Devlerin Gölgesinde

Rüzgâr, şehir surlarının devasa siperlerine çarparak uğulduyordu. Birinci Ordu’nun askerleri, surların üstünde tir tir titriyor, kar fırtınasının kasvetli sisi içine kararlı fakat endişeli gözlerle bakıyordu. Bunlar şanslı olanlardı. Daha bahtsız olanlarsa çok aşağıda, yerde durmuş, hattaki yarıkları canları pahasına savunmaya hazırlanıyordu.

Şehrin savunma bariyerindeki çirkin yırtıklar yüzünden kuşatmanın lojistiği iyice içinden çıkılmaz bir hal almıştı. Bugün durum daha da vahimdi çünkü titanı hangi yönden saldıracağı belirsizdi.

Goliath, harap olmuş toprakları yarıp geçtiği her adımda yeri göğü inleterek güneyden gelebilirdi. Kuzeyden, liman kalesine saldırmak için karanlık dalgaların altından çıkabilirdi. Hatta Ordu Komutanlığı’nın bildiği kadarıyla yerin altından bile sürünerek gelebilirdi... Titanın yeteneklerinin sınırı hâlâ bir gizemdi.

Savunucuların tek bir noktada toplanmak yerine surların tüm çevresine dağılmasının sebebi de buydu.

Yine de Sunny ve Jet, düzensiz birliklerinden oluşan iki takımla birlikte kendilerini tanıdık bir noktada bulmuştu. Kuşatma başkentinin ana girişinin tam üstünde, kısa süre önce suru yarıp geçen kâbus kapısından çok da uzakta değillerdi.

Sunny sırtını alaşım siperliğe dayamış, zihnini odaklamaya çalışıyordu. Ruh Biçici ise hemen yanında dikilmiş, karlı perdenin gizlediği o devasa ölüm alanını süzüyordu. İkisi de Çağrı’nın zihinlerindeki fısıltılarını duymazdan gelmeye çalışıyordu.

Başlamasını bekledikleri savaşın mide bulandırıcı endişesi yetmezmiş gibi bir de bununla uğraşmak sinir bozucuydu.

Sunny derin bir iç çekip Usta Jet’e baktı. Saçları gözünün önüne düşüyordu, eliyle kenara itti. Konuşmaya fırsat bulamadan Jet sordu:

"Neden kestirmiyorsun?"

Sunny utançla öksürdü.

"Şey... Sıradan makaslar veya otomatik berberler bende işe yaramıyor artık. Keskin bir hafıza kullanıp kendim halletmeliyim muhtemelen. Evet, yakında bir ara hallederim..."

Jet hafifçe gülümseyerek başını çevirdi.

"Bizim NQSC’de tanıdığım biri var. Etraftaki az sayıdaki uyanmış kuaförden biri olduğu için kapısında kuyruk olurlar. Müşterileri arasında çok sayıda aziz var ama istersen sana bir torpil geçebilirim."

Sunny kıkırdadı.

"...Olur. NQSC’ye döndüğümüzde bakarız."

Bir an sessiz kaldıktan sonra devam etti:

"Goliath’ı yok edebileceğimizden ne kadar eminsin?"

Ruh Biçici duraksadı.

"Planın sana düşen kısmını kusursuz hallettiğin sürece neredeyse eminim. Bir şeyler ters giderse Kan Dalgası da devreye girecek. Gökyüzü Dalga’sının yine Kış Canavarı ile savaşmaya gitmesi kötü oldu tabii... Ama onsuz da halledebiliriz."

Sunny başıyla onayladı.

"Bence de..."

Ancak Jet elini kaldırarak sözünü kesti. Sunny sustu, tek kaşını kaldırdı.

Jet sakince karanlığa baktı.

"Dinle."

Sunny kulak kabarttı. Rüzgârdan ve etraflarındaki binlerce askerin bastırılmış nefesinden başka bir şey duyulmuyordu. Sonra, çok uzaklardan boğuk bir ses çalındı kulağına.

Güm.

Uzun ve sıkıntılı bir duraklamanın ardından bir daha.

Güm.

Sunny doğrulup kar fırtınasına dikti gözlerini. Sırtından aşağı buz gibi bir korku süzüldü.

"Geliyor."

