Günün sonuna gelindiğinde, Aletheia Adası derin bir sessizliğe gömülmüştü. Arada bir hâlâ sarsılıyor, depremler her seferinde daha da şiddetleniyordu… Bu da adayı su üstünde tutan büyücülüğün yavaş yavaş çözüldüğü anlamına geliyordu.
Ancak adanın yüzeyi tuhaf bir durgunluğa bürünmüştü.
Sunny, taş köprüdeki hareketsiz kabus yaratıkları dışında tüm adada sadece iki ucube kaldığından neredeyse emindi: Yiyen Canavar ve Ölmeyen Katliam.
İlki, yerle bir olan ormandaki dehşet verici canavarların kalıntılarını iştahla mideye indirmekle meşguldü. Heybetli bedenini derin yaralar kaplamıştı ancak vahşi dev kadın henüz kusurundan etkilenmiş gibi görünmüyordu.
Diğeri ise siyah dikilitaşların oluşturduğu çemberi kırıp geçerek kurtulmuş, bu esnada taşların çoğunu yerle bir etmişti. Çemberin içinde her ne dehşet barınıyorsa artık ölüydü, Ölmeyen Katliam ise… En azından özü tükenmek üzere gibiydi.
Sunny, kulenin tepesindeki gözetleme noktasından pek bir şey göremiyordu ve bakışlarını hissetmelerinden korktuğu için lekelenmiş azizler figürlerine doğrudan gözlerini dikmeye bile cesaret edemiyordu. Yine de siyah dikilitaşlar tarafından hapsedilen varlıkla savaşmanın, o nefret dolu sis tayfını bir hayli hırpaladığını anlayabiliyordu.
Ölmeyen Katliam, vahşi dev kadına kıyasla çok daha acımasız bir kusura sahipti. Sadece özü sürekli tükenmekle kalmıyor, aynı zamanda güçlü rakiplerle savaşırken de bu özü harcamak zorunda kalıyordu. Sonuç olarak, tüm varlığı tehlikeli bir denge oyunundan ibaretti.
Ve şu anda, sis tayfının dengesi bozulmuştu.
Sunny, kadının yeni kurbanlar arayarak adada sinsice dolaşmasını izledi. Hatta kuleye kadar yaklaşıp bir süre köprüdeki kabus yaratıklarını süzdü. Ancak sonunda, Ölmeyen Katliam geri çekilerek sisin içinde kayboldu.
Zamanı daralıyor.
Sunny, yüreğinde bir umut ışığının yandığını hissetti. Şafak vakti geldiğinde ekip kuleden ayrılacak ve lekelenmiş azizler ile savaşta karşı karşıya gelecekti. Düşmanları ne kadar zayıflarsa, hayatta kalma şansları da o kadar artacaktı.
Yine de… Kendine güvenemiyordu. Aksine, ölüme yürüyeceklermiş gibi bir his vardı içinde.
Belki de planlarımızı yeniden gözden geçirmeli ve gizlice kaçmayı denemeliyiz.
Hâlâ biraz zaman vardı. Sabah Nephis ile konuşup onu aklıselime davet etmeye çalışacaktı.
Sunny, ertesi günden korkarak şafak sökene kadar adayı izlemeye devam etti.
Lekelenmiş duygu ve güç sahibi bu varlıklardan birini öldürmeyi hayal edebiliyordu. Kendisi ve Nephis birlikte çalıştığında, her ikisi de dehşet seviyesindeyken, Jet'in ölümcül yönüyle, arkadan destek veren Cassie ve Effie ile, öncü konumunu tutan Aziz ve İblis ile ve düşmanı sinsi güçleriyle etkileyen Kabus ile bir şansları olabilirdi.
En önemlisi de elinde en değerli avantaj vardı: Bu iki vebanın neler yapabileceğine dair ayrıntılı bilgi ve onlarla savaşma deneyimi.
Ancak Sunny, ne kadar tükenmiş ve ağır yaralı olurlarsa olsunlar, her iki korkunç canavarla aynı anda yapılacak bir savaştan sağ çıkmayı hayal bile edemiyordu.
