Yangın Düşleri

Bir süre sonra Sunny, Harika Taklitçi'nin bodrumuna inen merdivenlerden tek başına adımladı. Yüzünde uzaklara dalıp gitmiş bir ifade vardı; ellerinde ise gümüşten, zarif bir uzun kılıç taşıyordu.

Atölyeye adım attığında zifiri karanlığa bürünmüş geniş alana göz gezdirdi. Daha önce burada gölgeler mutlak bir hakimiyet sürerdi; ancak şimdi yüksek fırının içinde bembeyaz alevler gururla parıldıyordu. Yaydıkları berrak ışık karanlığı geriye püskürtüyor, onu daralttıkça daha da koyulaşmaya zorluyordu.

Sunny fırına bakıp derin bir iç çekti.

Sistem şimdiden geri dönülemez bir hasarın sinyallerini veriyordu. Değişen Yıldız'ın alevleri fazlasıyla vahşiydi; dokundukları her şeyi yakıp yıkıyorlardı. Mistik malzemelerden dövülmüş olsalar bile, ne fırınlar ne de potalar bu ateşi uzun süre bünyesinde barındırabilirdi.

Demek ki bugünden sonra demirhanenin büyük bölümünü sil baştan yenilemesi gerekecekti.

Üzücüydü elbette; neticede bu ekipmanı tedarik etmek hem epey cebe dokunmuş hem de akla karayı seçtirmişti. Yine de kaçınılmaz bir durumdu. Sunny'nin gücü arttıkça, kullanmak zorunda kaldığı büyü bileşenlerinin tesiri de katlanıyordu. Bugün olmasa bile eninde sonunda bu ocağı baştan aşağı yenilemek zorunda kalacaktı.

Fırına biraz daha yakıt besledikten sonra örse doğru ilerledi. Örs yeniydi, ölü bir tanrının kemik kıymığından kabaca yontulmuştu. Rüyalar Kılıcı'nı sert yüzeye bırakıp üzerindeki deseni incelemeye koyuldu.

Gümüş uzun kılıcın büyü dokuması nispeten sade ama son derece estetikti. Nereden bakılırsa bakılsın olağanüstü bir Hatıra'ydı... Aksi takdirde, mütevazı Kademesi ve Seviyesine rağmen Nephis'e bu kadar uzun süre hizmet edemezdi.

Tabii ki Sunny runeleri çağırıp Büyü vasıtasıyla detayları okuyamazdı. Hatta büyü dokumasını değiştirmeden Hatıra'yı Nephis'ten teslim alması bile imkansızdı. Ama bunu yapmamıştı, çünkü böyle bir müdahale yapmaya çalıştığı şeyin tüm amacını baltalardı.

Yine de gümüş bıçağın runelerinde ne yazdığını sökmesi hiç de zor değildi. Sonuçta sayısız Hatıra'nın dokusuna miktar miktar isimler ve açıklamalar ilmiklemişti. Bu kavramları ifade eden iplikçikleri bulup ethereal desenleri bildiği runelere çevirmek onun için çocuk oyuncağıydı.

Sunny dokumayı dikkatle süzdü.

Hatıra: Rüyalar Kılıcı.

Hatıra Kademesi: Uykuda.

Hatıra Türü: Silah.

Hatıra Açıklaması: [...Karanlıkta kaybolmuş yalnız bir ruh, bir zamanlar ateşi düşlemişti.]

Dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi. Hepsi bu kadardı. Ne Seviyesine dair bir ibare vardı ne efsunlarının listesi ne de bu efsunların ne işe yaradığına dair bir açıklama. Uyanmış olanların büyük çoğunluğu Hatıra'larını işte böyle görürdü.

Sunny'nin gözlerinin önüne daha fazla runenin serilmesi, tamamen Kan Dokusu'nu elde etmiş olmasından kaynaklanıyordu. Büyü aslında sadece onun dokuyu inceleyerek kendi kendine çözebileceği şeyleri tercüme ediyordu. Geri kalan Uyanmışlar ya deneme yanılma yoluyla Hatıra'larının gerçek potansiyelini keşfetmek ya da profesyonel ekspertizlerin kapısını çalmak zorundaydı.

"Beni ne büyük masraftan kurtarmış zamanında..."

Rüyalar Kılıcı'nın açıklamasına son bir kez daha göz attı. Ethereal iplikçiklerin oluşturduğu desenden süzülen runeler, her zamanki gibi muğlaktı. Karanlıkta kaybolmuş yalnız bir ruhun bir zamanlar ateşi düşlediği anlamına gelebileceği gibi, belki de sadece biraz sıcaklığa duyulan hasreti simgeliyordu.

Hatta bu açıklama şöyle de okunabilirdi:

[Aboşlukta mühürlenmiş, terk edilmiş bir ruh sıcaklığı arzuladı.]

Karanlık, boşluk. Düşlemek, hasret çekmek. Ateş, sıcaklık. Ve arzu.

...Şimdi bildiği şeyleri düşününce, bu ifadeler insana biraz tekinsiz geliyordu.

Kafasını sallayıp runeleri oluşturan ethereal iplikçiklerden gözlerini ayırdı. Bunun yerine Rüyalar Kılıcı'nın kendi büyü dokusuna odaklandı.

