Olayların bu sarsıcı gidişatı karşısında afallamış olsa bile, Örs kendini bu şaşkınlığa birkaç saniyeden fazla kaptırmadı.
Ne de olsa bu savaş alanına bir Egemen ile çarpışmaya gelmişti. Karşısındakinin Ki Song mu yoksa Gölgelerin Efendisi mi olduğu onun için pek de fark etmezdi...
Ancak Sunny'nin alışması gereken çok şey vardı.
Ayağıyla bastırdığı çatlak kemik ovası sarsıldı. Yeni kavuştuğu güç öylesine muazzam, öylesine amansızdı ki kendi hızını kestiremeyip kılıcını doğru dürüst hizalayamadı; tek bir temiz ve ölümcül darbeyle Örs'ün kafasını uçurmak yerine ona bodoslama çarptı.
Çarpışmaları dünyayı yırtıp atan bir şok dalgasına yol açtı ve Örs onlarca metre geriye fırladı. Darbe gerçekten de korkunçtu.
Sunny, kapkara yeşimin pürüzsüz yüzeyini çatlakların lekeleyip lekelemediğini görmek için zırhına baktı. Ancak şaşırtıcı bir şekilde, örtü tamamen sapasağlamdı.
Onun yerine, Örs'ün o geçit vermez zırhı göçmüştü.
Sunny'nin dudaklarında vahşi bir gülümseme belirdi.
"Bu yüce zırh takımını dövmek için epey uğraşmış olmalısın..."
Bir salise sonra kapkara uzun kılıcıyla havayı yararak Örs'ün tepesine bindi bile. Öylesine hızlıydı ki yıpranmış kemiklerin üzerinde hareket etmekten ziyade, varoluşun sınırlarında bir görünüp bir kayboluyor gibiydi.
Örs yine de darbeyi savuşturmayı başardı, fakat bunun bedeli geriye doğru sendelemek oldu.
Sunny gülümsedi.
"...Ben kendi zırhımı bir uykucudan bir avuç ruh parçası karşılığında satın aldım."
Yine de bu gülümsemenin ardında tedirgin bir yan vardı. Yılan'ın sınıfı Sunny'ninkine bağlıydı ancak rütbesi Gölge Dansı üzerindeki ustalığına göre belirleniyordu. Yani Sunny halihazırda yüce bir varlık olmasına rağmen, o hâlâ aşkın bir titandı... Örs'ün o lanetleyen kılıcı ise mukaddesti.
Eğer dikkat etmezse, gölgesi yok edilebilirdi.
Bu yüzden üç gölgesinin kollarından süzülerek Yılan'ı sarmalamasına izin verdi; böylece hem gücünü hem de dayanıklılığini artırdı.
"Demek böyle..."
Sunny ancak o zaman mevcut durumunu tartabildi.
Asıl bedeni yok edilmişti, geriye sadece yedi sureti kalmıştı. Garip bir tersine dönüştü bu; eskiden gölgeye dönüşmek için öz harcaması gereken bir insanken, şimdi gölge olmak onun doğal haliydi. Artık bir insan suretine bürünmek için öz harcaması gerekiyordu.
Akılalmaz bir hızla dolan öz miktarıyla kıyaslandığında bu harcama devede kulak kalsa da yine de tuhaf bir durumdu.
Her halükarda, gölgelerinden biri sessiz lejyon için bir kapı görevi görüyor, üçü Yılan'ı güçlendiriyor ve kalan üçü de şu anki bedenini oluşturuyordu.
Bu da Örs'ten hâlâ üç kat daha güçlü olduğu anlamına geliyordu; hatta Gölge Diyarı Parçası onu beslediği için aslında çok daha fazlasıydı.
Kılıçların Kralı'nın hiç şansı yoktu... Sanki roller değişmişti.
Aralarındaki uçurumu hissetmesine rağmen buna kayıtsız kalan Örs, mukaddes kılıcının kabzasını iki eliyle kavradı ve Sunny'ye kasvetli bir bakış fırlattı.
"Çok konuşuyorsun."
Sunny kapkara uzun kılıcını kaldırırken dişlerini göstererek güldü.
"Çünkü anlatacak çok şeyim var..."
Göz alıcı bir hızla hareket ederek bir kez daha çarpıştılar. Bu kez kılıcını savuran Örs oldu; saldırısını tıpkı daha önce Sunny'nin cesaretini, kararlılığını ve umudunu kesmek için yaptığı gibi jilet keskinliğindeki iradesiyle besledi.
Ancak bu defa, onun o soğuk iradesi Sunny'ninkiyle çarpıştı.
Sunny iradesini bir savaşta kullanma konusunda henüz acemi olsa da Örs'ün amansız darbesine hiç yara almadan direnmeyi başardı.
