Sunny, Ölümsüz Katil’in ne kadar korkunç olduğunu herkesten daha iyi biliyordu… Belki de dünyadaki herkesten. Yine de o dehşet verici sis tayfının, taş köprünün eski mahkumlarını birer birer katledişini izlerken hayretler içinde kalmaktan kendini alamadı.
Karşısındaki yaratıkların her biri, Sunny’nin savaşta asla karşılaşmak istemeyeceği türden rakiplerdi. Bazılarını alt etmek için şansı olabilirdi ancak diğerleri bir usta için, hatta onun gibi Yükselmiş bir dehşet için bile kesin bir ölüm demekti.
Buna rağmen hepsi, Yozlaşmış Şövalye tarafından acımasızca ve sistemli bir şekilde yere serilmişti. Sanki hiçbir fiziksel güç, hiçbir aşılamaz zırh ya da lanetli kuvvet onu durdurmaya yetmiyordu. Hayaletimsi kılıç sisin içinde adeta dans ediyor, onun akılalmaz hareketlerini takip eden korkunç Kabus Yaratıkları’nın ruhları birbiri ardına sönüp gidiyordu.
…Daha doğrusu, Effie ve Cassie olmasaydı öyle olacaktı.
Ölümsüz Katil ne zaman düşmanlarından birinin canını almak üzere olsa, gökyüzünden kaçınılmaz olarak kemikten bir cirit iniyor ve sis tayfının son darbeyi indirmesinden hemen önce yaratığın yaşamını çalıyordu. Kör kahinin rehberliğindeki Effie, tek bir kez bile ıskalamamıştı.
Bu da demek oluyordu ki, Yozlaşmış Şövalye’nin bu güçlü canavar güruhuyla savaşırken harcadığı tüm öz, parçalanan ruhları ememediği için geri kazanılamıyordu. Her an, daha da zayıflıyordu.
Planları tıkır tıkır işliyordu.
En son devrilen, yedi yılan kuyruklu, kara bir tazıyı andıran Ulu Canavar oldu. Sıska ama kaslı gövdesi, Ölümsüz Katil’in tepesinde karanlık bir tepe gibi yükseliyordu. Gücü o kadar dehşet vericiydi ki, bastığı yerler çatlıyor ve boş hendeğin uçurumuna doğru çöküyordu.
Bu iğrenç tazı, çılgına dönmüş gözlerinde yanan tekinsiz yeşil alevlerle adeta canlı bir kabustu.
Her şeye rağmen ne o korkunç çenesi ne de yedi kuyruğu ele avuca sığmaz sis tayfına tek bir darbe bile vurabildi. Duygularından arınmış bir kasabın soğukkanlı zarafetiyle hareket eden Ölümsüz Katil, Ulu Canavar’a hızlı ve acımasız iki darbe indirdi. Tazı ilk darbeyle sendeledi, ikincisiyle ise iyice yavaşlayıp uyuşuklaştı.
Gözlerinde yanan yeşil alevler sönerken… daha üçüncü darbe inmeden, kemikten bir cirit gözlerinden birine saplandı. Devasa kara tazı, darbenin şiddetiyle savrularak adayı sarstı ve sonunda hareketsiz kaldı. Ağzından koyu, kırmızı bir sıvı süzülüyordu.
Uçurumun yamacında Effie, titrek bir nefes vererek hafifçe sendeledi. Bacaklarının dermanı kesilmişti; Cassie onu zamanında yakalamasa avcı yere kapaklanacaktı. Kör kız, taş basamaklara oturmasına yardım etti.
Bu son birkaç dakika Effie’nin tüm enerjisini tüketmişti. O korkunç savaş alanından uzakta olsa bile, muazzam gücünün her zerresini her bir fırlatışa, özellikle de o sonuncusuna vermek zorunda kalmıştı. Solgun yüzünden aşağı boncuk boncuk terler süzülüyordu.
"Ben… az önce gerçekten bir Ulu Kabus Yaratığı mı öldürdüm?"
Yorgun sesi oldukça cılızdı, kendi kulaklarına bile inanamıyor gibiydi.
Cassie şefkatle gülümsedi.
"Kesinlikle öyle yaptın."
Effie derin bir nefes alıp titreyen elini korumacı bir tavırla karnına koydu.
"K-kahretsin… O şapşalla çok fazla vakit geçirmeye başladım, değil mi?"
Elbette Ulu Canavar zaten Ölümsüz Katil tarafından ölümün eşiğine getirilmişti. Ve tabii ki, bu sonucu elde etmek için gruptaki herkes üzerine düşeni yapmıştı… Yine de, bir Ulu Canavar nihayetinde Effie’nin ellerinde can vermişti. En hafif tabiriyle, bu göz kamaştırıcı bir başarımdı.
Karanlık Şehir’in efsanevi avcısı, Kurtların Büyüttüğü’ne yaraşır bir kahramanlıktı bu.
Effie hafifçe gülümsedi, bir an duraksadı ve ciddi bir tonla konuştu:
"Vay be, s…"
Ada sarsıldı ve kırılan taşların gürültüsü sözlerini yuttu.
