Aktif bir kapı'ya çok yakın oldukları için konvoy genelindeki telsiz iletişimi neredeyse tamamen kesilmişti. Ancak Sunny bu tarz bir duruma zaten hazırlıklıydı.
Zihnindeki düşünceleri Olağanüstü Taş’a aktararak Luster’a kısa bir mesaj gönderdi: "Ne olursa olsun ilerlemeye devam edin ve sakın yavaşlamayın. Konvoya sonra yetişeceğim."
...Umarım.
Araç konvoyunun yanından hızla geçip tamamen yanlış bir yöne doğru saptı. Hangi deli bir Düşmüş Titan’a doğru son sürat sürerdi ki? Sunny, parıldayan karaltısına şaşkınlık ve korkuyla bakan düzensizlerin yüzlerindeki dehşet ifadesini ancak bir anlığına seçebildi. Sonra konvoy arkasında kaldı, gitgide uzaklaştı.
Diğer yanda ise Golyat’ın devasa gölgesi adım adım yaklaşıyordu. Yaklaşan titan’a bakan Sunny’nin içine bir ürperti düştü.
Bir titan'ı öldürebilir miyim?
Doğrusu bundan pek emin değildi. Kesin olarak bildiği tek şey, bu titan'ı tek başına asla öldüremeyeceğiydi.
Golyat’ı incelemek, zayıf noktalarını öğrenmek ve hazırlanmak için vakti olsaydı belki işler değişebilirdi. Ancak Ordu Komutanlığı bu taştan canavar hakkında çok az şey biliyordu, kendisi ise daha da azını. Eğer ikisi ölümüne bir savaşa girecek olsaydı, kimin öleceği gün gibi ortadaydı.
Neyse ki Sunny’nin kahraman gibi son nefesine kadar savaşmak gibi bir niyeti yoktu. O bir kahraman değildi ve yakında ölmeyi de hiç mi hiç düşünmüyordu. Bu yüzden amacı bu devasa yaratığı yok etmek değildi... Sadece bu koca piç'i biraz olsun yavaşlatmak istiyordu.
Konvoy kaçacak zamanı bulursa, Golyat’ın onların peşinden gitmeme ihtimali oldukça yüksekti. Biraz daha kuzeyde, otoyolun uzun bir kısmı sarp kayalıkların altından geçiyordu; bu yüzden devasa cüssesi canavar için bir engel haline gelecekti. Golyat kilometrelerce uzunluktaki sert kayalıkları yıkıp geçmeye ya da yeniden okyanusa dalmaya niyetli değilse, bu hızlı araçlara yetişmekte zorlanacaktı.
Tüm sıradağları yerle bir etmeye kalksa bile bu durum onu zaten yavaşlatırdı.
Birkaç dakika... Sunny’nin konvoya sadece birkaç dakika kazandırması gerekiyordu.
...Peki ama bir titan'ı birkaç dakika boyunca nasıl durduracağım?
Kabus yolun ortasında durdu; yaklaşan Golyat’ın gölgesinin yanında ufacık kalmıştı. Sunny, taştan devasa yaratığa gözlerini dikti. Canavarın insanlık dışı bakışlarının kendi üzerine kilitlendiğini hissettiğinde ürperdi. Bakışların ağırlığı adeta somuttu; üzerindeki baskı, Ezilme’nin bir yankısı gibi omuzlarına çöküyordu.
Aralarında hâlâ sarsılan otoyolun bir kısmı uzanıyordu ama yaratığın o akılalmaz cüssesiyle bu mesafe sadece birkaç adımda kapanacaktı.
Sunny derin bir nefes alıp deli gibi çarpan kalbini zorla da olsa yatıştırdı.
Karakasından aşağı atlayıp birkaç adım öne doğru yürüdü ve durdu. Yüzünde meydan okuyan, öfke dolu bir ifade vardı.
"Bunu gece vakti yapmamalıydın, koca kafalı..."
Bunu der demez özünü ileriye doğru serbest bıraktı.
Dağların yamaçlarında ve okyanus kıyısının karanlık şeridinde, gölgelerin yığını hareketlenip canlandı. Ardından, karanlığın içinden fırlayan kalın, siyah bir zincir titan’ın kollarından birine dolandı.
