Sunny bir an öylece dikilip Luster'a baktı, sonra içini çekti.
"Bu adamın nesi var?"
Genç adam nereye bakacağını bilemiyor gibiydi. Şaşkın bakışları, kafası tamamen karışmış bir halde Sunny ile Saint arasında gidip geliyordu. Derken, gözlerinde tuhaf bir parıltı belirdi.
"Ah, anladım! Demek o..."
Sunny onun sözünü bitirmesine izin vermedi.
"Hayattasın. Güzel. Sürünün icabına bakıldığını varsayıyorum..."
O sırada müfrezenin diğer üyeleri de yanlarına varmıştı; görünüşe göre hepsi sağ salim kurtulmuştu. Üstelik nispeten hırpalanmamış duruyorlardı... Tabii aynı şey Sunny ve Saint için söylenemezdi.
İkisinin de durumu pek iç açıcı değildi, hele o sessiz iblis ondan da beter durumdaydı. Nightmare de ağır yaralandığı için Sunny onu geri göndermişti. Şimdi o kara küheylan, Sunny'nin ruhunun karanlık alevleri arasında iyileşmeyi bekliyordu.
Ancak Saint'i göndermezdi... Henüz olmazdı. Konvoyu güvende tutmak için onun gücüne ihtiyacı vardı. Bir gölge ciddi hasar aldığında geri gönderilirse uykuya dalardı. Bu uyku, aldığı hasar tamamen onarılana kadar sürerdi; bu da Sunny'nin uykudaki bir gölgeyi bir süre boyunca çağıramayacağı anlamına geliyordu.
Saint'in yaraları çok olsa da hayati tehlike taşımadığından, önümüzdeki günlerde onu yanında tutacak başka bir çözüm bulmayı umuyordu.
...Bu zarif şövalyeye merakla bakan tek kişi Luster değildi. Diğer sıra dışılar da akıllarında pek çok soru var gibi görünüyordu. Bazıları yüzbaşılarının gizli bir kozu olduğunu biliyordu ama onu daha önce hiç görmemişlerdi.
Şaşırtıcı bir şekilde, sessizliğiyle bilinen Kim ilk soran oldu:
"Yüzbaşım! Şey... bu kim? Ah, pardon efendim... tanıştığımıza memnun oldum?"
Saint, her zamanki gibi sessiz ve ilgisiz kaldı. Onun bu mesafeli tavrı Kim'i duraksatmış gibiydi. Çekingen kız, iblise kafa karışıklığıyla baktı...
Sunny kafasını hafifçe yana eğip kıza şaşkınlıkla baktı.
Efendim mi? Bu üslup da neyin nesi? Hem neden bana değil de Saint'e daha çok saygı gösteriyormuş gibi hissediyorum?
Hafifçe kaşlarını çatarak konuştu:
"Bu Saint. Kendisi... bir nevi yankı."
Luster'ın gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu.
"Ne... Bir aziz mi?! Yüzbaşım... Yankı olarak bir aziziniz mi var?!"
Vücudundan geçen ani ve şiddetli bir ağrı dalgasıyla Sunny'nin yüzü buruştu, acı bir iniltiyi bastırıp kafasını iki yana salladı.
"Hangi aptal böyle bir şeye inanır ki? Tanrım..."
"Hayır... o sadece yükselmiş bir iblis. Adı Saint, o kadar. Her halükarda, Saint tehditlerin çoğunu konvoya ulaşmadan önce savuşturuyordu ama artık bir süre bizimle seyahat edecek. O yüzden... alışın."
Sıra dışılar bu durumu dert etmedi. Yüzbaşının "sadece" kelimesini kullanması pek yerinde olmasa da... Yükselmiş bir iblis, nihayetinde yükselmiş bir iblisti. Böyle biriyle karşılaşmak çoğu efendinin başını belaya sokmaya yeterdi. Müfreze üyelerine göre, yanlarında bu kadar güçlü bir yaratığın dövüşüyor olması inanılmaz bir nimetti...
Tam o sırada Quentin, her zamanki kibar ses tonuna tezat, biraz bitkin bir sesle araya girdi:
"Ah... bir raporum var yüzbaşım. Sürüyü yok ettikten sonra, her zamanki gibi birkaç yadigar kazandık. Ama bu sefer başka bir şey daha oldu."
Samara'ya baktı, ardından etraflarında bir kıvılcım kasırgası belirdi.
Sunny gözlerini kırpıştırdı.
Düşündüğüm şey mi bu...
