Nephis'in, Sunny’nin bu dudak uçuklatan iddiasına şüpheyle yaklaşması gayet doğaldı. Birkaç an boyunca sessizce ona baktı, ardından tek kaşını kaldırdı.
"Ama sen yalnızca bir uyanmışsın... Lafı dolandırmadığım için bağışla beni. Bir uyanmış nasıl olur da bu denli güçlü bir şey yaratabilir?"
Sunny, kadının böyle bir sözü tutabilme yeteneğini neden sorguladığını görebiliyordu. Yine de ne dediğinin farkındaydı. Çünkü çok uzun zamandır buna benzer bir şeyi başarmanın yolunu düşünüyordu.
Bir süre duraksadı, sonra içini çekti.
"Sandığından daha kolay... Tabii sıradan bir uyanmışın harcı değil bu. Ama benim anı yaratma yöntemim oldukça benzersiz, bu yüzden çoğu kişinin yapabileceğinden fazlasını yapabiliyorum. Göstermem çok daha kolay olacak. Benimle gelir misin?"
Nephis yerinden kıpırdamadı, gözlerini dikmiş ona bakıyordu.
"Seninle gelirim, Usta Sunless. Ama henüz değil."
Sunny hafifçe kaşlarını çattı.
"Henüz değil mi?"
Kadın, yüzündeki o dingin ifadeyi bozmadan yavaşça başını salladı. Sesi her zamanki gibi pürüzsüzdü:
"Evet, ben..."
Nephis bir an duraksadı, sonra büyük bir ciddiyetle ekledi:
"Pastamı henüz bitirmedim."
Sunny bir an kulaklarına inanamadı.
'Ne?'
Gözlerini kırpıştırdı. Ancak Nephis onun şaşkın baka kalışına hiç aldırış etmeden kaşığını zarifçe eline aldı ve dikkatini vişneli pastasına verdi.
Hiç acele etmeden, soğukkanlılığını koruyarak yedi. Tadından mı keyif alıyordu yoksa sadece yemeği israf etmek mi istemiyordu, kestirmek imkansızdı. Birkaç dakika sonra Nephis kaşığını bıraktı, peçeteyle dudaklarını sildi ve nezaketle başını salladı.
"Teşekkür ederim. Borcum ne kadar?"
Sunny yavaşça başını iki yana salladı.
"Hayır, hayır. Müessesemizden olsun."
Bu kadının aklından neler geçiyordu böyle? Daha az önce tanrıları öldürmekten bahsediyorlardı ve o... pasta için ara mı vermişti?
Sunny’nin şikayet ettiği yoktu.
Hatta istese küçük bir dilim değil, bütün bir pastayı yemesini bile zevkle izleyebilirdi.
On tane pasta olsa bile... Gerçi bu biraz masraflı olurdu ama...
"Gidelim mi o halde?"
Ayağa kalktı ve kadına Harika Taklitçi'nin bodrum katına kadar eşlik etti. Sunny, Beyaz Tüy'den Telle'ye Gecikmiş Özür'ü teslim etmek için rehberlik ettiği günün aksine, bu kez butiğin arka tarafına doğru yöneldi.
Nephis, meraklı bakışlarla etrafı süzerek onu takip ediyordu. Sunny açıklama gereği duydu:
"Burası Işıltılı Mağaza'nın anı butiği kısmı. Bilindiği üzere, anı dövme yeteneğimin reklamını yapmıyorum; bu yüzden müşterilerin çoğu beni geniş bir bağlantı ağına sahip bir tüccar sanıyor. Buradaki envanterimizi inceliyorlar ya da belirli kriterlere uygun bir anı bulmamız için bize sipariş veriyorlar."
Nephis başını salladı.
"İçerisi çok zevkli döşenmiş. Sana yakışıyor."
'Ha?'
Sunny kadının ne kastettiğinden emin olamadı ama takdirle gülümsedi.
"Teşekkür ederim. Çoğu müşteri sadece butiği görür ancak burası işin yalnızca görünen yüzü. Atölyem şuradaki kapının arkasında. Bu kapının ardında ise değerli materyalleri saklıyorum."
Sunny kapıyı açarken Nephis o her zamanki tekdüze sesiyle sordu:
"Yeteneğini gizleme konusunda neden bu kadar isteksiz olduğunu sorabilir miyim, Usta Sunless?"
Sunny bir an duraksadı.
"Elbette sorabilirsin. Pek çok sebebi var ama asıl mesele... Büyük klanlardan pek haz etmiyorum. Lütfen üzerine alınma, Leydi Nephis."
Kadın hafifçe gülümsedi.
"Alınmam."
Sunny onu materyal deposuna soktu. Burası, sadece birkaç fenerin aydınlattığı, karanlığa gömülmüş devasa bir salondu. Fenerler, bazen üretim işlerinde ona yardım eden Aiko için oradaydı.
Nephis girişte duraksadı.
Materyal deposu, dükkanın o rafine ön yüzünden çok farklıydı. Buradaki atmosfer soğuk ve tekinsizdi; hatta uğursuz bile denebilirdi. Bunun sebebi, içerisinin canavar kalıntılarıyla dolu olmasıydı ve bunların çoğu gerçekten korkunç Kabus Yaratıkları'na aitti.
