Sorusunu sorduktan sonra Sunny, Cassie’nin tam karşısındaki banka oturdu. Bir teknede, yapayalnızdılar... Daha doğrusu, dört kişiydiler. Teselli Günahı, Sunny’nin hemen yanındaki banka tünemiş, dudaklarında sinsi bir gülüşle duruyordu. Yüzündeki nefret dolu ifade her zamanki gibiydi. Tabii bu yüz, Sunny’nin kendi yüzünün birebir aynısıydı. Cassie ise birkaç metre ötedeki dümenci koltuğunda oturmuş, dümen küreğini tutuyordu. Ölmüş kahinin Yankı’sı da hemen yanındaydı. Her ikisi de Düşmüş Lütuf rahibelerinin geleneksel canlı kırmızı kumaştan dökümlü elbiselerini giydiği için birbirlerine fena halde benziyorlardı. Aralarındaki en belirgin fark, Cassie’nin duru ve kusursuz yüzünün açıkta olması, o canavarca Yankı’nın ise yüzüne bir peçe takmış bulunmasıydı. Cassie’nin güzel mavi gözleri, kör olmasına rağmen hayat doluydu. Kahinin gözleri ise ürkütücü bir şekilde boş ve ruhsuzdu. Bu boş bakış Sunny’nin ürpermesine neden oldu; ne zaman bir insanın Yankı’sını görse hep aynı huzursuzluğa kapılırdı. Gerçi bu yaratık, Yozlaşma’ya yenik düşmüş bir insanın suretinde yaratılmıştı.
Dörtlü, aralarındaki görünmez gerilimin gölgesinde karşı karşıya oturuyordu. Sunny’nin aniden ortaya çıkmasına rağmen Cassie istifini bozmadı. Ahşap asasının büyüsünü sonlandırıp aşağı indirdi ve sakin bir sesle konuştu:
"Uuduğunu sanıyordum."
Sunny’nin dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi. "Öyle mi?"
Bu ufak numarasının kör kahini kandırdığından oldukça emindi ama kızın bu tepkisizliğini görünce içine bir şüphe kurdu düştü. Acaba başından beri numara yaptığını biliyor muydu? Teselli Günahı, Cassie’ye nefret ve küçümsemeyle bakarak kıkırdadı. "Görünen o ki parmağında oynatılmışsın, zavallı solucan. Onca uyarımı dinlemedin... Tanrılar aşkına, ne kadar da sinir bozucu! Bu haini çoktan gebertmeliydin. Şuna bak hele... Eminim o da senden en az benim kadar nefret ediyordur!"
Sunny’nin dudak kenarı seğirdi ama kılıç tayfına ters bir cevap verme isteğini bastırdı. Ancak bu sessizlik, hayaletin alaycı tiradını sürdürmesine zemin hazırlamaktan başka işe yaramadı:
"Gerçekten de iğrenç bir mahluksun, değil mi? Aşağılık, aciz bir köle... Ve bak, seni köle yapan kadın tam karşında duruyor. Sana bir kez ihanet etti ama sen o yılanın koynuna tekrar girmesine izin verdin. Günahlarını unuttun ve bu kör hain, iyiliğine karşılık seni yine arkandan bıçaklamak üzere!"
Tam o anda Cassie derin bir nefes aldı. Ardından başını hafifçe Teselli Günahı’na doğru çevirdi ve uzun süredir bastırdığı bir öfkeyle titreyen sesiyle konuştu:
"Kapa o pis çeneni, sefil yaratık! Sana konuş diyen oldu mu? Bir kez olsun sus artık!"
Sunny, kızın bu ani duygu patlaması karşısında şaşkınlığa uğradı.
Teselli Günahı ona kin dolu gözlerle baka kaldı ama sonunda sustu. Yüzünde memnun bir gülümseme belirdi. Sunny de gülümsedi.
"Demek... Onu algılayabiliyorsun."
