Kumdaki Ayak İzleri

Sunny'nin gölgeleri sarp kayalıklara tırmanırken, o ve yoldaşları sahil boyunca temkinli adımlarla ilerledi. Bunca zamandır efendisini bulmak için sabırsızlanan ve huzursuzca çırpınan karga bile şu an tetikte, oldukça durgun görünüyordu. Kara kuş, Sunny’nin omzuna tünemiş, tüylerini kabartmış halde çıt çıkarmadan bekliyordu.

Sis çevrelerinde sessizce süzülüyordu. Aziz ve İblis, her an gelebilecek beklenmedik bir saldırıya karşı savunmaya hazır bir şekilde en arkadaydılar. Sunny ve Nephis grubun ortasında yer alıyordu. Cassie ise dimdik bir duruşla grubun önünde Kabus'un üzerindeydi. Elinde tuttuğu Rehber Işık'ın parıltısı yollarını aydınlatıyordu.

Bir noktada gölge küheylan aniden durdu. Sunny, Tesellisiz Günah'ın kabzasını daha sıkı kavrayıp alçak sesle sordu:

"Ne oldu?"

Cassie bir an hareketsiz kaldı, ardından kutsal asasını yere, kumlara doğru tuttu. Sunny ve Nephis yaklaştığında duraksama nedenini hemen anladılar.

Beyaz kumların üzerinde, sisin içine doğru uzanan bir dizi ıssız ayak izi duruyordu. Sunny diz çöküp izleri incelemeye başladı, yüzünde bir huzursuzluk belirdi.

"Bunlar bir insana ait."

Neph'in sesi sisin içinde yankılandı.

Sunny hafifçe başını salladı.

Gerçekten de kumlarda bırakılan sığ izler bir insana aitti. Görünüşe bakılırsa biri sahilde çıplak ayakla yürümüştü. Sadece bu izlerden kişinin cinsiyetini kestirmek güçtü ama çok iri yapılı biri olmadığı kesindi; ayak izlerinin hem boyutu hem de derinliği buna işaret ediyordu.

Üstelik izler taze duruyordu. En fazla birkaç saat önce bırakılmış olmalıydılar.

Sunny’nin sırtından aşağı soğuk bir ürperti indi.

Bu tekinsiz yerde kim çıplak ayakla yürüyüşe çıkardı ki?

Ayak izlerinde tuhaf bir detay daha vardı. Sunny'nin beklediğinin aksine, izler kayalıklardan gelip sisin içinde kayboluyor, adanın kenarına doğru ilerliyordu.

Yine de buraya gelene dek ne kimseye rastlamış ne de bir ses duymuşlardı.

Birkaç saniye tereddüt ettikten sonra Nephis’e dönüp konuştu:

"Burada bekleyin."

İhtiyaç anında içinden fırlayabilmek için arkasında bir gölge bırakan Sunny, ayağa kalktı ve sisin içindeki ayak izlerini takip etmeye başladı. Çok geçmeden yoldaşları gözden kayboldu ve dalgalanan sisin ortasında yapayalnız kaldı.

Hiiç hoşuma gitmedi bu iş.

Eğer onları gölgesi aracılığıyla hala görebiliyor olmasaydı, Sunny geri dönmek için büyük bir istek duyabilirdi.

Birkaç dakika sonra sahilin sonuna ulaştı. Adanın kenarı dipsiz bir uçuruma açılıyordu; devasa girdabın ve aşağıda saklanan karanlığın görüntüsü sis tarafından perdelenmişti. Sunny uzun zamandır hissetmediği bir şeyi, bir baş dönmesi hissini duyumsadı.

Hadi ama, yapma... Kuşa dönüşebiliyorum. Yükseklikten korkmama gerçekten gerek var mı?

İçini çekip başını iki yana salladı.

Ayak izleri adanın tam ucuna kadar gidiyordu. Orada, o ıssız iz dizisi sanki bırakan kişi sisli uçuruma atlamışçasına son buluyordu.

Sunny'yi aniden tuhaf bir melankoli esir aldı.

"Neden sen de atlamayı denemiyorsun?"

Sunny bakışlarını yavaşça uçurumun tam kenarında duran, uzaklara dalmış bir ifadeyle sise bakan Tesellisiz Günah’a çevirdi.

"Kalsın, almayayım."

Kılıç tayfı gülümsedi.

"Neden olmasın? Kendin söyledin, kuşa dönüşebiliyorsun. Hey, belki bu kişi de uçmayı biliyordu."

Sunny iç çekip onaylarcasına başını salladı.

"Doğru. Gökyüzünü... yani yukarıdaki sisi gözlemeliyim. Havadan gelen saldırılar en beterleridir."

Nephis ve Cassie’nin yanına dönerken Sunny kumlardaki ayak izlerini düşünüyordu. Onları kim bırakmıştı? O kişi gerçekten uçurumdan atlamış mıydı? Eğer öyleyse, neden? Karanlık uçurum tarafından yutulmuş muydu?

Bu büyük bir kayıp gibi hissettiriyordu.

