Sunny, zifiri karanlığın ortasında Kale'ye ulaştı. Tekneyi iskeleye bağladı, karaya çıktı ve ağır adımlarla Harika Mağaza'ya doğru yürümeye başladı. Zihnini kurcalayan o kadar çok şey vardı ki eve varmak için hiç acele etmiyordu.
Yine de nihayetinde eve ulaştı.
Harika Taklitçi, onu karşılamak için kapısını kendiliğinden açtı. Hatta genellikle geceleri dışarıda duran o korkunç azı dişlerini bile kapı sövesinin içine çekti.
Sunny kapı eşiğine hafifçe vurdu, dalgın adımlarla yemek salonuna geçti, piknik sepetini masaya bıraktı ve derin bir iç çekti.
Biraz yorgundu ama bu gece uyuyabileceğinden oldukça şüpheliydi.
Nitekim zihninde alev alev yanan o ateşi uzun süre söndürmeyi başaramadı. Yatakta bir o yana bir bu yana dönüp durdu, ancak şafak sökmeden hemen önce uykuya dalabildi.
Sonuç olarak uyuya kalmıştı; ancak Aiko'nun dükkâna giriş sesleriyle uyandı. Minyon yardımcı işe geldiğine göre sabah kalabalığının kapıya dayanması da yakındı.
Sunny yatakta doğrulup yüzünü ovuşturdu, ardından önündeki bu uzun güne hazırlanmak için yıkanmaya koyuldu.
Acaba gelecek miydi?
Nephis'in duygularını toparlamak için uzun bir zamana ihtiyaç duyacağını tahmin ediyordu. Yine de belki gelir ihtimaline sarılarak kendini olabildiğince derli toplu göstermek için ekstra çaba harcadı.
O henüz hazırlanma rutininin ortasındayken aşağıdan Aiko'nun sesi yükseldi.
"Hey, patron! Sepeti ne yapayım?"
Sunny ıslak saçlarını geriye doğru tarayıp gayriihtiyari seslendi:
"... Ha, içinde birkaç kirli tabak çanak olacaktı. Onları bir sudan geçiriversen iyi olur."
Dün nehirde yıkamıştı ama her şeyin adamakıllı temizlenmesi gerekiyordu.
Sunny hazırlanmaya devam etti. Taklitçi'nin içinde hiç ayna yoktu, bu yüzden kendisini görmek için kasvetli gölgesini kullandı.
Gölgenin, sabahın köründe onun suratına bakmak zorunda kalmaktan hiç ama hiç hoşnut olmadığını söylemeye gerek bile yoktu.
Bu adam hiç değişmeyecek...
İşte tam o anda Sunny donakaldı. Gözleri ardına kadar açıldı ve hemen Puslu Pelerin'i çağırıp hızla aşağı koştu.
"Dur, Aiko! Bekle!"
Fakat artık çok geçti.
Minyon kız mutfakta dikiliyordu, piknik sepeti hemen yanında havada süzülüyordu. Kapağı açılmıştı ve Aiko... ellerinde bembeyaz, büyüleyici bir elbise tutuyordu.
Sunny olduğu yere çakıldı.
"O..."
Kız kocaman açılmış gözlerle ona baktı ve kısık bir sesle sordu:
"Patron... şey... piknikten neden bir kız elbisesiyle döndün?"
Sunny kem küm etti:
"S-sanıldığı gibi değil... Ben bir şey yapmadım!
Sadece kaçıp gitti... elbisesini almadan... Öyle denk geldi yani..."
Aiko sessizce elbiseye bakakaldı.
Ardından yüzünde hafif bir hoşnutsuzluk belirdi.
"Bir dakika ya... Bu ölçüler..."
Bir sonraki an Sunny'nin dibinde bitti, parmağını adamın göğsüne vura vura konuşmaya başladı.
"Bu Değişen Yıldız'ın elbisesi! Seni gidi seni! Seni ahlaksız rezil! Nephis'e ne yaptın sen?!"
Aiko'nun parmağı morarmasın diye Oniks Kabuk'u yumuşatan Sunny, kızın darbelerinden kaçıyormuş gibi yaparak geriledi.
"Hiçbir şey yapmadım! Sadece sıcak yüzünden nehirde serinliyorduk... Hem ne demek rezil?! Demiri tavında dövmem için beni cesaretlendiren sen değil miydin?!"
"Ben ne zaman öyle bir şey dedim?!"
"Ah! Hatırlamıyorum ama kesin demişsindir!"
