Sunny, Ariel'in durgun gölün sessiz sularında geride bıraktığı o ürpertici vasiyete arkasını dönüp ilerlemeye devam etti.
Zihninde uçuşan milyonlarca düşünce vardı. Karşılaştığı bu muazzam gerçeğin büyüklüğü, şimdiye kadar bildiği neredeyse her şeyi gölgede bırakıyordu. İçine doğduğu o amansız, soğuk gerçekliğin nihayet bir açıklaması vardı. Gelecek de artık çok daha belirgindi. Ve bu, insanı dehşete düşüren bir gelecekti.
Tanrılar ölmüştü... Ama hepsi değil.
Yedinci tanrı hâlâ hayattaydı, Boşluk'un beşiğinde uyuyordu. Tüm varoluş zaten onun kabusunun dehşetiyle zehirlenmişti ve o Unutulmuş Olan bir an uyanacak olursa, bu can çekişen dünya bile tamamen yok olacaktı.
Yine de Sunny'nin şu anda bu gerçekler üzerine kafa yoracak hali yoktu.
Yozlaşmış tanrılar ve can çekişen dünyalar çok uzak meselelerdi. Vâdettikleri o korkunç gelecek de öylece uzaktaydı... Belki de dilediği kadar uzak olmasa bile. Zaten prangalarından kurtulmadığı sürece bunların hiçbirinin onun için bir anlamı yoktu.
Özgür olmadığı sürece.
Hayatını dilediği gibi yaşamakta ve önceden çizilmiş bu kaderi değiştirmeye çalışmakta özgür olmadığı sürece. Ariel'in fısıldadığı gerçeklerin işaret ettiği o son, Sunny huzur içinde yaşlanıp ölmeden önce gelse bile, hiçbir şeyi değiştirmeyi başaramasa bile... Nihayetinde, bir köle olarak yaşamaktan daha acı verici tek bir şey vardı.
Bir köle olarak ölmek.
Bu yüzden, şimdi her zamankinden daha büyük bir hırsla özgürlüğünü istiyordu.
Ve o korkunç gerçeğin aksine, özgürlüğü hemen yanı başındaydı.
Yol Gösteren Işık karanlık suların ötesini işaret ederek parıldamaya devam ediyordu. Sunny, karanlığın içinden o ışığı takip etti.
Durgun gölün üzerinde yürüdükçe, bastığı yerlerden hafif dalgalar yayılıyordu. Kendi yansıması da hemen yanında onunla birlikte yürüyor, birkaç adım geriden ise Sükutun Günahı nefret dolu gözlerle Sunny'yi süzerek takip ediyordu.
Neden bu kadar sessiz?
Kılıç tayfında tuhaf bir şeyler vardı. Estuary'ye girdiklerinden beri bir şekilde... Farklı görünüyordu. Sunny bu nefretlik hayaletin varlığına çoktan alışmıştı ama şimdi içten içe tetikte olmaya başlamıştı.
Bunun en büyük sebebi de Sükutun Günahı'nın içinde taşıdığı o kahredici bilgiyi artık biliyor oluşuydu; tayfın bu bilgiyi paylaşmasını engelleyen tek şey Estuary Anahtarı'nın üzerindeki mühürdü.
Nasıl ki Boşluk mührünü kırıp tüm varoluşu yutabilecekse, tayfın zihnindeki o bilgi de Estuary Anahtarı ortadan kalktığı an Sunny'yi yiyip bitirecekti.
Bu düşünce tüylerini ürpertiyordu.
İyi ki Estuary Anahtarı'nı başka birine devretmeye falan kalkışmamışım.
Sunny karanlık gölün üzerinde yürümeye devam ederken zaman algısını tamamen yitirdi; zaten geriye ne kadar zamanı kalmıştı ki? Artık suyun altında parıldayan hiçbir ışık yoktu ama zamanla gölün kendisi de değişmeye başladı.