Zincir Kıran, Rüzgar Çiçeği’ne birkaç saat önce varmış olsaydı, bu kişiyle tanışabilirlerdi. Kimsenin geri dönemediği bir adaya, oranın son sakininin canına kıymaya karar verdiği gün varmak ne kadar da acıydı.

Belki de ölmemişti. Belki de gerçekten gökyüzüne süzülüp bu terk edilmiş yerden kaçmıştı; bundan emin olamazdı.

Emin olduğu tek bir şey vardı; o da ayak izlerinin Effie veya Jet’e ait olmadığıydı. Effie bu izleri bırakmak için fazla uzundu, Jet ise... Jet, hayatta kalmak için yaptıklarından sonra asla kendi canına kıymazdı. Yaşamaya devam etmek için resmen mezardan tırmanarak çıkmış, ölü olmanın ızdırabına katlanmıştı. Böyle bir insan hiç pes eder miydi?

Sunny etmeyeceğine emindi.

Nephis ve Cassie ile tekrar bir araya geldiğinde, gölgeleri çoktan kayalıklara tırmanmıştı. Önlerinde, kadim gövdelerin arasında sislerin süzüldüğü yüksek çam ağaçlarından oluşan karanlık bir orman uzanıyordu. Gölgelerden biri temkinle sola, diğeri sağa süzülürken, sonuncusu uzaklardaki kuleye doğru ilerlemeye devam etti.

Ada büyüktü; Zincirli Adalar'daki adalardan çok daha büyüktü, bu yüzden burayı keşfetmek çok vakit alacaktı. Özellikle de Sunny dikkatli olmak ve gölgelerini tehlikeye atmamak istediği için.

Günler... belki haftalar sürecek. Kahretsin.

Effie ve Jet'ten hiçbir iz yoktu.

"Ayak izleri adanın kenarına kadar gidiyor. Başka bir şey bulamadım, bu yüzden... onları aksi yöne doğru takip edelim."

Cassie Rehber Işık'ı tekrar kaldırdı ve ayak izlerini takip ederek kayalıklara doğru ilerlediler. Gardlarını bir an bile düşürmeden, yavaş ve temkinli hareket ediyorlardı. Henüz bir saldırıya uğramamış olsalar da, o sessiz tehlike hissi her adımda daha ağır ve dehşet verici hale geliyordu.

Sonunda siyah kayadan oluşan dikey bir duvarın önüne vardılar. Ayak izleri burada, kayalığın yamacına oyulmuş dar merdivenlerin önünde bir kez daha kayboluyordu. Basamaklar göründüğü kadarıyla ormana kadar çıkıyordu.

Sunny ve Nephis bakıştılar. Taş merdivenler formasyonlarını koruyamayacak kadar dardı; basamakları tırmanırken bir şey saldıracak olursa çok zor bir pozisyonda dövüşmek zorunda kalacaklardı.

"İblis, öne geç."

Çelik gulyabani aralarında en dayanıklı olanıydı, bu yüzden grubun kalkanı görevini o üstlenecekti. Gölge de bu görevden pek rahatsız görünmüyordu; gözlerinde yanan karanlık alevlerle formasyonun önüne geçti ve ilk basamağa adımını attı.

Merdivenleri çıkarken Sunny, Nephis’in arkasından yürüyordu. Bir ara onun, ayaklarının altında kaybolan taş basamaklara pürüz dikkat kesildiğini fark etti.

"Ne düşünüyorsun?"

Nephis birkaç saniye duraksadı, sonra düz bir sesle cevap verdi:

"Bunlar insan yapımı."

Sunny başını salladı. Kısa bir sessizliğin ardından Neph ekledi:

"Bu da demek oluyor ki, bu adada yaşayan Arayıcı tarafından taştan oyulmuş olmalılar."

Mantıklı bir sonuçtu. Sunny taş basamaklara göz atarak onların ne kadar kadim olduğunu düşündü.

Sonra kaşlarını çattı.

"Sen de fark ettin mi?"

Sunny bir an durakladı, sonra Neph'in sorusunu başını sallayarak onayladı.

Bu merdivenlerde bir gariplik vardı. Çok eski olmaları gerekiyordu ama üzerlerinde hiçbir aşınma izi yoktu. Basamaklar doğa şartlarının bitmek bilmeyen saldırısıyla yıpranmamış veya ufalanmamıştı; aksine sanki daha dün oyulmuş gibi kusursuz ve keskindi.

Bu kaya mı yok edilemez, yoksa bu adada zamanla ilgili tuhaf şeyler mi dönüyor?

Sunny bu soruyu daha derinlemesine incelemek istiyordu ancak tam o anda...

Donakaldı.

Uzaklarda, kuleye doğru gönderdiği gölgesi bir ses duydu. Ses sis yüzünden boğuklaşmış olsa da, Sunny onu tanımakta asla hata yapmazdı.

Bu, çeliğin çeliğe çarpma sesiydi ve ardından bir acı çığlık atar.

Aynı anda, omzunda sessizce duran karga aniden havaya fırladı ve ileriye doğru atılarak bir anda sisin içinde kayboldu.

Sunny'nin gözleri fal taşı gibi açıldı.

Jet!

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.