Sunny’nin Alacakaranlık topraklarından ayrıldıktan sonra hissettiği o huzursuzluk hissi geri gelmişti. Cassie ile ilgili garip bir şeyler dönüyordu… Belki de çok uzun zamandır dönüyordu. Buna neredeyse emindi.
Ama durumun bu kadar can sıkıcı olmasının sebebi de zaten bu neredeyse kelimesinde gizliydi. Ne yapması gerektiğini bilemiyordu. Karşısına geçip hesap mı sormalıydı? Yoksa bu endişesini diğerleriyle mi paylaşmalıydı?
Peki ne diyecekti?
Cassie’nin Alacakaranlık’tan sağ çıkmaması gerektiğini mi? Aslına bakılırsa hiçbirinin oradan sağ çıkmaması gerekiyordu. Ya da günlük tuttuğunu mu söyleyecekti? Bunda yanlış bir şey yoktu; aksini iddia etmek sadece kendisini tuhaf duruma düşürürdü. Fazla sessiz ve mütevazı olduğunu, bunun da sanki kendilerinden çok hayati bir şey saklıyormuş hissi uyandırdığını mı söyleyecekti? Bu kulağa düpedüz paranoya gibi geliyordu.
Zaten öyleydi de. Kulağına fısıldayan şey teselli günahıydı. Tek amacı onu delirtmek olan teselli günahı. Bu fısıltılara kulak verecek kadar budala mıydı yani?
Sunny, Cassie’den tam olarak neden şüphelendiğini kendisi bile bilmiyordu, sadece kızın sakladığı sırlar onu huzursuz ediyordu. Ama…
Bu huzursuzluğun sebebi gerçekten kör kızda garip bir şeylerin olması mıydı, yoksa sadece ona hiçbir zaman güvenmemiş olması mı? Unutulmuş Sahil’de yaptıklarından sonra kıza karşı beslediği o eski kini içten içe hâlâ yaşatıyor ve bu kin onun hakkındaki algısını mı bulandırıyordu?
Eğer bu kini tamamen unuttuğunu söylese yalan söylemiş olurdu.
Diğerlerinden hiçbiri Cassie’den şüphelenmiyor gibiydi, o halde neden sadece kendisi onun her hareketinde bir kusur arıyordu?
Kahretsin.
Ne yapması gerekiyordu?
Bir şey yapmasına gerek var mıydı ki?
Cassie’nin bir yığın eski günlüğü varsa ne olmuştu yani? Sır tutuyorsa ne olmuştu?
Birini tamamen dürüst olmamakla suçlayacak en son kişi kendisi değil miydi?
Dahası, Cassie’nin bildiği çoğu şeyi kendine sakladığını her zaman biliyordu. Hatta kızın kendini dış dünyaya kapatmasının asıl sebebi de kendisiydi; ona gördüğü vizyonların ne kadar yıkıcı bir zehir olduğunu söyleyen, bunu da akla gelebilecek en acımasız şekilde yapan bizzat kendisinden başkası değilydi.
Kızın kişiliği, Unutulmuş Sahil’den döndükten hemen sonra Akademi’nin tıp merkezinde yaptıkları o acı dolu konuşmadan sonra değişmeye başlamıştı.
Nephis de Cassie’nin belli ettiğinden çok daha fazlasını bildiğinin farkındaydı. Fildişi Adası’ndaki konuşmalarından birinde bunu Sunny’ye kendisi söylemişti.
Öyleyse Sunny şimdi neden bu kadar aşırı tepki veriyordu?
Çünkü zafere çok yakınız.
Çünkü bu Kabus çok korkunçtu ve sonu hızla yaklaşıyordu. Sunny, uyanık dünyaya geri dönme şanslarını bir şeyin mahvedeceğinden korkuyordu ve onlarla kurtuluş arasında duran son engel Istırap’ın o tekinsiz gölgesiydi.
Istırap daha önce hiç karşılarına çıkmamıştı, bu yüzden de hayal güçlerinin elverdiği ölçüde korkutucu bir hal alıyordu.
