İblis Çelik Vücut yeteneğini geliştirdikten sonra Gemi Enkazı Adası’nda kalmaları için hiçbir sebep kalmamıştı. Güneş Prensi’nin bedeninden alabileceği her şeyi zaten özümsemişti; devin geri kalanını mideye indirmenin ona bir faydası olmayacaktı. Demir El Adası’na gitme gerekliliği de böylece ortadan kalkmıştı.
Tatilleri yavaş yavaş sona eriyordu. Yine de önlerinde birkaç günleri ve ziyaret etmeyi planladıkları birkaç ada daha vardı.
Uçan gemi, yıldızlarla bezeli gökyüzünü yararak doğuya doğru süzüldü.
İlk durakları Kadeh Tapınağı’ydı. Kadim harabe, Sunny’nin burayı son ziyaretindeki gibiydi; metruk ve ıssız. Bir zamanlar tapınağı mesken tutan o hiddetli tayflar bile çekip gitmişti. Elbette Sunny artık rahibelerin nasıl can verdiğine dair çok daha fazla şey biliyordu.
Merkezi odanın ortasında dikilen Sunny, taş kadehin paramparça kalıntılarına ve yerlere saçılmış kemiklere baktı. Kutsal salonun duvarları çökmüş, taş plakalar yıkıcı bir patlamanın etkisiyle çatlamıştı. Binlerce yılın ardından geriye toz ve kederden başka bir şey kalmamıştı.
Kaderi ve geçmişi düşündü. Kabus’un içinde Kadeh’i yok eden ve savaşçı kadınları katleden bizzat kendisiydi... Ancak Sunny olmasa bile sonları değişmemişti.
Gerçek geçmişte Kızıl Tarikat’ın rahibelerini kim öldürmüştü? Noctis’in kendisi mi, yoksa bir başkası mı? Kabus’ta Effie’nin bedenine girdiği o çocuğa ne olmuştu? O küçük kız da katliamda can mı vermişti?
Her zamanki gibi hiçbir cevap yoktu.
Effie, yüzünde alışılmadık bir ciddiyetle harabelerin arasında tek başına dolaşıyordu. Bir zamanlar yere sapladığı kılıçların yerinde yeller esiyordu. Ancak zihnindeki anılar hala taptazeydi.
Sonunda avcı içini çekti ve moralsiz bir tavırla başını salladı.
“Tüm o vahşet günün sonunda anlamsızdı. Ne... ne büyük bir israf.”
Sunny kendi düşüncelerine dalarak sessiz kaldı.
Burası onun için de özel bir anlam taşıyordu. Bir İblis’e dönüştüğü yer burasıydı. Olan bitenin üzerinden sadece birkaç yıl geçmişti ama sanki koca bir ömür, hatta birkaç ömür devrilmiş gibi hissediyordu.
Geçmişin bu kadar uzak görünmesinin sebebi Kabus muydu, yoksa Antarktika mı?
Kadeh Tapınağı’nı arkalarında bırakıp bir sonraki hedeflerine doğru yola koyuldular.
Beyaz çiçeklerle kaplı o adada Sunny, Kabus’u buldu; gerçek Kabus’u. Daha doğrusu ondan geriye ne kaldıysa.
Çiçek tarlasına adımını atar atmaz Sunny kendini uykunun kucağında buldu. İçine çekildiği rüyada, şekilsiz bir tayf belirdi ve ölümcül bir cinnetle, gözü dönmüş bir öfkeyle ona saldırdı. Başka biri için bu durum son derece tehlikeli olabilirdi ama Sunny rüyalarla savaşma konusunda çok tecrübeliydi. Gölge olan Kabus da yanı başında onu koruyordu.
Birlikte o çılgın tayfa karşı savaşıp onu alt ettiler.
Tayf aslında gerçek Kabus değildi; sadece öldüğü yerde kalmış habis bir yankıydı. Uykudan uyanan Sunny, çiçek adasını keşfe çıktı ve tam merkezde devasa bir atın kalıntılarını buldu. Güzel çiçekler beyaz kemiklerin üzerini örtmüş, kafatasındaki boşluklardan fışkırmıştı.
O kara küheylanın bu adaya nasıl düştüğünü veya nasıl öldüğünü bilmiyordu. Yozlaşma’ya mı yenik düşmüştü, yoksa sonuna kadar mı direnmişti?
