Sunny derin bir iç çekip gölgeleri aracılığıyla dünyayı sinsice süzdü. Etrafta herhangi bir tehlike yoktu. Her şey yolunda görünüyordu.
Yine de sezgileri ona bir şeyler fısıldıyordu. Tam olarak bir alarm zili çaldığı söylenemezdi ama zihninin bir köşesinde tekinsiz bir his peydah olmuştu.
Ayağa kalkıp Ulu Nehir’e kendi gözleriyle baktı.
Kısa bir süre sonra sordu: “Sorun ne? Ben bir şey görmüyorum.”
Cassie kımıldamadı, kaşları daha da çatıldı. Dalgalar geminin gövdesine çarptıkça hışırdıyor, yelkenler rüzgarda dalgalanıyordu.
Elerini kaldırıp kısa bir an yanağına dokundu ve kasvetli bir sesle konuştu: “Tuhaf hissediyorum... Sanki sarhoş gibiyim.”
Sunny ona kelimesizce bakakaldı.
“Ha?”
Kör kız yüzünü buruşturdu. “Sanki her şeyi çift görüyor gibiyim. Ama bulanıklaşan şey görüşüm değil elbette. Daha ziyade yetenek seviyesindeki algı dünyam. Birkaç saniye sonra ne olacağını hissetmemi sağlayan o yetenek.”
Sunny bir an sessiz kaldı.
Zincir Kıran’ın üzerindeki gölgeler kıpırdanıp hareketlendi.
“...Yani, gelecekle ilgili bir şeylerin yanlış olduğunu mu söylüyorsun?”
Cassie biraz tereddüt etti.
“Ya da en azından benim geleceği algılama yeteneğimde bir sorun var.”
Bu, duyması oldukça dehşet verici bir şeydi. Sunny çevrelerinin ne kadar huzurlu göründüğüne bir kez daha dikkat ederek etrafına bakındı. Gökyüzü, görünürde tek bir bulut bile olmadan kırmızının sayısız tonuyla muazzam bir şekilde yanıyordu. Akan nehrin yüzeyi lekesizdi, altında gizlenen hiçbir şey yoktu.
Yine de dünyaya görünmeyen ve hissedilemeyen sinsi bir şeyler oluyordu. Kehanetçinin keskin duyuları olmasaydı, hiçbirinin bir şeylerin ters gittiğinden haberi olmayacaktı.
“Hadi gidelim.”
Sunny, Cassie’yi bileğinden tutup geminin kıç tarafına, Nephis’in dümen küreğini tuttuğu yere doğru yönlendirdi. Kör kıza rehberlik etmeyeli çok uzun zaman olmuştu... Ama şimdi yetenek akışı bozulduğuna göre, yönünü şaşırmış olmalıydı. Dünyayı Sunny’nin gözlerinden izliyor olsa bile, bu kendi duyularıyla algılamakla aynı şey değildi.
Bu lanet olası Mezarda neler dönüyor böyle...
Kısa süre sonra rün çemberine ulaşıp haberi Nephis’e verdiler. Nephis, asık bir yüzle ileriye bakarak bir süre sessiz kaldı.
Bir süre sonra başıyla onayladı.
“Anlıyorum. Ben de bir şeylerin yanlış olduğunu hissetmiştim.”
Sunny başını hafifçe yana eğdi.
“Nasıl yani?”
Onun o zayıf önsezisi bile sadece Weaver’ın soyuyla pekişmiş, kader ile arasındaki o ince bağ sayesinde ortaya çıkmıştı. Sunny bu belirsiz hislere genellikle sezgi diyordu ama bu tam olarak bir altıncı duyu sayılmazdı. Aslında kader ipliklerinin titremesini hissetme konusundaki ilkel bir kabiliyetti.
Peki Nephis’in bu yanlışlığı hissetmesini sağlayan neydi?
Nephis gökyüzünü işaret etti.
“Güneşler yüzünden. Gemiyi yönlendirmek benim sorumluluğumda, bu yüzden rotayı belirlemek için gözüm hep üzerlerinde. Ancak tuhaf bir şeyler oluyor... Yaklaşık son bir saattir rotamız hafifçe değişiyor. Sanki bir şeye doğru çekiliyoruz. Ama eğer öyleyse, bunun nasıl olduğunu bilmiyorum. Gemiye veya akıntıya baskı uygulayan herhangi bir güç olduğunu sanmıyorum.”
Sunny’nin içini birdenbire çok ama çok kötü bir önsezi kapladı. Yüzü karardı.
Yozlaşmış bir kahinin peşindelerdi ve Cassie’nin gelecek algısı aniden tuhaflaşmıştı. Dahası, dünyanın kendisi olması gerektiği gibi işlemiyordu.
Hayır, hayır. Olamaz. Olabilir mi?
Kör kıza bir göz atıp sakin bir sesle sordu:
“Söylesene Cassie... Tapınağın mührü açıldığında serbest kalan o şeyin güçleri tam olarak neydi?”
Cassie bir an tereddüt etti.
