Lanet... olası...
Sunny, Kâbus Büyüsü taşıyıcısı olduğu uzun ve çalkantılı kariyeri boyunca her türden düşmanla çarpışmıştı; üstelik bu taşıyıcılıktan aniden ve akıl almaz bir şekilde emekliye ayrıldıktan sonra daha da fazlasıyla yüzleşmişti. Aralarında kudretli Kâbus Yaratıkları, kıdemli Uyanmış şampiyonlar ve tarif etmekte zorlandığı korkunç dehşetler vardı.
Fakat onların çok azı, hatta neredeyse hiçbiri, üzerinde böylesi bir baskı kuramamıştı. En azından Aşkınlığa ulaşıp bilinen gücün zirvesine yaklaştığı son yıllarda hiç kimse bunu başaramamıştı.
Gizemli gölge, Kâbus Yaratıklarından farklıydı; çünkü bir insanınkine denk bir dövüş becerisine ve ölümcül bir zekaya sahipti.
Ancak insanlardan da farklıydı; zihni tamamen yabancı, ele avuca sığmaz ve ölümcül, acımasız bir öldürme niyetinden başka hiçbir şey barındırmayan bir boşluktan ibaretti.
Vahşi ve yırtıcıydı ama aynı zamanda soğuk, hesapçı ve tümüyle düşmanı katletmeye odaklanmıştı.
Sunny bu ölümcül kararlılığın hedef tahtasında olmasaydı, aslında takdire şayan bir manzaraydı.
Haince bir saplamadan sıyrıldı, ancak hemen ardından yıkıcı bir tekme yiyerek geriye doğru sendeledi. Ezilen kaburgalarındaki keskin acıyı görmezden gelip anında hareketlendi; aksi takdirde boğazını yarıp geçecek olan bir kılıç savuruşunu şlakk diye savuşturdu. O sırada obsidyen bir bıçak zaten sağ gözüne doğru fırlamıştı bile; Sunny bundan kaçınmak için başını eğdiğinde karnına inen bir diz darbesiyle acı dolu bir nefes koyverdi.
Gizemli gölge, dumanlı bedeninin her zerresini bir silaha dönüştürebilen bir dansçı gibiydi; bıçakları, yumrukları, dirsekleri, dizleri veya ayakları arasında hiçbir ayrım gözetmiyordu. İsabetli her darbesi ya doğrudan öldürücüydü ya da ardından gelecek ölümcül bir saldırıya zemin hazırlamak için vuruluyordu. Hareketler birbiri ardına pürüzsüzce akarken, hareketlerini perdeleyen hayaletsi duman yüzünden Sunny'nin odağını anlık bile olsa kaybetme lüksü yoktu.
Saldırı yağmuru tek bir salise bile duraksamadan sürdü; her hamle acımasız, boğucu bir mengene gibi birbirine kenetlenmişti. Sunny ne kadar direnirse dirensin inisiyatifi ele geçiremiyordu; yalnızca hummalı bir şekilde savunma yapabiliyor, bu ölümcül taarruza zar zor ayak uydurabiliyordu.
Bedeninde yaralar ve morluklar çoğalıyordu. Zırhı kâğıt gibi kesilmişti, kemikleri dayanılmaz bir baskı altında inleyerek kırılmanın eşiğine gelmişti. En azından kan kaybetmiyordu fakat geriye kalan iki gölge eli çoktan feda edilmişti. Şimdi kendi ellerinin bile parçalanma tehlikesi vardı.
"Aaah..."
Bir darbeden daha kaçarak hırladı ve zırhlı omzuyla gizemli okçuya çarpmak amacıyla ileri atıldı. Ancak düşman sis gibi geri çekilip anında karşı saldırıya geçti ve bıçaklarından birini neredeyse Sunny'nin şakağına saplayacaktı.
Mahkûmiyet'in gölgesi devasa bir adım daha atarken, onun omzunda hareket eden iki karanlık hortum gibi çarpıştılar. Girdap gibi dönen ışıltılı öz örtüsü savaşlarının öfkesiyle yırtıldı ve ikisi bir kez daha huzur veren karanlığa gömüldü.
Gök gürültüsünü andıran bu kakofoni, Gölge Diyarı'na hükmeden ebedi sessizliği paramparça etti; kara gökyüzü aldıkları ve indirdikleri darbelerin korkunç gücüyle sarsıldı.
Sunny ve dumanlı katil silahlarıyla çarpışırken, görünmeyen gizli bir savaş daha cereyan ediyordu.
Bu, etraflarını saran kadim gölgelerin kontrolü için verilen bir savaştı.
Sunny kendi otoritesini bastırıyor, gölgelere çağrısına cevap verip okçunun üzerine somut bir fırtına gibi inmelerini emrediyordu. Okçu ise sessizce onlara baskı uygulayarak hareketsiz kalmaya zorluyordu.
Gizemli katil, Sunny'nin kullandığı somut eller üzerinde bile nüfuz kurmayı başarmıştı; onları tamamen işe yaramaz hale getiremese de en azından güvenilmez kılmıştı. Öyle ki eller birbiri ardına parçalanmıştı.
