Galiba Cassie'yi öldüreceğim...
Sunny, ne kadar sarsıldığını ve afalladığını gizlemek için yüzündeki gülümsemeyi korudu. Biraz mahcup, hatta biraz da soytarı gibi görünüyor olabilirdi ama bu konuda elinden gelen bir şey yoktu.
Yere saçılan kirli tabaklara göz ucuyla bakmamak veya bir gölge sürüsü çağırıp ortalığı jet hızıyla temizlememek için devasa bir irade sergilemesi gerekiyordu.
Sakin ol!
Nephis buradaydı, Parlak Mağaza’nın tam içindeydi.
Ona tuhaf bir ifadeyle bakıyordu.
Tabii ki ifadesi tuhaf olacaktı! Daha az önce kızın önünde kendini rezil etmişti. Üstelik bu teknik olarak ilk karşılaşmalarıydı ve Sunny sahneye yüzüstü kapaklanarak giriş yapmıştı.
Sunny yer yarılsa da içine girsem diye düşündü.
Aslında bu mümkündü.
Muazzam Taklitçi'nin onu bodrum katına yutuvermesi hiç de zor olmazdı.
Bu düşünceleri kafasından atmaya çalışan Sunny, şartlar elverdiğince kibar bir tonla sordu:
"Evet, bana Usta Sunless derler. Lütfen kusuruma bakmayın Lady Nephis, Aziz Kaşya geleceğinizi haber vermemişti..."
Nephis sadece burada olmakla kalmıyor, bir de elbise giyiyordu.
Bir elbise!
Bu resmen suç sayılmalıydı.
Hafif elbisesi sade ve beyazdı, pek fazla süsü yoktu. Omuzlarını örtüyor, mütevazı bir yaka dekoltesiyle iniyor ve etek boyu dizlerinin biraz üzerinde bitiyordu. Yine de bu sadelik, narin vücudunun zarif hatlarını daha da ön plana çıkarıyordu. Bembeyaz teni ile siyah saçları arasındaki keskin kontrast, gri gözlerini her zamankinden daha çarpıcı kılıyordu.
Sunny bir an için dışarının zifiri karanlık olmasına şükretti. Aksi takdirde, Nephis'in bu görünüşü Parlak Mağaza’nın bir hayran canavarı sürüsü tarafından kuşatılmasına neden olabilirdi.
Öyle bir durumda da taze bir grup ruh sikkesi basmamak için kendini zor tutması gerekirdi.
Birden Nephis'in bir şeyler söylediğini fark etti. Ne dediği hakkında en ufak bir fikri yoktu.
Sunny gözlerini kırpıştırdı.
"Efendim?"
Nephis boğazını temizleyip bakışlarını kaçırdı. Belki de Sunny'nin nezaket ve akıl sağlığı noksanlığından rahatsız olmuştu.
"Hayır, bir şey yok. Bir Yadigar hakkında konuşmaya geldim."
Sunny zoraki bir gülümseme daha takınıp masalardan birini işaret etti.
"Lütfen buyurun, oturun. Hemen yanınızda olacağım."
Kız için bir sandalye çekti, ardından yerdeki tabakları hızla toplayıp mutfağa kaçtı. Ancak içeri girmeden önce bir an tereddüt etti.
"İçecek bir şey ister miydiniz? Henüz taze kahve çekirdeklerimiz ve çayımız geldi de..."
Kız başını salladı.
"Su yeterli."
Sunny başıyla onaylayıp mutfağa girdi.
Bir an sonra duvara yaslanmış, ağır ağır nefes alıyordu.
Bu da ne böyle?!
Nephis ile karşılaşacağı anı çok, çok uzun zamandır bekliyordu. Zihinsel olarak buna hazırdı... ama onun karşısına çıkması gereken kişi Gölgelerin Efendisi'ydi! Sıradan ve gösterişsiz bir dükkân sahibi değil!
Ölümsüz Alev klanının Değişen Yıldız'ı kadar yüce birinin Parlak Mağaza'yı ziyaret etmesi için hiçbir sebep yoktu, bu yüzden Sunny onun geleceğini bir an bile hayal etmemişti.
Sakinleş!
