Karanlığın Yuvası

Enerji bariyerinin o daracık kabarcığına sıkışıp kalan Tayfun, adeta ölümcül bir kasırgaya dönüştü. O devasa cüssesinden beklenmeyecek bir hızla hamleler yapıyor, nefret ettiği insanları parçalamak için sağa sola savrulup kendi etrafında dönüyordu.

Sunny ve Dale, yaratığın yıkıcı saldırı bombardımanından şimdilik sıyrılmayı veya darbeleri savuşturmayı başarmıştı. Ancak kendini kaybetmiş bu devasa canavarın kütlesi altında ezilmekten kaçınmak çok daha zordu. Bariyer hareket edemeyecek kadar küçüktü; tek çareleri yaratığın sırtına tırmanmaya çalışmaktı.

Pek de akılkârı bir seçim değildi bu. Tayfun’un sırtındayken bile o üç ağız ve zehirli iğne ikisine rahatça uzanabiliyordu. Üstelik iğrenç mahluk anında yerde yuvarlanarak ikisini de üzerinden fırlatıverdi.

Sunny, devasa et yığınının altında kalmaktan son anda kurtuldu. Dale bariyeri kurduktan sadece birkaç saniye sonra, dilinde kanın o tuzlu tadını hissetti. İki Yükselmiş de hırpalanmış, yaralar içinde kalmıştı.

Tabii Tayfun da sütten çıkmış ak kaşık sayılmazdı.

Bacaklarının üçü kopmuş, gövdesi derin yaralarla donanmıştı; boyunlarından biri ise yarı yarıya kesilmişti. Daha da güzeli, yaratık İnziva Günahı'nın etkisiyle delirmiş, kendini tamamen en ilkel içgüdülerine teslim etmişe benziyor.

Tayfun’un vahşi gazabı korkunçtu elbette ama o insanlık dışı zekasını koruyor olsaydı onunla dövüşmek çok daha tehlikeli olurdu. Akıllı bir düşman, aklını yitirmiş bir yaratıktan katbekat daha ölümcüldü.

Şimdi tek yapmaları gereken işini bitirmekti.

"Kafasını kopar!"

"U-uğraşıyorum!.."

Dale’in kalkanı Tayfun’un boyunlarından birine saplanmıştı. Sunny bağırdığı sırada, Dale sanki ahşaba çivi çakar gibi gürzünü kalkanın kenarına indirmeye başladı. Isıtıcı kalkan, mahlukun etini bir bıçak gibi kesiyor, taşların üzerine simsiyah bir kan nehrinin akmasına neden oluyordu.

Yaratığın kulakları tırmalayan çığlığıyla yarı sersemleyen Sunny, kalan iki ağızdan birini engellemek için gölgeden bir duvar ördü. Duvar, canavarca saldırının altında paramparça oldu ama o esnada Yükselmiş kalkanına son bir darbe indirmişti bile. Tayfun’un kafalarından biri havada uçuştu.

'Kahretsin!'

Bundan sonra Sunny’nin kendi başının çaresine bakması gerekti. Yaralı yaratık hamle yapıp cüssesiyle onu bariyere sıkıştırdı. Kemik Örgüsü ve Mermer Kabuk kanlı bir pelteye dönüşmesini engellemişti belki ama burada mahsur kalmıştı. Eziliyordu, nefes alamıyordu. En kötüsü de kaçacak hiçbir yer yoktu...

Yani, sıradan insanlar için yoktu. Sunny, titrek bariyerin yaratığın bedenine düşürdüğü gölgenin içinde eriyip gitti. Mahlukun diğer tarafında beliriverdiğinde kılıcı çoktan etine gömülmek üzere iniyordu.

Korkunç mücadele tüm şiddetiyle sürüyordu. Sunny ve Dale her an ağır yaralanmanın ya da ölmenin eşiğindeydi ama ikisi de henüz o hayati hatayı yapmamıştı. Zaman geçtikçe düşmanları daha da çıldırıyor, iki Usta ise yaratığı katletme konusunda giderek ustalaşıyordu. Aldıkları her darbe, yaptıklar her kaçınma ve attıkları her adımda onu nasıl daha çok yaralayacaklarını öğreniyorlardı.

Dale’in zırhı çatladı ama buna karşılık Tayfun’un iğnesi o ağır gürzün altında tuzla buz oldu. Sunny’nin sol gözünün üzerindeki derin yarıktan kan süzülüyordu fakat Tayfun’un ağızlarından birindeki azı dişlerinin yarısı dökülmüştü.

Sunny, canavarın tüm ağırlığıyla bariyere yüklenip açık verdiği o kısacık anı fırsat bildi. Nihayet tüm gücüyle saldırmak için pozisyon alabilmişti. Öne doğru fırladı, ivme kazanmak için bedenini hafifletti ve İnziva Günahı'nı yaratığın boyunlarından birinin köküne savurdu.

Yeşim rengi kılıç; Tayfun’un sert derisini, çelik gibi kaslarını ve kırılmaz kemiklerini keserken adeta gülüyordu. Boynun diğer tarafından çıkarken arkasında bir kan fıskiyesi bıraktı. Üç ağızdan ikincisi de yere düştü.

"Bir tane kaldı!"

Dale kalkanına sarsıcı bir darbe alıp hafifçe inleyerek geriye kaydı. Eli hafifçe titriyordu.

