Cehennem Bomboş

Göz alabildiğine uzanan beyaz kum tepelerinin üzerinde bükülen fırtına rüzgarları, gökyüzünü yutan boğucu bir kum bulutu savuruyordu. Dünya tamamen beyaza kesmişti ve kavurucu bir sıcaklıkla kavruluyordu. Kum taneleri deriyi bıçak gibi keserken, altı kırılgan insan bu parıldayan cehennemin ortasında inatla ileriye doğru adımladı; yorgun elleriyle gözlerini siper edip rüzgara karşı direnmeye çalıştılar.

Sunny, küçük kafilenin en önündeydi; Saint'in sarsılmaz sırtı sayesinde fırtınadan bir nebze olsun korunuyordu. Elinde siyah bir cam parçası tutuyordu. Camın içinde, ayna gibi parıldayan tek bir göze sahip genç bir adamın yansıması duruyordu.

"Acele et, Sunless... Neredeyse vardın ama elini çabuk tutmalısın. Yaratık yaklaşıyor."

Sus be piç... Biliyorum... Her şeyin farkındayım!

Dişlerini sıkan Sunny, rüzgarı yara yara öne doğru atıldı. Kendini kızgın bir fırına fırlatılmış gibi hissediyordu. Tenyutan hemen arkalarındaydı; her zamanki gibi amansız ve kaçınılmazdı. Fakat bu gidişle o büyük ucube onlara ulaşamadan, çölün kendisi canlarını alacaktı.

Şaka gibi... Dünyanın en güçlü altı uyanmışı... Çevre koşulları yüzünden... Can verecek...

Komik değil miydi? Bir uyanmış olarak yolculuğu karlı dağlarda donarak ölmenin eşiğinde başlamıştı, şimdiyse bu lanetli çölün dayanılmaz sıcağına yenik düşmek üzereydi. Rüya Alemi zayıflara karşı acımasızdı ama güçlü olanlara da merhamet etmiyordu. Tabii Sunny henüz o kadar güçlü sayılmazdı.

Zihni durup dururken, Nephis'in Parlak Kale'de, uyuyanları Kızıl Kule'yi kuşatmaya götürmeden hemen önce yaptığı konuşmaya gitti.

Zayıflar ölecek. Güçlüler de ölecek. Ve geride kalanlar asla eskisi gibi olmayacak... Beni takip edin... Ve asla köle olmayacaksınız...

Gülmek geldi içinden.

Dünya tamamen beyaz ve kor gibi sıcaktı. Bu yok edici kum fırtınasında daha fazla dayanmaları imkansızdı. Sunny şimdiden yere yığılacak gibi hissediyordu... Kendisi gibi element direnci olmayan diğerlerinin ne halde olduğunu tahmin bile edemiyordu. Elbette herkesin sıcakla başa çıkmak için kendi yöntemleri vardı ama yine de hepsi yok oluşun eşiğinde yalpalamaktaydı.

Neyse ki hedefleri zaten yakındı. Beyaz kum fırtınasının arasından devasa, karanlık bir karaltı yavaşça belirdi. Sunny bir an duraksadı, başını kaldırıp baktı.

Biraz ötede, beyaz tepelerin arasında yan yatmış devasa bir siyah taş blok duruyordu. Hatları kusursuz derecede düzgün, yüzeyi pürüzsüzdü. Kum fıntınasının yıkıcı gücüne, kadim ölülerin ebedi savaşının felaket getiren gazabına ve hatta zamanın acımasız tahribatına bile meydan okuyor gibiydi. Yine de bir ucu çatlamış, kırılmış ve tamamen un ufak olmuştu.

Sunny bu yok edilemez siyah taşı hangi uğursuz darbenin bu hale getirdiğini bilmiyordu, bilmek de istemiyordu. Gördüğü manzara onu hayrete düşürmüştü. Sadece bu taş bloğun nereden geldiğini anladığı için değil, ne olduğunu bildiği için de.

Taşın her zerresinden tanıdık, hayaletimsi bir karanlık yayılıyordu.

Bu devasa siyah taş blok... Bir Kabus Tohumu'ydu.

Baştan aşağı bir tohumdu.

Tohumun altında, onun devasa gövdesi sayesinde rüzgardan korunan, kanatlı ve canavarca bir ucube kumların üzerinde yatıyordu. Güçlü pençeleri ve uzun kuyruğu siyah taş bloğun yanında küçük kalıyordu ama bu durum kimseyi yanıltmadı; yaratık son derece iri ve tehlikeliydi. Uzun boynunu kaldırıp altı ustanın olduğu yöne doğru baktığında, hepsinin yorgun bedenleri gerildi.