Kılıcın tek efsunu oldukça çetrefilli bir yapıya sahipti ama işlevi basitti. Kullanıcıya ruh saldırılarına karşı bir direnç sağlıyordu; bu kadar düşük Kademeli bir Hatıra için böylesi bir koruma sunmak inanılmaz bir başarıydı.

Sunny, ışıldayan büyü dokusunun karmaşık ve zarif tasarımını takdirle süzdü. Ardından derin bir nefes alıp yumruğunu havaya kaldırdı.

Yumruğunu gümüş bıçağın üzerine sertçe indirdi ve onu tek hamlede sayısız parçaya böldü.

Fildişi Adası tepeden tırnağa gün ışığına batmıştı. Ilık bir rüzgar, Umut Kulesi'nin lekesiz beyazlıktaki duvarlarını okşuyor, gölün yüzeyinde tatlı dalgalanmalar yaratıyor ve kadim korudaki yaprakların huzur dolu hışırtısını çevreye yayıyordu.

Nephis adanın ucunda dikilmiş, ciddiyetini koruyan bir ifadeyle uzakları seyrediyordu. Bir süre sonra arkasından yaklaşan hafif ayak seslerini ve hemen ardından o tanıdık sesi duydu.

"Ne düşünüyorsun?"

Arkasına döndü. Birkaç adım ötede duran, soluk tenli, kuzgun karası saçlı ve gölgelerden örülmüş giysiler içindeki yakışıklı genç adama baktı.

"...Tanrımezarı'nı."

Genç adam kaşlarından birini kaldırdı; kömür karası gözlerinde meraklı bir parıltı çaktı.

"Nolmuş oraya?"

Nephis bakışlarını kaçırıp ufku izlemeye devam etti.

Biraz bekledikten sonra pürüzsüz bir tonla konuştu:

"Bazıları Tanrımezarı'nın bir tanrıdan artakalanlar olduğuna inanıyor. Ama bence yanılıyorlar... Ya da daha doğrusu, doğru sonuca yanlış yoldan varıyorlar."

Sunny gülümsedi.

"Nasıl yani?"

Nephis başını kaldırdı.

"...Tepemizdeki gökyüzü, bir tanrıdan geriye kalan şey. Bastığımız toprak da öyle. Ama o devasa iskeletin tanrılarla hiçbir ilgisi yok... Bir tanrıya göre fazla küçük, fazla önemsiz, fazla zavallı."

Genç adam bu sözleri zihninde tarttı.

"Yani diyorsun ki, kimse tanrıların cesetlerini bulamadı... Çünkü üstünde yürüdüğümüz toprak da altında yaşadığımız gökyüzü de zaten onların kalıntıları? Dünyamız sadece Savaş Tanrısı'nın Diyarı değil, aynı zamanda onun cesedi mi?"

Nephis başıyla onayladı, gözlerinde efkar dolu bir ifade belirdi.

"Tanrılar... çok engindi, Sunny."

Sunny kıkırdadı.

"Pekala, bu durum biz insanları ölü bir tanrının etini ziyafet çekerek yiyen kurtçuklardan farksız kılıyor. Tabii daha cömert yaklaşıp Savaş Tanrısı'nın çocukları olduğumuzu da söyleyebiliriz. Sicilimizi düşünürsek 'Savaşın Çocukları' kulağa gayet uygun geliyor."

Nephis bir kez daha başını çevirdi, bu defa dudaklarında buruk bir tebessüm vardı.

Aradan geçen kısa bir sessizliğin ardından konuştu:

"Bu, hepimizin ölü bir anneden doğduğu anlamına gelir. Hepimizin yetim olduğu anlamına."

Tıpkı kendisinin bir zamanlar olduğu ve hala olduğu gibi.

Biraz duraksadı, ardından sesini hiç bozmadan ekledi:

"Bugün üç gölgen var."

Genç adam gülümsedi.

"Öyle."

Bir şey unutmuş gibi hafifçe kaşlarını çattı Nephis, kısa bir aradan sonra sordu:

"Kılıcı dövmeye ne zaman başlayacağız?"

Sunny onunla yan yana durmak için adanın kenarına kadar yürüdü. O da ufka kilitlendi.

"Başladık bile."

Sonunda Nephis bir şeyleri kavramış gibi göründü. Merakla ona baktı, bir an tereddüt ettikten sonra sordu:

"Bu bir rüya, değil mi?"

Sunny sessizce güldü.

"Evet, öyle."

Etraflarında ne bir savaş kampı vardı ne de Fildişi Adası'nın altında o devasa iskelet yatıyordu. Tepelerindeki gökyüzü de gri bulutlarla kaplı değildi.

Aksine, Fildişi Adası sakin bir okyanusun üzerinde, gökyüzünde süzülüyordu. Dünya gün ışığıyla yıkanıyor, aşağıda çarşaf gibi uzanan su, cennetin ihtişamını yansıtarak göz alıcı bir parlaklıkla ışıldıyordu. Sanki erimiş altından oluşan, nefes kesici bir ışık denizinin üzerinde uçuyor gibiydiler.

Tepelerinde, masmavi ve sonsuz gökyüzünün kucağında parıldayan yedi tane berrak güneş yanıyordu.

Bu, kızın Ruh Denizi'ne ait bir rüyaydı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.