Fiziksel çarpışmanın aksine bu savaş silahlarla veya dövüş becerileriyle verilmiyordu. Bunun yerine başka bir şeyle yürütülüyordu; belki de iradeyle. Her iki savaşçının da gölgelere hükmetme iddiası olduğundan, gölgeler otoritesi daha zorba ve tavizsiz olanın peşinden gidecekti.
Her bakımdan, Sunny'nin bir irade ve otorite savaşında Ulu ya da Üstün bir varlıkla boy ölçüşmesi imkânsız olmalıydı. Ne var ki o, Gölgelerin Lordu'ydu. Bu nitelik ona gölgelere hükmetme yetkisi veriyor, onu Gölge Tanrısı'nın seçilmişi olarak işaretliyordu. İkisi arasındaki güç dengesini sağlayan, acımasız okçuyla arasındaki uçurumu kapatmasına olanak tanıyan şey buydu.
Şimdilik ne Sunny ne de düşmanı diğerinin iradesini ezebilmiş ve gölgelerin tam hâkimiyetini kazanabilmişti. Tüketici bir beraberlikti bu; yine de bir irade savaşında Üstün kademedeki bir varlıkla yenişememek fena bir sonuç sayılmazdı.
Aslında...
Nihayet sıyırıp geçen bir darbe indirmeyi başarıp düşmanı bir anlığına geri püskürten Sunny, hırıltılı bir nefes aldı.
Bu lanet gölgenin Kademesi ve Sınıfı neydi, onu bile bilmiyordu. Karanlık süzülenlerin aksine gizemli okçu elementsel karanlıktan oluşmamıştı; dolayısıyla Sunny'nin onun özünü süzmesine engel hiçbir şey yoktu. Yalnızca daha önce fırsat bulamamıştı.
Şiddetli çarpışmalarındaki o anlık duraksamadan yararlanan Sunny, şüphesiz sadece bir salise sürecek bu boşlukta gözlerini dikip gizemli gölgenin içine baktı.
Gördüğü şey onu afallattı.
"Ne..."
Gizemli okçu bir gölgeydi. Sunny onun Mahkûmiyet'ten farksız olduğuna emindi; onu düşüren varlık can verdikten sonra Ölüm Diyarı'na geçmiş bir gölgeydi. Gerçi çok daha fazla duyuya ve daha keskin bir amaca sahip gibi görünüyordu. Belki de çağlar boyunca Gölge Diyarı tarafından yok edilmeyi reddederek yavaş yavaş gerçek bir gölge yaratığına dönüşmüştü.
Her halükarda, kendi Gölgeleri'nin derinliklerinde yananlar gibi karanlık korlar ya da en iyi ihtimalle bizzat kendisinde bulunan ışıksız Gölge Çekirdekleri görmeyi beklemişti. Hatta belki de uçsuz bucaksız karanlık bir gölge boşluğundan başka hiçbir şey bulamayacağını sanmıştı.
Fakat şaşırtıcı bir şekilde...
Gizemli okçunun içinde gümüş bir güneş gibi parıldayan, güzel ve ışıltılı bir çekirdek yanıyordu. Bu bir Gölge Çekirdeği değildi; Sunny'deki gibi gölge özüyle değil, hakiki ruh özüyle dolup taşan gerçek bir ruh çekirdeğiydi.
"Bu nasıl bir iş böyle?"
Ruhu gölgeye dönüşmüş bir insandı kendisi; gizemli okçu ise buna tezat biçimde göğsünde yanan bir ruh çekirdeğiyle ortalıkta dolaşan hakiki bir gölge miydi yani?
Böyle bir şey nasıl mümkün olabilirdi?
Gerçi düşününce, her şey mümkündü.
Sunny kadar tuhaf bir varlık var olabiliyorsa, onun tam zıttı bir varlık neden var olmasındı ki?
Ne olursa olsun...
Onu en çok hayrete düşüren şey, gizemli okçunun yalnızca tek bir ruh çekirdeğine sahip olmasıydı; bu da onun sadece bir Canavar olduğu anlamına geliyordu. Lanet şeyin bariz bir şekilde bilinç sahibi olduğu düşünüldüğünde, büyük ihtimalle ölü bir insanın gölgesiydi.
Dahası, Kademesi de bir garipti. Ne Üstün ne de Aşkındı; ikisinin arasında bir şeydi. Sanki Üstün bir varlığın ruhu hasar görüp yıpranmış, geçmişteki ihtişamının büyük kısmını yitirmiş gibiydi.
Belki de bir zamanlar Kutsal'dı, kim bilirdi? Sunny gölgenin ilk halini değil, yalnızca şimdiki durumunu görebiliyordu.
Her ne olursa olsun, gizemli okçu bir Hükümdar değildi. Yalnızca gücü binlerce yıl boyunca Gölge Diyarı tarafından sindirilerek aşındığı için değil, aynı zamanda bir Alan'a sahip olmadığı için de öyleydi. Bir zamanlar insan olmuş olsa bile artık değildi.
Dolayısıyla Sunny o şeyin gerçekte ne olduğuna dair en ufak bir fikre sahip değildi.
Sadece haddinden çok daha sinsi, ölümcül, garip ve inatçı bir gölgeydi.
Yine de bu durum onu öldürmek zorunda olduğu gerçeğini değiştirmiyordu.
Ve bu konuda...
Sunny'nin aklına ne yapacağına dair bir fikir gelmişti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.