Ki Song derin bir nefes aldı, en azından öyle yapıyormuş gibi göründü ve arkasına yaslandı.
Beşinci Kabus’u fethedecek olursak, böyle bir hırsımız olsa bile ikimiz de buna cesaret edemeyiz. Ne de olsa bir Kabus’a meydan okumak her zaman bir kumardır. Meydan okuyan kişi ya sağ döner ya da dönemez. Ölümsüz Alev hayatını riske atabilirdi çünkü o dönem dünyada onun yanında sayısız uyanmış vardı. Gardiyan ve Gecegezgini kendi hayatlarını tehlikeye atabildiler çünkü o zamanlar etrafta bolca Üstat bulunuyordu. Peki ya biz? İnsanlığın tüm yüceleri aynı anda can verirse ne olacak? Kabus Büyüsü’nün zorbalığına karşı insanlığı savunacak kimse kalmadığında ne olacak? Bu risk çok büyük ve omuzlarımızdaki sorumluluk bunu göze alamayacağımız kadar ağır.
Yüzündeki ifade hafifçe değişti.
Dahası, her Kabus bir öncekinden farklıdır. Beşincide bizi neyin beklediğine dair hiçbir bilgimiz yok. Ancak bildiğimiz bir şey var, o da burayı fethetmeyi başaran biri olsa bile ödenmesi gereken bir bedel olacağı. Kutsal bir varlık muhtemelen uyanık dünyaya hiç adım atamayacak, bu da insanları oradan çıkaracak rüya kapılarının olmayacağı anlamına geliyor. Kabus Büyüsü’nü taşıyan kutsal varlıklar iki dünya arasında yeni bir bağ kurma yeteneği kazansalar bile, tanrılaşmanın kendi doğasını da hesaba katmak gerekir. Bir tanrıya dönüşmek sadece kişinin rütbesiyle alakalı değildir.
Ki Song bir an duraksadı ve duygudan arınmış bir ses tonuyla devam etti:
Sınırları aşmış bir usta ile yüce bir varlık arasındaki fark çok büyüktür. Ancak ölümlü bir insan ile bir tanrı arasındaki fark ölçülemez. Kutsal bir varlığa dönüşmek, insanlığından geriye kalan o ufacık kırıntıları da arkanda bırakmak demektir. İnsan bir kez tanrılaştığında, düşünme şekli değişir. Hissetme şekli değişir. Varlığı değişir ve olduğu kişi de bambaşka birine dönüşür. Güç ile merhamet her zaman el ele yürümez. Kutsal bir varlığın eline insanlığın kaderi teslim edilebilir mi, kim bilir? rüyadölünün bir tanrıya dönüşme düşüncesi bile beni dehşete düşürüyor. Aynı şekilde Örs de... Ama ben en çok kendimden korkuyorum.
Kraliçe bir süre sessiz kaldı, ardından kararsız gözlerle Seishan’a baktı.
Dudakları hafifçe kıpırdadı ve taht odasında ilk kez yeni bir ses, bizzat Ki Song’un kendi sesi yankılandı.
Bu ses öyle derinden gelen, öyle büyüleyici bir sesti ki insan hiç susmamasını diliyordu.
Kızlarım yine de umurumda olacak mı? Bir insana sevgi duyabilecek miyim? Yine kendim olarak kalabilecek miyim? Yoksa bambaşka birine, daha doğrusu başka bir şeye mi dönüşeceğim? Doğası gereği tamamen ilahi, dolayısıyla insaniyetten tamamen uzak bir varlığa.
Seishan titredi.
Kraliçe’nin sözleri, Cassie’nin az önce kendi zihninde tartıp durduğu düşüncelerle ürkütücü bir şekilde örtüşüyor, ruhunda derin bir yankı uyandırıyordu.
Çünkü Cassie de kendi yönünün getirdiği güce boyun eğip benliğini yitirmekten ölümüne korkuyordu. Geçmişinin sayısız parçası zaten yitip gitmişti, bu yüzden şimdiki benliğinden daha fazlasını kaybetmekten ödü kopuyordu. Ama en çok da gelecekte dönüşeceği o kişiden korkuyordu.
