Yaralı Çiçekler

Sunny, Nephis’in iyileştirici dokunuşunu bir kez daha üzerinde hissetti. Vücuduna yayılan huzur verici bir sıcaklık, sabah dalgalarının kıyıyı temizlemesi gibi tüm acısını söküp attı.

Bu rahatlama sarhoş ediciydi, yoğunluğuyla neredeyse adamın aklını başından alacaktı.

Yine de hissettiği bu hazza karanlık bir gölge düşüyordu; kaçındığı her acının aynısını, belki de daha fazlasını şimdi Nephis’in kendi ruhunda taşıdığını biliyordu. Genç kızın yeteneğinin doğası böyleydi; başkalarının acısını kendi içine çekmek zorundaydı.

Ellerindeki beyaz ışık yavaşça sönüp kaybolurken Nephis, Sunny'nin suretini nazikçe tutup dengesini bulmasını sağladı; ardından gözlerini masada oturan gerçek Sunny’ye dikti.

Yüzü bir anlığına bulutlansa da hemen ardından ciddi ve tavizsiz bir ifadeye büründü.

"Aramızda artık gizli saklı bir şey kalmayacak."

Sunny başını hafifçe yana yatırıp hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi davrandı. "Efendim?"

Nephis, Sunny’nin suretini omzuna hafifçe vurarak serbest bıraktı ve zarafetle ayağa kalkıp sandalyesine döndü. Ballı şarapla dolu kristal kadehi eline alıp derin bir yudum çekti, ardından kadehi masaya büyük bir özenle bıraktı.

"Beni acıdan korumaya çalışma alışkanlığından vazgeçmelisin. Buna bir son vermen gerekiyor."

Öne doğru eğildi, gözlerindeki bakışlar keskinleşmişti. "Rolleri değişseydik, seni yaralı ve acı içinde görseydim, bana birazcık rahatsızlık verecek diye sana yardım etmekten çekinir miydim sanıyorsun?"

Sunny hiç duraksamadan, "Elbette hayır," diye yanıtladı. "Seni acı çekerken görmek, her türlü fiziksel acıdan çok daha beter olurdu."

"İşte tam olarak bu yüzden." Nephis’in sesi yumuşadı. "Bana sana yardım etme fırsatını çok görme... Lütfen."

Sunny uzun bir an sessiz kaldıktan sonra yüzünde oyuncu bir gülümsemeyle suretini ortadan kaldırdı. "Aman tanrım... Bu bana değer verdiğinizi itiraf etme şekliniz mi acaba, Leydi Nephis?"

Genç kız gözlerini devirdi ama bu hareketinde derin bir sevgi gizliydi.

"Gerçekten... Etrafım neden hep böyle imkansız insanlarla dolu?" Derin bir iç çekti. "Sen de Cassie de aynısınız. Kızın her şeyi tek başına sırtlanmak gibi çıldırtıcı bir huyu var, bana narin bir cam parçasıymışım gibi davranıyor. Dört yıl boyunca kendi içine çekilişini, yükünü tek bir kez bile paylaşmayışını izledim..."

Sunny’nin gözleri, haklı çıkmanın verdiği sevinçle parıldadı. Cassie’nin onları dinliyor olabileceğini bilmesine rağmen bu dert ortaklığı fırsatını kaçıramazdı. "Kesinlikle! Her şeyi içine atıp kilitlemesi insanı deli ediyor. Üstelik çok önemli şeyleri! Yıllar boyunca!"

Tabii ki işin aslını biliyordu; Cassie’nin insanlardan uzaklaşmasının nedeni, başkalarının onun sözlerini unutmasına yol açan lanet ve gördüğü vizyonların korkunç birer kehanete dönüşmesini izlemekten doğan o ketum yapısıydı. Sunny’nin kendisi de bu travmada azımsanmayacak bir rol oynamıştı.

Yine de insan, kendisini anlayan biriyle ortak bir dost hakkında tatlı tatlı dertleşme fırsatını nasıl geri tepebilirdi ki?

Nephis’in gözlerinde de benzer bir sitemin kıvılcımları parladı. "Üstelik senin Gölgelerin Efendisi olduğunu bile benden sakladı! İnanabiliyor musun?"

Sunny hak vermek için ağzını açtı ama hemen ardından durumu toparlamak için yapmacık bir şekilde öksürdü. "Şey... O konuyu gizli tutmasını aslında ben istemiştim..."

Nephis gücenmiş gibi yapmaya çalışsa da kendini tutamayıp kahkahayı bastı. "Ah, farkındayım zaten."

Ardından meraklı gözlerle genç adama baktı, sanki bir şey sormak istiyor gibiydi. Fakat dilinin ucuna gelen her neyse, söylenmeden kaldı.

Sunny, Cassie ile olan geçmişine dair istemeden de olsa normalden fazla açık verdiğini fark etti. Nephis de bunu sezmiş olmalıydı ama üzerine gitmemeyi tercih etti.

