Bir noktada Leşçil’in zırhını asla kıramayacağını kabul etmek zorunda kalsa da bu aşağılık yaratığa acımasız darbeler indirmekten vazgeçmedi. İçinin de dışı kadar dayanıklı olduğuna inanmayı reddediyordu. Kabuk ne kadar sert olursa olsun, yeterli güç uygulandığında koruduğu her şeyi kanlı bir püreye çevirmek mümkündür. Ne de olsa kendisinin de aynı zayıflığı vardı...
Fakat bu lanet ibilise ne kadar vurursa vursun, Leşçil durumdan pek rahatsız görünmüyordu.
"Siktir git ya!"
Çaresizlik ve öfkeyle dolan Sunny, tek eliyle yaratığın çenesini kavradı, diğeriyle de o mahlukun kolunu sıkıştırdı. Ardından ağzını açtı...
Ve dişlerini Leşçil’in etine geçirdi.
Şansı yaver gitmişti belki de, ya da o noktadaki kemik zırh daha önceki darbeleriyle gerçekten zayıflamıştı... Her ne olursa olsun, nihayet bir şeylerin kırıldığını hissetti ve dilinin üzerinde iğrenç, tiksindirici bir tat duydu. Leşçil’in kanıydı bu.
Sunny hayatında hiç bu kadar tatlı bir şey tatmamıştı.
Yaratığın ürperdiğini ve kendisini panikle uzaklaştırmaya çalıştığını hissedince, kötücül bir neşeyle dişlerini daha da derine sapladı, sonra da koca bir et parçasını koparıp aldı. Tükürüp sırıttı, ama tam o anda suratına inen devasa bir yumrukla bu yaptığına anında pişman oldu. Korkunç bir güç yüzüne patlamıştı.
Sunny geriye savruldu.
Ve tam o anda, siyah küre nihayet parçalandı.
Koruyucu gölgelerin üç katmanı da ağır hasar almış, artık sınırına dayanmıştı. Yumurtayı saran çatlak ağı birden yarıldı ve küre sayısız parçaya bölünerek çöktü; hem Sunny’yi hem de Leşçil’i korkunç bir sıcağa ve kör edici bir ışığa maruz bıraktı.
Dünya son bir kez daha sarsıldı.
Dünya...
Çok sıcaktı.
Ama en azından dönmeyi bırakmıştı.
Sunny kendini turuncu, parlak bir sis tabakasına bakarken buldu.
Sis güzel görünüyordu, buram buram yangın kokuyordu.
"Sanırım yanıyorum."
Başını kaldırdığında bacaklarını yalayan alevleri fark etti. Şansına, elementel direnci bunlara dayanacak kadar yüksekti. Zarafetsiz Alacakaranlık da alevlerden hiç etkilenmemişti. Siyah ipek hoş bir serinlik veriyordu.
Doğru ya...
Turuncu sis, alev denizinin aydınlattığı toz bulutundan başka bir şey değildi. Sunny rubble ve enkaz parçalarının arasında, yerde yatıyordu. Bazı parçalar kor haline gelmişti, yer yer erimiş metal birikintileri göze çarpıyordu. Cehennemden bir köşeyi andırıyordu burası.
Heryeri ağrıyordu, nefes almak garip bir şekilde güçleşmişti... Ama hayattaydı.
Inleyerek yavaşça doğruldu, sonra sendeleyerek ayağa kalktı. Hiç iyi hissetmiyordu. Dehşet verici derecede tükenmişti, ağır yaralıydı ve üstüne üstlük zehirlenmişti. Leşçil’e gelince...
Sunny etrafına bakınıp dişlerini gıcırdattı.
"Piç yine kaçmış olmasın!"
Gölge duyusunu dışarıya doğru yaydı, ardından yüzünde bir tebessüm belirdi.
Topallayarak yanan bir enkaz yığınının etrafından dolandı ve yerdeki derin bir çukurun kenarında durdu.
Çukur yaklaşık üç metre derinliğindeydi ve kenarları neredeyse dikti. Tabanında Leşçil, devasa bir alaşım parçasının altında sıkışıp kalmıştı. Yaratık hafifçe sersemlemiş gibiydi ama bunun dışında sapasağlam görünüyordu. Hatta o mahluk, ağırlıktan gıcırdayan alaşım bloğunu çoktan kaldırmaya çalışıyordu.