Tek bildiği, Kabus’un kanının döküldüğü yerde o beyaz çiçeklerin bittiğiydi.
Sadık Gölgesi bir süre kadim kemiklere baktı, ardından geniş burun deliklerinden gürültüyle hava püskürtüp vakur bir ifadeyle arkasını döndü.
Bu geziden pek bir kazançları olmamıştı ancak kara at, koleksiyonuna katmak üzere güçlü bir kabusu boyunduruğu altına almış gibi görünüyordu. Rüya Laneti sayacı, rüya tayfını kestikten sonra bir hayli yükselmişti.
Son durakları, göl canavarının bir zamanlar Cassie’ye Yakut Bıçak’ı bahşettiği adaydı.
Ada, Sığınak’a çok yakındı ve son derece tehlikeli olduğu bilinirdi. Uyanmış olanlar burayı geçmeye cüret etseler bile her zaman adanın kıyısından ilerler, o durgun göle asla yaklaşmazlardı; Gökyüzü Akını’nın bile burayı pas geçtiği söylenirdi.
Gölün dibinde yaşayan o ucube çok güçlü olduğu için miydi bu, yoksa Aziz Tyris diğer Kabus Yaratıkları’nın Kale’ye yaklaşmasını engellemek için onu orada mı tutuyordu, kimse emin değildi.
Tüm tehlikeye rağmen Cassie, uçan gemiyi sakin göl yüzeyine usulca indirdi ve dümeni bıraktı. Sunny ona sorgulayan bir bakış atıp hafifçe öksürdüğünde, kör kız sadece başını salladı.
“Endişelenme. Ezilme dinene kadar güvendeyiz.”
Gemiden ayrılmaya cesaret edemeyerek güvertede toplandılar ve durgun suyu izlediler. Bir noktada Cassie, Sessiz Dans’ı kınından çıkardı, namlusuna nazikçe dokundu ve sonra ince mekiği serbest bıraktı.
Kılıç dimdik yukarı fırladı, ardından Ezilme’nin ağırlığı altında zorlanarak suya daldı.
Sessizlik içinde uzun bir süre geçti. Bir noktada Cassie başını eğdi ve ağır bir şekilde içini çekti.
“...Boş. Gitmiş.”
Kısa süre sonra Sessiz Dans berrak suyun altından süzülerek çıktı ve ince namlusundaki su damlaları güneş ışığında parıldarken zarif bir kavisle yukarı uçtu.
Kılıç, Cassie’nin eline konup hareketsizleşti. Yankı’yı kınına sokan kör kız, sessizce rün dairesine dönüp gemiyi gökyüzüne doğru havalandırdı. Yüzünde nedense keder dolu bir ifade vardı.
Pratik olarak Sığınak’ın dibinde olmalarına rağmen, hiçbirinin orayı ziyaret etmeye niyeti yoktu. Beyaz Tüy klanının olmadığı o tanıdık kaleyi düşünmek Sunny’ye tuhaf geliyordu. Aziz Tyris’in yerine Valor tarafından Zincirli Adalar’ı denetlemesi için kimin gönderildiğini bilmiyordu, öğrenmekle de ilgilenmiyordu.
Kendi suçları olmasa da, yeni gelenler gözüne birer gaspçı gibi görünüyordu.
Sığınak’a yönelmek yerine uçan gemi rotasını batıya kırdı ve uzaklardaki Kızıl Kolezyum’a doğru düz bir hat üzerinde süzülmeye başladı.
Fildişi Kulesi’ne dönmeleri birkaç günlerini alacaktı.
Oraya vardıklarında küçük tatilleri resmen bitecek ve Sunny, Antarktika’nın o dondurucu soğuğuna, büyük klanların o kirli savaşına geri dalmak zorunda kalacaktı.
Geri dönmek konusunda içinde hafif bir isteksizlik vardı.
Kule’ye varmadan önceki son gece, Sunny kendini o kadim geminin güvertesinde, kutsal ağacın dalları arasından tepelerindeki sayasız yıldızı seyrederken buldu.
Bir ayak sesi duyuldu ve Nephis, sessizce ona eşlik etmek üzere yanına yaklaştı.
Birlikte geceyi izleyip geleceği düşündüler.
Geleceğin neler getireceğini, neler alıp götüreceğini...
Ve onlara nelere mal olacağını.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.