Çok uzaklardan, devasa yaratığın gürleyen adımları dünyayı sarsarak yaklaşıyordu. Öfkeli kar fırtınası yüzünden askerler hiçbir şey göremseler de sadece bu ses bile benzlerini sarartmaya, silahlarını titreyen ellerle kavramalarına yetti.

Güm... güm...

Güm...

Her bir adım zihinlerine indirilmiş bir darbe gibiydi.

Jet, Ordu Komutanlığı ile iletişim kurmaya çalıştı fakat parazit yüzünden başaramayınca lanet okudu. Habercilerden birini çağırıp kestirip attı:

"Karargâha Goliath’ın güneyden yaklaştığını bildir. Buraya bir an önce takviye kuvvet lazım. Çabuk!"

Yüzü kireç gibi olan haberci selam verip gözden kayboldu. Artık beklemekten başka çareleri kalmamıştı.

Sunny’nin yanında, takımının üyeleri savaşa hazırlanıyordu. Etraftaki herkes aynı durumdaydı. Surun ötesindeki geçit vermez beyaz sisin içinden devin adımları gürlemeye devam ediyor, yavaşça daha yüksek, daha yakın ve çok daha korkutucu hale geliyordu...

Güm!

İşkence gibi geçen bir sessizlik anından sonra bir daha:

Güm!

Sunny dişlerini sıktı, arkasındaki siperde dört gölge titredi.

Kar fırtınasında gizlenen Goliath, Falcon Scott’a doğru ağır ağır ilerliyordu. Kimse onu göremiyordu ama titanı hatırlatan o ağır adımlar uğursuz savaş davulları gibi yankılanıyordu. Çok geçmeden, her adımla birlikte zemin sarsılmaya başladı. Titreşimler şehir surunun alaşım yapısından geçerek tüm gövdeyi zangır zangır titretti.

Sunny, devin ayağı altında ezilip kemiklerinin kırıldığı o anın hatırasıyla felç olmuş gibi vücudunun kaskatı kesildiğini hissetti. İnsanlar acıyı tam olarak hatırlayamazdı ama özellikle dehşet verici şekilde yaralandıysa, canının yandığı hissini hatırlaması çok kolaydı. O gün neredeyse ölüyordu... Birkaç hafıza ve biraz şans olmasaydı ölmüş olmalıydı.

Beden o yıkımı unutmamıştı.

Sunny hırlayarak üzerindeki o felç edici korkuyu silkip attı. Yürüyen dağın o nefret dolu siluetini görme umuduyla kar fırtınasını süzdü.

Ama onun yerine sadece duydu...

GÜM.

GÜM.

Lanet olsun.

GÜM!

GÜM!

...Gürleyen adımlar bir an kesildi.

Sonra kar fırtınasının oluşturduğu duvarda bir yırtık açıldı ve birkaç anlığına ufuk gözler önüne serildi.

Sunny gözlerini kıstı.

Ölüm alanının sınırında, dağların önünde devasa bir yaratık dikiliyordu. Şehir surlarından katbekat uzun olan titan, kendisi de canlı bir dağ gibiydi. Yarı insanı andıran gövdesi geniş ve biçimsizdi; yontulmamış, aşınmış taşlardan oluşuyordu. Üç güçlü kolu ve Birinci Ordu’nun askerlerine soğuk, korkunç bir kötülükle bakan devasa tek bir gözü vardı. Süt rengi göz tamamen beyazdı; ne bir gözbebeği ne de irisi vardı.

...Titanın arkasında ve etrafında, dağların yamaçlarından aşağı akan karanlık ve devasa bir beden denizi dalgalanıyordu. Kâbus Yaratıkları, akılalmaz büyüklükte bir sürü halinde Düşmüş Titan’ın izinden geliyordu.

Bir an için dünya donmuş gibiydi.

O korkunç anda Sunny kendisini gülümsemeye zorladı. Bütün bunlar; Antarktika’ya gelişi, Birinci Ordu ile o buz gibi düzlüklerde yürüyüşü, LO49’dan sağ çıkışı, bir mülteci treniyle kuzeye geri tırmanışı, Falcon Scott’taki haftalar süren amansız savaş... Hepsi bu an içindi.

Ölümcül bir nefretle Goliath’a baktı.

Gel bakalım piç...

Bir sonraki an, sanki bu çağrıya cevap verircesine, dev bir adım öne attı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.