Savaşın Kırıntıları

Yıkıntıların arasında duran Kai, derin bir nefes alıp yavaşça dışarı verdi.

Sadece bu tek nefes bile güçlü bir rüzgar dalgası yaratmış, havalanan toz bulutunu etrafa yaymıştı.

Başını kaldırdığında, o bildik sevecen yeşil gözlerindeki yumuşak huzur gitmiş, yerini soğuk ve keskin bir parıltıya bırakmıştı.

Gece bir anda daha da kararmış gibiydi; rüzgar, harabelerin arasında uğuldayarak ürpertici bir melodi mırıldanıyordu.

"Hazır mısın?"

Morgan ve Valor'a bakıp başıyla kısa bir onay verdi.

Kadının al dudaklarında soluk bir gülümseme belirdi.

"Vakit kaybetmeyelim öyleyse."

Kai bakışlarını başka yöne çevirdi. Gözleri taş yığınlarını, kurumuş gölün uçsuz bucaksız düzlüğünü ve karşı kıyıda duran yanık ağaçlardan örülü çiti delip geçti. Hiçbir engel görüşünü kapatamıyor, hiçbir mesafe ona uzak kalmıyordu…

Yani, teoride böyleydi.

Gerçekte ise Kai, kilometrelerce ötedeki bir plajdaki tek bir kum tanesini seçebilecek yeteneğe sahip olmasına rağmen çok uzakları göremiyordu. Bunun tek bir basit sebebi vardı: Dünyanın eğriliği. Dünya düz değildi; bu yüzden normal şartlarda ufuk çizgisindeki eğim, yaklaşık beş kilometre ötesini gözlerden saklardı.

En azından Dünya'da işler böyle yürürdü. Fakat burada, Düşler Alemi'nde ufuk çizgisi pek kestirilemiyordu. Gökyüzünün farklı cennetlerin yamalarından oluştuğu bir dünyadan başka ne beklenebilirdi ki? Bazen ufuk beş kilometre ötedeydi. Başka yerlerde çok daha uzakta ya da belirgin şekilde daha yakındı. Hatta bazı yerlerde dünyanın hiçbir eğimi yoktu.

Yine de bu tür yerler istisnaydı; dolayısıyla Kai'nin görebileceği mesafenin genelde bir sınırı vardı.

Tabii ki ufuk çizgisini hiçe sayıp bakışlarıyla yerin en derin katmanlarını delmeyi deneyebilirdi. Ancak Uyanmış Yeteneği her şeye kadir değildi. Böyle bir şey imkansız sayılmazdı fakat çok fazla öz tüketirdi.

Üstelik ufkun ötesini görmenin çok daha basit bir yolu varken... Herkesin uygulayabileceği ama özellikle Kai için biçilmiş kaftan olan bir yol.

Yüksek bir noktadan ufka bakmak.

Bir insan ne kadar yüksekteyse, dünyanın eğriliği o kadar önemsizleşirdi. Aynı şekilde, hedef ne kadar uzunsa, uzaktan seçilmesi de o kadar kolaylaşırdı. Çok aşikar bir gerçekti bu fakat Üstün varlıkların savaşlarında bambaşka bir anlam kazanırdı.

İşte Kai'nin birazdan yapacağı şeyin bu kadar tehlikeli olmasının sebebi de buydu.

Şiddetli savaşlarla geçen bir ayın ardından, kadim harabelerde yüksek bir nokta neredeyse kalmamıştı. Her şey devrilmiş, yerle bir olmuş, taş yığınlarına dönüşmüştü... Ama Kai'nin yüksek bir kuleye tırmanmasına gerek yoktu.

Bunun yerine kendisini süzülmeye bıraktı, doğal bir akışla gece gökyüzüne doğru yükselmeye başladı.

Daha da yukarı, hep daha yukarı...

Tüm dünya ayaklarının altına serilip mehtapla yıkanan bir tuvale dönüşene dek yükseldi.

Süzülen zarafetteki karaltısı, parçalanmış ayın ışıltılı kırıntıları önünde kısa bir an siluet olarak belirdi.

Ardından Kai derin bir nefes alarak yayını kaldırdı.

Elindeki yay, Antarktika'da Yozlaşmış Tiran Kötücül Mezar Kökü'nü katlettiğinde kazandığı Beşinci Aşama bir Üstün Hafıza'ydı. Amaçlarına ulaşması için gerekenden çok daha güçlü, yüce ve ölümcül bir silahtı.

Kullanacağı oklar da en az yay kadar önemliydi. Kai'nin elinde farklı işler için biçilmiş kaftan olan çok sayıda Üstün ok vardı... Tabii ki çoğu katliam ve yıkım getirmek üzere dövülmüştü.

Hatta elinde bir tane de Yüce mertebesinde ok vardı. Ancak onu kullanmanın zamanı henüz gelmemişti.