Herkes ölmekten korkardı. Dönüşmek de, hele ki bir ilaha dönüşmek gibi kökten bir değişim, aslında bir nevi ölüm demekti.
Cassie derin bir nefes aldı.
Demek sonunda... İkiniz bu savaşı birbirinizi tüketmek ve bunun sonucunda tüm insanlığı birleştiren, son derece güçlü bir egemenlik alanı yaratmak için başlattınız. En azından insanlığın kurtarılmaya değer gördügünüz o kısmı için.
Ki Song omuz silkti.
Yeniden sessizliğe gömülmüştü, onun yerine yine kuklaları konuştu:
Evet. Aşağı yukarı böyle.
Cassie başını iki yana salladı.
Bunca ölüm, bunca acı... İçinizden biri sadece geri çekilip diğerinin rakipsiz bir şekilde hükmetmesine izin verseydi her şey daha kolay olmaz mıydı?
Kraliçe’nin çekici dudaklarında tuhaf bir gülümseme belirdi.
Muhtemelen öyle olurdu. Ama kendine şu soruyu sor; savaşmadan vazgeçmeye hazır olan biri, tüm dünyaya karşı dimdik ayakta durabilir mi? Mücadele etmeden boyun eğmeye razı olan biri, tüm insanlığa hükmetmeye layık mıdır? Böyle biri herhangi birini, bırak herkesi, kurtuluşa götürebilir mi? Hayır... Bir hükümdarın fıtratında teslim olmak yoktur. Bizi yüce kılan o yegane vasıf, çetin bir savaş vermeden pes etmemizi imkansız kılıyor.
Uzun bir sessizlik oldu, ardından ölü gençlerin kahkahası odada yankılandı.
Evet... Sanırım tüm sorularını cevapladım, Düşmüşlerin Şarkısı. Nasıl, bu kadarı bir takas için yeterli mi?
Cassie başını eğdi.
Fazlasıyla yeterli, kraliçem.
Ki Song keyifli bir edayla başını salladı.
Sana fazlasıyla lütuf gösterdim o halde. Karşılığında ben ne alacağım?
Cassie derin bir nefes alarak zihnini toparladı.
İşte başlıyoruz.
Ağzını açtığı an her şey çok hızlı gelişecekti. Ama en doğrusu buydu...
Hükümdarlar karşı karşıya geldiğinde güçlerinin az çok denk olması gerekiyordu. Şu anda ise Kılıç Kralı elinde çok büyük bir avantaj tutuyordu.
İçini çekti.
Pek çok sır bildiğimden bahsetmiştim, bunlardan biri özellikle çok değerli. Bana gösterdiğiniz lütfa minnettar kalarak bunu sizinle paylaşacağım.
Cassie duruşunu dikleştirdi, bir an duraksadı ve ardından kasvetli bir ses tonuyla konuştu:
Kral, Göğüs Kemiği’nin oyukları ile Batı Birinci Kaburgası arasından gizlice bir yol açtı. Askerleri yakında ormandan çıkıp Küçük Hisar Geçidi’ne arkadan saldıracak. Bu olay yarın gün bitmeden, hatta belki de daha yakın bir zamanda gerçekleşecek. Şimdi Valor benim ölmemi istediğine göre, benim hayatım da Song klanının esenliğine bağlı. Bu yüzden bilmenizi istedim.
Taht odasına ağır bir sessizlik çöktü. Seishan şaşırmış görünüyordu, gözleri hafifçe irileşmişti. Kraliçe ise istifini bozmadı.
Birkaç an sonra hafifçe öne doğru eğildi.
Birinci Kaburga’nın oyuklarına giden yolu kapatan lanetli bir tiran yok muydu oracıkta?
Cassie başını eğdi.
Vardı. Kral onu öldürdü.
Ki Song kaşını kaldırdı.
Lanetli bir tiranı, ölümü fark edilmeyecek kadar hızlı ve sessizce mi öldürdü? Ah... Ne kadar da ilginç.
Bir süre hareketsiz kaldı. Sonra gülümsedi.
Güzel. Bu durum kesinlikle işleri değiştirir...
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.