Sunny, karşısındaki kör kıza tuhaf bir ifadeyle bakarken bir süre sessiz kaldı.
“Dokuzlar’dan... Aletheia mı?”
Bu isim kulağına hiç de yabancı gelmiyordu. Çok uzun zaman önce, benzer bir isme sahip biriyle tanışmıştı. İlk Kabusu’ndaki o genç Uyanmış kılıç ustası; Kahraman diye seslendiği kişi... Büyü ona Dokuzlar’dan Auro demişti.
Bu sadece bir tesadüf müydü, yoksa daha derin bir anlamı mı vardı?
Sunny kaşlarını çattı.
O Kahraman hakkında gerçekte ne biliyordu ki?
Pek bir şey bildiği söylenemezdi. Kahraman, Felaket Savaşı başlamadan hemen önce, Altın Çağ’ın alacakaranlık döneminde yaşamıştı. Savaş Tanrısı’na tapan ve pek çok toprağı diz çöktüren yayılmacı bir imparatorluğun askeriydi. Hatırı sayılır bir beceriye sahip bir savaşçıydı ve henüz o genç yaşında çoktan uyanmıştı...
Sunny, Büyü’nün yardımı olmadan uyanmanın ne kadar vakit aldığını artık bildiği için, bu gerçek şimdi gözüne çok daha etkileyici görünüyordu.
Ancak Sunny, Dokuzlar’dan Auro’nun sıradan biri olmadığını en başından beri sezmişti. Sadece yeteneği ya da dehası yüzünden değil; Kabus’taki onca insan arasından adı Büyü tarafından hatırlanan tek kişi oydu.
Sırf bu bile Sunny’e Auro’nun özel biri olduğunu kanıtlamaya yetiyordu. Büyü, Sunny’nin İlk Kabus’taki performansını görkemli olarak nitelendirmişti; bu da olayların doğal akışını büyük ölçüde değiştirdiği anlamına geliyordu.
Eğer Sunny o isimsiz tapınak kölesinin yerini almasaydı, Auro’ya ne olacaktı? Muhtemelen köle ölecek, genç kılıç ustası ise hayatta kalacaktı. Yaşamaya devam edip o dağ geçidinden kurtulsaydı... Gelecekte onu nasıl bir kader bekleyecekti?
Ve bir ayrıntı daha vardı...
“Beni öldürmeyi haklı çıkarmak için ne demişti?”
O kader tayin edici karşılaşmalarından hemen önce, Auro tuhaf bir şey söylemişti. Eğer hayatı sadece kendisine ait olsaydı, Sunny’nin kaçmasına izin vermek için Dağ Kralı’yla seve seve yüzleşeceğinden bahsetmişti. Ama hayatı sadece kendisinin değildi, çünkü genç kılıç ustası... tarif edilemez derecede ağır bir görevi yerine getireceğine dair yemin etmişti. Bu yüzden ölmesine izin veremezdi.
Auro’nun bahsettiği o görev neydi?
Ve neden Dokuzlar’dan bir başka kişinin ismi Arayıcı Kulesi’nin kaidesine kazınmıştı?
Kimdi bu Dokuzlar?
Sunny derin bir nefes alıp Cassie’ye baktı.
“Sence bu ne anlama geliyor?”
Kör kız bir an sessiz kaldı.
“Aletheia, bu adada yaşamış olan Arayıcı’nın ismi olmalı. Görünüşe göre büyü sanatında oldukça ustaymış. Bunun ötesinde bir şey söylemek zor.”
Sunny içini çekti.
“Dokuzlar hakkında hiç bir şey duydun mu?”
Aslında olumlu bir yanıt beklemiyordu ama Cassie şaşırtıcı bir şekilde tereddütle başını salladı.
“Duymuş olabilirim. Yanlış hatırlamıyorsam, Nephis bir keresinde aynı unvana sahip biriyle karşılaştığından bahsetmişti.”
Sunny gözlerini kırpıştırdı.
“Ha?”
Neph, Dokuzlar’dan biriyle nasıl karşılaşabilirdi ki?
“İkinci Kabusu’nda olmalı.”
Eğer durum buysa, bu Dokuzlar’ın pek çok Kabus’ta mantar gibi türeme huyu var demekti. Kimdi bu adamlar?
Ya da daha doğrusu, kimlerdi?
Sunny başını iki yana sallayarak, karşılaştığı kişi hakkında Nephis’e soru sormayı aklının bir köşesine not etti ve dikkatini tekrar kuleye verdi.
“Pekala. Yani bu Aletheia, Rüzgar Çiçeği’nin efendisiydi ve kuleyi korumak için güçlü bir büyüleme bıraktı...”
Cassie hafifçe başını salladı.
