Maskenin Ardındaki Yüz

Nehir gerçekten de alev alev yanıyordu.

Bunu görmek akıl alacak gibi değildi. Berrak sularla kaplı engin Nehir adeta fıkır fıkır kaynıyor, dahası, suyun yüzeyinde dökülmüş petrol gibi yayılan devasa bir beyaz alev denizi çalkalanıyordu. Nehir'den yükselen sıcaklık dalgası, taze bir fırtına gibi davranıp Sunny'yi sıcaklığıyla kuşattı.

Nephis başını yavaşça çevirip Nehir'e baktı. Yüzündeki sakin ve kendinden emin ifade zerre bozulmamıştı. Dik dik bakışlarının altında alevler bir anda boyun eğdi ve sönüp gitti.

Sonra hafifçe boğazını temizledi.

"Şey, evet. Orada... su yüzüne çıkmaya çalışan bir kâbus yaratığı vardı. Ben de yaktım."

Sesi son derece kendinden emin ve gayet sakindi.

Sunny yüzünde belirmek üzere olan gülümsemeyi zorlukla bastırdı.

"Anlıyorum. Tabii ki. Çabuk tepki verdiğin için teşekkür ederim."

Gölge duyusu hâlâ tüm bölgeyi bir ağ gibi sardığı için oralarda tek bir ucube bile olmadığını adı gibi biliyordu. Yine de bunu dile getirecek değildi.

Onun yerine, titreyen eliyle tüten çay fincanını kaldırdı, bir dikişte bitirip derin bir iç çekti.

Kopyası ses çıkarmadan tekrar bir gölgeye dönüştü.

"Şey... evet. Dediğim gibi. Bir Gölge Klanı ya da istihbarat ağı falan yok. Sadece ben varım. Dönüşüm Yeteneğim, gölgelerimi kendi bedenimin birer kopyası olarak somutlaştırmamı sağlıyor."

Nephis, gözleri hayretle açılmış halde ona bakıyordu; bu gerçeği kabullenmekte hâlâ zorlandığı belliydi. Sesi biraz cılız çıktı.

"Dönüşüm Yeteneği mi? Yani... sen bir aziz misin? Yok, tabii ki öyle olmalısın... Sonuçta sen... Gölge Lordu'sun..."

Gözlerini bir anlığına kapattı.

"Peki ya diğer biçimler? O devasa gölge canavarı? Küçük karga? Ben Gölge Lordu'nun... yani senin... Yüce Yeteneğin sayesinde bu kılıklara girebildiğini sanıyordum."

Sunny ensesini kaşıdı.

"O biçimler; Gizli, Uyanmış ve Yükselmiş Yeteneklerimin yanı sıra Unsur Mirasıma dayanan özel bir teknik sayesinde mümkün oluyor."

Nephis derin bir nefes aldı, ardından gözlerini ona dikti.

Ortamı kaplayan kısa bir sessizliğin ardından, sesindeki hafif huzursuzluğu gizleyemeyerek sordu:

"Sen... gerçekten o musun? Gölge Lordu?"

Sunny bir an hareketsiz kaldı, sonra kolunu öne doğru uzattı. Ruh Yılanı cildinin altında süzülüp avucuna doğru aktı; derisindeki karmaşık dövme yavaşça kayboldu ve elinde simsiyah bir odaçi belirdi.

Birkaç an tereddüt ettikten sonra, devasa kılıcı kumların üzerine nazikçe bıraktı.

"Evet. Ama... Gölge Lordu'nun ben olduğunu söylemek daha doğru olur."

Sunny solgun bir tebessümle Nephis'e baktı.

"Yüceliğe dört yıl önce, Güney Seferi'nin sonlarına doğru ulaştım. Ondan sonra... Şey, dünyadan biraz bıkmıştım. Ben de birkaç yılımı Rüya Alemi'nde amaçsızca gezinerek geçirdim, geri dönmeye hiç niyetim yoktu. Ama eninde sonunda döndüm. Kopyalarımın çoğunu Tanrımezarı'na gönderdim; orada kâbus yaratıklarıyla savaşıp o lanet olası yerde kendilerine bir düzen kurdular. Aynı zamanda Bastion'a gelip dükkânımı açtım. İşte... hepsi bu kadar."

Nephis tek kelime etmeden uzun uzun ona baktı.

Zihninden neler geçiyordu acaba?

Sunny bunu hayal etmekten bile korkuyordu.

Kendiyle dalga geçtiği için ona kızıyor muydu? İhanete uğramış gibi mi hissediyordu? Sözlerinin ağırlığı altında ezildiği için ne düşüneceğini mi bilemiyordu?

Ya da belki de bunu sorun etmiyordu? Bilmesinin hiçbir yolu yoktu.

Bu sırada Nephis uzanıp şarabı aldı. Kadehi değil, doğrudan şişeyi.

Nephis'in başı dönüyordu.

Gözlerini Usta Sunless'tan... Hayır, Aziz Sunless'tan... Hayır, bu gerçekten onun öz adı mıydı ki?

Gözlerini bu büyüleyici efsuncudan alamıyor, zihninde onu o karanlık, soğuk ve baskıcı Gölge Lordu ile kıyaslamaktan kendini alamıyordu.