Hakiki Burç'un harabeleri üzerinde, ay ışığına bürünmüş ve rüzgarlarla sarmalanmış halde havada asılı duran Kai, bakışlarını kadim ormanın karanlık enginliğine dikti. Onlarca kilometre ötede, düşman burkulmuş dalların siperi altında ilerliyordu. Ormanın devasa bir kısmı, Mordret'in hareketlerini gizlemek için çağırdığı yoğun bir sis perdesiyle örtülmüştü...

Fakat özellikle de Morgan kendisini doğru yöne sevk etmişken, Mordret'in Kai'den kaçmasına imkan yoktu.

'Orada.'

Prenses, nihai saldırının Kabus Yaratıkları dalgasıyla başlayacağını söylemişti. Bunlar, Mordret'in daha önce taşıyıcı olarak kullandıklarından çok daha güçlü yaratıklardı. O dehşet verici savaşlarla geçen ay boyunca hepsini gizlice, ağır ağır toplamıştı.

Kai, bu Kabus Yaratıkları kadim kalenin harabelerine ulaşmadan önce hepsinin yok edildiğinden ya da en azından ağır şekilde zayıflatıldığından emin olmalıydı.

Büyülü yayının kirişine bir ok takan Kai, kaslarını gererek oku kulağına kadar çekti. Kızıl kahve saçları rüzgarda vahşice savrulurken, yeşil gözleri soluk ay ışığında parlıyor, tiksinç ormanın karanlığına soğukça bakıyordu.

Sonra konuştu:

"Hedefini şaşma."

Dudaklarından dökülen sözcükler, mistik bir otoriteyle dolup taşan bir emirdi... Hem kendisine hem de evrenin kendisine verilen bir emir.

İçini kaplayan ani ve dehşet verici gücü hisseden Kai, kirişi serbest bıraktı.

O an kulakları sağır eden bir gök gürültüsü patladı.

Ok, karanlık gökyüzünü yırtarak inanılmaz bir hızla ileri fırladı. Gittikçe uzaklaştı; boş gölü zahmetsizce aştı, kadim ormanın üstünde süzüldü.

Ve nihayet...

Onlarca kilometre ötede, hızla ilerleyen bir Kabus Yaratığı'nın gözünü sessizce ve hiç şaşmadan delip geçti.

Bir an sonra, dünyanın temellerini sarsan devasa bir patlama meydana geldi.

Darbe noktasından düz bir hat halinde yayılan muazzam bir yangın, tiksinç ormanın birkaç kilometrekarelik alanını yutup yaktı. Sayısız ağaç küle döndü, çok daha fazlası da yıkıcı şok dalgasıyla parçalanıp devrildi. Göğe doğru yükselen devasa bir alev sütunu etrafa yayılarak ortalığı kasıp kavurdu.

Gecenin karanlığı, bu açgözlü ateşin şiddetli parıltısıyla yırtıldı.

...Onlarca kilometre ötede, yıkık kalenin üzerindeki sessiz gökyüzünde duran Kai, yarattığı yıkımı sakince izledi.

Hiçlik Prensi'nin birkaç taşıyıcısını daha tespit etmişti bile; elinde ikinci bir ok belirmeye başlamıştı.

Elbette Mordret de onu fark etmiş olmalıydı.

Sonuçta yerin bu kadar yükseğindeyken Kai'yi saklayacak bir ufuk çizgisi yoktu.

Aksine, apaçık ortadaydı ve mükemmel bir hedefti.

Üstelik kurumuş gölün uçsuz bucaksızlığı üzerinden menzilli saldırı yapabilen tek kişi kendisi değildi.

'Zamanında... bu şekilde kaç kez öldüm acaba?'

Saldırının ilk dalgasında ölmenin yazık olacağını düşündü. Bu Kabus Yaratıkları sadece bir başlangıçtı... Asıl ana yemek henüz ortaya çıkmamıştı. Morgan'ın dediğine göre Mordret bugün hem topladığı bu taşıyıcıları hem de Gece Azizleri'nin bedenlerini sırayla kullanacaktı.

Aslına bakılırsa Kai ikinci dalgada da ölmeye pek hevesli değildi. Hayatta kalmayı çok ama çok tercih ederdi. Hayatta tadını çıkaracak çok şey vardı ve henüz yapması gereken işler bitmemişti.

Hayat değerliydi.

Yine de siper almak için yere doğru dalış yapmadı.

Bunun yerine sadece ikinci oku kirişe taktı ve yayını bir kez daha gerdi.

Sesi karanlık gökyüzünde güzel ama dehşet verici bir melodi gibi yankılandı.

"...Yok ol."

Burç için verilen nihai savaş —önceki nihai savaşlar silsilesinin son halkası— bir kez daha başlamıştı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.