Başka Çare Yok

Bir süre sonra, arkalarında heyecanlı bir kalabalıkla iskele boyunca yürüyorlardı. İki muhafız da hemen arkalarındaydı; Cassie’nin yanından bir an olsun ayrılmıyorlardı. Genç kızın her adımında altın zincir hafifçe çınlıyordu.

Düşmüş Lütuf’un yaşlı sakinleri, genç ve güzel rahibelerini görmenin sevinciyle dolup taşıyorlardı. Ancak altın prangaların ardındaki o uğursuz anlamın farkında değilmiş gibiydiler. İki Yabancı’nın şehre vardığı haberi de çoktan tüm şehre yayılmıştı.

Hava adeta bir bayram yeri gibiydi.

Sunny, gölgelerin arasından halkın yüzlerini inceledi, sonra Cassie’ye dönerek sessizce fısıldadı:

"Epey popülersin bakıyorum da. Sana resmen tapıyorlar."

Genç kızın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme belirdi.

"Bana değil... Alacakaranlık’a tapıyorlar. Nasıl tapmasınlar ki? O, bilge ve yardımsever bir hükümdardı, üstelik şehrin koruyucusuydu. Nehir Halkı, Kirlenmişler’e karşı kendini kâhinler sayesinde savunabildi. En önemlisi de... Ben Düşmüş Lütuf’ta kalan hem en güçlü Uyanmış hem de tek Yabancı’yım. Eğer bana olan inançlarını ve sevgilerini kaybederlerse, ellerinde kalan tek şey dehşet olur."

Kederli bir şekilde içini çekti.

"Beni seviyorlar çünkü başka çareleri yok."

Sunny bir an sessiz kaldı; bu sözlerin ne kadar kinik ve buruk tınısı karşısında şaşırmıştı. Bu durum, nedense onu fazlasıyla rahatsız etmişti.

Ardından başını iki yana salladı.

"Yine de onların güvenini kazanmak için çok şey yapmış olmalısın. Üçüncü Kâbus’ta bir yıl hayatta kalmak hiç kolay olmasa gerek. Hele ki yapayalnızken."

Düşmüş Lütuf’u ve insanlarını zaten görmüştü. Bulmayı umduğu türden bir güç değildi bu... Cassie, şehri Kirlenmişler’in saldırılarına karşı koruma çabalarını anlatırken detaya girmemiş olsa da, burayı korumanın bir lütuftan çok bir yük olduğunu tahmin etmek zor değildi.

Günleri sayısız savaşla ve kıl payı kazanılmış zaferlerle geçmiş olmalıydı. Düşmüş Lütuf’un hâlâ ayakta olması bile bir mucizeydi.

Genç kız gülümsedi.

"Ah... Şey, evet. İlk kaostan sonra hayatta kalan savaşçılara defalarca önderlik ettim ve birçok ucube öldürdüm. Gerçekten kolay değildi. Ama aslında tam olarak yalnız da sayılmazdım."

Cassie, onları saygılı bir mesafeden takip eden kalabalığı ve iki sessiz muhafızı işaret etti.

"Düşmüş Lütuf halkı zayıf düşmüş olabilir ama yiğit ve cesurlar. Ayrıca bana yardım edecek birkaç Yankı’m da vardı."

"Doğru ya..." diye düşündü Sunny.

Neph, vaktiyle Kâbus Çölü’nden altı kollu bir Düşmüş İblis olan güçlü bir Yankı getirmişti. Bu Yankı, Ateş Bekçileri’nden birine verilmişti. Neph, Cassie için de mutlaka bir iki güçlü koruma ayarlamış olmalıydı.

Sunny başını yana eğdi.

"Yankıların tam olarak ne kadar güçlü?"

Kör kız bir an sessiz kaldı.

"Sessiz Dansçı’yı zaten biliyorsun. Gücü, Valor’dan aldığım özel bir Yadigar ile biraz da olsa artmış durumda. Ayrıca klandan Neph’in benim için temin ettiği, bir Düşmüş Canavar gücünde yapay bir Yankı daha var. Ve... Ariel’in Mezarı’nda bizzat kazandığım bir Yankı. Bir nevi... Üstün Canavar."

Sunny kaşını kaldırdı.

"Bir nevi mi?"

Cassie usulca içini çekti.

"Öldürdüğüm o kıdemli kâhinin Yankısı. Onu Düşmüş Lütuf vatandaşlarının görebileceği yerlerde çağırmamaya çalışıyorum."

Sunny’nin tüyleri ürperdi. Birkaç anlık sessizliğin ardından Nehis, düz bir ses tonuyla konuştu:

"Sadece sen bile iki Ustayı halledebilirsin. Üstün bir Yankı’yla o muhafızlarının hiçbir şansı yok. Senin peşinden dolanmalarının ne alemi var o zaman?"