Cassie’nin o soğukkanlı maskesi sonunda çatlamış, altındaki fırtınalı hisler açığa çıkmıştı. Ancak bir an içinde kendini toparladı ve kılıç tayfına küçümser bir bakış atarak burnundan soludu.
"Algılayabiliyorsam ne olmuş?"
Sunny omuz silkti. "Aletheia’nın Adası’nda bana yalan söylemiştin. Yapamadığını belirtmiştin."
Cassie gözlerini dikip doğrudan ona baktı. Sesi son derece pürüzsüzdü:
"Yalan söylediysem ne olmuş yani? Evet, senin aracılığınla o çekilmez tayfı algılayabiliyorum. Gölgelerini ve onların ne gördüğünü de görebiliyorum. Ne var bunda?"
Sunny içini çekti. Kahretsin.
Demek başından beri yanılıyordu. Sunny, Cassie’nin yükselmiş yetenek gücünün kendi gölgelerini etkilemediğini düşünmüştü; çünkü onlar kendisinden bağımsız varlıklardı ve kızın gölge duyu yeteneği yoktu. Ayrıca şimdiye kadar gölgelerini izlediğine dair en ufak bir işaret de vermemişti. Sunny resmen kandırılmıştı. Hem de bir budala gibi parmakta oynatılmıştı.
Hâlâ gülümsüyordu ama bu gülüş gözlerine ulaşmıyordu. "Yani son birkaç aydır seni izlediğimin farkındaydın."
Kız omuz silkti. "Elbette."
Eğer Cassie onun kendisinden şüphelendiğini biliyorsa... Durum düşündüğünden tamamen farklı demekti. Kız sadece sırlarını saklamakla kalmamış, Sunny’ye gösterdiği şeyleri bile bilerek, planlayarak göstermişti. İçinde kuyu olan o odayı ve rünlü sandıktaki sayısız günlüğü bilerek gözünün önüne sermişti. Gölgelerin kendisini izlediğini bilen Cassie, ancak Gölge Kontrolü menzilinin dışına çıktığında özgürce hareket edebilirdi. Bu yüzden Sunny keşif ekiplerine katılırken kendisi geride kalmak istemişti...
Sunny’nin göz bebekleri hafifçe büyüdü. Hayır...
Eğer Cassie onun şüphelendiğini biliyorsa... Kendisini Zincir Kıran’da yalnız bırakmayı reddedeceğini de adı gibi biliyor olmalıydı. Birbirlerini o kadar iyi tanıyorlardı ki kızın bu hamleyi öngörememesi imkansızdı. Bu da demek oluyordu ki kör kahinin asıl amacı uçan gemide tek başına kalmak değildi...
Aksine, ikisinin diğerlerinden uzakta, orada baş başa kalmasını istemişti. Ve Sunny, tam da onun arzuladığı gibi hareket etmişti.
Aniden Sunny’nin yüreğine tuhaf, buz gibi bir his çöktü. Bu his... Korku muydu?
Evet, korkuydu. Geleceği gören güçlü bir kahine karşı zeka savaşına girmenin getirdiği o ürpertici korku. Cassie doğrudan bir çatışmada aralarındaki en güçlü kişi olmayabilirdi ama geleceği görebilen birinin kurduğu o ince entrika ve manipülasyon ağının içine düşmek...
Gerçekten de dehşet vericiydi.
Sunny kendisini hile ve manipülasyon konusunda usta biri olarak görürdü. Şimdiye kadar bu alanda dişli bir rakip olarak kabul ettiği tek bir kişi çıkmıştı: Mordret.
Ancak şimdi bu düşüncesini hızla gözden geçiriyordu. Aslında aralarında bir aday daha vardı.
Ve bu yeni isim, belki de üçü arasındaki en korkunç olanıydı. Sakinliğini ve soğukkanlılığını koruyan kör kıza bakan Sunny, arkasına yaslandı ve rahat bir tavırla sordu:
"Eee, benimle neden yalnız kalmak istedin Cassie?"
Bir an duraksadı ve ses tonunu bozmadan ekledi:
"Yoksa sana Eziyet mi demeliyim?"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.