“Emin değilim. Onu tam olarak göremedim... Hatırladığım tek şey, onu oyalamak için gönderdiğim tüm askerlerin bir an içinde paramparça edildiği ve derisine tek bir darbe bile indiremedikleri. Oklar ve büyü mermileri hedefi şaşırdı, efsunlar başarısız oldu. Özellikle diğer kahinle savaşırken, başa çıkamayacağımız kadar korkunç bir yaratıktı.”
Güzel mavi gözleri parladı.
“...İkinci kahin ölür ölmez, herkese geri çekilme emri verdim ve yaratığın dehşet saçtığı şehrin o bölümünü tamamen tecrit ettim. Düşmüş Zarafet’in yarısını işte böyle kaybettik.”
Sunny derin bir nefes aldı.
“Ama tüm kahinlerin vahiy ile ilgili güçleri vardı, değil mi? Vahiyler ise kadere duyulan aşırı yakınlığın bir tezahürüdür. O kahin, yozlaşmadan önce geleceği hissedebiliyordu...”
Dişlerini sıktı ve kendisini inanılmaz derecede tetikte tutan o çılgın şüpheyi paylaştı:
“...Öyleyse bu ucube yaratığın artık geleceği etkileme yeteneğine sahip olması mümkün mü?”
Nephis ona tuhaf bir şekilde baktı.
“Ne demek istiyorsun?”
Sunny omuz silkti.
“Diyelim ki antik bir kahin var... Kıyamet Savaşı öncesinden gelen, Yüce mertebesinde bir Yabancı. Bu kadın kirlenip bir Kabus Yaratığı’na dönüşüyor, sonra da sayısız yıl boyunca canlı canlı gömülüyor.”
Sunny başını iki yana salladı.
“Ve sonra biz üçümüz onu aramaya çıkıyoruz. Tam o anda Cassie’nin geleceği algılama yeteneği garipleşmeye başlıyor ve gemimiz açıklanamaz bir şekilde gitmemesi gereken bir yöne sapıyor. Bu yozlaşmış ucubenin, zamanın akışını ya da en azından olayların gerçekleşme olasılığını etkileyen güçlere sahip olması sence de muhtemel değil mi?”
Cassie ve Nephis’in yüzü biraz soldu. Bir süre sonra kör kız sordu:
“Bu... Bu gerçek olamayacak kadar hayali duruyor. Olasılığı değiştirme gücü mü? Sınıfı bilinmeyen, muazzam derecede güçlü ve yozlaşmış bir canavar olsa bile, bu kadarı biraz fazla değil mi? Sence de öyle değil mi?”
Sunny omuz silkti.
“Hayır, bence değil. Fazla mı hayali? Dipsiz bir uçurumun ortasında asılı duran, zamanın içinden akan sonsuz bir nehirde, devasa bir piramidin içinde yelken açıyoruz. Üstelik bunların hepsi kutsal olmayan bir Titan'ın cesedinden yapılmış. Artık herhangi bir şeyin 'fazla hayali' olabileceğini bile sanmıyorum.”
Yüzünü buruşturup boğuk bir tonda ekledi:
“Olasılığı etkileyen bir gücün ne kadar hayal edilemez olduğuna gelirsek... Bir şeyi unutmuyor musunuz? Ben daha Uyuyan bile olmadan önce buna benzer bir şeyden muzdariptim zaten. Sadece benim durumumda olasılığı etkileyen ben değilim... Aksine, olmayacak şeyler bir şekilde beni kendine çekiyor. Her halükarda sonuç aynı.”
Üçü de bir süre sessiz kaldı. Sonra Nephis sakince konuştu:
“Eee, ne olmuş yani?”
Sunny gözlerini kırpıştırdı.
“Ne mi olmuş yani? Geleceği tam anlamıyla istediği gibi değiştirebilen bir düşmana karşı tetikte değil misin?”
Nephis arkasına yaslanıp kayıtsızca omuz silkti.
“Eğer bu gücün doğası hakkında haklıysan bile, belli ki bu gücün de sınırları var... Aksi takdirde çoktan kalp krizinden ölmüş ya da başımıza bir yıldırım yemiş olurduk. Hem neden gidip o kahini öldürmüyoruz? Size bizim de geleceği değiştirme gücümüz olduğunu hatırlatmama gerek var mı?”
Sunny ve Cassie’nin kafası karışmıştı. Kör kız başını hafifçe yana eğip sordu:
“...Var mı?”
Nephis başıyla onayladı.
“Elbette. Eğer oraya gidip o yaratığı öldürürsek, gelecek bu olacak. Onu biz yaratmış olacağız. Dünyadaki her insanın yaptığı her eylem geleceği değiştirir. Bu güç aslında o kadar da eşsiz değil. Hatta gayet evrensel bir şey.”
Sunny bir süre ona baktı, sonra acı acı kıkırdadı.
Buna karşı çıkmak zordu...
“Geleceği değiştirme gücü, ha? Peki öyle olsun. Gidip o yaratığın öldüğü, bizimse hayatta kaldığımız bir gelecek yaratalım. Zaten nasıl kaçacağımızı da bildiğimiz yok...”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.