Geçmişin Gölgesinde Geleceğin Laneti

Teselli Günahı.

Bu kelimeler, Haliç Anahtarı’nın hayaletimsi büyü dokumasının bir parçasıydı. Sunny, kafa karışıklığı, merak ve dehşetin harmanlandığı tuhaf bir hisle kelimelere dik dik baktı.

Bu da ne demekti şimdi?

Vücudunu hafifçe yana kaydırıp kılıç tayfına baktı. Hayalet, gölgelerin arasında sıkılmış ve hınç dolu bir ifadeyle dikiliyordu. Sunny, Teselli Günahı’nın eşliğine o kadar alışmıştı ki; önce bedensiz bir ses, sonra hayal meyal bir figür ve en sonunda da kendisinin kusursuz bir yansıması olarak karşısına çıkan bu varlığa artık pek aldırış etmiyordu.

Ancak kılıç tayfı ne iyi niyetliydi ne de zararsız. Aksine, korkunç bir iblisin fısıltısından doğmuş, kılıcı kuşananı delirtmek için var olan sinsi ve habis bir varlıktı.

Sunny’nin aklını hala koruyor olması, ya da en azından bir miktar koruyor olması, tamamen sahip olduğu olağanüstü zihinsel dayanıklılığa ve zihin saldırılarına karşı direncine bağlıydı. Sıradan bir insan, yeşim asanın etkisiyle çoktan zırvalayan bir deliye dönüşürdü.

Sunny ise dışarıdan bakıldığında kendi kendine konuşma huyu yüzünden ara sıra bir kaçığı andırsa da, Teselli Günahı’nın varlığını sadece sinir bozucu buluyordu, o kadar.

"Bu lanet olası lanet sandığımdan daha mı derin?"

Hayaletin asla dürüst bir cevap vermeyeceğini biliyordu ama yine de sordu:

"Adının Haliç Anahtarı’nın dokusuna kazınmış olması için hiçbir mantıklı sebep yok, değil mi?"

Kılıç tayfı ona küçümseyen bir bakış attı.

"Bilmem. Belki de vardır... Sen koca bir usta büyücüsün, sen söyle."

Sunny derin bir nefes aldı.

"Bugünlerde pek bir sır küpü kesildin başıma. Acaba seni Kabus’a mı yedirsem? Eşeği sağlam kazığa bağlamak lazım, ne dersin?"

Teselli Günahı kahkahayı patlattı.

"Hadi durma, elindeki en güçlü saldırı yadigârından kurtul. Neden olmasın? Zaten bu Kabus’ta ölüp gideceksin. Hatta beni yok etmen için seni teşvik ediyorum! Ah... Burada olmayı can atarak beklediğimi mi sanıyorsun? Tanrılar şahidim olsun ki, hayır."

Sırıtışı yüzüne yayıldı.

"Ama bir sorun var. Kılıcı yok etmenin benden kurtulmanı sağlayacağından emin misin? Belki sağlar, belki de sağlamaz. Belki de zihnine verilen hasar çoktan kalıcı hale gelmiştir ve o kısa, sevimsiz, acınası hayatının geri kalanında birbirimize mahkûm kalırız. Ne zalim bir kader!"

Sunny dişlerini gıcırdattı.

Haklıydı... Teselli Günahı’nı yok etmeyi göze alamazdı; kaldı ki bunu yapsa bile hayaletin defolup gideceğinden emin değildi. En azından şimdilik birbirlerine mecburdular.

"Bu piç kurusundan tek bir bilgi bile koparamayacağım."

Haliç Anahtarı’nın gizemini ve Teselli Günahı ile olan bağını çözmenin sadece iki yolu vardı. Ya bu tekinsiz yadigârı yaratan o usta büyücüyü bulacaktı ya da bir şekilde gerçeği kendi başına çıkaracaktı.

Sunny asık bir suratla bakışlarını kaçırdı.

"Teselli Günahı’nın Haliç Anahtarı ile bir ilgisi olduğunu bildiğime göre..."

Aniden içine bir ürperti düştü.

Kabus’a girip bir şekilde Yüce bir yadigâra sahip olduğunu fark ettiğinden beri, bu eşyanın ruh denizine nasıl gelmiş olabileceğine dair birkaç teori üretmişti. Bunlardan biri, Ruh Yılanı’nın gerçek dünyada ulu bir kabus yaratığını katletmiş olmasıydı...

Diğeri ise Haliç Anahtarı’nı uzak gelecekteki bizzat Sunny’nin yarattığı ve Büyük Nehir’in tuhaf doğası gereği bir şekilde şimdiki zamana, kendisine ulaştığıydı.