Çok geçmeden kıvılcım fırtınasının içinden iki karaltı belirdi. Her ikisi de kabus gibi tazıları andıran, canavarca bir görünüme sahipti. Biri büyük bir kurt kadardı, diğeri ise zırhlı personel taşıyıcıdan bile büyüktü. Vahşi ağızlarından sarkan siyah dillerinden zehir damlıyordu.
Quentin neşeyle gülümseyerek küçük canavarın başını okşadı.
"...İki tane de yankı kazandık. Bu uyanmış bir canavar olan Blackie. Diğeri ise yükselmiş bir canavar ve... şey... Sam'in ona ne ad verdiğinden emin değilim."
Devasa yaratığa bir göz atıp Samara'ya soru sorar gibi baktı.
Kadının yüzü her zamanki gibi ifadesizdi. Bir an sessiz kaldıktan sonra tek bir kelime fısıldadı:
"...Ucube."
Quentin boğazını temizledi.
"Diğerinin adı da Ucube. Elbette er ya da geç bir yankı alacaktık ama aynı anda iki tane birden... Harika bir haber değil mi yüzbaşım?"
Sunny olabildiğince sakin görünmeye çalıştı. Yüz hatlarında en ufak bir kıpırdanma yoktu.
Benimle... dalga mı... geçiyorsunuz?!
Bu da neydi böyle? Kendisi binlerce düşmanı katletmesine rağmen Nightmare'den beri tek bir yankı bile alamazken, onlar nasıl olur da tek seferde iki tane birden kazanırlardı?
Bu nasıl bir şanssızlıktı böyle?
Bir anda, daha yeni aldığı ve incelemek için sabırsızlandığı o üstün yadigar bile gözüne o kadar büyük bir ganimet gibi görünmemeye başladı.
Sunny'nin yüzünde eğreti bir gülümseme belirdi.
"Evet... gerçekten harika bir haber."
Biri küçük, diğeri devasa iki canavar tazıya bakıp içindeki kıskançlığı bastırmaya çalıştı. Sonra Quentin'e döndü:
"Her halükarda, yeteneğini kullanarak Saint'i iyileştirip iyileştiremeyeceğine, yani... onarıp onaramayacağına bakmanı istiyorum. İşe yarar mı bilmem ama... elinden geleni yap. Yakında onun gücüne ihtiyacımız olacak."
Sunny'nin, Quentin'in iyileştirme gücünün Saint üzerinde en azından bir dereceye kadar etkili olacağına inanmak için iyi bir nedeni vardı.
Zarif şövalye tuhaf bir yaratıktı. Vücudu bir insanınkinden ya da kabus yaratıklarının çoğundan farklıydı. Tam olarak etten kemikten yapılmadığı gibi taştan da ibaret değildi. İkisinin arasında, her iki dokunun da özelliklerini taşıyan bir yapıya sahipti.
Modern tıbbın yöntemleri onda kesinlikle işe yaramazdı; en yetenekli cerrah bile Saint'in gizemli anatomisi karşısında ne yapacağını şaşırırdı. İyileştirme yetenekleri de bir işe yaramayabilirdi, çünkü bu güçlerin çoğu eti onarmaya yönelikti.
Ancak Quentin bu konuda biraz özeldi.
Onun yeteneği aslında doğrudan iyileştirmek değil, eski haline getirmekti. Klasik iyileştirme güçlerine göre daha yavaş ve daha az etkiliydi ama çok daha kapsamlıydı. Sunny, Quentin'in insanları tedavi ettiğini, makine parçalarını onardığını ve hatta bir geminin gövdesindeki çatlakları kapattığını görmüştü. Savaşta ise bu yeteneği, ne kadar hasar alırsa alsın zırhının parçalanmasını önlemek için kullanıyordu.
Madem bu şövalye ruhlu şifacı hem canlı organizmaları hem de cansız nesneleri eski haline getirebiliyordu, o halde her ikisinden de biraz taşıyor gibi görünen Saint'i tedavi etmek için ondan daha uygun kim olabilirdi?
Sunny, karların içinde konvoya doğru yürürken bunları düşünüyordu.
Neyse ki tahmini doğru çıkmıştı. Yavaş da olsa, Quentin'in dokunuşuyla Saint'in kırık zırhı kapanmaya başladı ve kanı yerine geçen ince yakut tozunun akışı kesildi.
En azından şimdilik, sığınmacıları korumasına yardım etmeye devam edebilecekti.
...Ancak bugün kazandıkları gibi daha kaç savaş vardı önlerinde?
Hepsini tüketene kadar daha kaç tanesinden geçmeleri gerekecekti?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.