Rain, Tamar’a doğru kendine bir yol açmak için çırpınırken, Tamar da dişli rakibine karşı hayatta kalma mücadelesi veriyordu.
Hem kendisinin hem de genç Tüy Şövalyesi’nin özleri tamamen dolmuş gibi görünüyordu; her ikisi de olağanüstü dövüş becerilerine sahipti ve bir uyanmışın sınırlarını zorlayacak derecede kusursuz bir öz kontrolü sergiliyorlardı. Bunun doğal bir sonucu olarak sergiledikleri fiziksel güç insanüstü bir boyuttaydı. Çarpışmaları, savaş alanında dönüp duran, önüne çıkan diğer savaşçıları da yutup giden adeta çelikten bir kasırgayı andırıyordu.
Yine de Rain dövüşün tüm detaylarını seçebiliyordu. Bu iki köklü aile varisinin gücü kafa kafaya görünse de Tamar, yaşının küçüklüğü ve tecrübesizliği yüzünden bariz bir şekilde geride kalıyordu.
İlk bakışta Tüy Şövalyesi’ni geri püskürtüyor gibiydi ama Rain, rakibinin henüz yetenek sınıfını devreye sokmadığını fark edecek kadar dikkatliydi.
Düşmanın yeteneği ya doğrudan dövüşle ilgili değildi ya da becerilerini açığa çıkarmak için doğru anı bekliyordu.
Nihayetinde bu savaş uzun ve yıpratıcı olacaktı. Güçlü yetenek becerileri ciddi miktarda öz tüketirdi; uyanmış her asker, çarpışma esnasında özünü idareli kullanması gerektiğini çok iyi bilirdi.
Uzun süren savaşlarda bedeni güçlendirmek, uyanmış yeteneklerini kullanmak ve hatıraların büyülü güçlerini tetiklemek ancak mecbur kalındığında başvurulan yöntemlerdi.
Tabii eğer seçme şansınız varsa.
Genç şövalye hâlâ bu lükse sahip görünürken, Tamar’ın böyle bir şansı yoktu. Elinden geldiğince ani hız patlamaları yaratarak savaşıyordu ve şu ana kadar ayakta kalabilmesinin tek sebebi de buydu.
Rain, aralarındaki bu amansız mücadelenin onları kendisine yaklaştıracağını ummuştu ama aksine, dövüşe dövüşe daha da uzaklaşıyor gibiydiler.
Kahretsin!
Ne yapacağını bilemiyordu.
İçindeki bencil ve korkak bir ses, hiçbir şey yapmak zorunda olmadığını fısıldıyordu. Tamar’a yardım etmeye çalışmak kendi hayatını tehlikeye atmak demekti. Tamar kendisiyle ve ailesiyle, onların şanlı tarihiyle, dövüş sanatlarındaki üstünlükleriyle ve gelenekleriyle gurur duyan biriydi. Elbette böyle kibirli bir mirasçı kendi başının çaresine bakabilirdi. Rain neden böyle ayrıcalıklı biri için kendi canını ortaya koysun ki?
Kendi canını kurtarmaya odaklanmalıydı. Bu savaş meydanında hayatta kalmak zaten yeterince zorken, bir de ölümcül bir düşmana doğru bodoslama koşmak intihardan farksızdı.
Keskin çeliklerin ve dövüşen uyanmışların ortasında sıkışıp kalmışken dişlerini sıktı ve göz ucuyla gölgesine baktı.
Ardından, boğuk bir sesle adeta yalvardı:
"Ben... yardıma ihtiyacım var!"
Rain, öğretmeninden nadiren yardım isterdi. Ne de olsa öğretmeni gizemli ve erişilmez bir varlıktı.
Ama abisi...
İnsan böyle çaresiz bir anda abisinden yardım isteyemeyecekse, başka kimden isteyebilirdi ki?
Bir an sonra, savaşın gürültüsü arasından abisinin o rahatlatıcı sesi kulaklarına ulaştı:
"Yapabileceğim bir şey var. Ama... biraz sıra dışı bir yöntem."
Rain o sırada Kılıç Ordusu’ndan bir savaşçıyla çarpıştı, gelen kılıç darbesini savuşturdu ve adamın omzuna doğru yıkıcı, dikey bir şlakk indirdi.
Çelik zırh, siyah taçinin daha derine inmesini engellese de darbenin şiddeti adamı yere sermeye yetti.