Şimdi belirli gerçekleri öğrendiğine ve Teselli Günahı adının bu açıklanamaz yadigârın dokusuna işlendiğini gördüğüne göre, kan dondurucu bir şüpheyi görmezden gelmek imkansızlaşıyordu.

Sunny başını eğip ellerini yavaşça yumruk yaptı.

"Oydu... Deli Prens. Haliç Anahtarı’nı yaratan o olmalı."

Bu kelimeleri düşünmek bile vücudunu ürpertti.

Fakat bu teori bir kenara atılamayacak kadar güçlüydü. Sunny, gizemli yadigârın gelecekteki bir versiyonu tarafından yapıldığından şüpheleniyordu. Ayrıca Deli Prens’in de kendi olası geleceklerinden biri olduğundan kuşkulanıyordu.

Bu durumda, Haliç Anahtarı’nı yaratan gelecekteki versiyonunun Deli Prens olduğunu varsaymak mantıklı değil miydi?

Dokumaya kazınmış Teselli Günahı ismi, gölge özünden yapılma hayaletimsi iplikler, anahtarın o açıklanamaz yapısı... Ve onu tanımlayan o tuhaf sözler.

Cevap, hiçliktir.

"Kesinlikle oydu."

Gölge özünden iplikler yaratabilecek kaç dokumacı vardı ki zaten?

Sunny buna artık emindi.

Peki, bu tam olarak ne anlama geliyordu?

"Eğer o ucube gerçekten Haliç Anahtarı’nı yarattıysa..."

Bu durum Sunny’nin gerçekten de Altı Bela’dan birinin bedeninde olduğunu mu kanıtlıyordu? Eğer öyleyse, bu durum grup için işleri kolaylaştırırdı. Sonuçta bir düşman çoktan saf dışı kalmış demekti. Hatta sadece bir tane bile olmayabilirdi... Ya grubun her bir üyesi bu güçlü yozlaşmışların bedenlerine gönderildiyse?

Aslında bu korkunç bir düşünceydi. Çünkü Altı Bela ile uğraşmak zorunda kalmamak harika olsa da, diğer üyelerin doğrudan yozlaşmanın kalbine, Verge şehrine gönderildiği anlamına geliyordu. Sunny’nin bildiği kadarıyla, Deli Prens yozlaşmış şampiyonlar arasında geleceğin uzak köşelerine seyahat eden tek kişiydi.

Kabus Büyüsü, sınavını hazırlarken herhalde bu kadar adaletsiz davranmamıştı.

Yine de Sunny gerçekten de gelecekteki o ucubenin rolünü üstlendiyse, Teselli Günahı’ndaki ani değişimi de bir nebze açıklayabilirdi.

Kabus’un başlangıcında kılıç tayfı neden birdenbire bu kadar canlı ve gerçek görünmeye başlamıştı? Neredeyse gerçeğinden ayırt edilemiyordu.

Acaba bunun sebebi Sunny’nin Deli Prens’ten sadece bir değil, iki şey miras alması mıydı? Biri Haliç Anahtarı, diğeri ise Teselli Günahı’ydı.

Ya Kabus’ta onu karşılayan kılıç tayfı da, tıpkı Haliç Anahtarı gibi gelecekten geldiyse? Ya Teselli Günahı, onun yozlaşmasına kadar yanındaydıysa ve sonra Tanrı bilir ne kadar vakit boyunca Büyük Nehir’de terör estirdiyse? O delinin dokuma yeteneğinin Sunny’ninkinden ne kadar üstün olduğu düşünülürse, aradan en az birkaç yüz yıl geçmiş olmalıydı.

Ve sonra tuhaf bir anomali veya karanlık bir plan aracılığıyla, yozlaşmış efendisinden genç versiyonuna devredilmişti.

Hayalet, o ucubenin kalıntısının göründüğü rüyaya müdahale ederek Deli Prens’i tanıdığını ağzından kaçırmıştı. Sebebi bu muydu?

Sunny kaşlarını çattı.

Yeşim kılıcı gölgelerine yedirme fikri artık o kadar da saçma gelmiyordu.

"Bekleyip göreceğim."

Sunny, güvensiz ve tetikte bir ifadeyle Teselli Günahı’na dik dik baktı.

Kılıç tayfı da aynı şekilde ona bakarken sırıttı.

"Bak hele, bir şeyleri çözmeye başlamışsın. Ah... Kendini akıllı sanan bir budaladan daha komik bir manzara yoktur herhalde. Sen de katılmaz mısın?"

Sunny yüzünü ekşitti ve sessiz kaldı. Bu bir itiraf mıydı? Yoksa sadece bir alay mı?

Dişlerini sıktı; bunu anlamanın hiçbir yolu olmadığını biliyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.