Zincir Kıran’ın güvertesine döner dönmez Cassie ve Sunny hiç vakit kaybetmedi. Jet’i geri getirdikten sonra, onu ve Nephis’i Effie’yi bulmaları için gönderdiler. Ardından, hızla Aletheia Kulesi’ne doğru yola koyuldular.
Artık bu sisli ormanı boydan boya geçmek onlar için bir rutin haline gelmişti. Nereye, ne zaman gideceklerini çok iyi biliyorlardı. Yine de yol boyunca Cassie’nin her iki yankısını da feda etmek zorunda kaldılar.
Siyah uçuruma kazınmış rünleri incelemelerine gerek kalmadığı için, alacakaranlık vaktini beklerken dinlenecek vakitleri bile kalmıştı. Kulenin etrafını saran o ölüm tarlasından uzakta gizlenerek alelacele karınlarını doyurdular ve beklemeye başladılar.
Sunny, karanlığın içinde Cassie’nin yüzünü inceledi. Sakin ve vakur görünüyordu... Ama Sunny, kızın tıpkı kendisinin ilk birkaç döngüde yaşadığı gibi, aklını başında tutmak için ne büyük bir savaş verdiğini biliyordu.
Aletheia Adası... Haddinden fazla gaddar ve yürek paralayıcı bir cehennemdi. Aslında Sunny, eğer döngü bilgisine Cassie de ortak olmasaydı ruh halinin ne durumda olacağından emin değildi. Bu yükü paylaşacak istikrarlı birinin varlığı... Gerçekten bir kutsama gibiydi.
Belki de kör kızın burada yaşadıkları korkunç olaylardan daha az etkilenmiş görünmesinin sebebi buydu. Sunny’nin aksine, onun her zaman kendisine destek olacak bir ortağı vardı.
Yine de...
Bir an tereddüt etti, sonra sordu:
“Nasıl gidiyor? İyi misin?”
Cassie gülümsedi.
Gülümsemesi, Düşmüş Zarafet’teki karşılaşmalarından beri olduğu gibi belli belirsiz ve gelip geçiciydi.
“İyiyim.”
Sunny daha fazlasını anlatmasını istiyordu ama Cassie kendini dış dünyaya kapatmıştı. Gerçekten tuhaftı... Bir zamanlar kardeş kadar yakın oldukları, bir zamanlar ise birbirlerine tamamen yabancılaştıkları dönemler olmuştu. Aralarındaki buzlar en sonunda erimişti fakat Sunny’nin bu ilişkiyi onarmayı istemesi bile çok uzun zamanını almıştı. Şimdi ise o çabalıyordu ama... Cassie pek istekli görünmüyordu.
Kızın o kafasının içinde neler olup bittiğini bir türlü kestiremiyordu. Aslında, kimsenin bildiğinden de şüpheliydi; kör kıza en yakın kişi olan Nephis bile Cassie’nin ne düşündüğünü anlayamıyordu.
Belki de kahin olmanın laneti buydu.
Sunny içini çekti.
“Böyle bir karmaşanın içinden çıkabilmek için bu konularda fazla anlayışsızım.”
Ama en azından denemeliydi.
“Şey, eğer anlatmak istersen, buradayım.”
Cassie başıyla onayladı.
“Teşekkür ederim. Bu benim için çok değerli.”
Yine de aklı başka bir yerdeymiş gibi görünüyordu.
Sunny hafifçe başını sallayarak ayağa kalktı ve yayını çağırdı.
“Vakit yaklaşıyor.”
Aletheia kulesini koruyan efsunu etkisiz hale getirdiler, Yiyen Canavar’ı serbest kalan kabus yaratıklarına doğru yönlendirip yanlarından usulca süzüldüler. Taş basamakları tırmanıp kulenin kapı girişini açtılar ve içeri sızıp en üst kata çıktılar.
Sonunda Sunny ve Cassie, Rüzgar Çiçeği’nin odasına ulaştılar.
Burada her şey aynıydı. Kabus’u yanına çağıran Sunny, kusursuzca korunmuş yatağa yaklaştı ve yarı şeffaf cibinliğin ardından üzerinde uyuyan kadına baktı.
