeki o meşhur sahnelere gönderme yapıyordu; birinin kadının kimononun kuşağını, yani obisini asılarak onu bir topaç gibi döndürdüğü sahnelerden bahsediyordu.
Amane’nin karakteri düşünülürse böyle bir şey yapması imkansızdı. Bir obiye bu kadar hoyratça davranıp ona zarar verme ihtimalini düşünmek bile benzinini attırmaya yetmişti. Moda sektöründe çalışan annesi Shihoko’nun kendisini nasıl haşlayacağını şimdiden görür gibiydi.
"Çok ciddi konuştun."
"Kim öyle bir şiddete başvurur ki? Eşyalarımıza da kaba davranmamalıyız."
"İşte böyle durumlarda bizim Amane’nin içindeki o saf insan sevgisi hemen ortaya çıkıyor."
"İnsan sevgisi falan değil, sadece olması gereken sağduyu."
"Amane’nin bu kadar normal olmasına sevindim, değil mi Mahiru?"
"Kesinlikle. Öyle olmasaydı herhalde onun varlığını bile fark etmezdim."
"Az önce laf mı yedim ben?"
"Seni övüyoruz. Bu bir iltifat."
Mahiru, çıngırak gibi şakıyan tatlı ve berrak sesiyle gülümseyerek konuşunca Amane’nin itiraz edecek hali kalmadı. Mahiru’ya ters ters bakmaya çalışsa da kızdan en ufak bir art niyet sezmediği için bunun beyhude bir çaba olduğunu anlayıp sustu.
Chitose bu manzaraya kahkahalarla gülerken, Amane ona keskin bir bakış fırlatıp susturdu ve ardından derin bir iç çekti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.