Gölgelerin tamamlandı.
Boğuk bir şekilde içini çeken Sunny, sessizce lanet okudu. Kulenin taş zeminine tek dizinin üzerine çökmüş, yumruğunu yere dayamıştı. Suratındaki acı dolu ifadeyle hayalet gibi bembeyaz kesilmişti.
Ruhunun derinliklerinde yeni bir gölge özü filizlenirken hissettiği o korkunç ızdırap yavaşça diniyordu.
Artık yeni bir sınıfa yükselmişti.
Bu tanıdık işkenceyi ilk kez yaşamıyordu ama aniden üzerine çullanan gölge parçası seli onu tamamen hazırlıksız yakalamıştı. Acıdan bayılmamış, yere bile serilmemişti ama yine de çekilir dert değildi.
Tanrım... Ne oldu öyle?
İnleyerek ayağa kalktı. Hafifçe sendeleyerek rünleri çağırdı.
İsim: Sunless.
Gerçek İsim: Işıktan Mahrum.
Rütbe: Yükselmiş.
Sınıf: Dehşet.
Gölge Parçaları: [7/6000].
Sunny, parıldayan rünlere sessizce dikti gözlerini.
Dehşet...
Derin bir nefes aldı.
Gördüğü gerçeği kabullenmesi bir anını aldı. İnkar edecek bir şey yoktu; artık resmen bir Dehşetti. Felaket getiren devasa Titanlardan hemen sonra gelen, korkunç bir gücün vücut bulmuş haliydi.
Güçlenmenin, hem de güce en çok ihtiyaç duyduğu şu dönemde fazlasıyla güçlenmenin getirdiği o büyük coşku, acı ve kafa karışıklığıyla harmanlanmıştı.
Nasıl olmuştu bu?
Sunny başını kaldırıp Rüzgar Çiçeği'nin can verdiği o küle dönmüş yatağa baktı. Ahşap iskelet yok olmuş, yerini etrafa saçılmış közlere bırakmıştı. Taşlar isle kaplanmıştı. O güzel azize, kılıcıyla alevlenen ilahi ateşin hiddetiyle küle dönmüş, varoluştan silinip gitmişti.
Yüreğine ince bir sızı oturdu.
Ondan kalan hediye...
Düş Çiçeği sıradan bir hatıra değildi, bundan adı gibi emindi. Rüzgar Çiçeği'nin bunu almasını garantilemek için Büyü üzerinde nasıl bir etki bıraktığını bilmiyordu ama bunu başarmıştı. Rüyada ona verdiği hediye, onun o yüce ruhunun en saf özünü barındırarak gerçeğe dönüşmüştü.
Yine de...
Sunny, uyanmış güruhunun arasında sırf gölge tabiatı yüzünden bambaşka bir yerde duruyordu. Akranlarının aksine ruh şarapnellerinden beslenmek yerine, kendi kılıcıyla canını aldığı kurbanların gölge parçalarını doğrudan bünyesine katıyordu. Bunun getirdiği avantajlar kadar dezavantajlar da vardı.
Bir kere, kendinden zayıf yaratıkları öldürmek ona neredeyse hiçbir şey kazandırmıyordu. Üstelik öldürdüğü uyanmışların hayattayken biriktirdiği ruh parçalarından da pay alamıyordu.
O pay, öldürülen uyanmış eğer tecrübesizse sıfır bile olabilir, eğer özünü tamamen doyurmuşsa yüzü aşabilirdi. Tabii rütbe farkı da burada devreye giriyordu.
Sunny, Rüzgar Çiçeği'nin o yüce ruh özünün çoktan son raddesine kadar doygunluğa ulaştığını tahmin ediyordu. Bu yüzden kendisi gibi bir usta o güzel azizeyi öldürseydi, normalde en az iki yüz ruh parçası gibi muazzam bir miktar elde ederdi.
Ama o bundan çok daha fazlasını almıştı. Hem de katbekat fazlasını.
En son baktığında Dehşet sınıfına ulaşmak için hâlâ iki binden fazla gölge parçasına ihtiyacı vardı. Demek ki sadece Rüzgar Çiçeği'nin gücünden bir pay almamış, tek bir damlası bile ziyan olmadan kadının tüm gücünü, hatta üzerine birkaç yüz parça daha fazlasını bünyesine katmıştı.