Daha önce dümdüz olan suyun yüzeyi yavaş yavaş hareketleniyordu. Suyun altında güçlü akıntılar dönüyor, karanlık suları dalgalandırıp kabartıyordu. Yakında ilerlemek çok daha zor bir hal alacaktı.
En nihayetinde Sunny, uzaklarda bir şeyler gördü. Sudan yükselen keskin kayalar, adeta birer uçurumu andırıyordu. Sular bu kayaların arasından hırçınla akıyor, yer yer sis bulutları yükseliyordu.
Sessizlik, akan suların gürültüsü ve uzak akıntıların fısıltılarıyla bölündü.
Sunny, yükselen kara kayalara ulaştı ve hırçın sulara karmaşık hislerle baktı. Sarp kayalıkların arasındaki geçitler, sislerin ardına gizlenmiş bir labirent oluşturuyordu. Sular bu taş labirentin içinden akıp gidiyor, gözden kayboluyordu.
Uzaklarda, sanki çok yükseklerden dökülüyormuş gibi bir kükreme duyuluyordu.
Ayrıca etrafındaki gerçekliğin dokusunun inceldiğini ve tuhaflaştığını da hissedebiliyordu.
Burası da neresi böyle...
Sunny bilmiyordu ama bir tahmini vardı.
Kayalıklardan birinin dibinde bir şey fark ettiğinde bu şüphesi daha da güçlendi. Kara taşın üzerinde, keskin bir bıçakla kazınmış gibi duran bir iz vardı.
İki rün; biri güneş, diğeri ise kayıp anlamına geliyordu.
Deli Prens buradan geçmiş.
Ve sadece o da değil.
Kayalıkların arasında uzanan geçitlere bakıp suyun uzaktan gelen kükreyişini dinleyen Sunny, Estuary'nin iç kısmında gizlenen bu gölün Büyük Nehir'e bağlandığından artık emindi.
Ancak göl tamamen zamanın dışında var olduğu için, kurduğu bu bağlantılar da bir o kadar özeldi.
Akıntılardan birini takip ederse muhtemelen Estuary'den çıkabilirdi. Ama Büyük Nehir'e, oradan ayrıldığı andan çok daha farklı bir zamanda ayak basardı; belki de çok uzak bir gelecekte.
Ya da belki de çok uzak bir geçmişte.
Bu Kabus'a adım attığı o günden çok daha önce.
Deli Prens, Büyük Nehir'in normalde asla var olmaması gereken bir döngüsüne bu sayede sızabilmiş ve gelecekteki Vebalar'ı da yanında götürebilmişti. Cassie de aynen böyle dememiş miydi?
Onun tam sözleri neydi?
Estuary'ye ulaştıktan ve orayı kullanarak Büyük Nehir'in bir sonraki döngüsüne sızdıktan sonra, ikisi de biz yeni meydan okuyucuların gelişi için oyun alanını titizlikle hazırladı.
O zamanlar kafası başka şeylerle dolu olduğu için bu sözlerin üzerinde durmamıştı ama şimdi Cassie'nin ne demek istediğini nihayet anlıyordu.
Estuary zamanın dışındaydı... Daha doğrusu, Estuary'de zaman diye bir şey henüz var olmamıştı. Bu yüzden, bu tekinsiz yer ile Ariel'in Mezarı'nın geri kalanı arasındaki bağ son derece zayıftı.
Doğru geçidi seçerek Büyük Nehir'in o alışılmış döngüsel akışından kaçabilir ve farklı bir zamana seyahat edebilirdi; nehrin akıntısıyla temsil edilen o öznel zamana değil, medeniyetinin yükselişini ve çöküşünü belirleyen nesnel zamana.
Eğer Sunny'nin önünde binlerce deneme şansı olsaydı, bu labirenti haritalandırabilir, dilediği gibi girip çıkmanın bir yolunu bulabilir ve Ariel'in Mezarı'nın farklı dönemlerini ziyaret edebilirdi. Hatta Vebalar'ın son döngüyü istila etmesinden önceki bir zamana gidip gelişleri için hazırlık yapabilir ve onları tek bir hamlede yok edebilirdi.