Gizemli Aziz... Şüphe yok ki nadir rastlanan bir güzelliğe sahipti. Esmer teni pürüzsüz ve nemliydi, üzerinde tek bir leke bile yoktu. Zarif yüzünün hatları yumuşak ve hoştu. Dalgalı saçları parıldayan siyah bir ipeği andırıyordu; üzerindeki kadim kıyafet ise canlı beyaz detaylarla süslenmiş zengin bir masmavi renkteydi.
Rüya görürken yüzündeki ifade çok savunmasız ve masumdu. Bu... Büyüleyici bir manzaraydı. Sunny uyuyan güzele bakarken kalbinin titremesine engel olmakta zorlanıyordu.
Sanki nazik bir rüzgar tarafından okşanıyormuşçasına, onun etrafında dünya bile daha sıcak ve yumuşak görünüyordu.
İçini çekti.
“Ben gidiyorum. Cassie, sen... Kendine dikkat et. Lütfen.”
Bunu söyledikten sonra bir adım geri çekilip gölgelerin içinde eridi. Kabus zaten kucağında onu bekliyordu; devasa formu Sunny’nin etrafını sardı ve sonra...
Başka bir yerdeydiler.
Yine de tam olarak oldukları yerdeydiler.
Sunny hâlâ Aletheia Kulesi’nin en üst katındaydı. Ancak burası artık farklı görünüyordu.
Geniş yatak boştu. Cassie hiçbir yerde yoktu. Yüzen fenerler kaybolmuştu. Bunun yerine oda, pencerelerden içeri süzülen parlak bir ışığa boğulmuştu; Kabus bu ışıktan kaçınmak için geniş odanın köşesindeki derin gölgelere saklanmak zorunda kaldı.
“Bu... Bu hiç doğru değil.”
Aletheia Adası ne zamandan beri bu kadar aydınlıktı?
Teyakkuzda olan Sunny, yavaşça pencereye yürüyüp dışarı baktı.
Gözleri hafifçe kısıldı.
Aşağıdaki... O tanıdık adaydı. Ancak tamamen değişmişti. Boğucu sis dağılmış, çam ormanının o güzel yeşil uçsuz bucaksızlığı ortaya çıkmıştı. Ağaçlar ılık güneş ışığıyla yıkanıyor, rüzgarda hafifçe sallanıyordu. Şurada burada berrak dereler akıyordu. Kulenin etrafındaki ölüm tarlası şimdi çiçeklere boğulmuştu.
Taş köprü boştu, görünürde tek bir kabus yaratığı bile yoktu. Hatta... Sis olmayınca, Sunny’nin ormanda dolaşan Yiyen Canavar’ın o devasa figürünü görebilmesi gerekiyordu. Fakat o da hiçbir yerde yoktu.
Berrak mavi gökyüzünde de hiçbir korkunç yaratık görünmüyordu. Aletheia Adası... Tehlikeden tamamen arınmış gibiydi. Aksine, son derece huzurlu, güzel ve sakin bir yer gibi görünüyordu.
Bir cennet.
“Bu... Onun rüyası mı?”
Sunny bir rüyanın içinde olduğunu biliyordu. Ancak etrafındaki alan hiç de öyle gelmiyordu. Geçmişte ziyaret ettiği birkaç rüyadan çok daha katı, belirgin ve kalıcıydı.
“Bu da ne?”
“Harika bir gün, değil mi?”
O ses...
Sunny irkildi ve arkasına döndü.
Odaya taze çiçeklerden oluşan bir buket taşıyan bir kadın girmişti. Oydu... Aletheia Kulesi’nin güzel, uyuyan Azizi.
Uyanıktı. Daha doğrusu... Kendi rüyasında uyanıktı.
Sunny gayriihtiyari bir adım geri attı. Kadın ne kadar hoş görünürse görünsün, ona karşı tetikte olmaktan kendini alamıyordu.
Sesi hafifçe pürüzlü çıktı:
“Kimsin sen?”
Güzel Aziz kaşını kaldırıp gülümsedi.
“Ben mi? Ben Rüzgar Çiçeği’yim.”
Ardından o çekici yüzünde bir eğlence belirtisi belirdi.
“Ama neden soruyorsun? Ve neden... Yine buradasın?”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.