Bu köyde, olgunlaşmış buğday başakları rüzgarda sallandığında, aralarından bir kurdun koştuğu söylenirmiş.
Zira buğday tarlalarının dalgalanan sapları arasında, koşan bir kurdun silüeti seçilebilirmiş.
Rüzgar çok şiddetli esip sapları yatırdığında, kurt onları çiğnemiş derlermiş. Hasat kötü olduğunda ise, kurt yemiş derlermiş.
Hoş bir deyişti ama onu kusurlu kılan zahmetli bir yönü vardı, diye düşündü.
Yine de, son zamanlarda yaygın bir ifade hâline gelmişti ve geçmişte taşıdığı aşinalık ya da huşuyla kullanan az kişi kalmıştı.
Dalgalanan buğday sapları arasından görünen sonbahar göğü yüzlerce yıldır değişmemiş olsa da, o göğün altındaki koşullar gerçekten değişmişti.
Yıllar geçtikçe buğdaya bakan köylüler, en fazla yetmiş yıl yaşarlardı.
Belki de yüzyıllarca değişmeden kalmak, onlar için daha kötü olurdu.
Belki de bu yüzden kadim anlaşmaya saygı duymalarına gerek kalmamıştı, diye düşündü.
Her hâlükârda, artık burada bir yeri olmadığını biliyordu.
Doğuda yükselen dağlar, köyün üzerindeki bulutların çoğunlukla kuzeye sürüklenmesine neden olurdu.
Sürüklenen bulutların ötesindeki vatanını düşündü ve içini çekti.
Gözlerini gökyüzünden tarlalara çevirince, burnunun hemen ötesinde seğiren muhteşem kuyruğuna takıldı bakışları.
Yapacak daha iyi bir şeyi olmadığından, onu tımar etmeye koyuldu.
Sonbahar göğü yüksek ve berraktı.
Hasat zamanı yine gelip çatmıştı.
Buğday tarlalarında birçok kurt koşuyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.