Kanlı Satranç Tahtasında İlk Hamleler

O gece konuşulanlar arasında çok daha ilginç şeyler vardı. Ücra bir çadırdaki portatif yatakta oturan Sunny, tüm bu bilgileri sessizce sindirdi. Yüzünde kasvetli bir ifade vardı.

Zahmetli bir işti bu.

Her klan, kuşatma başkentlerine doğru geri çekilme sırasında diğerini test etmeyi planlıyordu... Bu pek de şaşırtıcı değildi. Bu noktadan sonra Valor ve Song arasındaki düşmanlık sadece daha da tırmanacaktı. Hatta bu ilk karşılaşmanın oldukça sönük geçeceği bile söylenebilirdi.

İki taraf da pusulara azizlerini tam kapasite dahil etmiyor, bunun yerine zaman kollayıp çatışmayı bir yıpratma savaşına dönüştürmeyi tercih ediyordu. Her iki klanın da katman katman koruma altında tuttuğu değerli varlıkları vardı; savaşın acımasız ekonomisi açısından bakıldığında, bu varlıkları oyun dışı bırakmaya çalışmak şu aşamada pek de kârlı sayılmazdı.

Şans eseri, Nephis de bu değerli varlıklardan biri gibi görünüyordu.

Ancak ne Valor ne de Song tüm adamlarını koruma altında tutabilirdi. Uyanmış mangalarının, uygun Kabus Kapıları'nı keşfetmek için yabanın derinliklerine gönderilmesi gerekiyordu. İz sürücüler, tahkim edilmiş sefer kampları kurmaya elverişli noktalar bulmak adına Düş Dünyası'na girmeli ve o ölümcül çölü keşfetmeliydi. Şövalye Shtad gibi yükselmişlerin ise bu kritik ekiplerin başına geçmesi şarttı.

Büyük klanların peşine düşeceği ilk kişiler bunlardı; Doğu Antarktika'da ve çatışmanın ilerleyen safhalarında Düş Dünyası'nda ilk hedef olacaklardı.

Sunny bunu zerre umursamıyordu. Tek pişmanlığı, atıştırmalıklarını alıp büyük klanların askerlerinin birbirini boğazlamasını konforlu bir şekilde izleyemeyecek olmasıydı... Tabii bu kan davasını şehir surlarının dışında tuttukları sürece.

Maalesef ve tahmin edileceği üzere, durum zaten öyle değildi.

Canavar Terbiyecisi, yaban arazide Uyanmış mangalarını avlamakla tatmin olacak biri değildi. Düşmanlarına çok daha ağır bir darbe indirmeyi planlıyordu.

Önünde iki olası hedef vardı; ya Sunny'nin gittiği kuşatma başkentindeki Valor klanı karargâhı ya da merkez Ordu Komutanlığı ve Yıkım İzi'nin bulunduğu şehirdeki Aziz Tyris ve onun Beyaz Tüy klanı.

İlkini seçti.

Morgan ise bu sırada, operasyon merkezine yapılacak bir saldırının eli kulağında olduğunun tamamen farkındaydı. Bunu bir tür kehanet yoluyla mı yoksa düşmanını iyi tanıdığı ve korkutucu derecede keskin bir stratejik zekaya sahip olduğu için mi biliyordu, Sunny kestiremiyordu. Sebebi ne olursa olsun, suikastçıların kuşatma başkentine sızmasını engellemeye niyetli değildi.

Aksine, onları bir tuzağa çekip hepsini kılıçtan geçirmeyi planlıyordu.

Kuşatma altındaki bir şehrin kalbinde, iki gizli gücün çarpışmasının nasıl bir yıkıma yol açacağını hayal eden Sunny, içten içe buz gibi bir öfke hissetti. Büyük klanların hiçbirinin sivil kayıplar umurunda değildi. Tek dertleri düşmanı yok etmekti.

Aslında, bunu biraz fazla önemsiyor gibiydiler.

Sunny, gizli savaşın dört liderini; Madoc, Morgan, Seishan ve Canavar Terbiyecisi'ni gözlemlerken tuhaf bir hisse kapılmıştı. Ne dediklerinde ve nasıl dediklerinde pek de mantıklı gelmeyen küçük detaylar vardı. Sanki baskı altındaymışlar gibiydi... Olması gerekenden çok daha büyük bir baskı. Bu baskı onları acele etmeye itiyordu.

İşte bu yüzden Morgan da kendine has, gizli bir saldırı düşünüyordu... Ancak onunki çok daha cüretkâr ve cerrahi bir müdahale olacaktı.

