Kızıl ormandan elde edilen kerestelerle inşa edilmiş ahşap bir depoydu burası. Devasa boyutlardaki binanın içi tıklım tıklımdı; Kâbus Yaratığı leşleriyle dolup taşıyordu. Kimisi nispeten küçük, kimisi ise deri, kemik ve kıkırdaktan oluşmuş koca birer tepe gibi yükselen dehşet verici kalıntılardı.
Tanrımezanı artık büyük oranda kontrol altına alındığından, iki büyük ordu Kâbus Yaratıklarıyla eskisi kadar sık karşı karşıya gelmiyordu. Ölü tanrının kol kemikleri, köprücük kemikleri, göğüs kemiği ve birkaç kaburgasından oluşan yüzey alanı çoktan insanların eline geçmişti. Devasa iskeletin geri kalan kaburgaları, omurgası, leğen kemiği ve uyluk kemikleri hâlâ bakir sayılsaydı da askerlerin oralara adım atmak için pek bir sebebi yoktu.
Uçurumlara inmek için de bir gerekçeleri yoktu elbette... Ve ölü tanrının ürpertici kafatasına yaklaşmamak için ellerinden geleni yapıyor, mümkün olduğunca uzak duruyorlardı.
Her ne olursa olsun, bir zamanlar hayal bile edilemeyen şey gerçekleşmişti. Geçit vermez Dehşet Bölgesi artık büyük ölçüde insanların denetimindeydi; o uğursuz araziyi kaplayan korkunç orman ise yakılıp kül edilmiş, Uçurumlar'a süpürülmüştü.
İnsanlar artık Kâbus Yaratıklarıyla değil, en çok kendi soydaşlarıyla savaşıyordu.
Yine de Kılıç Ordusu tek tük yaratıklarla çatışmayı sürdürüyordu. Canavar Efendisi'nin köleleri bir yana, İki Geçit'teki uçurumların dibindeki küllerin arasında yaşayan ve bazen insan kanının kokusuna kapılıp yüzeye tırmanan tekinsiz yaratıklar da vardı. Bu yüzden malzeme deposu hiç boş kalmıyordu.
Depo kabaca üç bölüme ayrılmıştı: İşlenmemiş leşlerin istiflendiği zemin kat, işlenmiş malzemelerin tutulduğu engin alan ve katledilen tiksinti abidelerinin etlerinin ayıklanıp daha sonra ordu birliklerine dağıtıldığı kesimhane.
Sunny derin bir nefes aldı. Kılıç Ordusu'nun bir parçası olmanın iyi yanları da vardı. Şark Ordusu'nun kampında da benzer bir depo olduğuna şüphe yoktu ama oradaki koku herhalde katlanılmazdı. Valor Klanı ise rün büyüsündeki ustalığıyla tanınırdı; buradaki havayı taze tutmak için rünik efsunlar kullanılmıştı.
Sessizce ıslık çalarak, son gelişinden bu yana işe yarar bir leş getirilip getirilmediğini kontrol etmek üzere zemin kata yöneldi. Özellikle ilgilendiği bir yaratık vardı: Nephis ile Fildişi Kule'nin surlarında yürürken uzaktan katledilişini izlediği bir kül sakini.
Malzeme deposu genellikle kalabalık olurdu, bugün de farklı değildi. Ancak içerideki atmosfer bir tuhaftı.
Sunny kaşını kaldırdı.
'Bu da ne böyle...'
Sanki ışık biraz daha parlak, hava yağmur ve yıldırımın hafif kokusuyla biraz daha tazeydi. Kâbus Yaratıklarının kalıntılarını işleyen işçiler, gözlerinde hürmet dolu bir ifadeyle biraz kasıntı hareket ediyorlardı.
Bir an sonra tanıdık bir figür gördü ve bu garipliğin sebebini anladı.
Kuğu Tüylü klanından Aziz Tyris, sadece birkaç metre ötede durmuş leşleri inceliyordu.
Işıltılı Anıların yumuşak ışığı altın sarısı saçlarından yansıyor, zarif bedenini güzel, beyaz bir pelerin sarıyordu. Klanının birkaç Uyanmış savaşçısı ile iki Valor Şövalyesi hemen arkasındaydı. Gök Kayması'nın savaş için ne kadar kritik olduğu düşünülürse, bugünlerde muhafız birliği olmadan adım atmasına izin verilmiyordu.
Sunny bir an duraksadı, ardından saygıyla eğildi.
"Aziz Tyris."
Kadın ona mesafeli bir ifadeyle baktı, ardından başıyla kısa bir selam verdi.
