Gölün durgun sularının altında gizlenen varlığın gözleri üzerine çevrilince Sunny sendeleyerek sarsıldı. Dudaklarından neredeyse bir çığlık kopacaktı ama dişlerini sıkıp bu feryadı boğazına tıkadı.
Ah…
O görünmez gözün, artık her neyse, kendisine diktiği bakışların hissi şimdiye kadar tecrübe ettiği hiçbir şeye benzemiyordu. Sunny daha önce de güçlü insanların, hatta onlardan çok daha kudretli Kabus Yaratıklarının huzurunda bulunmuştu. Onların varlığının boğucu gücü altında ezilmiş, üzerindeki baskı yüzünden hareket etmekte zorlanmıştı.
Ancak sessiz, karanlık dalgaların altında gizlenen varlığın bakışları bambaşkaydı.
Sadece daha ağır ve aşılmaz olmakla kalmıyor, o gizli gözün dehşet verici gücünü fısıldıyordu; aynı zamanda hissettirdiği şey de çok farklıydı. Kudretli varlıkların yaydığı baskı genelde yönsüz ve hedefsiz olurdu, oysa bu tüyler ürpertici bakış... Ruhuna işliyor, adeta delip geçiyordu.
Gizemli varlık, o karanlık su kütlesinin altından Sunny’ye öylece bakmıyor, adeta içini görüyordu.
Sunny’nin bedeni, zihni ve bizzat ruhu, o gizli gözün önünde açık bir kitap gibiydi; sayfa sayfa okunuyordu.
T-tanrılar, tanrılar…
Ruhuna tanıklık ediliyordu.
Ve Sunny, bir şekilde bununla da kalmadığını hissetti.
Ruhu yargılanıyordu.
Yüzü kireç gibi olan Sunny yavaşça etrafına bakındı. Büyük Kabus Yaratıklarının su üstünde yüzen cesetlerini artık çok farklı bir gözle görüyordu.
Bu korkunç canavarların hepsi... Bu yargılamadan geçememiş miydi?
Burası da neyin nesiydi? Kıyısında ve dış çeperlerinin derinliklerinde bırakılan tüm o yasaklı bilgilerden sonra bile, bulutsu gölün tam merkezinde gizlenen başka bir şey mi vardı? Ariel neden burayı gürül gürül akan akıntıların ve sis labirentinin arkasına yerleştirmiş, geride de korkunç bir muhafız bırakmıştı?
Sunny yüzünü ekşitti, hafifçe sallandı... Ve öne doğru bir adım attı.
Sonra bir adım daha.
Hadi, yargıla beni. Benim... Gizleyecek hiçbir şeyim yok...
Neyle yargılandığını bilmiyordu ama özgür olma arzusunun samimiyeti tartışılmazdı. O korkunç varlığın bu saflığı görmesini ve geçmesine izin vermesini umuyordu.
Sanki kendi idam törenine yürüyormuş gibi hisseden Sunny, Haliç’in tam kalbine, Kutup Yıldızı’nın işaret ettiği o karanlık noktaya doğru ilerledi. Bu ürpertici yerde can vermiş olan Büyük Kabus Yaratıklarının hareketsiz cesetlerinin arasından süzülerek, kendini her seferinde bir adım daha atmaya zorladı.
Adım adım.
O dehşet verici bakış bir süre onu takip etti; insani olmayan, kayıtsız bir bakış...
Sonra, o devasa ve kadim varlığın kendisini izlediği hissi aniden kayboldu; geride sadece sarsılmış ve sersemlemiş bir Sunny bıraktı.
Sunny, ruhunu kaplayan inanılmaz rahatlama hissiyle tekrar sendeledi, neredeyse acıyla inleyecekti.
Görünüşe göre yargılamayı geçmişti.
O şey ne arıyordu acaba?
Haliç’in kalbine kimin yaklaşmasına izin veriliyordu, kiminkine verilmiyordu?
Muhafız neden Sunny’nin geçmesine izin vermişti?
Dengesini topladı ve gözlerinde yanan karanlık bir kararlılıkla ileriye baktı.
Hadi... Neredeyse vardın.
İç gölün o görünmez, akılalmaz muhafızının bakışları altında hırpalanmış ve tükenmiş hisseden Sunny, yorgun bedenini yürümeye devam etmeye zorladı.
