Öldü. Sonunda öldü.
Bir an ortalığı derin bir sessizlik kapladı.
Sunny dengesini kazanıp homurdandı ve aceleyle Nephis’in ayağa kalkmasına yardım etti. Aziz, kılıcını indirirken her zamanki gibi umursamazdı. Sanki az önce Yozlaşmış bir aziz tarafından katledilmekten kıl payı kurtulmamışlar gibi davranıyordu.
Ama kurtulmuşlardı. Yozlaşmış aziz gerçekten, inkar edilemez bir şekilde yok olmuştu. Sayısız canlıyı katlettiği gibi, kendisi de katledilmişti.
Lanet olsun.
Arkalarında duran İblis ve Kabus hırpalanmış durumdaydı ama ikisi de nispeten ucuz atlatmıştı. Her iki Gölge de gözlerini dikmiş, pür dikkat Jet’i izliyordu.
Ruh Biçici’nin kendisi ise gelecekteki halinin can verdiği yerin üzerinde, çıt çıkarmadan duruyordu. Buz mavisi gözleri tuhaf bir şekilde dalıp gitmişti. En sonunda derin bir iç çekti.
"Demek olay buymuş..."
Birden kadının bedenini soğuk bir sis tabakası sardı. Bu sis, kıvrımlı vücudunun hatları boyunca süzülüp sonunda hayaletimsi bir bıçak şeklini aldı. Ardından bıçağın formu değişti, uzadı ve güzel bir kargıya... Hayır, daha çok bir savaş tırpanına dönüştü. Kara çeliğin ürkütücü bir parıltısı vardı; şeytani, kavisli namlusunun üzerinde buzdan desenler yükseliyordu.
Hayalet tırpan, dünyadaki tüm sıcaklığı emiyor gibiydi; etrafına ölümcül bir soğukluk yayıyordu.
Jet’in yüzünde keyifli bir gülümseme belirdi.
Tek kaşını kaldırıp Sunny’ye döndü.
"Büyü’nün az önce ne dediğine... hayatta inanmazsın. Sanırım Aspekt Mirası’nı almak için tek yapmam gereken kendimi öldürmekmiş..."
Aspekt Mirası mı?
Sunny bir an şaşkına döndü. Jet tuhaf bir varlıktı; ne tam olarak yaşıyordu ne de tam olarak ölüydü. Dolayısıyla, Aspekt Mirası’nın kilidini açmak için bu iki durumdan birinin en saf halini yaşaması, yani bir kez daha ölmesi gerektiği düşünülürse, bunda tuhaf ve karanlık bir şiirsellik vardı. Yine de Ölümsüz Katliam’ı öldürmek, gerçek bir ölümün yerini nasıl tutabilmişti?
Hem kelimenin tam anlamıyla ölmek, nasıl bir akıl dışı şarttı böyle?
Her Aspekt Mirası’nın kendine has açılma koşulları olurdu ama yine de... Büyü bu sefer sınırı biraz aşmamış mıydı?
Sunny bir şeyler söylemek için ağzını açtı... ama buna fırsat bulamadı.
Tam o sırada ada bir kez daha sarsıldı ve üzerinde durdukları hasarlı köprü sonunda çöktü.
Grup üyeleri, taş kalıntılarının arasında kendilerini karanlık uçurumun boşluğunda buldu.
Kahretsin!
Böyle bir yükseklikten düşmek bir Yükselmişi öldürmezdi belki ama yere çakılmak da pek hoş bir deneyim sayılmazdı... Hele ki hemen arkasından köprünün birkaç devasa parçası kafalarına inmeye karar verirse.
Hemen Aziz, İblis ve Kabus’u geri gönderdi. Gölgeleri çağırıp onlardan sağlam zincirler eğirdi. Üç Usta, zincirlere tutunarak düşüşlerini kontrol etmeyi başardı ve boş hendeğin dibine güvenle indi.
Aşağısı tam bir savaş alanı gibi darmadağındı. Effie daha önce uçurumun yamacının büyük bir kısmını parçalamış, tonlarca siyah kayanın hendeğe yuvarlanmasına sebep olmuştu. Sonrasında öldürdüğü Ulu Canavar da başka bir çöküntüye yol açmış, uçuruma adeta bir toprak ve taş çığı indirmişti.