"Bariyer daha fazla dayanmaz. Acele... etmeliyiz..."

Sunny’nin hatırlatılmaya ihtiyacı yoktu. Çevrelerini saran gölgelerin değiştiğini zaten hissediyordu; Tayfun her çarptığında o ışıldayan enerji daha da sönükleşiyordu. Parıltısının büyük kısmı çoktan kaybolmuştu bile.

Ancak yaratık da silahlarının çoğunu kaybetmişti.

Oluk oluk kan kaybediyor, sakat ve yaralı bir halde giderek yavaşlıyordu. Sunny yine de gardını indirmemesi gerektiğini biliyordu. İnsan savaşçılar zafere yaklaştıkça aşırı özgüvene kapıldığı için, düşmanlar da son bir çaresiz gayretle rakiplerini yok etmek adına tüm temkini elden bıraktığı için bu son anlar genelde en ölümcül anlar olurdu.

Yine de... bu işin bir an önce bitmesi gerekiyordu.

'Tehlikeli...'

Düşünce zihninden şimşek gibi geçti ama Sunny çoktan harekete geçmişti bile. Kendini öne atarak yaratığın kuyruğundan gelen teğet bir darbeyi savuşturdu... ve bir gülle gibi Tayfun’a çarptı.

Dengesi bozulan mahluk bocaladı, ardından şiddetli bir misillemeyle ileri atıldı. Sunny bacaklarından sıyrılmayı başardı ama ağzından kaçamadı. Yeşim bıçağın etini yardığını hissederek İnziva Günahı'nı yaratığa doğru savurdu.

Aynı anda yaratık, Dale’e karşı tamamen savunmasız kalmıştı. Yıl hissetmeyen Usta ileri fırladı, gürzü aniden tehlikeli bir kırmızı ışıkla parıldadı. Silah, Tayfun’un kalan son boynunun köküne temas ettiği anda gürzün başı uğursuz bir ışıkla patladı, sanki bir gök gürledi.

Sunny, canavarın boynunun o öfkeli kırmızı ışıkta eriyerek parçalandığını gördü.

Ardından, bir saniyeliğine zihni tamamen durdu.

Tayfun ölmeden hemen önce Sunny’yi omzundan yakalamayı ve havaya fırlatmayı başarmıştı. Yırtıcı bir acı dalgası hisseden Sunny, ölmekte olan yaratıktan geriye doğru savruldu. Sırtı zayıflamış bariyere çarptı... Ve bariyer patladı. Mermer Kabuk çarpmanın etkisiyle sertleşmişti.

Sunny, Tayfun’un çırpınan bedeninden birkaç metre öteye zarafetten uzak bir şekilde çakıldı, birkaç metre daha yuvarlanıp suyun kenarında durabildi. Dudaklarından acı dolu bir inilti döküldü.

'Bu... acıttı...'

Yavaşça doğrulup omzuna baktı. Kuklacı Kılıfı'nın deri omuzluğu birkaç yerden delinmişti, cildinde derin çizikler vardı. Yine de Tayfun’un dişleri çok derine işlememişti. Yaralar yüzeyseldi.

Titrek bir nefes alıp başını kaldırdı. Yukarıda, Yutan Bulut... Amaçsız ve kaybolmuş görünüyordu. Kuluçka canavarları sürüsünü yönlendiren o kötü niyet olmayınca, şehir savunması tarafından yavaş yavaş yok ediliyorlardı.

Aziz ve Usta Jet de kendi Tayfunlarının işini bitirmiş olmalıydı.

Sunny oldukça hırpalanmış ama hayatta görünen Dale’e göz attı.

'Kazandık...'

Her şeye bakılırsa şu an coşku ve rahatlama hissetmesi gerekiyordu. Dövüş henüz bitmemiş olsa da Düzensizler görevlerini başarmıştı. Bugün İlk Ordu bir zaferi kutlayacaktı.

Ancak Sunny hiç de rahatlamış hissetmiyordu.

Aksine... İçini bir soğukluk kaplamıştı. Buz gibi bir soğukluk.

Ve korku.

'Bu da neyin nesi böyle?'

İçini kaplayan derin huzursuzlukla mücadele eden Sunny titredi, elini İnziva Günahı'nın kabzasına uzatarak siyah dalgalara doğru döndü.

Tam o sırada sular yarıldı ve suyun altından bir şey... Birisi belirdi.

Sunny gözleri fal taşı gibi açılmış halde öylece kalakaldı. Yüzü korkunç bir şekilde sarardı.

Okyanustan dışarı doğru yürüyen bir adam vardı, zırhından sular süzülüyordu. Uzun boylu, güçlü yapılıydı. Saçları koyu renkti ve o kansız yüzü... Boştu. Cam gibi bakan gözlerinin arkasında en ufak bir duygu kırıntısı bile yoktu.

Buna karşın o gözlerde başka bir şey vardı. Muazzam, yabancı ve dehşet verici bir şey.

Adam yavaşça sudan çıktı, Sunny’ye doğru sağlam bir adım attı. İçi boş bir tayf gibi onun tepesine dikildi. Cam gibi gözlerinin boş bakışları aşağı kaydı.

Sunny’nin eli titredi.

Dehşete düşmüş bir halde geriye doğru emeklemeye çalıştı, titrek ve belirsiz bir sesle fısıldadı:

"...V—Verne?"

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.