Gölgelerin Hanımefendi Adayı

Sunny, Rain’in yumruğundan sıyrılmak için kılını bile kıpırdatmadı.

...Haliyle kızcağızın eli acıdı.

Merdivenleri çıt çıkarmadan çıktılar ancak bu sessizlik birkaç dakika öncesine kıyasla çok daha az rahatsız ediciydi. Hatta oldukça huzurlu bir hava vardı, neredeyse eski günlerdeki gibi... Tabii Rain’in arada bir inleyip moraran elini ovuşturmasını saymazsak.

"Sahi sen neden yapıldın, taştan falan mı?"

Sunny ona bakıp gülümsedi.

"Aslında... evet, sayılır. Bak şimdi, benim bir zırhım vardı, Yeraltı Dünyası’nın hükümdarı tarafından dövülmüş bir hatıraydı..."

Rain kararlı bir şekilde kafasını salladı.

"Hayır, hayır, dur. Bilmek istemiyorum!"

Sunny kıkırdadı.

İsimsiz Tapınak’ta konuşlanmış bazı Valor askerleri vardı fakat kampları surların dışındaydı. Yine de ana salona ve oradaki geçide erişimleri olduğundan, Sunny avlunun ötesindeki iç mabede giden dolambaçlı yolu tercih etti.

Orada, zifiri karanlığın ortasında uzun bir ağaç dikiliyordu; yaprakları rüzgarda usulca hışırdıyordu.

Sunny, siyah mermer plakaların üzerinden Rain’e rehberlik etti. Onlar ilerlerken etraflarındaki karanlık dalgalanıp kabardı ve sonunda uzun bir banka dönüştü. Sunny oturup arkasına yaslandı ve derin bir nefes aldı.

Rain de yanına oturup merakla etrafa bakındı. Gözlerini ağaca diktiğinde bakışları biraz gerildi, onu temkinli bir şekilde incelemeye başladı.

Bu temkinli halini anlamak kolaydı; Tanrımezarı’nda ağaç demek, o iğrenç ormanın canavarları demekti. Bu ağaçlar yüzünden can veren, onlara yem olan pek çok yoldaşını görmüştü; yaprakların hışırtısı artık onda içgüdüsel bir korku haline gelmişti.

Sunny iç çekti.

"Sakin ol. Onu uyanık dünyadan getirdim... Tamamen sıradan bir ağaç."

Bir an duraksadı ve ekledi:

"Yani, en azından öyle olması gerekir."

Aslında kendisi de pek emin değildi. Ateş Bekçisi Shakti’nin bakımından sonra bu ağaç eski halsizliğini üzerindeki ölü toprağıyla birlikte atmıştı. Şimdi keyfi oldukça yerindeydi, zaten boyu da biraz uzamıştı... Hatta buraların zorlu koşulları düşünüldü mü, gereğinden fazla iyi durumdaydı. Ne de olsa sadece gölgelerle çevriliydi.

Sunny, ağacına ne olduğu konusunda dürüst olmak gerekirse en ufak bir fikir sahibi değildi.

Rain bu sözleri duyunca biraz sakinleşmiş göründü. Bir kez daha etrafı süzdü, ardından aniden sordu:

"Bir dakika. Eğer gerçekten bir hisarı yöneten bir azizsen... ve benim ağabeyimsen... o zaman..."

Yüz ifadesi garip bir hal aldı.

"...Bu beni de soylu sınıfı mensubu yapmaz mı? Ben şimdi soylu muyum yani?"

Sunny birkaç saniye sessizlik içinde ona dik dik baktı.

Aslında bu ilginç bir soruydu.

Dünyadaki en güçlü altı insandan biriydi, tek başına bir hisarı fethetmişti ve hatta soy hatırasını bile açmıştı. Dahası, Rain artık gölge nişanını taşıdığı için bu soyun nimetlerinden doğrudan faydalanıyordu.

Soylu klanların ne olduğuna dair kesin, yazılı bir kural yoktu. Çoğu, Kabus Büyüsü’nün amansız dünyasında hayatta kalmayı ve yükselmeyi başaran ilk nesil uyanmış liderleri tarafından kurulmuştu. Bir hisarı yönetmek ve soy yadigarına sahip olmak klanların ortak özelliklerindendi ama hepsi için geçerli değildi.

Zaten uyanmış soylularının hiyerarşisi son yıllarda iyice sarsılmıştı. Kabus Zinciri’nin ardından pek çok yeni usta ve aziz ortaya çıkıp adını duyurmuş, bazı köklü aileler aniden kendilerini bu isimsiz yeni yetmelerin gerisinde bulmuştu.