"Usta Sunless."
Sunny nezaketle gülümsedi.
"Özel bir şey için mi buradasınız, yoksa sadece son ganimetleri mi inceliyorsunuz? Eğer ilkiyle, belki yardımı dokunabilir. Malzeme deposunun altını üstünü iyi bilirim."
Gök Kayması bir iki saniye sessizlik içinde kaldı, ardından içini çekti.
"İkisi de sanırım. Son zamanlarda can sıkıcı bir sorunla karşı karşıyayız. Hava savaşları her saldırıda daha da şiddetleniyor ve kayıplar yüzünden Fildişi Adası'nı savunmak giderek zorlaşıyor..."
Kuğu Tüylü klanı, hava savaşında uzmanlaşmış çok sayıda Uyanmış savaşçıya sahipti, bu yüzden Büyük Geçit'in üzerindeki gökyüzü mücadelesinde sık sık en önde yer alıyordu. Asıl görevleri, düşmanın Fildişi Adası'na ve orada konuşlanmış menzilli uzmanlara ulaşmasını engellemekti.
Aziz Tyris başını salladı.
"Canavar Efendisi'nin sayısız kanatlı kölesini katlettik. Fakat... onları havada tamamen yok etmek çok zor ve bir kez yere düştüklerinde Kraliçe onları tekrar diriltiyor. Böylece savaşa hacı olarak geri dönüyorlar. Bizim hava Yankılarımız ise geri döndürülemez şekilde yok oluyor, bu yüzden yavaş yavaş mevzi kaybediyoruz. Valor'un demirci ustaları yapay Yankılar üreterek bunu telafi etmeye çalışıyorlar ama onları üretme hızları bu iş için acınası derecede yetersiz kalıyor."
İfadesiz yüzü karardı.
"Sonuç olarak daha fazla asker kaybediyoruz. Yankılara zırh yapacak bir şeyler bulma umuduyla buraya gelip duruyorum ama zor. Hava savaşı zorludur... Malzemenin bu yoğunluğa dayanacak kadar sağlam ama uçanları yormayacak kadar da hafif olması gerekir. Buradaki hiçbir şey ihtiyacımızı karşılamıyor."
Bir an duraksadı ve ekledi:
"Kılıç Ordusu'nun diğer birliklerinden uygun her Anı'ya el koymak da dahil olmak üzere, kuvvetlerimizi takviye etmenin diğer tüm yollarını tükettik zaten... Eh, bunu biliyor olmalısınız. Asistanınız Aiko, Yangın Bekçileri ile Anı takasını organize etmede çok yardımcı oldu. Ama yetmiyor ve geldiğimiz noktada artık denize düşen yılana sarılır misali çırpınıyorum."
Kehribar rengi gözlerinde soğuk bir kırgınlığın izleri vardı.
Sunny, etraflarını her yandan saran katledilmiş Kâbus Yaratıklarının devasa leşlerini süzerek kadının sözlerini zihninde tarttı.
Bunu yaparken ifadesi belirsizce değişti.
Aziz Tyris haklıydı. Burada uçan Yankılara zırh yapmaya uygun hiçbir malzeme yoktu...
Fakat sorun bu değildi.
Gülümsemesi biraz zoraki bir hal aldı.
"Küstahlık etmek istemem Leydi Tyris ama Fildişi Adası'nda bizim de kapsamlı bir malzeme depomuz var. Yıllar içinde sadece burada, Tanrımezanı'nda değil, Rüyalar Âlemi'nin dört bir yanında sayısız egzotik malzeme topladım. İhtiyacınıza uygun bir şey bulabilirsiniz... İsterseniz size hemen oraya kadar eşlik edebilirim."
Aziz Tyris sakince ona döndü.
'Evet de, lütfen evet de...'
Sıradışı bir teklifti ama o kadar da garip sayılmazdı. Kılıç Ordusu bünyesindeki farklı güçlerin kaynak paylaşmasını engelleyen bir kural yoktu neticede; hatta çoğu en iyi ganimetleri kendine saklasa da hepsi bunu yapıyordu.
Yine de Sunny'yi Gök Kayması'nı Fildişi Adası'na davet etmeye iten şey basit bir nezaket ya da Kuğu Tüylü klanına duyduğu sempatik hisler değildi.
Aziz Tyris'i malzeme deposundan bir an önce çıkarmak istemesinin çok daha acil bir sebebi vardı.
Sunny, ölü Kâbus Yaratıklarının leşlerini incelerken bir şey fark etmişti...
Aslında çoğunun pek de ölü olmadığını.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.