Şafağın tam eşiğinde, onları yeterince uzun bir süre ayırmanın bir yolu olup olmadığını düşünürken, aniden harap olmuş ormanda bir hareketlilik oldu.
Sunny kasvetli düşüncelerinden sıyrıldı ve gölgelerinden biri aracılığıyla uzakları inceledi.
Ne yapıyor bu…
Sisin ortasında, Yiyen Canavar aniden kaskatı kesildi ve çiğnemekte olduğu bir kabus yaratığının feci şekilde parçalanmış cesedini bıraktı. Korkunç leş, havaya bir toz ve kıymık bulutu savurarak yere düştü.
Yüzünden kanlar süzülen devasa kadın, soğuk bir tavırla aşağıya baktı.
Sunny, ancak o zaman onun biraz uzağında duran, çok daha küçük başka bir figür fark etti. Ölmeyen Katliam sis yüzünden tam seçilemiyordu ama sis artık iyice seyreldiği için tayfı fark etmek daha kolaydı.
Saklandığı falan da yoktu. Aksine, sanki fark edilmek istiyor gibiydi.
Ölmeyen Katliam pek iyi durumda görünmüyordu. Ele avuca sığmaz figürü, her an bir sis bulutu gibi dağılıp yok olacakmışçasına normalden daha da belirsizdi.
İki lekelenmiş aziz bir süre sessizce birbirlerine dik dik baktı. Sunny onların birbirleriyle iletişim kurup kuramadıklarını ya da buna ihtiyaç duyup duymadıklarını bilmiyordu. Görebildiği kadarıyla, bu korkunç ucubeler arasında kelimelere dökülmeyen bir anlaşma vardı.
Sonunda, Yiyen Canavar kanlı dişlerini sergileyerek haince sırıttı.
Onlar… Savaşacaklar…
Gözleri hafifçe irileşti.
Aynı anda, Ölmeyen Katliam'ın elinde hayaletimsi bir bıçak belirdi ve ileri doğru atıldı.
Görünüşe göre lekelenmiş olanlar arasında sadakat diye bir şey yoktu.
Aletheia Adası'nın tutsaklarına karşı verilen savaş, Ölmeyen Katliam için bir ziyafet gibi olmalıydı… Ancak o korkunç canavarlar hiç de zayıf değildi. Hatta çoğu, hem sınıf hem de derece açısından sis tayfından üstündü. Bu yüzden, onları öldürerek kazandığı özden daha fazlasını harcamak zorunda kalmıştı.
İşte bu yüzden daha fazlasını emmesi gerekiyordu. Ve şu anda öldürebileceği tek yaratık, diğer lekelenmiş aziz olan Yiyen Canavar'dı.
İki veba birbiriyle çarpışacaktı ve sanki onların öfkesine karşılık verircesine tüm ada titredi. Bu kez sarsıntı o kadar şiddetliydi ki Sunny'yi taş zemine fırlattı.
İşte fırsat bu!
Ekibin diğer üyeleri ekipman kontrolü yapıyordu, kuleden ayrılmak üzereydiler. Ancak Sunny bir fırsat yakaladığını görerek onlara döndü ve bağırdı:
"Hemen gitmeliyiz, şimdi!"
Ölmeyen Katliam ve Yiyen Canavar'ın savaştığı yere varmak biraz zaman alacaktı. O zamana kadar vebalardan biri zaten ölmüş olacaktı… Ve hayatta kalana saldırmak için, savaşın hemen bitiminden daha iyi bir an olamazdı.
Tabii adanın girdaba gömülmesine kadar burada kalmayı göze almak istemiyorlarsa.
Ekip üyeleri Sunny'ye baktı, ardından hızla harekete geçti. Birkaç an sonra Aletheia Kulesi'nin kapısından çıkmışlardı bile.
Uzaklarda, lekelenmiş azizler birbirine girdi. Yiyen Canavar'ın devasa figürü dalgalandı ve sonra aniden gözden kayboldu. Korkunç bir dev kadın yerine, devrilen ağaçların arasında çamur ve kana bulanmış, vahşi görünüşlü bir kadın belirdi… Sis tayfıyla savaşırken cüssesinin sadece bir dezavantaj olacağını anlamış olmalıydı, bu yüzden tekrar insan suretine bürünmüştü.