Sunless ince yapılı, son derece zarif ve nazik biriydi. Yüz hatları çok yakışıklıydı ama sert, kaba bir yakışıklılık değildi bu. Aksine, yumuşak ve etkileyici bir beyefendiliği vardı. Kömür karası gözleri genelde sakindi; o karanlık derinliklerde muzip bir mizahın izleri saklıydı. Bazen bu gözler garip bir keder perdesiyle buğulanır, bazen de içten bir neşeyle parıldardı.

Onun yanındayken Nephis kendini rahat hissederdi.

Gölge Lordu ise... korkunç ve heybetliydi. Yüzü her zaman bir maskenin arkasına gizlenirdi; bazen onu ürpertici derecede gizemli kılan dümdüz bir maske, bazense karanlık bir iblisin yırtıcı yüzü. Hareketleri keskin ve güçlüydü, acımasız bir kararlılık taşıyordu. O tekinsiz sesi soğuk ve duygusuzdu.

Onun yanındayken Nephis hep tetikte olurdu.

İkisi arasında ortak bir şey varsa, o da ikisinin de onun duygularını altüst edebilmesiydi. Yine de...

Bu iki kişi nasıl aynı insan olabilirdi?

O nazik Usta Sunless, nasıl olup da gözünü bile kırpmadan Büyük Kâbus Yaratıklarını katledebilmişti?

O mesafeli Gölge Lordu, nasıl olup da üzerine ev yapımı bir önlük takıp onun için sevgiyle leziz krepler hazırlamış, üzerine bir top dondurma ve taze çilekler kondurmuştu?

Aklı bunu bir türlü almıyordu.

'Ah... başım çatlıyor...'

Nephis, imkânsız gibi görünen bu gerçekleri sindirmek ve zaman kazanmak adına birkaç soru sordu. Sunny sorularını yanıtladı ama Nephis cevapları neredeyse hiç duymadı.

'Olamaz! Bu imkânsız. Yani... evet, ikisi arasında bir bağ kurmuştum. Ve evet, Usta Sunless... Aziz Sunless... bana bir sürü sırrı olduğu konusunda uyarıda bulunmuştu... Ama... ama...'

Nephis çoğunlukla neye uğradığını şaşırmış haldeydi.

Kandırılmış olmanın, daha doğrusu bir budala gibi hissetmenin getirdiği ince bir incinmişlik de vardı içinde.

Fakat başka bir şey daha vardı.

Şokun ve kabullenemeyişin derinliklerinde, düşünmeden edemiyordu...

O çekici efsuncunun Gölge Lordu çıkması o kadar da kötü bir şey miydi ki?

Nephis o gizemli azizle ilk karşılaşmasını hatırladı. Adamın kendisini büyülemediğini söylese yalan olurdu. Gücü, muazzam kılıç ustalığı, soğuk kibri... O zamanlar iç geçirmeden edememiş, arkasını dayayabileceği böyle bir partnerin ne kadar güzel olacağını düşünmüştü.

Kendisine ayak uydurabilecek biri... Bir dengi.

Tabii ki Gölge Lordu'nun maskesinin arkasında neyin saklı olduğunu sık sık merak etmişti. Bunu hayal etmek heyecan vericiydi. Genç olduğundan emindi... Ama yüzü nasıldı? Yüzü de sesi kadar soğuk ve duygusuz muydu? Gözleri de o kadar acımasız mıydı? Yakışıklı mıydı? Bir aziz olduğuna göre öyle olmalıydı...

İnsan mıydı ki acaba?

Nephis, bu merakından ancak o çekici ve nazik efsuncu olan Usta Sunless ile beklenmedik bir ilişkiye sürüklendikten sonra uzaklaşabilmişti... Önce sahte bir ilişkiydi bu, sonra giderek daha gerçek bir hal almıştı.

Zihninde o yırtıcı maskeyi çıkarıp yerine Usta Sunless'ın... Aziz Sunless'ın o güzel yüzünü koydu.

Ya da adı her neyse.

O ağır, simsiyah zırhın içinde, elinde devasa odaçi kılıcıyla çok eğreti dururdu herhalde.

Ama bir yandan da... Bu görüntü ona o kadar çok yakışıyordu ki.

Kuzgun karası saçları, pürüzsüz cildi, karanlık gözleri. İnce işçilikli simsiyah zırhlara bürünmüş, etrafı sonsuz bir karanlıkla çevrelenmiş bu güzel adamın İsimsiz Tapınak'taki obsidyen tahtta oturduğunu hayal etmek hiç de zor değildi.

'... Ben bunu daha önce nasıl fark edemedim!'

Nephis yerin dibine girmek istedi.

Gölge Lordu ile karşılaştığı her anı ateşler içinde zihninden geçirdi, sonra bunları Usta Sunless ile geçirdiği zamanlarla yan yana koydu.

Kılıç antrenmanı yapışını izleme şekli...

Karanlık tapınağın avlusundaki o yalnız ağaca bakışı...

İnsanların yaptığı yemekleri yemesinden aldığı o aşikâr keyif...

Etrafı insana benzeyen gölgelerle çevrili olmasına rağmen İsimsiz Tapınak'ın yalnızlığını tercih eder gibi görünmesi...

Şaraptan bir yudum daha aldı, tadını bile hissetmiyordu.

"Dur, bir dakika... Sunless. Bu gerçekten senin öz adın mı?"

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.