Rain garanti olsun diye adama bir de tekme savurdu ve etraftakilerin ne düşüneceğini umursamadan bağırdı:
"Yap! Hemen şimdi yap!"
Hemen ardından...
Çok garip bir şey oldu.
Savaşın karmaşasında gizlenen ve kendisinden başka kimsenin fark etmediği bir ikinci gölge, saliseler içinde kendi gölgesinden ayrıldı.
Sonra bu ikinci gölge, deri botundan yukarı doğru süzülüp tüm bedenini sardı.
Rain’in gözleri hayretle açıldı.
N-ne oluyor be...
Gölge onu sarıp sarmaladığı an, mucizevi bir değişim gerçekleşti.
Daha bir saniye öncesine kadar yorgunluktan ve zorlanmaktan sızlayan bedenine aniden muazzam bir güç pompalandı. Vücudundaki her bir hücrenin enerjiyle dolup taştığını, kaslarının kuvvetle gerildiğini hissetti. Gücü, hızı, dayanıklılığı... Sanki hepsi sihirli bir şekilde iki katına, hatta daha fazlasına çıkmıştı.
Algısı keskinleşti, etrafında olup bitenleri tüm detaylarıyla seçebilmeye başladı.
Elindeki siyah taçi bile artık çok daha ölümcül hissettiriyordu.
Aynı zamanda, açıklayamadığı bir şekilde içine derin bir sükunet çöktü. Zihninde belli belirsiz ama çok geniş bir varlık belirdi; yabancıydı ama uzak değildi. Aksine, tanıdık bir his.
Bu karanlık ve hafif varlık, ona tarif edilemez bir güven ve huzur veriyordu.
Nasıl, daha iyi mi?
Abisinin sesini tekrar duydu. Ancak bu sefer ses gölgesinden gelmiyordu; doğrudan zihninin içinde yankılanmıştı.
Bir an duraksadı.
Oldukça.
Hem de çok daha iyiydi.
Yetenek sınıfına kimin ihtiyacı vardı ki zaten?
Taçisinin kabzasını sıkıca kavrayan Rain, derin bir nefes alıp ileri atıldı.
Önündeki uyanmışlar denizi artık o kadar da aşılmaz görünmüyordu. Kendi becerileri ve gölgenin sunduğu bu muazzam güçle, önündeki kalabalığı yırtarcasına bir hızla yarmaya başladı. Kılıcı karanlık bir fırtınaya dönüşmüş, düşman silahlarını savuşturup bir kenara fırlatıyordu. Kılıcının yetmediği yerde kıvrak bedenini kullanıyor, düşmanların arasından sıyrılıyor ya da onları bir kenara fırlatıp geçiyordu.
Belki de yükselmiş olmak böyle bir histi...
Kan Kız kardeşi ile Cesaret Şövalyesi arasındaki dehşet verici savaşa göz ucuyla bakınca içi ürperdi.
Hayır... Henüz üstatlarla yüzleşmeye hazır değildi.
Aslında, bedenlerini güçlendiren güçlü dövüş yeteneklerine sahip uyanmışlardan muhtemelen hâlâ daha zayıftı. Yine de gölgenin bu desteği, sadece bir veya iki özelliği değil tüm fiziksel yapısını güçlendirdiği için diğer pek çok yetenekten çok daha işlevseldi.
Bu kadarı ona yeterdi.
Rain ile Tamar arasındaki mesafe nihayet kapanmaya başladı. Yeni kazandığı bu güce alıştıkça daha da hızlanıyordu.
Dayan Tamar!
Rain, az önce içine çöken o kötü hissin sadece anlık bir endişeden ibaret olduğunu düşünmeye başlamıştı.
Neredeyse varmıştı. Başarmak üzereydi.
...Ama başaramadı.
Rain, çarpışan iki mirasçıya on metreden daha yakın bir mesafedeyken, dövüşün ritmi aniden değişti.
Genç Tüy Şövalyesi, Tamar’ın dengesini sarsacak bir hamle yaptı ve hızla geri çekildi.
Şövalyenin gözleri aniden iki soğuk yıldız gibi parladı ve çelik zırhının üzerinde mavi elektrik arkları oynamaya başladı.
Rain daha ne olduğunu bile anlayamadan, şövalye kılıcını ileri doğru uzattı.
Kılıcın ucundan çıkan yakıcı bir yıldırım dalgası, saliseler içinde Tamar’a ulaştı ve onun siluetini mavi bir ışık patlamasının içinde yuttu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.