Kadın tüm varlığını Düş Çiçeği'ne akıtmıştı. Ruhunu son bir veda hediyesine dönüştürmüştü ki Sunny ondan alabileceği en büyük gücü alabilsin. Hatta sırf Sunny, Ölümsüz Katil ve Yutucu Canavar ile yüzleşmeden önce Dehşet mertebesine ulaşabilsin diye, o acı yenilginin ardından ruh denizinde kalan son hatıralarını bile feda etmiş olmalıydı.
Rüzgar Çiçeği bu güzel hatırayı nasıl yaratabilmişti? Onun ve yönünün hakkında nasıl bu kadar çok şey biliyordu? Sunny'nin elinde hiçbir cevap yoktu.
Belki de ona her şeyi Deli Prens anlatmıştı...
Küllerinden hâlâ dumanlar tüten yatağa bir an için öylece bakakaldı ve içini çekti.
Kısa bir sessizlikten sonra fısıldadı:
"Teşekkür ederim."
Başını öne eğip bir süre öylece durduktan sonra gölgelerine göz ucuyla baktı.
Şimdi tam altı taneydiler ve hepsi de sessizce ona bakıyordu.
Kasvetli, neşeli, ürkütücü, kibirli, yaramaz... ve aralarına yeni katılan o herif.
Altıncı gölge de diğer beşine benziyordu ama aynı zamanda tamamen farklıydı. İlk bakışta aralarında en az göze batanı, en uysalı gibi duruyordu. Oldukça normal, rahat ve hatta arkadaş canlısı bir havası vardı.
Ama nedense Sunny onu gördüğü an sırtından aşağı soğuk bir ürpertinin indiğini hissetti.
Bu yeni gölgede insanı huzursuz eden bir şeyler vardı. O dışarıya yansıyan normal tavrı, sanki çok daha derinlerde yatan, dizginlenemez ve tamamen kontrolden çıkmış zifiri bir delilik okyanusunu gizliyordu. O sıcak duruşu, altındaki tehlikeli ve karanlık cinneti örten incecik, kırılgan bir perdeden ibaretti.
Sunny uzunca bir iç çekti.
"Sen... Sen tamamen delisin, değil mi?"
Deli gölge ensesini kaşıdı, aniden silkelendi, omuz silkti ve manyakça sırıttı. Sonra bir anda yine o eski normal ve arkadaş canlısı haline geri döndü. Sadece parmakları, içindeki o ölümcül cinnet fırtınasının patlak vermesini zor tutuyormuş gibi hafifçe titriyordu.
Sunny gözlerini yumdu.
"E, normal tabii. Ne bekliyordum ki?"
Ona mı öyle geliyordu yoksa bu deli gölge az önce durduğu yere göre ona biraz daha mı yaklaşmıştı?
Başını iki yana salladı.
"Güzel. Herkes görev yerine dönsün o zaman. Ormanı gözlemlemeye devam edin... Ha, bir de Kasvetli. Yeni gelene buraları öğret, raconu anlat."
Neşeli, kibirli ve yaramaz gölgelerin bu zıvanadan çıkmış yeni kardeşleriyle başa çıkamayacağından emindi. Ürkütücü olana gelince... Onun bu delinin peşinden ayrılmayan bir hayrana dönüşeceğini şimdiden görebiliyordu.
Ama kasvetli gölge bu deliyi dize getirmekte hiç zorlanmazdı. Yardımcılarının arasındaki asıl dehşet oydu; yeni yetme onun yanında bir gün geçirdikten sonra uslu bir kediye döner, arıza çıkarmaya cesaret bile edemezdi.
Sunny neredeyse bu altıncı gölgeye acıyacaktı.
Bahsi geçen o dehşet ise Sunny'ye ters bir bakış attı, ardından küçümser bir tavırla kafasını sallayıp deliye arkasından gelmesini işaret etti.
Çok geçmeden gölgeler gözden kayboldu ve onu yalnız bıraktılar.
Sunny bir süre daha orada bekledikten sonra birkaç adım geri çekilip yere oturdu. Sırtını duvara yaslayarak, sönmekte olan közlere bomboş gözlerle baktı.
Zaten yeni bir gün başlamıştı... Aletheia'nın Adası'nın sayısız yıldır gördüğü o ilk yeni gün. Bu yüksek kulenin duvarlarının hemen ötesinde bir yerlerde, adanın o korkunç tutsakları birbirlerini boğazlamakla meşguldü şimdi.
Yazık ki çok geçmeden yoldaşları da uyanacaktı. Ve o zaman...
O zaman, bu kanlı tiyatronun son perdesi başlayacaktı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.