Gölgelere kaçamıyordu çünkü etraftaki her şey alevler ve parıldayan sis yüzünden ışıl ışıldı. İblisin içine dalabileceği büyüklükte tek bir gölge bile yoktu.
Şimdilik savunmasız durumdaydı.
...Sorun şuydu ki Sunny’nin dövüşecek gücü kalmamıştı. Gücünün yerinde olduğu anlarda bile tüm çabaları Leşçil’in delinmez zırhını aşmaya yetmemişti. Bütün yapabildiği, yaratığı ısırarak biraz kanatmaktan ibaretti.
Ve elinde sadece birkaç damla öz kalmıştı.
Lanet mahluk yakında kendini kurtarıp kaçacaktı... Ya da belki de ayakta zor duran Sunny’ye saldırıp işini bitirecekti.
Sunny tam anlamıyla bir kör düğümün içindeydi.
Yüzünü ovuşturdu, çabalayan Leşçil’e uzun uzun baktı, sonra da özünün son damlalarını kullanarak bir Hatıra çağırdı.
Yaratık nefretle Sunny’ye bir bakış attı, ardından kurtulmak için çabalarını iki katına çıkardı. Yozlaşmış bir İblis’in gücüyle, ne kadar ağır olursa olsun bir alaşım parçasından kurtulmak sorun olmamalıydı... Fakat Leşçil de sersemlemiş ve yorulmuştu. Üstelik ruhunun Sunny’nin pençeleriyle yırtılması onu iyice zayıflatmıştı. Kurtulması en azından bir düzine saniyesini alacaktı.
Yine de düşmanının çağırdığı Hatıra’nın bir kılıç ya da yay olmadığını, aksine mütevazı görünen bir alaşım sandık olduğunu fark edince biraz rahatlar gibi oldu.
Sunny içini çekti, ardından soğuk bir şekilde gülümsedi.
"Al bakalım piç. Ye bunu."
Bunu söylerken Açgözlü Sandık’ın kapağını açtı ve tekme atarak sandığı yan devirdi.
Sandığın dibi görünmeyen kapkara ağzından, bu derin çukura küçük, siyah böceklerden oluşan bir sel aktı.
Leşçil’in üzerine düştüler, anında kemik zırhı ısırmaya başladılar. Sunny’nin silahlarının işe yaramadığı yerde, bu karanlık haşerelerin keskin çeneleri de aynı şekilde etkisiz kalıyordu... Ancak bunlardan sayısız binlerce vardı ve mahlukun heybetli vücudunun tamamı zırhla kaplı değildi. Çatlaklar vardı... Boşluklar vardı... İçeri girmelerin yolları vardı.
İblis panikle kaçmaya çalıştı ama artık çok geçti. Silüeti börtü böcekten oluşan hareketli bir halıyla kaplandı, ardından tamamen bu kütlenin altına gömüldü. Açgözlü Sandık’tan kaynayan küçük yaratıklar akmaya devam etti, öyle ki çukur neredeyse ağzına kadar doldu. Kaynaşan haşere kütlesinin altında Leşçil’den tek bir iz bile kalmamıştı.
Sunny bir adım geri çekildi, derin bir nefes aldı.
Sonra garip, titrek bir kahkaha attı.
"Başardım!"
Kahkahası daha da yükseldi.
"Şu gölge yaratıklarıyla derdim ne benim böyle... Ne zaman biriyle dövüşsem deliliğin sınırına kadar sürükleniyorum... Sonra da o sınırı biraz aşıyorum..."
O gülerken, Büyü aniden kulağına fısıldadı:
[Yozlaşmış bir İblis kattlettiniz...]
O kadar şaşırdı ki mesajın devamını kaçırdı bile.
"Ne...?"
[Gölyeniz güçleniyor.]
O anda Sunny, ruhuna adeta bir gölge parçacığı selinin aktığını hissetti... Yozlaşmış bir İblis’i öldürdüğünde alması gerekenden onlarca, hatta yüzlerce kat daha fazlası zihnine dolduruyordu.
Gözleri fal taşı gibi açılırken Büyü bir kez daha konuştu:
[...Bir Yankı elde ettiniz.]
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.