Sunny derin bir nefes alıp Sisli Pelerin’in düzgün çalışıp çalışmadığını sessizce kontrol etti.
Her şey yolundaydı. Varlığı gizliydi ve zararsız bir zanaatkâr maskesi yeterince sağlam duruyordu. Aslında Hisar'da geçirdiği bu bir yıllık huzurlu yaşam tüm sivri yanlarını törpülemişti, bu yüzden bu hali oldukça uysal görünüyordu.
Birinin Parlak Mağaza’nın bu masum sahibiyle o asosyal, tehditkâr Gölgelerin Efendisi arasında bir bağ kurmasına imkan yoktu.
Güzel.
Yine de Cassie ne düşünüyordu böyle?
Aziz Kaşya... Bu da ne şimdi?
Sonsuz Pınar'dan bir bardağa su doldururken, kız neşeyle yanıt verdi:
Ne demek istiyorsun?
Bardak Sunny'nin elinde patlamak üzereydi.
Değişen Yıldız'ın burada ne işi var?
Kör kâhinin gölün karşı kıyısında, kalede bir yerlerde güldüğünü hayal edebiliyordu.
Neden orada olmasın ki? Sipariş etmek istediğim Yadigar onun için. Neye ihtiyacı olduğunu açıklayacak en doğru kişi o.
Sunny ağzını açtı ama ne diyeceğini bilemeyerek geri kapattı.
Benim hakkımda ona ne anlattın?
Cassie'nin sesi zihninde sakin ve dengeli bir şekilde yankılandı:
Güçlü Yadigar'lar dövebildiğini, bir sırrı saklayacağın konusunda sana güvenilebileceğini ve gölgelere karşı bir yatkınlığın olduğunu.
Son kısım biraz sorunluydu ama Sunny bir an düşündükten sonra Nephis'in önceden uyarılmasının en iyisi olduğunu kabul etti. Nasıl olsa er ya da geç yeteneğinin doğasını fark edecekti; yanlış bir fikre kapılmasını engellemek için önce bilgilendirmek daha mantıklıydı.
Daha doğrusu, doğru fikre kapılmasını engellemek için.
Her neyse...
Elinde su bardağıyla geri dönerken... Sunny bir şekilde kendini elinde bir dilim kirazlı pasta olan küçük bir tabağı da taşırken buldu. Pastayı bu sabah Canavar Çiftliği'nden gelen kirazlar bozulmasın diye yapmıştı ama şu an nasıl elindeki tabağa girdiğine dair...
Sunny'nin hatıraları pusluydu.
Birden şüpheye düştü.
Anılarımı silmedin, değil mi?
Uzun zamandan beri ilk kez Cassie'nin sesi şaşkın geliyordu:
Ha?
Sunny dişlerini sıktı. Tabii ki yapmamıştı. Bu kadar kısa sürede, üstelik gözlerinin içine bakmadan bunu başarması imkansızdı.
Boş ver.
Artık geri dönüş için çok geçti. Salona dönüp su bardağını ve pasta dilimini Nephis'in önüne bıraktı.
Kız sessizce pastaya baktı, sonra başını kaldırıp ona bir bakış attı.
Ciddi bakışları fazla büyüleyiciydi.
Hadi canım.
Bu durumun neresinden tutsan elinde kalıyordu. Neden zırhını giymemişti? Zırhını yine mi parçalamıştı?! Bugün bu yüzden mi elbise giyiyordu?
Sipariş etmek istediği Yadigar bir zırh mıydı? Eğer öyleyse, bu işi bir an önce bitirmeliydi!
Diğer yandan...
Gerçekten...
Acele etmese de olurdu. Değil mi?
Konu Nephis olunca, kusursuz olandan daha azını yapmak istemezdi.
Yüzündeki ifadeyi nötr tutan Sunny, kızın karşısına oturdu ve nazik bir gülümsemeyle konuştu:
"Kafemizin tatlılarıyla meşhur olduğunu herhalde duymamışsınızdır..."
Tabii ki duymamıştı. Çünkü meşhur falan değildi.
Ama öte yandan, Nephis de ona bir keresinde tatlı yapmıştı.
Bu iyiliğe karşılık vermesi en doğrusuydu, öyle değil mi?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.