Aşağılarda, daha fazla taş kalıntısı genişleyen uçuruma doğru kaydı. Köprü bile hafifçe titredi, yüzeyinde örümcek ağı gibi çatlaklar belirdi.
Köprünün uzak ucunda Ölümsüz Katil, ölü Ulu Canavar’a bir an baktı, ardından dönüp uçurumun karşı tarafındaki gruba dikti gözlerini.
Sunny’nin ürpertiyle tüyleri diken diken oldu.
"Gidiyoruz."
Sis tayfıyla aynı anda köprüye adım attılar.
Artık savaşmaktan başka çareleri kalmamıştı.
'Gelin, yardım edin bana.'
Gölgeleri yerden yükselip bedenine aktı. Bir, iki, üç, dört, beş… Ancak altıncı gölge onun yerine Nephis’in etrafını sardı. Aynı anda, kızın saf alevinin cömert bir sıcaklığı içini ışıltılı bir güçle doldurdu. Güçlerinin birleşimi, tek başlarına sahip olduklarından çok daha fazlasıydı.
Sunny kendini bir Titan kadar güçlü hissediyordu.
İleri atıldı, hemen arkasından Nephis ve Şövalye geliyordu. Üçü ilk olarak sis tayfıyla yüzleşecek ve umuyorlardı ki onu daha somut bir forma bürünmeye zorlayacaklardı. Jet, İblis ve Kabus ise ikinci dalga olarak saldıracaktı.
"Unutmayın, silahımız zaman!"
Zalim Bakış’ın namlusu ilahi bir alevle tutuştu.
Çatırdayan köprünün ortasında o korkunç tayfla çarpıştılar. Ölümsüz Katil hâlâ Nephis ve Sunny’den daha güçlü, daha hızlı ve çok daha kötücüldü… Ancak Şövalye’nin de yanlarında dövüşmesi sayesinde ikisi ona ayak uydurabiliyordu.
Bundan çok daha önemlisi, hem Sunny’nin hem de Nephis’in birer dövüş dehası olmasıydı. Sunny, Gölge Dansı’ndaki uzmanlığı sayesinde Ölümsüz Katil’in hareketlerini takip edebiliyor, hatta tahmin edebiliyordu. Nephis de aynısını yapabiliyordu çünkü savaşın akışını kontrol etmek ve düşmanlarının hamlelerini yönlendirmek her zaman onun becerisinin temeli olmuştu.
Şimdi Neph’in dövüş ustalığı hızla geliştiği bir döneme girmişken, bu yeteneği daha da korkutucu bir hal almıştı.
Bu yüzden ikisi de Ölümsüz Katil’in tartışmasız üstünlüğünü bir dereceye kadar dengeleyebiliyordu.
Yine de Sunny bu savaşta nefessiz kalmış gibi hissediyordu.
Çünkü sadece o korkunç sis tayfıyla savaşmıyordu. Aynı zamanda onun ellerinde defalarca can vermiş olmanın anılarıyla da savaşıyordu. Ruhunun parçalanmasının acısı… Gölgesinin katledildiğini görmenin dehşeti… Yoldaşlarını kurtarmak konusundaki çaresizliğinin hüznü… Tüm bu yaralar, uzuvlarını aşağı çeken zincirler gibiydi.
Sunny bu savaştan sağ çıkmak istiyorsa, bu zincirleri kırmak zorundaydı.
'Hayattayım ya, önemli olan bu!'
Hayaletimsi kılıcı Zalim Bakış’ın sapıyla karşıladı ve elleri uyuşarak geriye savruldu. Ancak Ölümsüz Katil hamlesini takip edip yeni bir darbe indiremeden, Nephis onun yoluna çıktı. Kılıcı göz kamaştırıcı bir ışıkla parlıyor, Şafak Tacı’nın tek mücevheri üçüncü bir göz gibi parıldıyordu.
Sunny dengesini geri kazanıp kendini tekrar savaşa fırlattı.
'Hayatta kaldım…'
Neph geriye doğru sendeledi ama Şövalye onun yerini aldı. Zarif şövalye karanlık kılıcını iki eliyle birden savuruyor, sis tayfına soğuk bir kayıtsızlıkla meydan okuyordu. Şiddetle çarpıştılar ve taş köprü sarsıldı.
Sunny, yarattığı gölgesiyle üzerindeki baskıyı paylaşmak için zaten ileri atılmıştı bile.
'Şimdi ise hesap sorma vakti!'
Sonuçta Sunny, fazlasıyla kinci biriydi.
Kendisini deşen harabe katedraldeki Kara Şövalye’yi yok etmişti. Kendisini Kızıl Kolezyum’a fırlatan ölümsüz Yüce Solvane’i öldürmüştü. Kendisini ölümün eşiğine getiren Düşmüş Titan Goliath’ı paramparça etmişti.
Şimdi… Kendisini defalarca katleden Ölümsüz Katil’e ne yapacaktı?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.