Neph’in akkor kılıcı birkaç metre ötede, yerde duruyor ve yaydığı ışıkla bu kaotik manzarayı aydınlatıyordu. Gidip kılıcını aldı, ardından kasvetli gözlerle etrafı süzdü.
"Herkes iyi mi?"
İlk cevap veren Jet oldu. Hayalet tırpanı serbest bıraktığında, silahın dönüştüğü buzlu sis dalgasını vücuduna geri çekiyor gibiydi. Başını salladı.
"Ben iyiyim."
Sunny birkaç saniye sonra yanıt verdi:
"Evet... yani, hayır."
İlk kelimeyi gayet rahat bir tonda söylemişti ama ikincisinde sesi hafifçe titredi.
Hendeğin dibinde dururken gözü aşağı kaymış ve ayaklarının altındaki taş zeminden geçen geniş bir çatlak fark etmişti. Sağ ayağı çatlağın bir tarafında, sol ayağı ise diğer tarafındaydı.
Yarık oldukça derin görünüyordu... derin... son derece derin...
Karanlığa doğru bakarken, Sunny bu çatlağın sadece derin olmadığını anladı. Burası dipsizdi. Çünkü çatlayan şey sadece hendeğin tabanı değildi; adanın ta kendisi temelinden ayrılıyordu.
Yani aslında baktığı yer, o devasa girdabın merkezindeki akılalmaz karanlıktı. Yarık, Aletheia’nın Adası’nı baştan başa yarıp altındaki uçuruma açılıyordu.
Başını kaldıran Sunny, bir anlığına Nephis ve Jet’e baktı, ardından donuk bir sesle konuştu:
"Ben... galiba bu ada komple çökmek üzere."
Sağ ayağını yavaşça çatlağın üzerinden çekip sol ayağının yanına bastı ve derin bir rahatlama ile iç çekti.
"Ada tepemize çökmeden önce buradan siktir olup gitsek nasıl olur?"
Bunu ikinci kez söylemesine gerek kalmadı.
Ancak hendekten tırmanıp çıkmak sandıklarından çok daha zor olacaktı. Tam uçurumun duvarına yaklaştıkları sırada Aletheia’nın Adası bir kez daha sarsıldı; boş hendekte taşların çatlama sesi sağır edici bir gürültüyle yankılandı. Sunny’nin fark ettiği yarık daha da genişledi, siyah kaya parçaları aşağıdaki karanlığa doğru süzüldü.
Aynı anda tepelerinden aşağı taş yağmaya başladı. Nephis kaşlarını çatarak üzerine gelen devasa bir kayayı akkor kılıcının tek bir darbesiyle un ufak etti. Jet ise çevik hareketlerle diğerlerinden sıyrıldı.
Lanet olsun...
Gölge zincirleri hızla ileri atılarak Sunny ve yoldaşlarını korumaya aldı. Geriye baktığında, Neph’in ellerinde o tanıdık altın halatın belirdiğini gördü. Kadın tek kelime etmeden halatı ona fırlattı.
Sunny halatı yakaladığı gibi gölgelerin içine daldı ve köprünün ufalanmış kalıntılarının üzerinde belirdi.
O, Nephis ve Jet’i yukarı çekene kadar Cassie ile Effie taş basamaklardan aşağı inmişti bile. Ada, artık sarsıntılar arasında neredeyse hiç boşluk bırakmayacak şekilde titriyor ve adeta can çekişiyordu.
Sunny’nin yüzü gölgelendi.
"Gidiyoruz. Bu lanet yerden kaçma vakti geldi."
Hendeği geçip kulenin etrafındaki eski ölüm alanına girdiler. Artık burası tam anlamıyla bir mezarlıktı; etraf korkunç Kabus Yaratıkları’nın leşleriyle doluydu ve toprak onların kanıyla sırılsıklam olmuştu. Sunny’nin yonttuğu ve Effie’nin fırlattığı uzun kemik mızraklar, devasa kuşatma silahlarının okları gibi yaratıkların bedenlerine saplanmış halde duruyordu.
Sunny bu canavarların ruh parçalarını toplamayı çok isterdi ama zaman yoktu. Cesetlerin arasından sıyrılan grup, antik çam ormanının paramparça olmuş kalıntılarına daldı.
Dört bir yanlarında, Aletheia’nın Adası parça parça yok oluyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.