Onu bir diğeri ve sonra bir diğeri daha izledi. Topraktan, dağ yamacından ve kıyı şeridinden fırlayan düzinelerce karanlık zincir Golyat’ın kollarını ve bacaklarını kıskıvrak bağladı. Sunny tamamen odaklanmıştı, gözleri derin gölgelerin içinde kaybolmuştu. Özü bir gelgit gibi kabarıp akıyor, kutup gecesinin koyu karanlığına nüfuz ediyordu.
Bu imkansız görevi başarmak için karanlıktan başka hiçbir şeyin yetmeyeceğini bilerek tüm gücünü arkasına bakmadan harcıyordu.
...Neyse ki hayatta en iyi bildiği şey, hem gerçek hem de mecazi anlamdaki zincirlerdi. Henüz her zincirden nasıl kurtulacağını öğrenememiş olabilirdi ama bağlanmanın ne demek olduğunu çok uzun zaman önce öğrenmişti.
Golyat ilk başta gölge zincirlerinden hiç etkilenmiş gibi görünmedi. Onları arkasından sürükleyerek ilerlemeye devam etti. Zincirlerin farkında olduğuna dair en ufak bir işaret bile göstermiyordu.
Ancak Sunny’nin işi henüz bitmemişti. Solgun yüzünde eğri bir sırıtış belirdi ve birdenbire sanki gecenin kendisi canlandı. Dev titan’a doğru fırlayan sayısız zincir, uzuvlarını sıkıca sardı.
Düzinelerin yerini şimdi yüzlercesi almıştı. Sunny kafasının alev alev yandığını hissediyordu; bu kadar çok somutlaşmış gölgeyi aynı anda hem şekillendirmeyi hem de bu kadar güçlü ve gerçek tutmayı nasıl başardığından kendisi de emin değildi.
Yine de yapıyordu. Üstelik her saniye karanlığın içinden yeni zincirler fırlamaya devam ediyordu. Golyat, gövdesinde adeta koca bir zincir ormanı taşıyor gibiydi. Yere o kadar sağlam çıpalanmıştı ki sonunda...
Titan’ın yürüyüşü yavaşladı.
İlk başta sadece hafifçe, ardından gitgide daha da belirgin bir şekilde durakladı. Devasa canavar gövdesini öne eğip hamle yaptı; hareketlerinde belirgin bir öfke vardı. Ancak o öne doğru atıldıkça, zincirler onu daha da geriye çekiyordu.
Ve her an yenileri beliriyor, birer yılan gibi gövdesine dolanıyordu.
En sonunda titan, Sunny’nin sadece birkaç düzine metre uzağında, yani bir adımdan daha kısa bir mesafede, tamamen hareketsiz kalarak durdu. Gölge zincirleri inliyor, kopmanın eşiğindeymiş gibi çatırdıyordu ama yine de dayanıyorlardı.
Dışarıdan bakıldığında, devasa yaratık adeta kendisine meydan okuyan bir karıncanın önünde diz çökmeye çalışıyor gibi görünüyordu.
Sunny titrek bir nefes verdi. Burnundan süzülen kan damlalarını hissederken hafifçe sendeledi. Özü korkunç bir hızla tükeniyordu. Bu gidişle yüzlerce gölge zincirini daha fazla ayakta tutamayacaktı... ama bu hamle ne kadar zaman kazandırmış olursa olsun, şimdiden yeterliydi.
...Herhalde.
Zihni bulanmaya başlamıştı.
Sanırım bu sefer biraz aşırıya kaçtım...
Hem, Yalnızlık Günahı’nın fısıltıları ne ara bu kadar yüksek çıkmaya başlamıştı?
Şimdi Sunny, o fısıltıların ne dediğini seçebildiğini hissediyordu.
Hayır... Kesinlikle duyuyordu.
Lanetli kılıç kulağına fısıldıyordu; sesi kendi sesinden farksızdı. Sadece tek bir kelime söyledi:
"Yararsız."
Sunny’nin gözleri hafifçe irileşti.
Bir sonraki an, Golyat’ın bacaklarından birine dolanmış olan düzinelerce zincir sağır edici bir çatırtıyla koptu.
Ah.
Titan’ın devasa ayağı inanılmaz bir hızla ileri fırladı ve bir dağın ağırlığıyla Sunny’ye çarptı.
Kulakları tırmalayan bir rüzgar uğultusu ve tarif edilemez bir acı hissetti ama neyse ki bu çok uzun sürmedi.
Ardından, sadece karanlık kaldı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.