Tam o sırada kapının üzerindeki gümüş çan çaldı ve ikisi de buz kesti.
Girişte biri dikilmiş, sakince onları izliyordu.
Zevkle seçilmiş beyaz kıyafetler, kusursuz bir figür, ışıl ışıl saçılan gümüş rengi saçlar...
Sunny'nin kalbi bir an duracak gibi oldu.
Gelen Nephis'ti.
Gözlerini aşağı kaydırıp Aiko'nun hâlâ elinde tuttuğu elbiseye baktı.
Nephis nezaketle gülümsedi.
"Ah. Ben de onu arıyordum."
Mutfaktan içeri adımlayıp elbiseyi minyon kızın elinden aldı, ardından parıldayan gözlerle Sunny'ye dik dik baktı.
"Onu topladığınız için teşekkür ederim, Usta Sunless."
Sunny derin bir nefes aldı.
"... Ah, ş-şey. Önemli değil."
Neden bu kadar umursamaz davranıyordu ki? Zihninden ne geçiyordu?
Burasına... kendisini suçlamaya mı gelmişti, yoksa kollarına atılmaya mı?
Yutkundu ve temkinli bir tavırla sordu:
"Umarım... umarım her şey yolundadır. Dün yaşananlardan sonra."
Nephis kısa ve net bir şekilde başını salladı.
"Her şey yolunda."
Ardından kaşlarını hafifçe çatıp kendi kendine mırıldandı:
"Yani aslında, şimdi düşününce... dün gece yaşananlardan sonra bazı mobilyaları değiştirmem gerekecek..."
Sunny irkildi.
"... Ne?"
Aynı anda Aiko'nun gözleri daha da yuvalarından fırladı.
"Ne?!"
Nephis kafa karışıklığı içinde ikisine baktı.
"Oh. Kusura bakmayın. Kendi kendime konuşuyordum."
Onların surat ifadesini görünce bir an duraksadı, ardından tereddütle ekledi:
"Şey... Yine yanlış bir şey mi söyledim?"
Nihayetinde Sunny, neye uğradığını şaşırmış haldeki Aiko'yu geride bırakıp Nephis'i daha baş başa kalabilecekleri bir yere götürmeyi başardı.
Şimdi buradaydılar ya, içinden kendine lanetler yağdırıyordu.
Yok artık ama... ben aptal mıyım? Neden aşağıya, Hafıza dükkânına gitmedim ki? Kızı neden yukarı çıkardım?!
Şu an... onun yatak odasındaydılar.
Sunny içinden kendine sövmeye devam ederken Nephis meraklı gözlerle etrafı inceliyordu.
"Burada mı uyuyorsun? Yani senin bu bedenin."
Sunny kendini zorlayarak gülümsedi.
"... Ah, evet. En azından bir enkarnasyonumun zaman zaman uyuması gerekiyor. Diğerleri uyumuyor ama madem en insan olanım benim, ben uyuyorum."
Yatak odasını zihninde hızlıca değerlendirdi ve sabah ilk iş olarak yatağını toplama alışkanlığı olduğu için ölmüş tanrılara şükretti. Oda son derece temiz ve sevimliydi, pencerenin ardında Aynalı Göl'ün muazzam manzarası uzanıyordu. Kale, şafağın altın renkli ışıklarıyla yıkanıyordu... Onun da üzerinde, Fildişi Adası bulutların arasına gizlenmişti.
Nephis, sanki bir şeyi hatırlamaya çalışıyormuş gibi bir an boyunca adama baka kaldı, ardından başını çevirip pencereden dışarı baktı.
Dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi.
"Sanırım kendi penceremi buradan görebiliyorum."
Uzaktaki Fildişi Kulesi'nin siluetine bakarak az zaman geçirmediğini söylese yalan olacağı için Sunny sessiz kalmayı seçti.
Bunun yerine odasını süsleyen birkaç eşyayı işaret etti:
"Bunlar Yaratıklar Diyarı'nda yıllar boyunca topladığım bazı ilginç antikalar. Öyle... pek bir numaraları yok. Ama geçmişi keşfetmek hobilerimden biridir."
Nephis eşyaları bir süre süzdü, ardından dönüp doğrudan onun yüzüne baktı ve sadece şunu söyledi:
"Biliyorum."
Sunny kaşlarından birini kaldırdı.
"Biliyor... musun?"
Kız bir an bocaladı.
"Ariel'in Mezarı hakkındaki Keşif Raporu, Hiç Kimse tarafından yazılmıştı. O Hiç Kimse sensin... değil mi?"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.