Şimdiye kadar aralarındaki o gizemli bağı çoktan hissetmiş olmalıydı. Yine de belki de Hisar’daki konuşmalarını hatırladığından, ortak geçmişlerine dair asla açıklamalar talep etmiyordu.

Sunny onun bu anlayışlı tavrı karşısında minnet duydu; zira istese bile anlatamayacağını biliyordu.

...Yine de içten içe, genç kızın sormasını ölesiye isteyen bir tarafı vardı.

Nephis bir süre daha onun yüzünü inceledikten sonra arkasına yaslanıp düşünceli bir mırıltı çıkardı. Ardından bakışları yeniden keskinleşti.

"Şimdi gelelim şu Gölge Diyarı’ndaki kalbe saplanan ok meselesine..."

Ses tonu tehlikeli bir hal aldı.

"Tam olarak kiminle hesaplaşmam gerekiyor?"

Sunny yaşadıklarını dikkatle aktardı; Revel ile olan savaşı sırasında farkına vardığı şeyleri, sonrasında yaptığı deneyleri ve Gölge Diyarı’na gerçekleştirdiği yolculuğu anlattı. Anlatması beklediğinden uzun sürmüştü çünkü unutma lanetini tetikleyecek bazı konulardan dikkatle kaçınması gerekiyordu.

Hikayesi bittiğinde, büyük bir hevesle son icatlarını sergilemeye başladı. "Bu Yeşil Matara," diyerek zarif bir kabı havaya kaldırdı. "Boyutsal bir depo büyüsü taşıyor ama kendine has özellikleri var. Ağırlığı dengeleme yeteneğinin yanı sıra içine bir arındırma efsunu dokudum. Tuzlu suyu bile arıtabiliyor, gerçi bu biraz zaman alıyor. En zor kısmı temiz su, kirli su ve ayrıştırılan tortular için farklı hazneler tasarlamaktı..."

Nephis’in yüzündeki eğlenen ifadeyi fark edince sustu.

"Ne oldu?"

Genç kız sevgiyle başını salladı. "Sadece senin bambaşka bir yönünü görüyorum. Seni daha önce hiçbir konuda bu kadar heyecanlı ve hayat dolu görmemiştim."

Sunny’nin gözleri kızın dudaklarına kaydı, belki de olması gerekenden bir kalp atışı kadar daha uzun süre orada takılı kaldı.

"Beni bundan çok daha fazla heyecanlandıracak en az bir şey daha düşünebiliyorum."

Nephis hafifçe kızararak güldü. "Ah evet... O konudaki... hevesinin farkındayım."

Sunny bir anlığına şaşırıp gözlerini kırpıştırdı, ardından hemen kendini toparladı.

"Şey, ikimiz birbirimizden oldukça farklıyız."

"Nasıl yani?" diye sordu genç kız, içten bir merakla.

Sunny elindeki matarayı evirip çevirirken kelimelerini dikkatle seçti.

"Sen bir savaşçının mirasıyla doğdun, babanın kılıç yeteneğini devraldın. Bu senin hem tutkun hem de alınyazısı. Bense... Ben sadece mecbur olduğum için savaşmayı öğrendiim. Evet, bu konuda ustalaştım ama kendi halime bırakılsaydım ne yapardım? Muhtemelen bir köşede sakin bir büyü dükkanı işletir, efsun teorileri üzerine tezler yazar ya da küçük bir çay ocağı açardım."

Bu sözler genç kızı şaşırtmış gibiydi. "Gerçekten mi?"

Gözlerinde yine sorulmamış sorular belirdi ama kendini tuttu.

Sunny bu tuhaf anı hafifletmek için başını salladı. "Kesinlikle. Yaradılışım gereği cesur ya da soylu biri değilim. Benim gerçek doğam yarı tüccar, yarı keyif düşkünüdür; içine de birazcık huysuzluk sosu eklenmiştir."

Nephis’in dudaklarında yumuşak bir tebessüm belirdi. "O zaman düşündüğümden çok daha sıra dışı birisin, Usta Sunless. Kendi doğana karşı savaşarak bugünkü haline gelmek çok daha büyük bir güç gerektirir."

Hafifçe içini çekti. "Bu durum neredeyse kendi yolumu sorgulamama sebep oluyor. Dediğin gibi, benim kılıç ustalığım sadece bir mirastan ibaret."

Sunny bu sözler üzerine gerildi.

'Miras...'

Onunla bu anın içinde kalmayı ne kadar çok istese de çözülmesi gereken daha acil meseleler vardı.

Yeşil Matara'yı ortadan kaldırdı ve dikkatli bir ses tonuyla konuştu. "Miras demişken... Yakında Cassie ile konuşmalısın. Çok önemli bir şey keşfettik. Sadece ve sadece senin işine yarayacak, paha biçilemez bir şey."

İçinden ise şunu ekledi: 'Sonsuza dek unuttuğun şeyleri hatırlamana yardım edebilecek bir şey...'

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.