Sunny pek de iyi bir gün geçirmiyordu.
Hatta keyfi son derece kaçıktı.
İnsanlığın Kabus Büyüsü'ne karşı kullanması gereken silahı olan sayısız uyanmış savaşçının, kendilerini yok etmek uğruna böyle anlamsızca ve heba olup gitmesini izlemek zorunda kalması yetmiyordu; üstüne bir de öz kız kardeşi bu katliamın tam merkezinde, ölümün kıyısında dolanıp duruyordu.
Sunny, başka hiçbir çare kalmadığı sürece kız kardeşinin iradesini hiçe sayıp kararlarına karışmayacağına dair kendi kendine söz vermişti. Bu yüzden Rain'i öylece gölgelerin içine çekip buralardan götüremiyordu; bu lanet olası yerde güvenli bir köşe kalmış gibi, onu daha güvenli bir yere kaçıramıyordu. Yapabileceği tek şey, tetikte bekleyip hayatını kurtarmak için her an müdahale etmeye hazır olmaktı.
Bu bitmek bilmeyen gerginlik ve alarm hali onu yıpratıyordu.
Üstelik bugün şans da kesinlikle ondan yana değildi.
Rain ve grubundakiler, onca insan arasından bula bula neden Beyaz Tüy klanının savaşçılarına çatmıştı ki? Daha da kötüsü, Rain gidip Beyaz Tüy'den Telle ile karşı karşıya gelmişti.
Bu amansız düello başladığı andan itibaren Sunny'nin bütün dikkati bu iki genç uyanmış üzerindeydi. Rain'in ölmesine izin veremezdi elet... ama artık karşısındaki düşmanın da ölmesine göz yumamazdı.
Telle ile yıllar önce, Zincirli Adalar'da karşılaşmış olsalar da onu pek yakından tanıdığı söylenemezdi. Yine de kız hakkında edindiği izlenim iyiydi. Bundan çok daha önemlisi, kızın anne ve babası Tyris ile Roan'dan başkası değildi. Onların kızının kendi gözleri önünde, hele ki kendisinin de dahil olduğu bir mücadelede can vermesi kabul edilemezdi.
Bu yüzden bekledi; Rain kazanacak olursa son anda onu durdurmaya, Telle kazanacak olursa da yine son anda araya girmeye hazırlandı.
Birbirlerini canla başla öldürmeye çalışmalarını izlemenin ne kadar sinir bozucu olduğunu söylemeye bile gerek yoktu.
Ancak nihayetinde, Sunny'nin araya girmesine gerek kalmadı.
İşin garibi, Rain o ölümcül darbeyi indirmeyi hiç denemedi. Sunny, tam o andan hemen önce kızın içinde karmaşık bir duygu fırtınasının koptuğunu, ardından da zihnine bir an için sarsılmaz, berrak bir netliğin hakim olduğunu hissetti.
Bir de başka bir şey vardı. Derin, muazzam ve neredeyse kaçınılmaz bir şey... Ama aynı zamanda hislerinden gizlenen bir şey.
Kızın bu açıklanamaz hareketsizliği ve hissettiği o tuhaf duygu, Sunny'nin kafasını fena halde karıştırmıştı. Rain'i bu ölümcül düşmanı bitirmekten neyin alıkoyduğunu anlamakta zorlanıyordu. Kendisi olsa bu altın fırsatı asla kaçırmazdı; kıza da ölüm kalım savaşının ortasında soğukkanlılığını asla kaybetmemesi gerektiğini defalarca tembihlemişti.
Fakat Rain'in duyguları üzerine kafa yoracak zaman yoktu, çünkü neredeyse aynı anlarda Nephis, gökyüzünden kayan bir yıldız gibi süzülüp bu kıyamet yerine, savaş alanının tam ortasına indi.
Sunny içinden rahatlama dolu bir nefes aldı.
Tam zamanında yetişmişti.
Gözlerini ondan ayıramadan izledi.
Onun yıldızı... Nefes kesecek kadar güzeldi.
Etrafı kan ve trajediyle çevrili olsa bile, yaydığı o ışıltı pırıl pırıl ve görkemliydi.
Neph'in gelişiyle birlikte savaş alanının merkezindeki tüm çatışmalar bir anda duruluverdi. Ve o...
Kendini hiç sakınmadı.