Eski klanlar güç kaybederken yenileri kuruluyordu. Örneğin, en parlak veliahdını kaybeden ve bir türlü aziz yetiştiremeyen Han Li klanı... Tamamen unutulmasalar da kesinlikle gerilemişler, tüm nüfuzlarını yitirmişlerdi.

Sunny’nin bir zamanlar onların intikamından korktuğunu düşünmek şimdi kulağa komik geliyordu.

Bıyık altından güldü.

"Kızım... Eğer sen soylu sayılmıyorsan, bu dünyada hiç kimse o unvanı hak ettiğini iddia edemez."

Rain birkaç kez gözlerini kırpıştırdı, sonra aniden gülümsedi.

"Bak sen şu işe... Kimin aklına gelirdi? Meğer ben de en az Tamar kadar prensesmişim. Ha! Bu tamamen yeni bir bakış açısı... Acaba bu haberi ona nasıl çıtlatsam!"

Birkaç saniye sessiz kaldı.

"Dur bir dakika, kendime ne diyeceğim peki? Gölge Klanından Rain mi? Gölgelerin Rain'i mi? Şey... Gölgelerin Rani'si mi? Kulağa havalı geliyor aslında..."

Sunny hemen cevap vermedi, kendisi de afallamıştı.

Peki ya kendisi? Kendine Gölgelerin Sunny’si mi diyecekti? Gölgelerin Sunless’ı mı? Yok, bu kulağa hiç hoş gelmiyordu.

Ama diğer taraftan, Nephis’in büyükbabası da kendine Ölümsüz Alev’in Ölümsüz Alev’i dememişti...

O sadece Ölümsüz Alev’di.

Yani Sunny’nin de kendine bir isim bulması gerekmiyordu.

"Kendine istediğin gibi hitap edebilirsin. Ancak unutma ki, eğer birisi aramızdaki bağı öğrenecek olursa kraliyet klanı seni casus diye yakalayıp idam edebilir. Ne de olsa Gölgelerin Efendisi, Kılıç Diyarı’nın bir şövalyesi."

Rain’in gülümsemesi biraz soldu.

"Doğru. Sanırım bir süre daha köylüyü oynamaya devam edip prensesliği Tamar’a bırakacağım. Ama ondan sonra!"

Kahkaha attı.

"Bana bir hafta boyunca Küçük Hanım Rani dedirteceğim!"

Ardından Rain, Sunny’ye meraklı bir bakış attı, biraz tereddüt ettikten sonra daha kısık bir ses tonuyla konuştu:

"Kayıp Göl’de Prenses Revel ile savaşan sen olduğuna göre, Tamar’ın babasıyla da kılıç tokuşturmuş olmalısın."

Sözleri sessizlikte asılı kaldı, İsimsiz Tapınak’ın avlusuna kasvetli bir hava çöktü.

Sunny onun neyi söylemekten kaçındığını biliyordu. Arkadaşının babasının katili olabileceğini... ve kanlı bir savaşın farklı taraflarında dövüşmenin, Sunny’nin göstermeye çalıştığı kadar önemsiz bir şey olmadığını kastediyordu.

Omuz silkti.

"O hisar epey büyüktü. Onu sadece uzaktan gördüm."

Sonra gözlerini kıza çevirip ekledi:

"Bu konuları düşünmek senin işin de sorumluluğun da değil, Rain. Sen sadece uyanmış birisin... Savaşın o devasa çarkları arasında senin inançların ve eylemlerinin pek bir hükmü yok. Değersiz olduklarından değil tabii. Her halükarda, dünyada olup bitenlerin yükünü omuzlarında taşımak zorunda değilsin. Tek yapabileceğin kendi ilkelerine sadık kalıp elinden gelenin en iyisini yapmak."

Sunny ağaca doğru döndü, sustu ve sesine sızan hafif bir soğuklukla ekledi:

"Geri kalanını benim gibi insanlar halleder."

Rain onu bir süre inceledikten sonra düz bir sesle sordu:

"Çünkü benimkilerin aksine, senin inançların ve eylemlerinin bir hükmü var, öyle mi?"

Sunny karanlık bir şekilde gülümsedi ve başını iki yana salladı.

"Seninle benim aramdaki tek fark... Benim inançlarımı başkalarına dayatacak ve eylemlerimle dünyayı yeniden şekillendirecek kadar güçlü olmam. Günün sonunda önemli olan tek erdem güçtür. Zayıflık ise tek günahtır."

Kız sessizce iç çekti ve ağacın yapraklarının huzur veren hışırtısını dinleyerek gözlerini ona dikti.

Bir süre sonra sordu:

"Sahi, uyanık dünyadan neden buraya bir ağaç getirdin ki?"

Sunny bir an duraksadı, ardından gülümsedi.

"Çünkü burası benim mezarım."

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.