Büyü örgüsünün hipnotize edici deseni, önündeki karanlıkta uzanıyordu. Sayısız ruhani ışık ipliği, ışıl ışıl bir merkez etrafında toplanmış; muazzam ama karmaşık görünen bir desen oluşturacak şekilde birbirine geçmişti.
Bir zamanlar bu desenler Sunny için tam bir muammaydı. Ancak hâlâ gizemli ve belirsiz olsalar da artık bu göz kamaştırıcı, baş döndürücü dizilimlerin altında yatan zarif yapıyı seçebiliyordu.
Ayrıca örgünün çeşitli unsurlarının ne amaca hizmet ettiğini de çok daha net hissedebiliyordu.
Şafak Parçası’nın büyü örgüsü şimdiye kadar gördüğü en karmaşık yapı değildi... ama çoğu örnekten daha çetrefilliydi. Tüm hatıraların sahip olduğu temel efsunları ve Parça Hatıraları’na has özel nitelikleri ayıkladıktan sonra bile, geriye kalan ruhani sicim deryası oldukça dolambaçlı ve ürkütücüydü.
Neyse ki amacı örgüyü sıfırdan yaratmak değildi. İşlevini değiştirmeye de niyeti yoktu... sadece kapasitesini ve dayanıklılığını artıracaktı.
Bir de mevcut olanın yerine yeni, çok daha kudretli bir merkez nakledecekti.
İç çekerken Açgözlü Kasa’yı çağırdı ve içinden parlak, büyük bir kristal çıkardı. Parlak metal halka ile Kara Kaplumbağa’nın bağırsaklarından söktüğü Yüce ruh şarda yan yana geldiğinde ortaya komik bir görüntü çıkıyordu; ruh şarda Şafak Tacı’ndan çok daha büyüktü ama bir şekilde onun içine hapsedilmesi gerekiyordu.
Ancak bu bir engel değildi. Örgüler fiziksel anlamda var olmazdı zaten. Tıpkı ruhlar gibi onlar da tamamen farklı bir varoluş düzleminde yer alırdı.
Sunny, görünmez gölge özü ipliğine asıldı. Aynı anda, ellerinden birinde hafif altın rengi bir parıltıyla parlayan bir iğne belirdi.
Derin bir nefes aldı.
Sakin ol...
Süreç istikrarlı ilerlemeliydi. Ama yavaş olamazdı; Sunny yeni merkezi nakletmeden önce orijinal olanı çıkarmak zorundaydı. O parça yerinden çıktığı an örgü dağılmaya başlayacaktı. Bu yüzden en önemli ipliklerin çoğunu hızla geri bağlamalı, geri kalanını ise daha da hızlı halletmeliydi.
Büyücülük öğrenmek için yıllarını, bu an için ise dur durak bilmeden hazırlanarak iki haftasını harcamıştı... fakat sonuç on dakikadan kısa bir sürede belli olacaktı. Eğer başarırsa, ekip Kabus’ta hayatta kalmalarına yardımcı olacak güçlü bir araca sahip olacaktı. Başaramazsa...
Şafak Parçası yok olacak ve Sunny, dehşet verici bir öfke içindeki Değişen Yıldız’a hesap vermek zorunda kalacaktı.
Beni öldürmez herhalde... değil mi? Yine de ne olur ne olmaz, başarısız olmasam iyi olur.
"Tabii ki başarısız olacaksın. Ne zaman olmadın ki?"
Teselli Günahı, süreci aşağılayıcı bir ifadeyle izliyordu. Sunny işine o kadar odaklanmıştı ki gardını indirmişti... sonuç olarak bu iğneleyici söz, bir kez olsun gerçekten canını yaktı.
Aslında dürüst olmak gerekirse her zaman canını biraz yakardı. Ama bu sefer göğsünde acı bir öfke kabardı.
Sakinleş!
Sırıtan hayale karanlık bir bakış fırlatan Sunny, beş gölgesinin hepsini bedenine sardı ve Alacakaranlık Tacı’nı çağırdı.
Güneşin ilk ışıkları ufuktan fışkırdığı anda derin bir nefes aldı ve gölge ellerinden birini büyü örgüsünün ruhani desenine daldırdı. Pençeli parmakları parlayan merkezin etrafını sardı... ve sonra onu ezerek sayısız ipliğin dayanak noktasını paramparça etti.
Benden önce birinin nasıl dokumacı olabildiğini merak ediyorum doğrusu...
Sunny, ruhani sicimleri sadece görmekle kalmayıp onlara dokunabilmesini sağlayan şeyin Kemik Örgüsü olduğundan aşağı yukarı emindi. Dokumacı’nın bir damla kanını içince gözleri, Kader İblisi’nin fildişi parmağını yutunca da parmakları değişmişti. Görünürde bu değişim onları sadece daha hassas kılmıştı...
Ama Sunny bunun çok daha derin bir anlamı olduğunu hissediyordu.
Kim bilir? Belki bir gün bizzat kaderin ipliklerini de okşayabilirdi...
Işıldayan örgü tamamen dağılmadan önce, diğer eliyle merkeze Yüce ruh şardını yerleştirdi. Orijinal merkezi ezen eli çoktan geri çekiliyor, çekilirken en önemli ipliği yakalıyordu. Üç el daha ileri atılarak aynısını yaptı.
Dokumacı’nın iğnesini tutan son eli –kendi sol insan eli– en önemlisiydi. Diğerlerinin tek amacı örgünün bozulmasını geciktirmekken, bu el hasarı gerçekten onarmak içindi.
İlk ruhani ipliği parlayan iğneye geçiren Sunny, onu merkeze bağladı. Sonra bir başkasını... ve bir başkasını...
Daha hızlı!
Beş eli birden dans ederek ölmekte olan örgüyü kendi iradesine boyun eğmeye zorluyordu. Onu dağılmaktan koruyor, çöküşün eşiğinden çekip alıyordu. Yeni merkezin, onu yerinde tutmaya yetecek kadar iplikle bağlandığı o hassas anda altıncı eli de onlara katıldı.
Hangi çılgınlık bana sadece beş parmağın yeterli olduğunu düşündürdü?! Lanet olsun! Daha fazlasına sahip olmayı öğrenmeliydim!
Zaman yavaşlamış gibiydi. Sunny, en azılı savaşlarda hissettiği o adrenalin patlamasını yaşıyordu; algısı belli belirsiz değişmiş, dünyayı net ve keskin bir hale getirmişti. Karanlık gözlerinin derinliklerinde altın kıvılcımlar parıldıyordu.
Bir an için her şey pamuk ipliğine bağlıydı. Tek bir yanlış hareket, en ufak bir hata örgüyü geri dönülmez bir noktaya sürükleyebilirdi. Ancak Sunny hiçbir hata yapmadı. Her hareketi kusursuzca icra etti. O kadar odaklanmıştı ki görme yetisi ve parmaklarının arasından kayıp giden somut olmayan ipliklerin dokunuşu dışındaki tüm duyuları yok olmuştu.
Nihayet, hem bir an hem de bir sonsuzluk gibi gelen o hassas an geçti. Örgünün ana yapısı yeni merkeze bağlanarak dengesi sağlandı.
Güzel...
Sunny’nin elleri son birkaç ipliği de parlayan kora bağlamaya devam ederken, zihni çoktan bir sonraki göreve kaymıştı.
Değişikliğin ilk adımı tamamlanmıştı ama sonuç hâlâ belirsizdi. Bir sonraki aşama başarılı olup olmayacağını belirleyecekti ve bu kısım ona biraz daha hareket alanı tanısa da en az ilki kadar zordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.