Yürüdü, yürüdü ve sonunda su üstünde yüzen tüm cesetleri arkasında bıraktı.
Artık önünde durgun, karanlık sulardan ve uzakta o suların içinden yükselen belirsiz bir karaltıdan başka hiçbir şey yoktu.
...Ha, bir de başka bir şey daha vardı.
Birkaç düzine adım ilerisinde, tanıdık bir figür suyun üzerinde duruyor, karanlık gözlerindeki tüm neşeyi yitirmiş bir halde ona bakıyordu.
Bu, o tüyler ürpertici bakış Sunny’nin üzerine çökmeden hemen önce ortadan kaybolan Yalnızlık Günahı’ydı.
Şimdi ise kılıç tayfı geri dönmüştü; yüzünde buz gibi bir ifadeyle Sunny’nin yolunu kesiyordu.
Demek vakit geldi...
Sunny karanlık bir tebessümle öne doğru bir adım daha attı.
Ve o anda...
Ruhunun derinliklerinde bir şeylerin paramparça olduğunu hissetti. Büyü, kulağına kasvetli bir sesle fısıldadı:
Hafızan yok edildi.
Sunny, hangi Hafıza’sının gizemli bir şekilde kendini yok ettiğini anlamak için rünlerine bakma gereği bile duymadı.
Ruhunda hiçbir açıklama olmaksızın beliren ve şimdi de hiçbir açıklama olmaksızın yok olan o Hafıza’ydı.
Haliç’in Anahtarı.
Neden yok olmuştu peki?
Aslında bu sorunun cevabı çok açıktı...
Çünkü Çılgın Prens’in bu anahtarla kilidi açmak istediği o kapı zaten aralıktı.
Karanlık bir keyifle dolan Sunny, yavaşça Yalnızlık Günahı’na doğru yürüdü ve onun sadece bir iki adım ötesinde durdu.
O iğrenç kılıç tayfı soğuk görünüyordu; kendisini bunca zamandır sınırlayan mühürden kurtulmuş olmasına rağmen hiç de memnun görünmüyordu.
Ancak, bir şekilde... Eskisinden çok daha tekinsiz bir hali vardı.
Bu hayalet, Sunny’ye biraz küçümsemeyle, biraz öfkeyle... Ve biraz da acımayla dik dik baktı.
"İşte geldik... Seni budala. Gerçekten, bu sonucu nasıl tahmin edemezdin?"
Sunny onun bakışlarına karşılık verdi ve içini çekti.
Bunun olacağını nasıl tahmin edemezdi ki?
Elbette tahmin etmişti.
Çılgın Prens’in eylemleri her zaman tuhaf ve anlaşılması neredeyse imkansız olmuştu. O aşağılık delinin kurduğu planların derinliği akılalmazdı; sayısız hayatı yok etmiş ve tüm Kabus’u kendi iradesine göre yeniden şekillendirmişti.
Sunny, Çılgın Prens’i harekete geçiren şeyin ne olduğunu uzun zamandır tahmin ediyordu... Nephis’i öldürme günahının kefaretini ödemek ve onu hayata döndürmek istiyordu.
Yine de...
Önceki benliğinin tek bir hedefi olduğunu kim söyleyebilir? Kendi emeğinin meyvelerinin tadını çıkarmayı engelleyecek şekilde, öylece yok olmayı kabul ettiğini kim iddia edebilir?
Ne de olsa Sunny’nin kendisi hakkında bildiği bir şey varsa... O da adeta bir hamam böceği olduğuydu.
Ölmesi çok zordu ve bir şey onu öldürmeyi başarsa bile, bir şekilde hayata dönmenin yolunu bulmak gibi tuhaf bir geçmişi vardı.
Öyleyse Çılgın Prens neden farklı olsun ki?
Elbette ikisinin istediği şeyler arasında ufak bir çelişki vardı.
Çünkü Çılgın Prens’in hayata dönmesi için Sunny’nin yok olması gerekiyordu. O aşağılık delinin anılarına bir kap olması ve aklını Yozlaşma’ya kaptırması gerekiyordu.
Derin bir nefes alan Sunny, sessizce Yalnızlık Günahı’na gözlerini dikti.
Peki... İkisinden hangisi hayatta kalacaktı?
Hangisi diğerini alt etmeyi başaracaktı?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.