Cassie hüzünle gülümsedi.

"Evet... Hiçbir alemi yok. Onları kolayca öldürebilirim, bu zincirleri de rahatlıkla kırabilirim. Onlar da bunu gayet iyi biliyorlar. Ama görevlerine sadıklar ve bağlılar... Ben de onların bu bağlılığına duyduğum saygıdan dolayı zincirli kalıyorum. Hazin değil mi? Benim sadece iki Usta tarafından korunuyor olmam, Düşmüş Lütuf’un durumunun ne kadar çaresiz olduğunu anlamanız için yeterli. Eğer harekete geçmezsek, yakında Kirlenmişler tarafından yutulacak."

Sunny, gerçek Düşmüş Lütuf’un ve gerçek Alacakaranlık’ın başına neler geldiğini hayal etmeye çalışarak iç çekti. Son kâhinin denize gömüldüğünü ve bedeninin zamanla Yozlaşmış bir Dehşet’in kabuğu haline geldiğini biliyordu.

LO49’daki Dehşet’in varlığı, Büyük Nehir medeniyetinin acıklı bir sonla karşılaştığının kanıtıydı.

Ve eğer kâbusu fethedemezlerse, aynı sonu tekrar yaşayacaklardı...

Tam o sırada iskelenin sonuna ulaştılar ve ahşap bir kalasın üzerinden geçerek hayalet geminin güvertesine adım attılar. Kalabalık geride kalırken, kadim gemiye sadece iki muhafız onları takip ederek girdi.

Cassie olduğu yerde donup kaldı, ellerini aşağı indirdi ve o güzel mavi gözleriyle boşluğa baktı. Bir süre sonra yumuşak bir sesle konuştu:

"Sunny... Kutsal ağaca bakabilir misin?"

Denileni yaptı. Kör kızın algılarını paylaşmak için Yükselmiş Yeteneği’ni kullandığını biraz geç fark etmişti. Fiziksel bir şey hissetmese de, bu durum garip bir şekilde mahremiyet ihlali gibi hissettirmişti.

Zararsızdı belki ama Sunny gibi sır küpü biri için bir şeyleri paylaşmak rahatsız edici bir süreçti.

"Acaba o piçi görebiliyor mu?" diye geçirdi içinden.

Ağacın altında hareketsizce duran Teselli Günahı’na gizli bir bakış attı ve rahatsızlığını bastırdı.

Cassie’nin geminin hem dışını hem de içini incelemesine izin vererek bir süre etrafta dolaştılar. Sonuçta gerçek Zincir Kıran’ı en iyi bilen oydu; şüphelerinden arınmak için onun hükmüne ihtiyaçları vardı.

Nihayetinde kör kız kutsal ağacın yanında durdu ve avucunu nazikçe beyaz kabuğun üzerine koydu.

Birkaç anlık sessizlikten sonra içini çekerek onlara döndü.

"Bu Zincir Kıran. Eminim."

Sunny ve Nephis’in yüzü asıldı.

Böyle olmasından zaten şüpheleniyorlardı tabii... Ama yine de kalplerinde bunun sadece benzer bir gemi olduğuna dair küçücük bir umut taşıyorlardı.

Şimdi o umut tamamen sönmüştü.

Cassie sağa solu işaret ederek bulgularını anlatmaya başladı.

"...Öz kanalları ağır hasar görmüş ama yapıları kesinlikle aynı. Zamanında onları bizzat tamir etmiştim; Noctis’in, Ateş Avcıları tarafından yapılan eski tılsımların üzerine yenilerini nasıl kazıdığını en ince ayrıntısına kadar biliyorum. Bu onun gemisi... Bizim gemimiz. Birçok farklılık var ama özü aynı."

Sunny yüzünü ekşitti.

"İyi de bu da ne? Nasıl burada olabilir? Ve nasıl oldu da onu biz bulduk?"

Genç kız tereddüt etti, sonra kederle başını salladı.

"Buna cevap veremem."

Sunny gözlerini yumdu, yorgunlukla yüzünü ovuşturdu.

"Neler dönüyor böyle... Bu lanet kâbusun başından beri neler oluyor? Açıklanamayan çok fazla şey var!"

Sunny’nin gizemlere olan tahammülü sınırına dayanmıştı.

Cassie bir süre duraksadı, sonra aniden konuştu:

"Yine de size bir şey söyleyebilirim."

Sunny ve Nephis bekleyerek ona baktılar.

Genç kız ayaklarının altındaki güverteyi işaret edip gülümsedi.

"...Sanırım tılsımları yeniden tamir edebilirim. Bana biraz zaman verirseniz, Zincir Kıran bir kez daha uçabilir."

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.