Aynı anda, Mordret'in yansıması gülümsedi.

"Ah... Bana aldırma, Sunless. Bu beden gerçekten çok çirkin, değil mi? Hemen değiştireyim..."

Ucube ağzını açtı ve içinden küçük bir insan bedeni kumlara yuvarlandı. Bir an sonra yaratık başını aniden yere bıraktı, can çekişmeden öldü. İnsan bedeni kıpırdandı.

Hiçliğin Prensi yavaşça ayağa kalktı, ardından kanlı bir kol güdüğüyle onlara el salladı. Rüzgar sesini taşıdı:

"Koşun! Tenyutan neredeyse geldi!"

Sunny bir an tereddüt etti, sonra göz ucuyla Nephis'e baktı. Daha fazla vakit kaybetmeden son gücünü topladı ve devasa siyah taş bloğa doğru fırladı.

Diğerleri de onu takip etti. Konuşulması gereken her şeyi zaten konuşmuşlardı. Herkes Üçüncü Kabus'un doğası hakkında bilinmesi gereken her şeyi biliyordu; önceki ikisinden farklarını ve benzerliklerini çoktan kavramışlardı.

Bir kere, bu sınava fiziksel bedenleriyle gireceklerdi. Sonuçta bir kez uyanmış mertebesine erişildiğinde, uyanık dünyada duran beden ile Rüya Alemi'nde dolaşan beden arasında hiçbir fark kalmıyordu.

Bunu Nephis ve Cassie, Valor Klanı'ndan öğrenip onlarla paylaşmıştı. Bunu bilmek iyiydi. Ancak bu bilgi bir kenara bırakılırsa, içine girecekleri kabus tamamen bir bilinmezlikti.

Tenyutan enselerindeyken tereddüt edecek zaman yoktu. Sunny, Mordret'in yanına varıp ona ters bir bakış attı.

"İçeri girdiğimizde bir oyun oynamaya kalkmasan iyi edersiniz."

Hiçliğin Prensi bir an durdu, ardından sırıttı:

"Ah, lafı ağzımdan aldın. Sunless... Hayatta kalalım."

Sunny başıyla onayladı, ardından yoldaşlarına döndü. Söylenecek ne vardı ki?

Kendini gülümsemeye zorlayarak bağırdı:

"Herkes... Hayatta kalsın! Buradan birer aziz olarak döneceğiz!"

Bununla birlikte, her birine son bir bakış attı.

Neph'in gözlerinde beyaz alev kıvılcımları dans ediyordu. Cassie solgundu ama sarsılmaz bir kararlılıkla doluydu. Kai, siyah taşa çaresiz bir ürpertiyle bakıyordu. Effie kasvetli ve kararlı görünüyordu. Jet ise... Gülümsüyordu. Başını hafifçe iki yana sallayarak sırıttı.

"Hayat gerçekten tahmin edilemez... Günün birinde Üçüncü Kabus'a meydan okuyacağımı kim bilebilirdi ki?"

Ruh Biçici, Sunny'ye bakarak güldü.

"Sunny! Teşekkürler!"

Sunny bir an ona baktı, ardından başını salladı.

Deli kadın.

Bunun ardından arkasını döndü ve siyah taşa doğru bir adım attı.

Bir adım, iki... Üç...

Kudurmuş kum fırtınasının beyaz cehennemi yavaşça yok oldu ve geriye sadece sınırsız bir karanlık kaldı.

O karanlığın içinde, Sunny Büyü'nün sesini duydu:

Uyanmış! Üçüncü Sınavına hazırlan!

Kelimeler boşlukta yankılandı.

On üç milyon yedi yüz bin yetmiş yedi cesur ruh... Kabusa hoş geldiniz!

Sunny'nin gözleri fal taşı gibi açıldı.

...Ne?

Altıncı Cildin Sonu: Tüm Şeytanlar Burada

Yazarın Notu: Bir dakika... Daha dün beşinci cildin sonu değil miydi? Eh, demek ki değilmiş! Her halükarda, Shadow Slave'in altıncı cildinin sonuna hoş geldiniz. Neredeyse 1.500.000 kelimeye yaklaşıyoruz, inanabiliyor musunuz? Her zamanki gibi yarın bir gün izin alacağım ve yarından sonra yedinci cildin ilk bölümleriyle geri döneceğim. Harika bir gün geçirin!

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.