Sessizliğin Kıyısında

Sunny bir anda sıçrayarak uyandı. Gergedan’ın o her zamanki tanıdık gürültüsü ve titreşimleri, her şeyin yolunda olduğunu, aracın hedefine doğru hızla yol aldığını fısıldıyordu. Görünürde onlara saldıran kimse yoktu.

Yine de içini tarif edemediği derin bir huzursuzluk kaplamıştı. Kaşlarını çatıp yataktan kalktı ve pilot kabinine doğru yürüdü. Yolda, ikincil kontrol panelinde sistem taraması yapan Kim’in ve kargo bölümündeki çalışma masasında tüfeğini kurcalayan Samara’nın yanından geçti.

Aracın önüne vardığında, dünyayı yutan beyaz kar fırtınasını zırhlı ön camın arkasından sessizce izledi. Elbette komuta merkezinden dış kameraların görüntülerine de bakabilirdi ama kendi gözlerine her zaman daha çok güvenirdi.

Sıra dışı hiçbir şey görünmüyordu.

Bir an tereddüt ettikten sonra Luster’a seslendi:

“Az önce bir şey mi oldu?”

Genç adam kafa karışıklığı içinde ona bir bakış attı.

“Şey... Hayır? Ah, birkaç dakika önce sismik aktivitede ufak bir artış oldu ama olağanüstü bir durum değil. Her zaman olur. Merak etmeyin efendim... Yaklaşık yarım saate tesise varmış oluruz.”

Sunny’nin yüzü asıldı.

“Güzel.”

Dinlenme alanına dönüp kendine bir fincan kahve koydu, ardından komuta merkezine geçti.

“Kimmy, araştırma tesisiyle iletişime geç. Yakında orada olacağımızı bildir.”

Genç kadın teşhis yazılımını durdurup vericiyi çalıştırdı ve yaklaşmakta oldukları tesise bir iletişim talebi gönderdi. Birkaç dakika boyunca kanalda sadece parazit sesi yankılandı. Kim kaşlarını çatarak çağrıyı tekrarladı, bu kez Gergedan’ın antenlerini sonuna kadar açmıştı.

Yine de tık yoktu.

Sunny kahvesinden bir yudum aldı.

“Ne o, cevap veren yok mu?”

Kim monitörleri inceledikten sonra çekingen bir tavırla konuştu:

“Hayır, ondan değil... Sadece... Şey, sinyalimiz bir sebepten karşı tarafa ulaşmıyor gibi görünüyor.”

Sunny ensesini kaşıdı.

“O zaman Ordu Komutanlığı ile irtibata geç, tesisin durumuna dair bir güncelleme iste.”

Kim denileni yaptı ama sonuç yine hüsrandı. Yüzü asıldı.

“Bu... Efendim, Ordu Komutanlığı’na da ulaşamıyorum. Tüm iletişim hatları kopmuş gibi görünüyor.”

Sunny bir an sessiz kaldı.

“Yani herkesle bağımız tamamen koptu mu? Fırtına yüzünden mi?”

Son zamanlarda istikrarlı bir bağlantı kurmak zorlaşmıştı ama henüz hiç bu kadar tam bir sessizliğe gömülmemişlerdi. Sonuçta Sunny, Gergedan’ın iletişim dizisini güçlendirmek için bir ton katkı puanı harcamıştı.

Kim duraksadı.

“Bilemiyorum efendim. Basit bir fırtınanın sinyali bu kadar bozmaması gerekir.”

Sunny yüzünü sıvazladı.

“Bu hiç hayra alamet değil...”

İç çeker ardından gölgelerini kar fırtınasına saldı. Gölgeler, hızla ilerleyen Gergedan’ın etrafına yayılarak beyaz pusun içinde saklanabilecek herhangi bir tehlike izi aradı. Ancak gölgeler ne kadar dikkatli bakarsa baksın, her şey normal görünüyordu.

Yolculuğun geri kalanında Sunny tetikte bekledi. Dakikalar hiçbir olay yaşanmadan akıp gitti. Yakında dinlenme alanından hafif sesler ve hareketlilik gelmeye başladı; rüya aleminden dönen Belle, Quentin ve Dorn, dinlenmiş ve tazelenmiş bir halde uyku bölmelerinden çıktılar. İri yarı adamın yüzünde hâlâ bir miktar acı okunsa da yarası iyileşme yolundaydı.

Derken yarım saat göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Gergedan’ın güçlü projektörleri tesisin kapılarını aydınlatmadan çok önce, Sunny araştırma merkezini fark etmişti.

Tesis, bilimsel bir üsten ziyade küçük bir kale yerleşkesini andırıyordu. Okyanus kıyısına tehlikeli derecede yakın bir noktaya tünemişti; etrafı kalın duvarlarla çevriliydi ve devasa taretler karanlık dalgalara nişan almış bekliyordu. Görkemli kalenin tepesinde, siyah gökyüzünün fonunda beyaza boyanmış, kubbe benzeri büyük bir yapı yükseliyordu. Kusursuz pürüzsüzlükte, devasa bir yumurtaya benziyordu.

Tesisin resmi bir adı yoktu, sadece LO49 olarak biliniyordu. Sunny içeride ne tür araştırmalar yapıldığına dair hiçbir fikre sahip değildi ancak uyanmış kişilerden oluşan kalabalık bir garnizonun ve başında rütbeli bir ustanın olduğunu düşünürsek, oldukça önemli olmalıydı.

Burada yaşayan bilim insanlarının çok değerli işler yaptığının en büyük kanıtı ise, onları tahliye etmek için bizzat Sunny ve askerlerinin gönderilmiş olmasıydı.

“Luster, yavaşla. Geldik.”

Gergedan yavaş yavaş hız kesti ve yerleşkeye yaklaştı. Işık hüzmeleri, kapının önünde park etmiş, destek birlikleri gelir gelmez personeli götürmek için bekleyen küçük bir nakliye filosunu aydınlattı.

Bir an için Sunny’nin içine bir korku düştü. Sanki tüm tesis boşalmış, sokaklarında sadece hayaletler dolaşıyor gibiydi.

Ancak hemen ardından kapıların üzerindeki taretler hareket ederek yaklaşan zırhlı araca kilitlendi. Duvarlardaki güçlü spot ışıkları yanarak karı yarıp geçti ve etrafı bembeyaz bir ışığa boğdu.

Gergedan nakliye araçlarının yanına gidip park etti. Aynı anda kalenin ağır kapıları açıldı ve fırtınanın içine tek bir insan figürü çıktı.

Sunny içini çekerek Gergedan’ın kapağını açtı ve dondurucu soğuğa adım attı.

İleri doğru yürüyüp yabancıyı süzdü.

Adam uzun boylu, yapılı ve kırklı yaşlarında görünüyordu. Sunny’ninkine benzer siyah bir tulum giymiş, üzerine de önü açık bir parka atmıştı. Koyu renk saçları, sakin ve zeki gözleri vardı. Sert ve yorgun yüzünde vakur bir ifade okunuyordu.

Genel olarak yabancının her hali tecrübe ve disiplinden bahsediyordu.

Sunny birkaç adım ötede durup başını sallayarak onu selamladı.

“Ben uyanmış Sunless, Tahliye Ordusu Birinci Müstakil Bölük yüzbaşısıyım. Varışımızdan haberdar edilmiş olmalıydınız.”

Uzun boylu adam bir an duraksayıp onu inceledi, sonra o da başıyla onayladı.

“Ben usta Verne.”

Elini Sunny’ye uzattı ve tok bir sesle konuştu:

“LO49’a hoş geldiniz, Usta Sunless.”

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.