Belki de Cassie, içindeki tüm bu korkunun yöneldiği yapay bir hedeften ibaretti.
…Ya da belki de kör kahinin gerçekten karanlık bir planı vardı.
Kılıç tayfı, karanlık bir eğlenceyle ona bakıp gülümseyerek, "O kesinlikle sana yine ihanet etmeyi planlıyor," dedi.
Sunny küfrederek ahşap tepsiyi tayfa doğru fırlattı. Tepsi hayaletin içinden geçip büyük bir gürültüyle yere düştü.
Nefret dolu tayf kahkahalarla güldü.
"Budala, sen gerçekten de laftan anlamıyorsun, değil mi? Sana yaptıklarına, senden çaldıklarına rağmen hâlâ ona iyi niyetle yaklaşmaya hazırsın. Onun yüzünden bir köle haline gelmene şaşmamalı… Üstelik senden bir kez olsun özür bile dilemedi. İhanetinden ötürü en ufak bir pişmanlık duyduğunu bile sanmıyorum. Duymadığına göre, seni tekrar satmasını engelleyen şey ne?"
Sunny, teselli günahına ters bir bakış attıktan sonra derin bir nefes aldı.
Yavaşça sakinleşti.
"Bu… mantıklı bile değil. Saçmalayacaksan bile en azından inandırıcı olmaya çalış, olur mu?"
Sunny’nin Cassie’ye karşı ön yargılı olduğu ortadaydı. Kalbinin derinliklerinde ona karşı hâlâ bir kırgınlık besliyordu. Aynı zamanda ona değer veriyor, onu önemsiyordu ama konumuz bu değildi. İnsanlar gerçekten de karmaşık ve çelişkili yaratıklardı… Tıpkı Nephis’in dediği gibi, birinden aynı anda hem nefret edip hem de onu sevebiliyorlardı.
Sunny’nin algısı bulandığı için Cassie’de kusur bulması kolay oluyordu. Ancak bakış açısını değiştirip duruma tersinden bakacak olursa, kör kızın gruba zarar verecek bir şeyler yaptığına dair tüm şüpheleri un ufak olup gidiyordu. Bu kesinlikle mantıksız bir düşünceydi.
Cassie’nin attığı neredeyse her adım onların iyiliği içindi. O olmasaydı bu kadar uzağa asla gelemezlerdi. Başından beri kendini defalarca tehlikeye atan, fedakar bir müttefikten başka bir şey olmamıştı. Grubun dağılan üyelerini bulmak, Aletheia’nın Adası’ndan kaçmak, Büyük Nehir’in derinliklerinden sağ çıkmak… Bunların hiçbiri onun yardımı olmadan başarılamazdı.
Bu yüzden, Cassie hangi sırrı saklıyor olursa olsun, bu gruba zarar verecek bir şey olamazdı. Sunny’nin bu konuda endişelenmesine gerek yoktu.
Bunu fark ettiğinde kalbinin ferahladığını hissetti.
Ancak hemen ardından, içine yeniden bir ağırlık çöktü.
Çünkü Sunny’nin grup adına endişelenmesini gerektirecek bir durum olmasa da…
Cassie’nin kendisi için endişelenmesini gerektirecek bir durum olabilir di.
Yoksa kendi başını yakacak radikal bir şeye mi hazırlanıyor?
Yüzü yeniden asıldı. Bir süre sessiz kaldıktan sonra başını iki yana salladı.
Hayır, yapmazdı. Cassie yumuşak görünebilirdi ama tanıdığı en güçlü insanlardan biriydi. Kimsenin tahmin edemeyeceği kadar güçlüydü.
Yine de içine düşen o küçük şüphe tohumu yok olmadı.
Sunny sessizce lanet okudu, teselli günahına nefret dolu bir bakış attıktan sonra dikkatini yeniden üstün tılsıma verdi.
Yola çıkacakları gün yakında gelecekti, bu yüzden bu değişikliği bir an önce tamamlaması gerekiyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.