Ancak insan formu da şaşırtıcı bir güç, patlayıcı bir hız ve yırtıcı bir kudret barındırıyordu. Ölmeyen Katliam bile Yiyen Canavar'ın bu ilkel öfkesi karşısında titrer gibiydi.
Yine de, Effie'nin bu kötü ikizi, soyut varlıklara saldırma yeteneğine sahip değildi. Buna rağmen tayfın saldırılarından kaçma ve sıyrılma konusunda fazlasıyla başarılıydı… Ve bir hayalet formunda kalmak, Ölmeyen Katliam'a öz kaybettiriyordu.
Sonunda sis tayfının, hayalet formunu bırakıp kız kardeşinin karşısına etten, kemikten ve kandan bir yaratık olarak çıkmaktan başka çaresi kalmadı.
Sunny, gölgesine kulenin en üst katındaki gözetleme yerini bırakıp ekibe yetişmesi için emir vermeden önce bunu gördü. Yardımcılarından hiçbirini geride bırakamazdı; yaklaşan savaşta gücünün her damlasına ihtiyacı olacaktı.
"Ne yapacağınızı biliyorsunuz!"
Ekip dar basamaklardan aşağı inerken, Sunny Kabus'un eyerine atladı, gölgelerine siyah aygırı güçlendirmelerini emretti ve tek başına ileri atıldı. Bir an için boşluğa düşüyorlarmış gibi hissetti… Ama sonra bineği uçurumun dibine indi, keskin bir dönüş yaptı ve hendeğin üzerinden atlayarak taş köprüyü pas geçti.
Geniş uçurumun diğer tarafına inen Kabus, iki lekelenmiş aziz figürünün savaştığı yöne doğru adeta uçtu.
Rüzgar Sunny'nin kulaklarında uğulduyordu.
Ve tam o dehşet verici çarpışmanın yaşandığı bölgeye ulaşmak üzereyken…
Ada bir kez daha sarsıldı ve kulaklarını yırtıcı bir çığlık doldurdu.
Sisin içinden sıyrılan Sunny, Kabus'a durmasını emretti ve yüzü kireç gibi bembeyüz kesilmiş bir halde, gözlerini belerterek ileriye baktı.
Hemen önünde, korkunç bir yıkımın ortasında…
Uzun boylu, vahşi bir kadın yerde yatıyordu, yüzü kanlar içindeydi. Tüm bedeni titriyordu. Sunny, Yiyen Canavar'ın korktuğunu sandı ama sonra tuhaf, ürpertici bir ses duydu.
…Gülüyordu.
Kanlı dişlerinin arasından, haince bir keyifle dolu, korkunç ve deli işi bir kahkaha dökülüyordu.
Bu kahkaha, vahşi kadının üzerinde duran ve o dehşet verici güzellikteki yüzünde soğuk bir ifade taşıyan Ölmeyen Katliam'ın, hayalet bıçağını acımasızca kız kardeşinin göğsüne saplamasıyla kesildi.
Haliç'in Habercisi, Geçit'in lekelenmiş altı şampiyonundan biri olan Yiyen Canavar, başka bir vebanın açlığını dindirmek için can vererek öylece ölüp gitmişti.
Artık Beş Veba kaldılar herhalde.
Sunny, şansına inanmakta güçlük çekerek bir an için olduğu yerde donakaldı.
Sonra, Ölmeyen Katliam bıçağını geri çekti, hafifçe döndü…
Ve doğrudan ona baktı.
O duygusuz, insanlık dışı, delici mavi gözlerinde mutlak bir ölüm ve kaçınılmazlık vardı.
Aniden iliklerine kadar donduğunu hissetti. Aletheia Adası'ndaki o ilk korkunç ölümün anısı zihninde yeniden canlandı ve Sunny'yi şiddetle ürpertti.
Bu kez olmaz, seni gidi rezil ucube.
İçgüdüsel dehşete karşı koyarak, Ölmeyen Katliam'ın o ürpertici bakışlarına karşılık verdi…
Ve gülümsedi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.