Ağzı kulaklarına vardı.
"Şimdi bakalım. İçimde kalan birkaç şeyi dökeyim..."
Yüzündeki gülümseme yerini buz gibi soğuk bir ifadeye bırakırken, adeta bir karanlık fırtınasına dönüştü. Çelik çatırtıları çatlak kemik ovasının üzerinde gürledi; kadim kemiklerin kendisi inliyor, devasa parçalar aşağıdaki yanan çukurları örten siyah dumanların içine yuvarlanıyordu.
Sunny, Örs'ü baskı altına alıp gerileterek üzerine amansız bir darbe sağanağı indirdi.
"Nereden başlasam acaba?"
Kılıcı indirdi, savuşturulan darbesinin ivmesini kullanarak mesafeyi kapattı ve Kılıçların Kralı'na omzuyla bindirdi. Örs acı dolu bir hırıltı koyuverdi.
"Öncelikle... Sen kokuşmuş bir piçsin. Daha da kötüsü, tam bir budalasın. Kalbini boğup kendini duygusuz bir zorbaya dönüştürmenin seni lanetinin getirdiği kusurdan kurtaracağını mı sandın gerçekten? Hiçbir şeyi umursamazsan hiçbir şey kaybetmeyeceğine mi inandın?"
Örs, yılanı andıran kara kılıcın ağzını kendi kılıcıyla kilitledi ancak Sunny ellerini indirip onu kolayca bastırdı; mukaddes kılıcın etrafından sıyrılıp kendi silahını yukarı doğru sürdü. Örs son anda kendini geriye doğru eğse de yanağında kanla şişen uzun bir kesik açılmasına engel olamadı.
"...İşte tam da bu yüzden her şeyini kaybettin, seni aşağılık budala! Eğer böyle acınası bir baba olmasaydın, çocukların senden nefret ederek büyümezdi. Ve eğer bir hükümdar olarak bu kadar çuvallamasaydın, tebaankiler sana arkasını dönmezdi. Tüm bu pislik... Senin eserin! Tek bir ahmak adam neredeyse dünyayı yok ediyordu! Pislik, kendinle gurur duyuyor musun?!"
Örs, bu ölümcül saldırı sağanağında hayatta kalmaya çalışırken cevap vermedi. Belki de şu an bir konuşmaya girmek onun harcı değildi... Belki de sadece umursamıyordu.
Soğuk gri gözleri sakin ve odaklanmıştı.
Sunny hırlayarak uzun kılıcını ileri sürdü ve Örs'ün zırhının üzerinde parıldayan kırmızı rünlerden birini parçaladı.
"İkincisi... Kahretsin, söze nereden girsem ki? Daha fazla kapı açılmasını önlemek için insanlığın büyümesini engellemek mi? En yetenekli savaşçılarımızın aziz olmalarını önlemek için onları bastırıp ortadan kaldırmak mı? Herkesi kurtarmaya çalışmanın başarı şansını düşük görüp milyarlarca insanı ölüme terk etmek mi? Değerli kılıçlarını kabus yaratıklarına doğrultmak yerine kendi insanlarına karşı kanlı bir savaş başlatmak mı?! Seni çöp... Harika stratejin bu muydu yani? Elinden gelenin en iyisi bu muydu?!"
Geriye çekilip Örs'ün kılıcının inişinden kaçınmak yerine ileriye doğru bir adım atarak gürledi. Darbeyi kendi kılıcıyla karşılayıp her iki silahı da aşağıya doğru bastırdı ve dirseğini Örs'ün suratına geçirdi; o devasa darbenin altında bir şeylerin kırıldığını büyük bir hazla hissetti.
Örs, burnundan kanlar süzülerek bir kez daha gerilerken, Sunny kapkara, dehşet verici gözlerinde yanan ölümcül bir delilikle ona baktı.
"Ve son olarak..."
Kılıcının ucunu Örs'ün kalbine doğrulttu.
"Piç kurusu, Nephis'i kusursuz bir kılıç olarak dövmek hakkında ne saçmalıyordun sen? Ne kadar aklını kaçırmış bir pisliksin sen böyle? Hadi, bir daha söylese ya... Sıkıysa söyle! Dilini söküp, doğrayıp, sonra da sana yedirmeden önce bunu son bir kez daha söyle de göreyim. Seni dinliyorum!"
Kapkara uzun kılıç bir kez daha savruldu ve Örs'ü dizlerinin üzerine çökmeye zorladı.
Kanlar içinde kalan ve sarsılan Kılıçların Kralı, kafasını kaldırıp Sunny'ye baktı...
Ve gülümsedi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.