Grotesk kemikler, iğrenç ubedelerin içi boşaltılmış kabukları ve her türden tuhaf eserler... Kış Canavarı’nın kalıntıları buradaydı. Sunny'nin son dört yılda topladığı diğer ganimetlerin arasında donmuş gölgelerin parçaları da duruyordu.
Devasa yer altı deposunun ortasına kadar yürüyüp Nephis'e döndü ve etrafı işaret etti.
"Güçlü bir anı, güçlü materyallerden dövülmelidir; aksi takdirde üzerindeki efsunların ağırlığına dayanamaz. Kabus Yaratıkları'nın kalıntıları, tek seçenek olmasa da bu tür materyallere ulaşmanın en kolay yoludur."
Nephis sakin bir ilgiyle etrafına bakındı.
"Kutsal olmayan bir ucubenin kalıntılarına mı denk geldin yoksa? Tanrı katleden bir kılıç dövebileceğini iddia edecek cesareti bundan mı alıyorsun?"
Sunny gülümsedi ve başını iki yana salladı.
"Hayır. Aslında sana göstermek istediğim materyaller değil, deponun kendisiydi. Ne kadar büyük olduğunu fark ettin mi?"
Nephis yavaşça başını sallayınca Sunny gülümsedi.
"Azize Cassia sana dükkanımın aslında uyanmış bir iblis olduğunu söylemiş olmalı. Aslına bakarsan, iç hacmi... Biraz fazla geniş, değil mi?"
Kadın bir süre düşündü, sonra omuz silkti.
"Bu yankıyı almak için hangi yaratığı öldürdüğünü bilmeden bir şey söylemek zor. Ama evet, çok daha küçük olmasını beklerdim. Uyanmış rütbesindeki boyutsal depo anıları genellikle çok daha mütevazıdır."
Sunny kendini işaret etti.
"Ama görüyorsun ya, bu boyutsal depo biraz benzersiz. Çünkü hacmi yaratığın rütbesine veya sınıfına değil, sahibinin ruhunun gücüne bağlı. Bu durumda, yani benim ruhuma."
Nephis bir an sessiz kaldı.
"Anlaşılan o ki, alışılmadık derecede güçlü bir ruhun var."
Sunny'nin kıkırdaması, kadının dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme yarattı.
"İltifatın için teşekkür ederim. Ama asıl mesele bu değil."
Nephis kaşlarını çattı, sonra aniden keskin gözlerini ona dikti.
"Yani demek istiyorsun ki..."
Sunny onaylayarak başını salladı.
"Aynen öyle. Kullanıcısının ruhuna bağlı ve dolayısıyla kullanıcısı kadar güçlü olan bir anı yaratmam imkansız değil. Senin her geçen gün daha da güçlenmeye devam edecek biri olduğun her halinden belli, Leydi Nephis. Bu yüzden, kılıcının bir gün bir tanrıyı katledecek kadar keskinleşmesi de imkansız değil."
Sunny biraz dürüst davranmıyordu... Ama sadece biraz.
Aslında amacı Açgözlü Kasa’nın efsunlarını taklit etmek değildi. Peşinde olduğu ve bir süredir üzerinde çalıştığı şey, Oniks Pelerin’in bağlayıcı özelliğini kopyalamaktı; zira o niteliğin ruhu kadar güçlü olmasını sağlayan şey buydu.
Bunun sebebi, üstün rütbeye ulaştıktan sonra güç algısının ve anılara bakış açısının değişmiş olmasıydı. Sunny, gerçekten güçlü varlıkların kullandıkları silahlardan veya araçlardan medet ummadığını çoktan fark etmişti; çünkü gücün kendisi onlardı. Silahlar ve araçlar harici bir güç kaynağı değil, yalnızca kendi güçlerini kanalize etmeye yarayan araçlardı.
Gelgelelim Sunny için durum hep tam tersi olmuştu. Evet, kendini ölümcül bir savaşçıya dönüştürmüştü ama zaferlerinin çoğunu, Kan Dokusu sayesinde uyanmışlardan çok daha iyi kullanabildiği güçlü anılarının efsunlarına borçluydu.
Büyüden sürgün edildiğinde bu anıların çoğunu kaybetmişti. Bu durum ona, içsel güç ile dışsal güç arasındaki farkı oldukça acımasız bir şekilde öğretmişti.
Bu yüzden Sunny, kendisi için çeşitli ve güçlü bir cephanelik oluşturabilecek yetenekte olsa da bunu yapmamıştı. Çünkü buna ihtiyaç duymayacak kadar güçlüydü ve hak edilmemiş bir güce aşırı güvenerek yoldan sapmak istemiyordu. Bu güce kendi emeğiyle ulaşmayı tercih ederdi.
Böylece gerçek tanrısallığa ulaşanların izinden gitmiş olacaktı.
Sunny’nin kendisi için dövmek istediği tek anılar, kendi gücünü daha iyi yönlendirmesine yardım eden ya da sadece hayatını kolaylaştıran şeylerdi. Ayrıca bu anıların kendi gelişimiyle aynı tempoda ilerlemesini istiyordu.
Bu nedenle... Bağlılık efsununda ustalaşmak zorundaydı.
Sorun şuydu ki, kişinin ruhuna böylesine karmaşık bir şekilde bağlanması gereken bir anı dövmek hiç de kolay değildi.
... Ama Nephis, onun ruh ateşi ve Şafak Tacı yardıma hazır beklerken işler değişirdi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.