Alevleri dört bir yana yayıldı, sayısız insanı iyileştirmeye başladı. Dost ya da düşman ayrımı gözetmeksizin, hem Kılıç Ordusu'nun hem de Şarkı Ordusu'nun askerlerine derman oldu.
Elbette Nephis'in de kurtarabileceği kişilerin bir sınırı vardı. İyileştirici alevleri, uzaktan sadece onun filizlenen etki alanına bir şekilde bağlı olan kişilere etki edebiliyordu. Eğer bir insan, onun uyandırdığı o derin özlem ağına yeterince dahil olmamışsa, ona ancak doğrudan dokunarak şifa verebilirdi.
Tıpkı can çekişen Nedime'ye yaptığı gibi.
Seishan'ın yaklaştığını hissetmiş miydi, yoksa gerçekten Rüya Ordusu'nun o eski üyesini kurtarmak mı istemişti?
Sunny bundan emin değildi.
Yine de Neph'in bu gövde gösterisine hayran kalmadan edemedi.
Şüphesiz ki tüm meydan onun bu duruşundan büyülenmişti. Özlem tohumları, acı çeken sayısız ruhun bereketli topraklarına ekiliyor, böylece gelecekteki etki alanının temelleri daha da genişliyordu. İnsanlar cehennemin dibindeyken en çok umuda ihtiyaç duyarlardı ve bu savaş meydanının da o cehennem vari kabuslardan hiçbir farkı yoktu.
Aynı zamanda, Cassie, Nephis ve Sunny'nin çok önceden ektiği siyasi entrika tohumları da bir bir çiçek açıyordu.
Nephis zaten kendini bu savaşa gönülsüzce katılmış biri ve savaş çığırtkanları arasındaki tek çatlak ses olarak konumlandırmıştı. Geçmişteki başarıları ve uyanmış olmanın getirdiği soylu görevine olan kusursuz bağlılığı düşünülürse, hem Şarkı hem de Kılıç diyarının savaşçıları gözünde adı lekesizdi.
Şimdi ise bu itibar, onların yüreklerine adeta kazınıyordu. Kurtardığı sayısız asker ve onun bu merhametine tanıklık eden herkes, Ölümsüz Alev'in Değişen Yıldız'ının sunduğu lütuf ve şefkati asla unutmayacaktı. Bu merhamet, hükümdarların acımasız iradesiyle taban tabana zıt bir tezat oluşturuyordu.
İnsanlar bu savaştan ne kadar bıkar ve soğursa, onun ileride başlatacağı isyanı kabul etmeleri de o kadar kolay olacaktı.
Vakti geldiğinde, kendi evlatlık ailesine ihanet etmesini ve taht kavgasında babasını katletmesini bile alkışlarla karşılayabilirlerdi.
Sunny bile Neph'in şu anki eylemlerinin içten mi yoksa tamamen hesaplı mı olduğunu ayırt etmekte zorlanıyordu. Belki de her ikisi birden geçerliydi...
Yine de işin içinde en azından biraz bilinçli bir gösteriş olduğunu biliyordu.
Çünkü Nephis daha önce hiç bu kadar büyük bir ölçekte iyileştirme yapmaya yeltenmemişti. Sayısız askeri kurtarmak sadece korkunç miktarda ruh özü tüketmekle kalmaz, aynı zamanda ona tarif edilemez bir acı da verirdi.
Çektiği bu ıstırap, insanlığını kavurup kül edecek türdendi. Yüzündeki acıyı gizlemeyi başarmış olması bile başlı başına bir mucizeydi. Normal şartlarda, bırakın şefkat göstermeyi, ayakta duracak hali bile kalmamalıydı.
Demek ki bu adımların en azından bir kısmı, soğukkanlılıkla planlanmış bir tiyatroydu.
Askerler onu güzel, merhametli ve soylu bir kurtarıcı olarak görüyordu.
Ve o gerçekten de öyleydi; ama aynı zamanda tüm bu maskenin altında, her şeyin ötesinde acımasız, hesapçı ve buz gibi bir hırsla dolu bir yıkıcı yatıyordu.
Değişimin ve yıkımın habercisiydi o.
Her iki haliyle de büyüleyiciydi tabii.
Nephis, Seishan ile konuşup Şarkı diyarının azizlerine meydan okurken Sunny'nin yüzünde bir tebessüm belirdi.
Tanrıça sahneye inmişti zaten.
Şimdi ise iblisin sahneye çıkma vaktiydi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.