Ne de olsa o zamanlar şimdiki kadar güçlü değillerdi.
Böylece... Belki de Nehir Medeniyeti bu kadar hızlı bir şekilde çökmeyecekti. Belki de Alacakaranlık henüz yok olmayacaktı. Belki de Kabus çok daha farklı bir şekilde fethedilebilirdi.
Ama bir yandan da, belki de hiçbir şey değişmeyecekti. Belki de Alacakaranlık'ın kaderinde her zaman Yozlaşma güçleri tarafından yok edilmek vardı ve kahinlerin o güzel şehirleri her halükarda yıkılıp sulara gömülmeye mahkumdu.
Nasıl olursa olsun, elinde binlerce deneme hakkı yoktu.
Zaten sadece tek bir şansı kalmıştı.
Böylece Sunny labirente adım attı ve kendisini nereye götüreceğini merak ederek Yol Gösteren Işık'ı takip etti.
Büyük Nehir'e geri mi dönecekti?
Geleceğe mi gönderilecekti? Yoksa geçmişe mi?
Izdırap, Cassie'ye kimin Gerçek Adı'nı vermişti ve o yaratığı —ya da yeri— bulmak onu kaderin zincirlerinden nasıl kurtaracaktı?
Yakında öğrenecekti.
Yol boyunca etrafında yükselen kayalıklar ve uğuldayarak akan sulardan başka hiçbir şey kalmadı. Sunny, keskin kayaların arasından süzülmek için Karanlık Kanat'ı kullandı ve kendini inanılmaz bir hızla ileriye doğru fırlattı. Nephis'in dışarıda bir yerlerde, Sınır'a yapılacak saldırıya liderlik ettiğini bildiği için acele etmesi gerektiğini hissediyordu.
Nihayetinde, Yol Gösteren Işık onu ne geleceğe ne de geçmişe götürdü.
Bunun yerine... O parıldayan kristal, suyun gürleyen sesinden uzak durarak ona sadece labirentin içindeki yolu gösterdi.
Sisli labirentten çıkan Sunny, kendini bir kez daha devasa bir su kütlesinin önünde buldu. Karanlık gölün daha sakin olan sularına geri dönmüştü.
Ancak kayalık labirentinin arkasında gizlenen bu kısım...
Kıyıda gördüklerinden tamamen farklıydı.
N—ne var orada...
Sunny, solgun bir yüzle ileriye bakarak bir an donakaldı.
Önünde... Sayısız ceset suyun üzerinde yüzüyordu.
Bu manzara, Alacakaranlık'ın girişinde yaşanan o korkunç katliamı fazlasıyla andırıyordu ama aralarında çok belirgin bir fark vardı.
Orada durgun suları dolduran leşler Yozlaşmış canavarlara aitken, buradakilerin tamamı Büyük Kabus Yaratıkları gibi görünüyordu.
Sunny bunu biliyordu çünkü yüzen cesetlerin arasında, üzerlerinde hiçbir yara bere izi olmamasına rağmen tamamen cansız duran sayısız Karanlık Kelebek kabuğu vardı.
Bir şey, onların ruhlarını vahşice paramparça etmiş, geriye sadece cansız bedenlerini bırakmıştı.
Ve orada, çok uzaklarda...
Sadece ona mı öyle geliyordu, yoksa suyun içinden karanlık bir şey mi yükseliyordu?
Yol Gösteren Işık, doğrudan o uzaktaki karanlık noktayı işaret ediyordu.
Sunny birkaç saniye hareketsiz kaldı, ardından dişlerini sıkarak bir adım ileri attı.
O adım atar atmaz, durgun suların derinliklerinde devasa bir şey hareketlendi...
Ve gözlerini ona dikti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.