Çünkü rakibinin aksine, o birkaç ustanın liderlik ettiği bir Uyanmış ekibi yerine bizzat bir aziz gönderiyordu. Fısıldayan Bıçak Sir Madoc, Morgan'ın ölümcül iradesini düşmana şahsen iletecekti.

Hedefi Song klanının Antarktika karargâhı ya da varlıklarının büyük çaplı imhası değildi. Bunun yerine tek bir adamı ele geçirmesi gerekiyordu.

Mordret.

Kendine Yükselmiş Bast diyen o tekinsiz adam, hâlâ Song'un kontrolündeki bir kuşatma başkentindeydi. Şimdiden, oluşturduğu aynaları şehrin dört bir yanına sessizce yaymaya başlamıştı... Valor tarafında kimse bu tuhaf eylemlerin amacının ne olduğunu bilmiyordu ama her ne yapıyorsa sonuçlanmasına engel olmaya kararlıydılar.

Madoc kuşatma başkentine sızacak ve Kılıç Kralı tarafından dövülen özel silahların yardımıyla Hiçlik Prensi'ni ya yok edecek ya da zapt edecekti.

Fısıldayan Bıçak'ın ne kadar önemli olduğu düşünülürse, bu Morgan için devasa bir kumardı. Onu Mordret'in peşine salmak, bir süreliğine Valor kuvvetlerine başka hiçbir yerde destek veremeyeceği anlamına geliyordu. Fakat bu konuda Sunny, Anvil'in kızıyla aynı fikirdeydi... Hiçlik Prensi'nden kurtulmak, Song'un azizlerinden birini bastırmaktan, hatta öldürmekten çok daha acil bir ihtiyaçtı.

Piç herif tam bir kapalı kutuydu.

Yani, Sunny'nin yakın geleceğinde bunlar vardı. Valor kuvvetlerini kuşatma başkentlerine kadar takip edecek, bu esnada Song'un kuracağı yoklama amaçlı bir pusuyla savaşacaktı. Oraya vardıklarında Madoc, Şövalye Shtad için takviye kuvvet gönderip ayrılacak, Canavar Terbiyecisi'nin karargâha saldırmak için yolladığı suikastçı ekibiyle uğraşma işini Morgan'a bırakacaktı.

Sunny, Fısıldayan Bıçak'ın Mordret'e ne yapacağı konusunda pek endişeli değildi... Adam çok güçlü ve çok isabetliydi; çatışmanın bu kadar başında devreye sokulması ise fazlasıyla beklenmedik bir hamleydi. Hedefine ulaşsa da ulaşmasa da, saldırının kendisi gizli kalacak ve sınırlı bir alanda cereyan edecekti.

Canavar Terbiyecisi'nin suikastçı ekibi ile Morgan'ın savaşçıları arasındaki kavga ise... İşte bu, kuşatma başkentinde mahsur kalmış mültecilere çok büyük zarar verecek gibi duruyordu.

Bu yüzden, somurtkan gölgeyi Song kuvvetlerinin yanında bırakmak gibi zor bir karar almıştı.

Bu kararın beraberinde getirdiği pek çok risk vardı ama potansiyel getirisi de büyüktü. Sunny ile gölgesi arasına yeterince kilometre girdiğinde, aralarındaki bağ kopacaktı. Ondan sonra somurtkan eleman bir süre kendi başının çaresine bakmak zorunda kalacaktı. Gölgenin önündeki görev hem basit hem de zordu: Kendini gizli tutmak, suikastçıların kimliklerini öğrenmek ve onları Valor'un bölgesine kadar takip etmek.

Eğer her şey yolunda giderse Sunny, sızma ekibi kuşatma başkentine ulaşır ulaşmaz tam konumlarını bilecekti. Gitmezse... Ruhu ciddi şekilde yaralanabilir, hatta daha kötüsü, kalıcı bir hasar alabilirdi.

Yapabileceği tek şey gölgesinin yetkinliğine güvenmekti.

Sunny yatağından kalkıp gerindi; savaşın seslerinin yavaş yavaş dindiğini duyabiliyordu. Şafak vakti geldiğine göre, müttefik ordu geri çekilmeye ve üç ayrı kuvvete bölünmeye hazırlanıyordu.

Yüzündeki ifade hafifçe gergindi.

"İyi olacak. Somurtkan eleman yanımda çok şey atlattı, ne yaptığını biliyor."

Bilmeliydi.

Sunny çadırdan çıktı ve Nephis'i bulmaya gitti.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.