“Ada o zamanlar Rüzgar Çiçeği olarak anılmıyor olabilir. Bu sadece bugünkü Düşmüş Lütuf halkının verdiği bir isim. Arayıcı burada yaşarken muhtemelen Aletheia’nın Adası ya da ona benzer bir şey deniyordu.”
Sunny omuz silkti.
“Her neyse. Sonuç olarak... bu büyülemeyi nasıl bozarız?”
Birkaç saniye düşündükten sonra ekledi:
“Bazı rünleri yok etmek işe yarar mı?”
Cassie bir süre sessizliğini korudu.
“Herhangi bir rün değil. Ama kilit olanlar kazınırsa, büyüleme çökecektir. Yok etmemiz gerekenleri tespit edebilirim...”
Sunny kaşını kaldırdı.
“Bu tuhaf büyülemeyi çözemediğini söylediğini sanıyordum.”
Kör kız gülümsedi.
“Doğru. Onu yeniden oluşturamazdım... ama bozmak, yapmaktan çok daha kolaydır. Yine de hemen umutlanma. Rünler derine kazınmış ve kesinlikle korunmaları için önlemler alınmıştır. Onları silmek için uçurumun tüm yamacını parçalamamız gerekecek.”
Sunny hafifçe güldü.
“O işi bana bırak. Belki kılıcımın tek bir şlakk sesiyle bir dağı deviremem ama bir iki uçurumu patlatmak sorun olmaz.”
Cassie onaylayarak sustu ve büyülemenin anahtar rünlerini tespit etmeye odaklandı. Sunny ise bu sırada siyah uçurumu inceledi.
Epey zaman geçti. Adanın uzak tarafında Nephis, Jet ve Effie kayalıkların arasına gizlenmiş, yemeklerini paylaşıyorlardı. Sunny onları gölgesi aracılığıyla izliyor, konuşmalarının sakin akışını dinliyordu. Neph elinde Rehber Işık’ı tutuyor, onun Düşmüş Lütuf’un kayıp tapınağında nasıl bulunduğunu anlatıyordu.
Sonunda Cassie işini bitirdi. İkili, siyah uçurumun etrafında gizlice ilerleyerek en savunmasız rün dizisinin bulunduğu noktaya ulaştı.
“İşte orada. O bölümü yok et.”
Sunny’nin vurması gereken yeri işaret etti ama Sunny başını salladı.
“Henüz değil.”
Biraz daha beklemeleri gerekiyordu.
Yaklaşık bir saat sonra Sunny derin bir nefes alıp ayağa kalktı. Elinin etrafında kızıl kıvılcımlardan oluşan bir hortum dans ederek siyah bir yaya dönüştü. Yayı kaldırdı ve kirişi kavradı.
Aynı anda, sisin dışındaki bir yerlerde, yedi güneş Büyük Nehir’e gömülüyordu. Alacakaranlık çökmüştü.
Alacakaranlık Tacı ruhunu bir öz seline açarken, Sunny yayı gerdi ve en güçlü becerisi olan Ölüm Taciri’ni etkinleştirdi. Normalde bunu arka arkaya birkaç kereden fazla kullanamazdı; öz rezervleri üzerindeki baskı çok büyüktü.
Ama şu an bunun bir önemi yoktu.
Kirişi bıraktığında siyah bir ok havayı yararak süzüldü. Sunny, tek bir saniye bile kaybetmeden homurdanarak yayı tekrar gerdi. İkinci ve üçüncü oklar, ilki henüz hedefe varmadan karanlığın içinde iz bıraktı.
Ardından, Rüzgar Çiçeği’nin sessizliği, parçalanan taşların sağır edici kükreyişiyle aniden infilak etti. Sanki dünyayı sarsan gök gürültüleriyle öfkeli bir fırtına kopmuştu.
Siyah oklar uçurumun yüzeyine ardı ardına çarptı... bir, iki, üç, on. Bu darbelerin şiddeti ne kadar korkunç olsa da, aşınmış siyah kaya direniyordu.
Bir süreliğine.
Yüzeyde yavaş yavaş ince bir çatlak ağı belirdi. Sonra çatlaklar genişledi. Kısa süre sonra, parçalanmış taş kıymıkları havaya fırladı.
Sonunda uçurumun yan tarafı patlayarak çöktü; tonlarca siyah kaya, geniş hendeğin hırçın sularına gömüldü.
Sunny yayını indirdi ve tamamen tükenmiş bir halde hafifçe sendeleyerek durdu. Nefes nefeseydi.
Yanındaki Cassie, heyecanla narin yumruklarını sıktı.
“İşe... işe yaradı! Büyüleme bozuluyor!”
Sunny bir an duraksadı.
“Evet... görebiliyorum. Kahretsin.”
Ses tonunda en ufak bir heyecan kırıntısı yoktu.
Orada, köprünün üzerinde... daha önce kımıldamadan duran o dehşet verici ucube sürüsü şimdiden harekete geçmeye başlamıştı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.